Yıldızların Parmak izi : SPEKTRUM

387 views
Skip to first unread message

merakediyorumgrubu

unread,
Jul 25, 2011, 5:50:56 PM7/25/11
to merakediyorum

Astrofizik

Yıldızların Parmak izi:

SPEKTRUM

 

Milyonlarca ışık yılı öteden gelen yıldız ışıkları, bize onlar hakkında müthiş bilgiler sağlıyor... Astrofizikçiler, ulaşılması henüz mümkün olmayan yıldızlara ait somut verileri bu ışıkların içinden çekip çıkartıyorlar... 

Işık ve renk arasındaki ilişkiler, bağlantılar ve sorunlar eski çağlardan beri insanların ka­fasını meşgul etmişti

Bir Or­taçağ düşünürü olan Freibourglu Theodoric'in getirdiği çözüm, da­hiyane olarak nitelendirilmektey­di. Ona göre, "Işık; rengini, için­den geçtiği ortamdan almaktay­dı". O devirlerde, "Rengin bir ci­sim üzerinde mi üretildiği" ya da "Bir cisim tarafından, ışıktan ay­rıştırılan bir nitelik" olup olmadığı çok önemli bir sorundu. Giderek ışığın saydam nesnelerden etkilen­mesi üzerine yapılan çalışmalar, renklerin ortamlar arası geçişte ışı­ğın kırılmasıyla ilişkili olabileceği­ni gösterdi. 

 

Işığı renk­lerine ayıran ilk kişi Descartes'dı

Bu etkiyi kullanarak ışığı renk­lerine ayıran ilk kişi, ünlü Fransız filozof ve matematikçisi Rene Descartes'dı. Ardından Isaak Newton da 1666 yılında güneş ışığını priz­madan geçirdi. Newton, deneyi bir adım daha ileri götürerek renkle­rine ayrıştırdığı ışığı aynı deney içinde bir mercek yardımıyla tek­rar birleştirdi. Newton, parçacık­ların hızının renk algımızın nedeni olduğunu düşünürken, Descartes da bunun parçacıkların dönüş hı­zıyla ilgili olduğunu sanmaktaydı.

 

 

Kırmızıdan mora kadar de­ğişen bu renk dizisine "spektrum" ya da Türkçe'deki anlatımıyla "tayf" denildi

Güneşin optik alandaki ışığının prizmadan geçirildiğinde elde edi­len ve kırmızıdan mora kadar de­ğişen bu renk dizisine "spektrum" ya da Türkçe'deki anlatımıyla "tayf" denildi. Newton ile başla­yan bu fiziksel bilim dalının ismi de "Spektroskopi" oldu. Günü­müzde artık spektroskopi, bilim olarak kristal prizmalarla değil de, "Spektroskop" ya da "tayfçeker" adı verilen özel aletlerle yapılıyor. Belli büyüklükteki teleskoplara bağlanan modern tayfçekerler aracılığıyla, yalnız Güneş değil tüm yıldızların da tayfını elde et­mek mümkün... Böylece, ışığının tayfı alınan yıldıza ve çevresine ait temel fiziksel özellikler ve bilgiler elde edilebiliyor. Çünkü tayfın renkleri, üzerindeki çizgiler, bun­ların incelik ve kalınlıkları hep ge­len ışığın fiziksel özelliklerine göre biçimleniyor.

 

Bir yıldızın verdiği ışınım, öncelikle onun sı­caklığına bağlı

Spektroskopinin bir bilim ola­rak gelişmesi, astronomi ve astrofi­ziğe önemli katkılar sağladı. Anka­ra Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Fakültesi profesörü Os­man Demircan, bu sürecin "Son derece karmaşık ve yoğun bilimsel bilgilerle dolu olmasına karşın, bir o kadar da zevkli ve heyecanlı..." olduğunu söylüyor. "Bir yıldızın verdiği ışınım, öncelikle onun sı­caklığına bağlı. Yıldız ilkin, "karacisim" denilen bir cisme benzetili­yor. Fizikte iyi bilinen bir model bu karacisim... Karacisim için ışı­nım yasaları biliniyor. Yani, bir karacismin hangi sıcaklıkta nasıl enerji verdiği gibi..."

Dalga boylarına göre bu enerjinin dağılımına gelince, Prof.Dr. Semanur Ergun kömürü örnek ve­rerek, "Kömür tam bir karacisim değil" diyor, "Ama ona yakın bir cisim olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü, doğada doğal bir karaci­sim bulmak zor. Kömür yavaşça ısıtılmaya başlandığında enerji vermeye de başlıyor. Ancak biz, önceleri onu ışıklı göremiyoruz; çünkü verdiği enerji, henüz gözü­müzün algıladığı 400-700 angstrom arasında değil. Sıcaklık yük­seltildikçe, renk önce kırmızı, son­ra sırasıyla sarımsı, yeşilimsi, ma­vimsi ve nihayet beyaza ulaşıyor. İşte bu, kömürün bize verdiği enerjinin maksimum dalga boyu­nun yavaş yavaş küçük dalga boyuna doğru kaydığını gösteriyor. Böylece bir karacismin renginden onun sıcaklığını bulmak böyle müm­kün... Dalga boyu, dalga şeklinde yayılan ışığın, birbirini izleyen iki dalgasının maksimum ve minimum noktaları arasındaki uzaklığı ifade ediyor..." 

"Rige" gibi mavi-beyaz bir yıldızın, "Antares" gibi kırmızı bir yıldızdan daha sıcak olduğu anlaşılıyor

Bir karacisim tarafından salınan ışınım şiddeti, bütün dalga boyların­da aynı değil; tayfın belli bölgesinde maksimum oluyor... İşte bu noktanın yeri, cismin sıcaklığına bağlı... So­ğuk cisimler için, sürekli tayfın şid­detinin maksimum olduğu nokta, kırmızı ötesinde bulunuyor. Fakat sı­caklık arttıkça, maksimum küçük dalga boylarına doğru kayıyor. Sı­caklık 4000 C olunca görünen bölge­ye giriyor. Böylece, "Rigel"' gibi mavi-beyaz bir yıldızın, "Antares" gibi kırmızı bir yıldızdan daha sıcak olduğu anlaşılıyor. 

Ya­ni, cismin sıcaklığı arttıkça yaydığı ışığın tayfı mora kayıyor, azaldıkça da kırmızıya...

Mor ışınların enerjisi, kırmızı ışın­lardan daha büyük... Kırmızı ışık dalgaları, görünen en uzun dalgalar; mor ışığın dalgalan ise en kısa dal­galar olarak biliniyor. Buna karşılık, kırmızı ışığın dalgalarının frekansı düşük, mor ışığınki de yüksek... Ya­ni, cismin sıcaklığı arttıkça yaydığı ışığın tayfı mora kayıyor, azaldıkça da kırmızıya... (Wien yasası) Bu du­rumdaki ışınlar değişik tayflar veri­yor. Tayf analizinin esasları da "Kirchoff Yasaları" denilen, üç sı­nıfa ayrılan tayf yasalarıyla belirleni­yor; "Sürekli tayf”, "Parlak çizgi tayfı" ve "Karanlık çizgi tayfı"...

Prof. Demircan, daha özlü bir an­latımla, tayf üzerindeki parlak çizgi­lere "salma çizgileri", karanlık çiz­gilere de "soğurma çizgileri" denil­diğini açıklıyor. "Bu çizgilerin olu­şumu ise, atomların etrafındaki elektron kabuklarının enerji değiştir­mesi sonunda yerlerini değiştirme­sinden kaynaklanıyor. Örnek olarak, bir hidrojen atomunu (H) alalım... Bu hidrojen atomunun üzerine enerji düşerse (ısıtılırsa), bu durum önce­likle eletronları hareket ettiriyor. Elektron enerji aldığından, bulundu­ğu kararlı yörüngeden bir üst yörün­geye geçiyor. Bu enerji ortadan kalk­tığında ise, aynı elektron aksine, bu üst seviyeden tekrar eski durumuna geçiyor. Fakat, elektron üst seviye­den eski düzeyine geçerken, önceden aldığı enerjiyi yaymak zorunda... Ya­ni, bu enerjiyi açığa çıkartması ge­rek... İşte açığa çıkan bu enerji, tayf üzerinde bir çizgi oluşturuyor. Tabii, tek atom için bu çizgi oluşmuyor. Aynı elementin milyarlarca atomu hep birden aynı şekilde ve kendileri­ne özgü davrandıkları için, tayf üze­rinde belli bir yerde ve belli bir çizgi oluşuyor. Aynca, bu çizginin oluş­ması ortamdaki sıcaklığa, basınca ve kimyasal yoğunluğa bağlı..."

 

 

Bütün bu veriler tayfta çıkıp da matematiksel formüllerle birleştiğin­de inanılması güç bilgiler, buluşlar ya da keşifler gerçekleşiyor

Örne­ğin, gök cisimlerinin dinamik hare­ketleri çözümlenebiliyor. Söz gelişi, eğer tayf çizgilerini oluşturan orta­mın kendisi hareket ediyorsa, çizgi­lerde bir kayma gözleniyor. Yani çiz­giler, tayf üzerinde olması gereken yerde değil de, biraz kaymış bir yerde çıkıyor. Bu kayma miktarı da, tay­fı alınan bölgenin hareketiyle ilgili...

 

Bu durumu ilk bulan kişi Doppler adında bir bilimadamı...

"Doppler Kayması" denilen olayın ilkeleri ise şöyle: "Eğer bir yıldız bizden (Dünya'dan) uzaklaşıyorsa, gösterdiği tayf çizgileri kırmızıya; aksine olarak yıl­dız bize yaklaşıyorsa tayf çizgileri mora doğru kayıyor..." Buradan yola çıkılarak galaksilerin ünlü "kırmızıya kayma"sı bulunuyor. Galaksiler biz­den ne kadar uzaksa, tayfları o kadar çok kırmızıya kayıyor. Buradan da ev­renin genişlediği sonucu çıkartılıyor.

1802 yılında Wollston, Newton'un deneylerini tekrarlarken, Güneş'in tayfında dört karanlık çizgi bulmuş­tu. Güneş'in tayfı, bu kez içinde nit­rik asit, turpentin yağı gibi farklı sıvı­lar içeren prizmalarla alındı ve yine aynı tayf elde edildi. Yanı tayf, kırı­lan ortama bağlı değildi. Daha sonra 1815 yılında, bu kez Fraunhofer, Gü­neş tayfında 574 karanlık çizgi buldu. Bu çizgileri, Dünya'nın atmosfe­rinin neden olduğu soğurma çizgilerisandı. Fakat Frauhofer, birçok parlak yıldızın tayfını alıp bunların Güneş'inkinden tamamen farklı olduğunu görünce, bu düşüncenin de yanlış ol­duğu anladı.

Frauhofer aynı zamanda, Dünya elementlerinin çizgilerinin konumları ile Güneş'in ve yıldızların karanlık çizgilerinin tayftaki konumları ara­sında bir uygunluk olduğunu da farketti. Ancak buna bir anlam veremedi. Daha sonra Kirchoff, "Yıldızlar ve Güneş'in akkor halindeki çok sıcak cisimler olduğunu, etraflarını da daha az sıcak ve ince bir atmosfer tabaka­sının kapladığını" buldu. Tayfta gö­rülen karanlık çizgiler, birçok gök cisminde bulunan atmosfere aitti.

 

Buna benzer bir başka bulgu da Ve­nüs gezegeniyle ilgili…

Venüs, ışığını doğrudan Güneş'ten alıyor. Venüs ışı­ğının tayfında yüzde 90 oranlarında CO2 (karbondioksit) gazı gözleniyor. Eğer Venüs'ün atmosferi olmasaydı, elde edilen tayf, Güneş'in tayfının tıp­kısı olacaktı. Bunun anlamı çok açık; Venüs'ten yansıyarak gelen Güneş ışı­ğı, Venüs atmosferinde bulunan CO2 gazı tarafından soğuruluyor. Venüs tayfında soğurma bantları gözleniyor. Aksi durumda Venüs'e inmemiz gere­kecekti. Oysa şimdi buna gerek yok. Aynı sonuç uydularla yapılan araştır­malarla da onaylanıyor...

Bütün yıldızların tayfında çok kuv­vetli "Groller" çizgileri görünüyor. Bu bütün evrende ve galaksilerde hep aynı... Bu da evrendeki en bol elemen­tin hidrojen olduğunu kanıtlıyor. Çün­kü, her tarafta en belirgin çizgiler hid­rojen çizgileri... Hidrojenden sonra ge­len element ise helyum... Helyumdan daha ağır elementlerin toplam kütlesi, yıldız kütlesinin yüzde 3'ünden fazla değil... Yıldız tayflarından bu kimya­sal bileşikleri görüyoruz.

 

Bunlardan çıkan diğer önemli bir sonuç da, yıldızların yaşlı ya da genç nesil olup olmadıklarının belirlenme­si...

Genç yıldızlar denildiğinde ağır elementlerden oluşmuş yıldızlar anla­şılıyor. Daha doğrusu bunlar, hidrojen ve helyum dışındaki bütün element­ler... Genç yıldızlarda ağır elementle­rin oranı daha yüksek; yaşlı yıldızlar­da ise ağır elementlerin oranı daha dü­şük. Buradan da evrendeki kimyasal evrimin kanıtını buluyoruz. Çünkü, evrenin başlangıçta uzayda hidrojen ve helyum gibi hafif elementler boldu. Sonra yavaş yavaş yıldızların içinde nükleer reaksiyonlar sonunda, bu hafif elementler evrimleşerek ağır element­lere dönüştü. Bunlar da giderek bir bi­çimde yıldızın yüzeyine taşındılar. Ağır elementleri içeren ilk nesil yıl­dızlar, yaşlandıklarında kimisi "süpernova" biçiminde patladı. Kimisi de yıldız rüzgarlarıyla yıldızlararası orta­mı yavaş yavaş ağır elemetler bakı­mından zenginleştirdi. Böylece daha sonraki yeni nesil yıldızlar oluşurken, ağır elementlerin çokça bulunduğu bir ortamda doğdular. Bunun sonucunda, kimyasal oluşum açısından her yeni yıldız, ağır elementler yönünden daha zengin bir yapıyı ulaştı. Bütün bu bil­giler hep tayf analizi çalışmalarından elde ediliyor. 

Prof.Dr. Semanur Ergun, tayf ana­lizinin Türkiye'deki sayılı uzmanla­rından biri...

"Tayf analizinden elde edilen bilgiler saymakla bitecek gibi değil..." diye başlıyor Ergun, "Büzü­lüp genişleyen yıldızlara 'pulsasyon’ yapan yıldızlar deniliyor. Bunlar de­ğişen yıldızlar sınıfına giriyor. Bu tip bir yıldızın tayfı, sözgelişi önce bize yaklaşıyor gibi... Yıldızın üst tabaka­ları genişleyince Dünya'ya yaklaşıyormuş gibi oluyor. Çünkü bu sırada tayfı mora kayıyor. Fakat bir süre sonra büzüldüğü zaman bize dönük yüzü, bizden uzaklaşıyor gibi... Gös­terdiği tayf çizgileri bu kez kırmızıya kayıyor. Bu heraketlerin belirli bir periyod içinde süregelmesi durumun­da ise yıldızın 'pulsasyon' yaptığı an­laşılıyor..."

