Osmanlı’da vakıflar, toplumun hayır ve iyiliği için çalışan bir tür “yardımlaşma sandığı”ndan farksızdı. Osmanlı toplumunda adeta darb-ı mesel haline gelmiş şu söz, vakıfların hayatın içine nasıl yayıldığını ve ne denli önemli bir fonksiyon ifa ettiğini çok mükemmel bir şekilde ifade etmektedir: “Vakıflar sayesinde bir adam, vakıf bir evde doğar, vakıf beşikte uyur, vakıf mallardan yer ve içer, vakıf kitaplardan okur, vakıf bir mektepte hocalık eder, vakıf idaresinden ücretini alır, öldüğü zaman vakıf bir tabuta konur ve vakıf bir mezarlığa gömülür". Vakıf hastanelerde her dinden ve ırktan insanların tedavi edildiğini, doktor temin edildiğini ve gerekirse ücretsiz ilaç verildiğini de görmekteyiz. Aynı zamanda vakıflar yolu ile gelir dağılımındaki dengesizlikler asgariye indiriliyor, toplumsal adalet sağlanarak sosyal patlamaların ve sınıf çatışmalarının da önü alınıyordu.
Vakıfları, sadece fakirlere yardım eden ve cümle mahlûkata hizmet götüren bir müessese olarak görmek eksik bir değerlendirme olur; zira vakıflar aynı zamanda Osmanlı kültür ve medeniyetinin, fikir ve irfan hayatının da belkemiği mesabesindeydi. Osmanlı, halkının ekseriyeti Hıristiyan olan Rumeli’de fetihlerin hemen ardından vakıf müesseseleri, külliyeler kurmaya o kadar önem verdi ve bunları, Osmanlı/İslam mimarisine göre o kadar süratle inşa etti ki, bu sayede hem halkın gönlünü kazandı, varlığını benimsetti hem de iskân siyasetini kolayca tatbik etmesini sağlayarak buraları birer Müslüman-Türk toprağı haline getirmeyi ve devletin güç ve kudretini sergilemeyi başardı.
(İsmail Çolak, Zafer Dergisi, Haziran 2012, 426. Sayı)
Mevlâna Takvimi