karamustafa paşanın resmi

5 views
Skip to first unread message

Mersovan

unread,
Dec 10, 2006, 12:26:14 AM12/10/06
to Merzifon Mersovan Marsevinç, Mersuvan
Karlofça'nın orijinal metni 300 yıl sonra Türkiye'de

Murat BARDAKÇI

Ufacık bir Polonya kasabası olan Carlowicz'de 1699'un 26 Ocak'ında
imzaladığımız Karlofça Antlaşması, Osmanlı İmparatorlu-ğu'nda
çöküşün başlangıcıydı. Antlaşmanın 300 yıl boyunca
Polonya'da muhafaza edilen orijinal metni şimdi İstanbul'da. Türk ve
İslam Eserleri Müzesi'nde 29 Haziran'da açılacak olan 'Savaş ve
Barış' sergisinde yeralacak ve serginin açılışını
Cumhurbaşkanı Demirel yapacak.

Karlofça ilkokuldan itibaren işittiğimiz, ortaokul ve lise
sıralarında maddelerine kadar ezberlediğimiz bir antlaşmaydı.
Polonya'nın ufak bir kasabası olan Carlowicz'de 1699'un 26 Ocak'ında
imzalanmıştı, adını bu kasabadan alıyordu ve
''Karloviç'' okunan Carlowicz bizde Karlofça olmuştu. Avrupa
Osmanlı'yı paylaşmanın ilk adımlarını Karlofça'da o gün
atmış, imparatorluğun çöküşü işte bu antlaşmanın
imzalanmasıyla başlamıştı.


BARIŞ SEMBOLÜ SU MATARASI


Bir yerde Sevres'in öncüsüydü. Biz Sevres'i yırtmış, hükümsüz
kılıp Lozan'la değiştirmiştik ama o zamanlarda aynı çabayı
gösterecek bir kahraman çıkmadığı için koskoca imparatorluğun
temelleri 1699'un o buz gibi 26 Ocak günü sarsılmaya başlamıştı.


Derken 300 sene geçti ve Karlofça'nın orijinal metnini Polonyalılar
muhafaza ettiler. Ama bundan sadece birkaç hafta öncesine kadar: Zira
Karlofça şu anda İstanbul'da, Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde
bulunuyor ve önümüzdeki 29 Haziran'dan itibaren de üç ay boyunca
burada sergilenecek.


Müzenin müdiresi Dr. Nazan Ölçer'in seneler süren çabasının
meyvesi olan ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın 1683'teki Viyana
bozgununda savaş meydanında bırakmak zorunda kaldığı hazinelerin
yeralacağı sergiden daha önce sözetmiştim. Nazan Hanım bozgundan
sonra Polonyalılar'ın eline geçen eserleri Türkiye'ye getirtip
sergilemek için beş yıl uğraşmış, 340 parça eseri getirtmeye
muvaffak olmuş ve Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde açılacak olan
sergi için gece-gündüz demeden yoğun bir çalışma başlamıştı.


''Savaş ve Barış'' isimli serginin amblemi 16. asırdan
kalma bir Osmanlı su matarası olacak, sergi 29 Haziran'da açılacak
ve açılışı bizzat Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel yapacak.
Amblem olarak bir su matarasının seçilmesi ise, suyun bir yerde
barışı temsil etmesi...


Serginin hazırlıkları devam ederken bu defa bir başka memleket,
Avusturya, beklenmedik bir jest yaptı: Kara Mustafa Paşa'nın bilinen
tek yağlıboya tablosu Viyana'daydı, Nazan Ölçer sergiye koymak
maksadıyla Viyana Tarih Müzeleri Genel Müdürü Dr. Günter
Düriegl'i aradı, tablonun iyi bir fotoğrafını istedi ve Dr.
Düriegl'in cevabı ''Madem ki güzel bir sergi yapıyorsunuz, o
halde size aslını gönderelim'' oldu. Paşa'nın tablosu birkaç
gün sonra İstanbul'da olacak ve açılışa yetişecek.


''Savaş ve Barış'' sergisini mutlaka ziyaret edin, Viyana
önlerinde uğradığımız bozgunun azametini savaş meydanında
bıraktığımız hazinelerden anlamaya çalışın ama Karlofça
Antlaşması'nın önünde biraz fazla kalın.


RAMİ EFENDİ'NİN HÜZÜNLÜ MÜHRÜ


Sonra, hemen yanıbaşında yeralacak olan yeni yazıya nakledilmiş
metne bir göz atın. İçerisinde ''esenlik'',
''barışıklık'' gibi kelimelerin geçtiği saf ve devrine
göre hayli sade bir Türkçe'yle yazılmış olan metnin tamamını
okuduğunuzda, çöküşün başlangıcına şahit olacağınıza
eminim.


Antlaşmanın altında Türk tarafından iki kişinin, zamanın
''Reisü'l-küttáb''ı yani Dışişleri Bakanı Mehmed Rami
Efendi'yle Babıali'nin baştercümanı Alexander Movrakordato'nun
imzası ve mührü var. Movrakordato'nun Karlofça'yı imza ederken ne
hissettiğini bilemem ama Mehmed Rami Efendi'nin bu azap dolu belgeye
kabul ve tasdik mührünü nasıl kahredici bir elemle ve paramparça
bir gönülle koyduğunu gayet iyi tahmin ediyorum.

Elimden düzinelerle çalıntı eser geçti ama böylesini ben bile
görmedim

Bugüne kadar kaç düzine intihalle karşılaştığımı
hatırlamıyorum ama bu kadar cesurca yapılmış olanını hiç
görmediğimi söyleyebilirim: Yaşar Keçeci adında bir zat Türk
edebiyat tarihçiliğinin en önemli isimlerinden olan Abdülbaki
Gölpınarlı'nın çok bilinen bir eserini, koskoca ''Mantık
al-Tayr Tercümesi''ni aynen yürüttü ve bu makaslamayı
Kırkambar Yayınları basıverdi.

Yaşar Keçeci'yle hiç tanışmadım. Hatta bu ismin takma bir ad mı
yoksa gerçek mi olduğunu, yani böyle bir kişinin hakikaten varolup
olmadığını bile bilmiyorum. Bildiğim tek şey, eğer bu isim sahte
veya takma değilse Yaşar Keçeci gibi bir intihalcinin bugüne kadar
eşinin ve benzerinin olmadığı, tarihte emsaline rastlanmadığı ve
bir daha asla rastlanamayacağı.


Bu benzersiz intihale uğrayan eser, şarkiyat ilminin gelmiş geçmiş
en büyük üstadlarından olan Abdülbaki Gölpınarlı'nın
Farsça'dan yaptığı çok bilinen ve önemli bir tercüme: Bundan 900
küsur sene önce yaşayan İranlı şair Ferideddîn-i Attar'ın adı
kendisiyle eşdeğer hale gelmiş kitabı; ''Mantık
al-Tayr''ı, yani ''Kuşdili'' isimli eseri. Dünyadan
1982'de ayrılan Gölpınarlı'nın Hasan Ali Yücel'in Maarif
Vekilliği zamanında tercüme ettiği kitabın ilk baskısı 1945'te
Şark-İslam Klasikleri'nden iki cild halinde çıkmış; sonra birçok
defalar yeniden basılmış ve alanında kaynak olmuştu.


''Mantık al-Tayr'' geçenlerde İslamiyetle ve İslam
felsefesiyle ilgili kitaplar basan ''Kırkambar Yayınları''
tarafından yeniden yayınlandı. Tek cild haline getirilmiş, ismi
Arapça imláya uyarlanıp ''Mantıku't-Tayr'' yapılmıştı
ve iç kapakta ''Türkçesi: Yaşar Keçeci'' yazılıydı.


Ama Yaşar Keçeci'ye ait olduğu iddia edilen eser, Gölpınarlı'nın
bundan 50 küsur sene önceki yayınının kelimesi kelimesine
aynısıydı. Sadece Gölpınarlı'nın tercümesinde geçen ne kadar
''Tanrı'' kelimesi varsa hepsi ''Allah''a çevrilmiş
ve birkaç eski kelime yenileriyle değiştirilmişti ama eser
herşeyiyle, virgülüne kadar Gölpınarlı'nındı. Sözün kısası
Kırkambar Yayınları hiç utanmadan, sıkılmadan ve hemen her
yayınlarında ismini andıkları Allah'tan bile korkmadan
Gölpınarlı'nın güzelim ''Mantık al-Tayr'' tercümesini
gaspedivermişlerdi.


Bu eşi-benzeri bulunmayan makaslama hakkında başka bir söz
etmeyeceğim, ''Merak edenler her iki yayını da alıp
karşılaştırdıkları taktirde utanmazlığın derecesini
görürler'' demekle yetineceğim ama bu işi becerenlere basit bir
kuralı hatırlatmadan da edemeyeceğim: Hadi elálemin eserini
yürütmekten sıkılmıyorsunuz, tamam; ama her işin olduğu gibi
intihalciliğin de raconu vardır. Bir eser böyle virgülüne kadar
çalınmaz, üzerinde biraz oynanır ve daha da önemlisi
yürütülecek olan kaynak nisbeten az tanınan yayınlar arasından
seçilir. Gölpınarlı ve ''Mantık al-Tayr'' gibi çok
bilinen isim ve kitaplara el atmak ise, cehaletten de öte
hamakattır!..

Mühendishane'yi meyhaneye çevirdiler

İstanbul Teknik Üniversitesi'nin hanım rektörü Prof. Dr. Gülsün
Sağlamer'i cán ü gönülden tebrik ederim. Ama ilminden yahut ilmî
bir faaliyetinden dolayı değil; koskoca İTÜ'nün Maçka'daki
kampüsünü alaturka diskoteğe çevirip Teşvikiye ve Maçka'nın
aralarında benim de bulunduğum sakinlerini akşamın ilk saatlerinden
sabahın birine kadar çalınan göbek havalarını dinlemeye mahkum ve
gecelerimizi de berbad ettirdiği için.


Hadise şöyle: Rektörlük nedendir bilinmez, üniversitenin
Maçka'daki ''Havuzbaşı'' denilen mekánını birilerine
kiraya verdi, kiracı mekánı diskoyla alaturka gece kulübü
arasında bir hale getirince de Maçka'nın göbeğinde bir kakafoni
merkezi doğuverdi. ''İrfan merkezi üniversite''nin gece
programı şimdi ''Emine'nin şalvarı''yla başlıyor, derken
mujik havalarıyla tepiniliyor, saatler sonra gelen finalin müziği
ise vıcık vıcık arabesk nağmeleri. Semt sakinleri bıkkın,
Teşvikiye Karakolu hiç durmadan gelen şikáyetlere karşı çaresiz,
zira bu işi becermenin ruhsatı Şişli Kaymakamlığı'ndan
çıktığı için karakolun eli-kolu bağlı ve bütün bunlar olup
biterken hadisenin kahramanları kimbilir kaçıncı uykularındalar.


Tebrikler Gülsün hanımefendi! Temeli asırlar öncesinin
''Mühendishane''sine dayanan, son iki cumhurbaşkanının ve
daha nice devletlûnun mezun olduğu koskoca İTÜ'nün o güzelim
mekánını berhaneye çevirmeyi ve Teşvikiye'yle Maçka sakinlerinin
yaz gecelerini göbek havalarıyla zehir etmeyi becerebildiğiniz için
binlerce, on binlerce , yüz binlerce defa tebrikler!

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages