Haydarpaşa'da Büyük Facia - Cephane nasıl havaya uçtu?

245 views
Skip to first unread message

merakediyorumgrubu

unread,
Jan 13, 2010, 7:02:47 PM1/13/10
to merakediyorum

Cephane nasıl havaya uçtu?

 

6 Eylül 1917'de Haydarpaşa, cehennemi yaşadı. Suriye Cephesi'ndeki Dördüncü Ordu'ya asker, silah ve cephane götürmek üzere harekete hazır bekleyen bir trenle, yolcu dolu bir banliyö treni ateş aldı. Gar harabeye döndü. Yüzlerce insan öldü.

 

Ertan Ünal / Popüler TARİH / Eylül 2002 

 

6 Eylül 1917 günü saatler 16.30

İmparatorluk başkenti İstanbul'da büyük kor­ku ve dehşet yaratan, yüzlerce insanın ölümü­ne yol açan olay, 6 Eylül 1917 günü yaşandı. Saatler 16.30'u gösterirken, kentin Anadolu yakasındaki büyük patlamayla birlikte, toprak sarsıldı, kimi yerlerde binala­rın camları kırıldı, sokaklarda­ki insanlar, korku içinde, ka­çacak yer aramaya başladılar. Hemen herkesin zihninde aynı soru şekilleniyordu:  

Ney­di bu patlama?..

Birinci Dünya Savaşı'nın tüm hızıyla sürdüğü günlerdi. O sıralarda İngiliz savaş uçakları, sık sık İstanbul semalarında beliriyor, birkaç yere bomba attıktan sonra uzaklaşıp gidiyorlardı. Bu ne­denle, önce patlamanın İngiliz uçaklarının attığı bombalar­dan kaynaklandığı sanıldı.

 

İkinci patlama

Ama ilkinden 7 saniye sonra duyulan ikinci bir patlama, or­talığı yeniden sarstı ve bunu, daha küçük çapta infilaklar iz­ledi. Biraz cesaretlenip sahille­re çıkanlar, gördükleri manza­ra karşısında dona kaldılar.

Haydarpaşa alev alev ya­nıyor, her patlamayla birlikte, çevreye taş ve toz bulutu yağı­yordu. Binaya ayrı bir güzellik katan sivri kuleleri uçmuş, ça­tısından yükselen alevler aç bir canavar gibi önüne gelen yeri tutmaya başlamıştı. 

Haydarpa­şa, cehennemi yaşıyordu

O dakikalarda Haydarpa­şa, cehennemi yaşıyordu. Pat­lamayla birlikte garda, Suriye Cephesi'ne, Dördüncü Or­du'ya asker, silah ve cephane götürmek üzere harekete hazır bekleyen bir trenle, yolcu dolu bir banliyö treni de ateş almış; peronlar, alevlerin arasında kendilerini can havliyle dışarı atmaya çalışan insanlarla dol­muştu.

Cephane stoklarının peş peşe infilakı, her geçen daki­ka, ölü sayısını artırıyordu. Yangın iyice yayılmış; ambar­ları, silo ve diğer küçük bina­ları da etkisi altına almıştı.

 

Kadıköy'de korku ve panik

İlk patlamayla birlikte Ka­dıköy'de, özellikle sahil kesi­minde tüm evlerin camları kı­rılırken, sokaktaki insanların üzerlerine yağmur gibi, irili ufaklı taşlar, ahşap vagon parçaları yağıyordu.

Kadıköy Çarşısı'nda alış­veriş yapanlar, kendilerini bir anda böylesi bir felaketin içinde bulunca, can havliyle çev­redeki binalara sığınmaya ça­lıştılar. Bu kargaşa içinde, ayaklar altında kalıp ezilenler de oldu.

Birer şarapnel gibi ortalık­ta uçuşan taş parçaları, yalnız Kadıköy'de değil, olay yerine bir hayli uzaktaki Kuşdili Ça­yırı'nda bile yaralanmalara yol açtı. Örneğin Kuşdili Ça­yırı'nda sevgilisiyle kol kola gezmekte olan gümrük komis­yoncusu Dimitri, acı bir fer­yatla yere yığılmış, yüzü gözü kan içinde kalarak bayılmıştı. Daha sonra hastanedeki teda­visi sırasında, bir mermi par­çasının yanağını parçalayarak dilini kopardığı ortaya çıka­caktı.

 

Patlama şehrin her yerinde halk arasında paniğe yol açmıştı

Korkunç patlamalar yal­nız Haydarpaşa ve Kadı­köy'de değil, şehrin hemen her kesiminde duyulmuş, halk arasında paniğe yol açmıştı.