Benzer tayf analiziyle çift yıldızlar da belirlenip inceleniyor. İki gök cis­minin birbirleri ya da başka bir mer­kez etrafında döndükleri ortaya çıkı­yor. Bu iki cismi görmesek bile, tayf çizgilerinin periyodik olarak bir mora bir kızıla kaymalarından bunun bir çift yıldız olduğu anlaşılıyor. Ankara Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bi­limleri bölümünde, Prof.Dr. Semanur Ergun'un başkanlığında böyle bir yıl­dız çifti inceleniyor.

Tayf analizi bilimsel bir yöntem olarak astronomiye girdiğinden beri, bu bilim dalında önemli atılımlar ve buluşlar gerçekleştirildi. Işınım yayan bütün cisimler, tayfsal analizle incele­nebiliyordu. Her türlü ışınımı tutan karadelikler gibi cisimlerin ise üzeri­ne maddeler düşerken yaydığı enerji gözlemlenebiliyor. Daha doğrusu, bu ışınım enerjisinin tayfı alınabiliyor. Prof.Dr. Osman Demircan, "Bizim galaksimizde gözlemlenmiş 10-15 ta­ne kara delik var" diyor, "Bunlara 'yıldızsal karadelik' adı veriliyor ve kütleleri 5-10 güneş kütlesinde... An­cak çapları 10-20 km. kadar... Bunla­rın çekim alanına giren maddeler enerjiye dönüştüğünde tayfta beliri­yor. Bu tip tayflarda çok büyük hızlar çok küçük alanlarda cereyan ediyor. Aynı zamanda karadelik tayflarında sıcaklık da çok yüksek derecelerde; 100 bin kelvinin üzerine kayıt edili­yor. Sonra, bir karadeiik tayfında çizgiler çekimin oluşturduğu kaymadan dolayı, olması gereken yerde değil..."

 

Tayf analizi gibi gelişmiş bilimsel yöntemler de, evrenin kutsal örtüsü­nü kaldırıp onu gerçek yüzüyle in­sanlığa tanıtıyor

İnsanoğlu, binlerce yıldan beri gökkubbeyi hep merak edip duruyor. Orası eski çağların insanları için gi­zemli, korkutucu ve kutsal bir alandı. Bu anlaşılmazlık, eski insanlar tara­fından, evrenin "tanrıların mekanı" olarak kabul edilmesini sağladı. Fa­kat bilim ilerleyip teknikler geliştik­çe, masal yerine gerçeğin özüne ulaşmak, onu olduğu gibi benimse­mek düşüncesi doğdu. İşte astrono­mi, astrofizik gibi bilim dalları ve tayf analizi gibi gelişmiş bilimsel yöntemler de, evrenin kutsal örtüsü­nü kaldırıp onu gerçek yüzüyle in­sanlığa tanıtıyor. Bu gelişimin sağla­dığı birikim ise, günümüzden gelece­ğe doğru giderek artan bir biçimde, bütün hızıyla sürüyor.

İrfan UNUTMAZ

 

 


Hazırlayanlar :  merakediyorum grubu üyeleri merake...@googlegroups.com 
Kaynak : Focus Mayıs 1997 sayısından "İrfan UNUTMAZ - Spektrum" başlıklı yazıdan alınmıştır.  Resim ve başlıklar yazıya eklenmiştir.
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delete" tuşuyla yok etmeyin.

Yazının alındığı FOCUS Mayıs 1997 sayısını PDF (resim) olarak inceleyebilirsiniz.
 

astrofizik 02.jpg
astrofizik 09.jpg
astrofizik 10.jpg
Focus 1997 05 duvar.jpg
astrofizik 01.jpg
astrofizik 07.jpg
astrofizik 05.jpg
astrofizik 06.jpg
astrofizik 03.jpg
astrofizik 04.jpg
astrofizik 08.jpg
astrofizik 11.jpg
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages