iSKiTLER
İskit tarihinin başlangıcı hakkında hâlâ kesin bir bilgi yok
Anavatanları olarak Karadeniz'in kuzey kıyıları (Kafkaslar dahil) ve Ön Asya gösteriliyor. Bu halkın Kuzey Karadeniz kökenine ilişkin bilgiler, bölgeyi kolonileştirmiş eski Yunanlılar tarafından veriliyor. Yunanlılar, kayıtlarını destancı Hesiodos ve efsanevi kahraman Odyssios aracılığıyla ve söylencelerle aktardılar.
İskitler'in Karadeniz'in kuzey kıyılarında yaşadığını gösteren kanıtlar, anayurtlarının Ön Asya olduğunu gösteren buluntular kadar kesin belirtiler içermiyor.
Kimmerler'le aynı anda gelen İskitler, korkunç bir halk olarak ün saldılar
Kimmerler'le birlikte, M.Ö. 700'de, Ön Asya'yı denetim altına almak için Asurlular'la savaştılar. Yöre krallıklarıyla ittifaklar oluşturan İskitler, Asur kralının evlilik yoluyla kendileriyle müttefik olmaya çalışmasını sağladılar (M.Ö. 670). O zamanki kralları Partatua, Asurlu bir prensesle evlenmişti. Böylece Asurlular da Med ayaklanmalarını bastırarak yıkılışlarını geciktirdiler.
İskitler, Ön Asya'da çok güçlendiler ve Mısıra kadar ilerlediler
İskitler, Patatua'nın ardılı Madies zamanında Ön Asya'da çok güçlendiler. Medler'in elinden Asur'un başkenti Ninova'yı kurtarmakla kalmadılar, Mısır'a kadar ulaşarak bölgedeki varlıklarını sağlamlaştırdılar. Mısır firavunu Psammetik armağanlar vererek uzlaşmayı yeğledi. Mısır, İskitler'i Herodotos'un ağzıyla "28 yıl boyunca idare etti". Ülke adına her tarafı talan ettiler, yöre halklarından yıllık vergi aldılar ve bağlaşıklarını korudular. Med kralı Kyaksares, İskit şeflerini şölende sarhoş ederek öldürünce bu günler sona erdi. Elbette İskitler üç beş liderin ölümüyle dağıtılamazdı; ama, ana destekleri Asur'un düzenli orduya dayalı merkezi gücünün çökmesi, düşmanları Medler'in ve nihayet Babil'in güçlenişi işlerini bozdu. Ön Asya'da bir asır kaldıktan sonra, M.Ö. 6. yüzyılın başlarında anayurtlarına geri döndüler. On Asya'da geçirdikleri yıllarda merkezleri Kuban ve Kafkasya'ydı. İskitler'in eski anıtlarının büyük kısmı burada bulunuyor. Bunlar arasında Ul'ski, Kelermes, Kostromskja, Stavrapol, Bolşoy, Krasnoe Znamja kurganları sayılabilir.
İskitler, Karadeniz’in kuzey kıyılarına da hakimdiler
Karadeniz'in kuzey kıyılarındaki bozkırlar da İskitler'in etkisindeydi; ama diğer kısımlar kadar değil. Yine M.Ö. 7. yüzyılda, İskit kültürü, atları, silahları ve hayvan biçimli süsleriyle Ukrayna'dan Avrupa'nın ormanlarına ve bozkırlarına yayılmıştı. M.Ö. 6. yüzyıldan başlayarak, Ön Asya serüvenin sona ermesi ve eski Yunanlılar'ın Karadeniz'i kolonileştirmesiyle birlikte, dikkatlerini Ukrayna'ya yönelttiler. Bug ve Dinyeper Irmağı topraklarında Olbia'yı, Dinyester halici yakınlarında Tyras'ı, Doğu Kırım'da ise Tiritaka, Mirmeci, İlurat, Panticapeo, Ninfea ve Theodosia kentlerini kurdular.


Ukrayna'da demir işleyen İskitler, ülkenin kültürünü değiştirdiler
Demir sabanlar kullanılınca, büyük miktarda buğday üretimi ve yoğun kentleşme başladı. İskitler'in dışalım ve satımı Ukrayna ve doğusunu (Sibirya'ya kadar) eski Yunan dünyasına bağladı. Yunanlılarla iyi geçinen İskitler, yerel ayaklanmalara rağmen bölgeye çok sağlam bir şekilde yerleştiler ve Pers kralı I. Dara'yı bile yendiler. İskit krallığı M.Ö. 4. yüzyılda, Ateas zamanında doruk noktasına vardı. Karadeniz'den eski Yunan dünyasına yapılan buğday dış satımı, İskit soylularını dünya pazarına sokmuştu. Kendi paralarını bile bastılar. Bölgenin aşırı kullanımı, kaynakların tükenmesi, soyluların ticaret için buğdaya el koyması ve ağır vergiler İskitler'i zayıflatmaya başladı.
Buğday arayışı, onları Balkanlar'a yöneltmişti
Kırım’da Kamensk kentini ve tarım komünlerini, Dobruca'da ise bir kent kurdular. Ancak yaşlı Ateas Makedonya kralı II.Philippos'a yenilerek öldü (M.Ö. 339). İskitler Dobruca'dan ayrılmak zorunda kaldılar.
M.Ö. 3. yüzyılda ise, geriye hiçbir iz kalmamacasına ortadan kayboldular
Sanki fiziksel olarak yok edilmişlerdi. M.Ö. 2. yüzyıldan başlayarak, bu topraklarda Sarmatlar görüldü. Sanıldığına göre, ya Sarmatlar tarafından kovuldular ya da tükettikleri zenginliklerin ardından aç kaldılar. Geriye eski Yunanlılar'ın Kernesos kentini, çiftliklerini ele geçiren ve müttefikleri Pontus kralı Mitridates'e yenilmelerinin ardından Güney Kırım'a çekilen Geç İskitler kaldı.

Rüzgar ülkesi çocukları
Göçmen toprakları, Avrasya'nın göbeğinde çayırlık bir kuşak halinde, Sarı Irmak'tan Tuna'ya 7000 km. boyunca uzanıyor ve 40° - 50° paralelleri arasında konumlanıyordu. Bu bölgenin kuzeyinde sık ormanlar, güneyinde ise deniz, çöller ve sıradağlar bulunuyor. Bozkırlar, Çin'in verimli ovalarına ve Karpatlar'ın ötesindeki Tuna havza'sına komşu. Biraz da bu yüzden ve göçebe halkların tarımla uğraşması nedeniyle, Macaristan Ovası Avrupa'da büyük çaplı tarımı ilk tanıyan ülkelerden biri oldu. Göçebeler imparatorluklar kurduğu zaman, bozkırlara sınır yerleşik uygarlıklar da Çin Şeddi gibi savunma önlemleri aldılar.
Eski Yunanlılar ve ardılları Batı Avrupalılar için İskit ülkesi buzulların, tundranın, keskin soğuğun ve hızlı esen rüzgârların diyarıydı. Gerçekten de bu topraklara çok sert kara iklimi koşulları egemen. Sıcaklık, kışları sıfırın 20-30 derece altına düşerken, yazın her yeri kavurarak bozkırlar yaratıyor. İki mevsim arasına yerleşen ilkbaharın yağmurunda ise laleler, mavi adaçayları, mor sümbüller, buğdaygiller yetişiyor. Bozkırların kuru havası ve nispeten düz arazi, at üstündeki İskitler'in çok uzağı görmesini sağlıyordu. Pusuya yatmış yaban kedisini, avının üstünde süzülen kartalı, yabancı insanları ve otlayan besi hayvanlarını... Bir de köken söylencelerine konu olmuş sürekli esen rüzgâr var. İlksel ilke Vayu'nun soluğu, eski Yunanlılar'ın ilksel hiçliği Kaos'a düzen verdi. İphigeneia'nın kurban edildiği Artemis'in kökleri, Kırım'a uzanıyor ve İskitler "kılıç ve rüzgâr" üstüne ant içiyorlardı.
İskitlerin dili tartışma konusu
İskitler'in tek bir dili mi konuştuğu, yoksa ayrı dillere sahip farklı halklar topluluğu mu oldukları tartışma konusu. Büyük olasılıkla içinde Moğol unsurlarını barındıran Mete'nin Hunları gibi karışık bir topluluktular. Konuştukları dilin Hint-Avrupa kültürünün parçası Doğu İran dillerine benzediği biliniyor.

İskitler uzun, düz saçlı, bıyıklı, sakallı, yuvarlak yüzlü, dik burunlu insanlardı
Eski Yunanlılar ve Çinliler'e göre, süt beyazı tenli, sarışın ya da kızıl saçlıydılar. Ancak kalkık, küçük burunlu ve çekik gözlü olduklarını gösteren mezar kabartmaları da var. Göçebe halklarının tümü karışıktılar; ama, onları oluşturan Hint-Avrupalı, Moğol, Kafkasya ve Avrupa öğelerini ayıklamak, yağma için bir şef altında toplanmış boyları ve oymakları ayırmak çok zor. Belki de Hint-Avrupalılar Karadeniz'in kuzeyinde değil, Urallar'ın güneyinde, Volga Irmağı'nda ortaya çıktılar. Göçebelerin, Hint, Avrupa ve Asya ırklarıyla sürekli yenilendikleri ve kültürlerinin çok hızlı evrimleştiği göz önünde bulundurulunca, araştırmacıların işinin zorluğu anlaşılıyor. Ural-Altay dil grubunun, yani Fin-Ugur, Türk ve Moğol dillerinin kökenini Orta Asya'da aramalı. Ancak hareketli bir toplumun içinde ayırıcı çizgiler bulmak neredeyse olanaksız.

İskit politikasını ise doğal çevre belirledi
Barış zamanı küçük boylar ve klanlar çobanlık yapıyor, yağma (geçim sağlama etkinliği) ve savaş zamanı birleşerek etkili şefler liderliğinde 100.000 atlıya (yedek atlarla birlikte 300.000) varan ordular oluşturuyorlardı. Öküzlerin çektiği arabaların üstüne yerleştirilmiş yurtlardan (keçe çadırlar) oluşan taşınabilir yerleşimler, yerleşik ulusların erişemediği lojistik desteği mümkün kılıyordu. Öykü tanıdık mı geldi?
İskitler, buğday tarımını yaygınlaştırarak kentlerinin öncüleri oldular
Evet Tuğrul ve Çağrı Beyler, Mete Han, Bilge Kağan ve Cengiz Han da aynı yöntemi uyguladılar. Büyük çaplı tarım yapmayan göçebenin, yerleşik uygarlıkları yağmalaması zorunluydu. Yerleşik düzene geçtiğinde ise, göçebe kültürünü, kimliğini yitirmesi tehlikesi vardı. İskitler, buğday tarımını yaygınlaştırarak Attila'nın Hunları'nın tahta kulübelerden oluşan kentlerinin öncüleri oldular ve kimlik yitirmeden yerleşikliğe geçmekte insanlığa bir örnek sundular. Ancak, klasik anlamda barbar ya da eli kanlı katil değildiler. Yazılı hukukun hüküm sürdüğü uygarlıklara göre, dağınık yaşayan göçebenin ülkesinde oluk gibi kan akmasını önlemenin tek yolu, törelere bağlılıktı ve İskitler de düzenlerini böyle korudular.

BOZKIRDA DEĞİŞİM SANCILARI...
Bir halkın çifte ruhu
İskitler günlük yaşamlarında rahat ve özgürdüler. Ülke balık ve yaban hayvanıyla doluydu, ormanlar ve otlaklar vardı. Barış zamanı yemek sıkıntısı çekilmiyordu.
Kımız içiyorlardı
Türkler ve Moğollar gibi, mayalanmış at sütünden üretilen kımız içkisini içiyorlardı. Sanıldığının tersine İskitler az et yiyorlardı. Her şeyden önce, yaban hayvanı avlamak zahmetli bir işti ve ateşli silahların olmadığı dönemlerde ürkek hayvanları avlamak için harcanan günlerin sonunda boş elle dönülebiliyordu.


Avcılık büyük toplulukların doyurulması için verimli bir yol değildi
Koyun gibi besi hayvanlarını kesmek de verimsizdi. Çünkü ufak bir ailenin otuz koyunluk bir sürüyü (gerçek bir servet) bitirmesi için otuz gün yeterliydi. Peynir, börek, çörek ve hamur işleriyle, başta buğday olmak üzere tahıllarla besleniyorlardı. Bazen fasulye, sarımsak ve soğan da yiyorlardı. Başlıca av hayvanları balık, geyik, ceylandı.
Ayrıca at eti tüketiyorlardı
Etleri büyük fırınlarda pişiriyorlar, ya da azık olarak kurutarak saklıyorlardı. Hippokrates'e göre İskitler, uta benzeyen sazlarla eğlenen şişman, tembel bir halktı. Genellikle tabaklanmış deriden kullanışlı elbiseler dikiyor, bunları çok ince süslerle donatıyorlardı. Kürk pazarları Asur, Baktriya ve Yunanistan'da kuruluyor; köle, et, tahıl pazarları ise Pontos'ta bulunuyordu. Deri giysilerinin üstüne kürk yelekler giyiyorlardı. Kadınlar ise kolsuz deri kaftanlar kuşanıyor, çanta kullanıyor, takı takıyorlardı. Elbiseleri işlemelerle ya da resimlerle bezeliydi. Üstelik atlarının koşum takımları da çok güzel işlenmiş eyer ve yularlardan oluşuyordu.
İskitler, at sırtında geriye dönerek de fırlattıkları oklarını kısa yaylarından atıyorlardı
Bu yayların kirişleri hayvan sinirlerinden yapılıyordu. 85 santimetreye varan kılıçlar, sol bacaklarına kemerle tutturulan hançerler ve farklı uzunlukta kamalar kullanıyorlardı. Bunların bir kısmı Çin tarzında eğriyken, diğerleri Avrupa biçeminde düzdü. El baltaları, savaş baltaları ve Ortaçağ'da şövalye zırhlarının bağlantı aralıklarına sokularak öldüren bızları (bir çeşit şiş) Avrupa'ya getirdiler. Tunç hayvan ve masal yaratıkları başlarından oluşan sancaklar taşıyorlar ve elbette mızrakla cirit atıyorlardı. Sancakları, büyük olasılıkla Asur kültüründen etkilenerek yaptılar. Yunanlılardan etkilenerek Yunan tarzında metal başlık, kalkan ve zırh da kuşandılar. İskitler'in en ölümcül silahlarından biri belki de kementti. Gelişmiş koşum takımlarıyla atlılarının gücünü ikiye katlamışlardı.
Dara'nın ordusuyla savaşan İskitler kitleler halinde tavşan avına koyulunca, Pers kralı "Bu adamlar bize değer vermiyorlar" demişti.

Göçebe kavramı pek çok ayrıntıyı içeriyor ve göçebe olma biçimi, yerleşikliğe geçme biçimi kadar çeşitli
Yerleşik düzene geçmede ara basamak oluşturan göçerlik, yani yaylaya çıkma, yazların kurak geçtiği topraklarda yaşayanların bugün de başvurdukları bir yöntem. İskitler de yazın Altay'ın yüksek vadilerine, kışın Dinyeper'in çavlanlarına çekiliyorlardı. Günümüzde, barajlar yüzünden bu kısımlar sular altında kaldı. Yazın yüksek rakımlı yeşil çayırlarda çobanlık yapmaları, kışın başka bölgelere gitmeleri, İskit kurganlarının çok geniş bir alana yayılmasını sağladı. Aynı yerlere yapılan döngüsel ve mevsimsel göçler, İskitler'in ülkelerini tanımasına, düzenli olarak ormanlık-çayırlık halklarıyla, kentlilerle ve başka göçebelerle karşılaşmalarına yol açtı. Vergi ve haraç toplama işi bile bu döngülere göre ayarlanıyordu. Üstelik İskitler kalırken, zaman içinde başka göçebeler ve yerleşikler gelip gitti. Asurlular, Yunanlılar, Medler ve son olarak da Sarmatlar'la tanıştılar. Bazen siyasal, ekonomik ya da çevresel koşullar kalıcı göçleri zorunlu kılıyor ve haftalar, aylar, yıllar boyunca yol alarak yüzlerce kilometre katediyorlardı.


Göçebe tarımı ve bu insanların doğal çevreden yararlanması kaynakları ölesiye tüketiyordu
Göçebe tarımı ve bu insanların doğal çevreden yararlanması, yerleşiklerden farklıydı. Bir kere, kaynakları ölesiye tüketiyorlardı. Hayvanlara ot, nadasa bırakılmadığı için tahıllara verimli toprak kalmıyor ve ağaçlar kesilince araziler erozyonla birlikle çıplaklaşıyordu. Elbette bütün bu değişikliklerin gerçekleşmesi yıllar alıyordu. İskitler'in kendilerini de göç etmeye iten işte böyle bir zorunluluk vardı. En büyük şansları ve sonlarını hazırlayan değişimlerse, Makedonya kralı İskender'le Pers kralı Dara'nın savaşmasının Helenistik dünyayı yaratmasıydı. İskitler, kültürel alışverişin aracıları oldular; ardından da yeni halklar tarafından ezildiler.
Sarmatlar'ın ortaya çıkmasıyla başlayan Geç İskitler döneminde, bu halk Kırım vadilerine yerleşti. Evlerini ırmakların su yollarının parçaladığı bir arazide, yüksek tepelere kurdular. Temel hedefleri berkitilmiş, korunaklı yerler inşa etmekti. Doğal engellerin olduğu Kuzeybatı Kırım'da ise durum farklıydı. Üstelik orada, Yunanlılardan aldıkları eski ve korunaklı yerleşimler vardı. Geç İskitler, kaleye benzeyen yerleşimlerini taş duvarlar, sıkıştırılmış toprak ve hendeklerle kuşattılar. Tepelik bir yerde surlar çepeçevre inşa edilirken, arkası dağlık ya da korunaklı kentlerin, sadece ovaya bakan savunmasız cephelerine surlar dikiliyordu. En belirgin özellik ise, iç içe berkitilmiş yerlerin merkezdeki akropole açılmasıydı. Surlar, kuleye benzeyen yükseltilerle güçlendirilmişti; ama, bunların içinde askerlerin girebileceği boşluk yoktu. Bazı kentlerse, yalnızca hendekler ve toprak siperlerle korunuyordu. Taş duvarlar, bu toprak siperlerin üstüne kurulabiliyordu. Türkçe'deki kent sözcüğü de, köken itibariyle göçebelerin ticaret yapmak için kurdukları ve garnizonla donattıkları kalıcı ya da geçici takas kasabalarına karşılık geliyor. İncelikli bir dil oyunu yaparak İskitler'in şehirleşmeden önce kentleştiklerini ve yerleşimlerini gerçek şehirler halinde zamanla genişlettiklerini söyleyebiliriz. Doğrusu İskitler, M.Ö. 4000 yılında yerleşik düzene geçen Çinliler'den sonra, göçebelerin nasıl kalıcılaştığını gösteren halklardan biri.

İskit evleri dikdörtgen tabanlıydı ve kaba tuğlalardan yapılmıştı
Bazı binalar ise, aynı hat üstüne yerleştirilmiş ayrı bölümlerden oluşuyordu. Neapolis ve Dobroe'de, bir merkez odaya açılan ve hol işlevi gören, üç yanı duvarlarla kuşatılmış, cephesi sütunlu yapılara rastlandı. Bu da Kıbrıs megaronlarını ve Miken uygarlığının evlerini anımsatıyor. Buna benzer evler, yalnızca Karadeniz'in kuzey kıyılarındaki Geç İskit yerleşimlerinde bulundu. Belki de buralarda yaşamış Yunanlılar'dan almışlar ya da özgün olarak kendileri geliştirmişlerdi. Bazı evler, toprağa yarıya kadar gömülüydü. Kaba ya da yuvarlak tuğlalarla yapılan bu yapılar, bazen dikdörtgen taban üstüne kuruluyordu. Tahıl ve benzeri besinleri saklamak için yere derin, yuvarlak çukurlar açıyor ve bunları silo gibi kullanıyorlardı.
Sonuç olarak İskitler, göçebenin kaçınılmaz kaderini gösterdiler: Yerleşiklik ve göçerlik arasındaki bölünmüşlük, değişim sancıları ve karmaşık kültürel kimlikte özgünlük...