Olay sırasında denizde se­fer halinde olan gemilerdeki yolcular arasında da büyük panik yaşanmıştı. Köprü-Ka­dıköy seferini yapan bu gemilerden birinde bulunan ve pat­lamanın kaza sonucu meyda­na geldiğini iddia eden Alman doktor Wilhelm Feltman, ya­şadıklarını şöyle anlatıyordu:

 "6 Eylül 1917'de öğleden sonra saat 3 ila 4 arasında, ta­nıdığım bir Türk subayıyla birlikte Galata Köprüsü'nden vapurla Asya sahilindeki Ka­dıköy'üne geçiyordum. Bu su­bay, bana bir yerde cereyan eden ateş düellosuna ait uzun bir hikayeyi anlatırken ben Haydarpaşa'ya bakıyordum, İstasyonun önünde birçok mavna boşaltılıyordu. Birden­bire tam karaya çıkarken, bir hamalın sırtındaki büyük bir sandığın yere düştüğünü gör­düm. Akabinde bir şey parladı ve patladı. Yanımdaki subay­la bir kelime konuşmaya za­man kalmadan müthiş bir in­filak bizi sarstı. Gemimizde bir kargaşa oldu ve infilaklar birbirini izlerken dört tarafı­mızda suya öte beri düşmeye başladı. Herkes sahildeki cep­hanenin havaya uçtuğunu an­layarak kanepelerin altına saklanıyordu. Kaptan şaşırmış kalmış ve gemiyi infilakların olduğu yere doğru sevk ediyordu. Bir Türk deniz subayı, kaptanı mevkiinden defederek kumandayı eline al­dı ve vapuru tehlikeli bölge­den uzaklaştırdı. Demiryolla­rındaki vagonlar birbirini mü­teakip patladığı için infilaklar gece yarısına kadar devam etti, Savaştan ancak birkaç sene önce açılan güzel istasyon binası, bütün gece alevler içinde kaldı. Felaketin kaç kişinin hayatına kıydığı anlaşılamadı."

 

 

Korkunç bilanço

Yangın kontrol altına alın­dıktan sonra facianın bilanço­su da ortaya çıktı.

Olay sırasında, biri banli­yö treni, diğeri asker dolu iki tren, içindekilerle birlikte yan­mış, aralarında gar personeli­nin de bulunduğu çok sayıda insan da ölmüştü, İstasyon, yakınlarından bir haber ala­bilmek ya da yakınlarının ce­setlerini bulabilmek için, İs­tanbul'un dört bir yanından gelenlerle dolup taşıyordu.

 

Gazetelere sansür

Ölü sayısı belli değildi, bi­ni aştığı söyleniyordu. Ama bu rakam hiçbir zaman açık­lanmadı. İktidardaki İttihat ve Terakki Hükümeti, gazetelere sansür koymuş, hükümetin yayın organı Tanin birkaç sa­tırlık resmi bir tebliğle yetin­mişti.

 

Yapımı yıllar süren muh­teşem gar binası acınacak haldeydi

Sivri kuleleri uçmuş, çatısı tamamen yanmış, tüm camlan kırılmış ama yine de ayakta kalmıştı. Bunun yanı sıra liman tesisleri, ambarlar, personel binaları da yerle bir olmuştu. Haftalardan beri Yıldırım Orduları’na gönderilmek üzere Haydarpaşa'da toplanan yüzlerce ton cepha­ne ve erzak da yok olmuştu.

 

Bu durum, Suriye ve Irak'taki Türk-Alman Cephe­si'ni olumsuz etkileyecek, hat­ta cephenin düşmesine yol açacak etkenler arasında yer alacaktı.

 

Farklı iddialar ve söylentiler

İttihat ve Terakki Hükü­meti'nin koyduğu sansür ve bu konudaki suskunluğu, fa­cianın nedenleri hakkında halk arasında türlü dedikodu­ların yayılmasına yol açtı.

İngiliz Savaş Uçakları mı?

Ki­mileri, garı İngiliz savaş uçak­larının bombaladığını öne sü­rüyordu; ama o gün İstan­bul'a bir hava akını yapılma­dığı belirlenmişti.

Denizaltı mı?

Bazılarına göre de Çanak­kale'yi aşıp İstanbul'a gelmeyi başaran bir düşman denizaltı, Haydarpaşa'yı top atışına tut­muş, cephanelerin ateş alma­sıyla facianın boyutları büyü­müştü.

Sabotaj mı?

Bazı görgü tanıkları ise olayın 'sabotaj' olduğunu id­dia ediyordu. Bu iddiaya göre, limanda vinçleri kullanmakta olan Ermenilerden bazıları, mavnalardan aldıkları cepha­ne sandıklarını kasti olarak yere atmış, patlayan cephane sandıkları diğerlerinin de tu­tuşmasına ve facianın büyü­mesine yol açmıştı. İlk patla­maların burada meydana gel­miş olması, yine bu kesimin büyük zarar görmesi de bu iddiaları güçlendirmekteydi.

O zaman da akla başka bir soru geliyordu: Ermenilerin arkasında hangi devle­tin gizli örgütü ya da ajanları vardı?

 

Alman ordusundaki Fransız ajanı

Birinci Dünya Sava­şı sırasında Harbiye Ne­zaretinde kurulan 'İh­racat, İthalat ve Sipari­şat-ı Umumiye Dairesi'nde ye­dek subay olarak görev yapan A. Baha Özler de Haydarpa­şa'ya sabotajın, Alman ordu­sunda görevli bir Fransız ajanı ve yardımcıları tarafından ya­pıldığını iddia etmektedir.

Baha Özler'in Yıllarboyu Tarih dergisinin Ekim 1980 sayısında "Haydarpaşa Ga­rı'nı havaya uçuran adamı ta­nıdım" başlığı altında yayımlanan anılarında anlattığına göre, bu kişinin adı Georges Mann'dı.

Baha Özler'in çalıştığı da­irenin Sirkeci Gümrüğü'nde yaptığı kontroller sırasında, Georges Mann, onlara yar­dımcı olmak ve tercümanlık yapmakla görevlendirilmiş ve kısa sürede herkesin güvenini kazanmıştı. Öyle ki, Harbiye Nezareti'ne elini kolunu salla­ya sallaya girip çıkıyor, istediğiyle görüşebiliyor, bazen de kurye olarak Almanya'ya gi­dip geliyordu.

Baha Özler anılarında, patlamanın olduğu gün Geor­ges Mann'ı telaşla Sirkeci'ye doğru koşarken gördüğünü, durumda bir fevkaladelik ol­duğunu anlayarak peşine ta­kıldığını, daha sonra esraren­giz Almanın daveti üzerine bir motorbotla Haydarpaşa'ya gittiklerini kaydeder. Georges Mann, burada alevlerin arası­na dalarak çok sayıda fotoğ­raf çekmiş, bu fotoğraflardan birkaç kopyayı hatıra olarak kendisine vermişti,

Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından sonra terhis olan yazar, Georges Mann'la Beyoğlu'nda bir birahanede karşılaştığını, onun kendisine 'Fransız ajanı' olduğunu itiraf ettiğini, hatta kimliğini göster­diğini belirtir.

Baha Özler'in anılarında anlattığı bu olayın doğruluk derecesi bilinemiyor. Ama bi­linen şu ki, Haydarpaşa Garı, gerçekten büyük bir felaket geçirmişti.

 

Ortadoğu'nun en büyük gar binasının bulunduğu yer mesire yeriydi

Anadolu-Bağdat Demiryolları'nın yapımına karar verildiği zaman, başlangıç noktası alarak Haydarpaşa seçildi ve Haydarpaşa Çayırı'nın şiirsel sessizliği, 24 Ağustos 1871 günü başlayan çalışmalarla bozuldu. Önce geçici olarak bugünkü Haydarpaşa Köprüsü'nün bulunduğu yere küçük bir istasyon binası yapıldı. Bir yandan da Haydarpaşa-İzmit Demiryolu'nun yapımı sürüyordu. Hattın ilk bölümü 1872 yılında hizmete açılırken, o görkemli gar binasından en ufak bir iz bile yoktu.

 

 

 

Haydarpaşa'ya yeni ve görkemli bir gar binası yapma fikri

İlk trenin çalışmaya başlamasından yıllar sonra, 20 Yüzyıl'ın başlarında gündeme geldi. Bu amaçla hazırlanan projeler arasında Alman mimarlar Otto Ritter ve Helmuth Conu'nun eseri beğenildi ve birkaç küçük değişiklikle uygulamaya konuldu. 30 Mayıs 1906 günü başlanan ve Alman Holzman Firması'nın yürüttüğü inşaatın (altta) en güç safhalarından biri, denize kazık çakılması işlemiydi. Bina, denizdeki bu kazıklar üstünde yükselecekti.  

Denize 1700 kazık çakıldı

Aylar süren çalışma sonucu her biri 21 metre uzunluğunda ve suya karşı yalıtılmış bin 700 kazık denize çakıldı. Mimarisi Alman 'Yeni Rönesans' üslubunda gerçekleştirilen binanın planı bir tarafı uzun 'U' şeklindeydi ve planın ortasında geniş koridorların iki tarafında geniş ve yüksek tavanlı odalar sıralanıyordu. Odaların tavanları tek tek kalem işi nakışlarla süslenmiş, tavanların dört köşesine de o zamanlar demiryollarının amblemi olan kanatlı tekerlekler resmedilmişti (altta).  

Binanın temelinde Hereke'den getirilen pembe granitler kullanıldı

Dış yüzünde ise Lefke-Osmaneli'den getirilen açık nefti renkli taşlar kullanılmıştı. Bu taşların özelliği orta sertlikte, kolay işlenebilmesi ve her türlü hava koşuluna dayanıklı olmasıydı. Binanın yapımı için İtalya'dan özel olarak taş ustaları getirilmiş, göz alıcı vitraylar (altta) ise O.Linneman tarafından özenle hazırlanmıştı. 

Binanın çatısı Alman üslubu

Binanın çatısı Alman mimarisinde çok kullanılan 'dik çatı' üslubunda ve ahşap olarak yapılmış, kaplamasında da arduaz çatı örtüsü kullanılmıştı. Ön cephesinin şatafatlı ve görkemli görünüşüne karşılık, peronlara bakan bölümüne sadelik hakimdi.

 

 

 

Gar Binası'nın açılışı, 19 Ağustos 1908 günü yapıldı

Ama inşaat sürüyordu. Binanın tümüyle bitirilmesi, 1909 yılının Kasım ayını buldu. Gar binasının hizmete girmesinden sonra artık ihtiyacı karşılayamaz hale gelen küçük iskele binası yıkıldı, yerine mimar Vedat (Tek) Bey tarafından yeni bir bina yapıldı.

 

 

Patlamadan sora Haydarpaşa Garı nasıl onarıldı?

6 Eylül 1917'deki infilaktan sonra Haydarpaşa Garı, yıllarca çatısı ve kuleleri yok olmuş bir halde, onarılacağı günü bekledi. Ama Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın başlaması bu onarımı geciktirdi. Cumhuriyet'in ilanından sonra, çözüm bekleyen birçok sorun gibi, Haydarpaşa'nın onarımı da gündeme geldi ve bu amaçla tüm mimarların çağrılı olduğu bir proje yarışması açıldı. Sonuçlan 1925 yılında alınan yarışmayı, A. Nazmi Yaver adındaki genç bir mimar kazandı. Yaver'in projesinde, Gar'ın aslına uygun kalınmakla birlikte, birkaç küçük değişiklik, örneğin sivri kulelerin yerine yuvarlak tavanlar yapılması ve çatının eğiminin azaltılması öngörülüyordu. Ancak bilinmeyen bir nedenle, bu projenin uygulanmasından vazgeçildi ve yapı, 1930'larda başlayan çalışmayla tamamen aslına uygun şekilde onarıldı. 1933'te, Cumhuriyet'in 10. yılına Haydarpaşa eski güzelliğine kavuşmuş olarak girdi.


Hazırlayanlar :  Kerem, merakediyorum grubu üyeleri merakediy...@gmail.com,
Kaynak : Ertan ÜNAL - Popüler Tarih - Eylül 2002. Paragraf başlıkları yazıya eklenmiştir.
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delet" tuşuyla yok etmeyin.
 
Bu yazının kaynak olarak alındığı derginin tamamını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

Popüler Tarih Eylül 2002 Sayı 25

35 Mb

PDF

Resim olarak taranmıştır

http://rapidshare.com/files/189380928/25_Populer_Tarih_Eylul_2002_Sayi_25.rar

Haydarpaşa başlık.jpg
Haydarpaşa 05 kanatlı tekerlek.jpg
Haydarpaşa 05 vitray.jpg
Haydarpaşa 09 sahil sandallar.jpg
Haydarpaşa 11 proje.jpg
Haydarpaşa 04 yeni.jpg
Pop 25.jpg
Haydarpaşa 01 yangın.jpg
Haydarpaşa 03 banliyo.jpg
Haydarpaşa 07 bilet.jpg
Haydarpaşa 08 hasarlı.jpg
Haydarpaşa 02 vapurlar.jpg
Haydarpaşa 06 çayır.jpg
Haydarpaşa 10 ilk düdük.jpg
Haydarpaşa 05 inşaat.jpg
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages