1450 yılından 19.yy kadar KÜÇÜK BUZUL ÇAĞ yaşanmış

592 views
Skip to first unread message

merakediyorumgrubu

unread,
Jun 17, 2009, 7:09:01 PM6/17/09
to merakediyorum

1450 yılından 19.yy kadar

KÜÇÜK BUZUL ÇAĞ

y a ş a n m ı ş

 

Global ısının iniş ve çıkışları…

Buzul çağı dönemlerinde daha küçük hava ve ısı değişimleri de oluyordu. Bu değişimler, bazen artı ve eksi 1-2 derece oynuyordu. Son Buzul Çağı'ndan sonra, 2500 yılda bir buzların geri geldiği görüldü. Bu küçük buzul dönemin en yenisi 1450 civarında başladı ve 19. yüzyılda son buldu. Bu 400 yıllık dönemde bazı kışlar o kadar sertti ki, Kuzey Denizi donmuş, Amerikalılar, Staten Adasından Manhattan Adası'na yürüyerek geçebilmişlerdi.

 

 

 

Önce kötü haber...

Eğer, buzul çağları arasındaki 10 bin yıllık devreler geçer­liyse, 2000–3000 yıl sonra yeni bir buzul çağına gireceğiz. İn­giliz iklimbilimci Hubert Lamb, bu­nun iyimser bir tahmin olduğunu, önümüzdeki 2 yüzyıl içerisinde de global bir kışa hazırlanmaya başla­mamız gerektiğini söylüyor.

 

MS. 5.yy belgeleri "güneşin solduğunu" ve "karanlığın 18 ay sürdüğünü" yazıyor

Dünyada ısının azalmasıyla ba­şımıza nelerin geleceğine dair bilgi­leri de bize yine tarih veriyor. M.S. 5. yüzyıldan itibaren dünyayı vuran soğuk dalgası 15 yıl sürmüştü. O dönemden kalan belgeler, "güneşin solduğunu" ve "karanlığın 18 ay sürdüğünü" yazıyorlar. Ne var ki, o dönemdeki soğukluğun nedeninin, en yakın olasılıkla volkanik bir pat­lama veya dünyaya düşen bir mete­or olduğuna inanılıyor.

 

401 yılında İstanbul Boğazı 20 gün buzlarla örtülü kaldı

Nedeni ne olursa olsun, o soğu­ğun uygarlık üzerinde çok derin et­kileri oldu. İstanbul da, miladın 401. yılında bu şiddetli kıştan payı­nı aldı; Boğaziçi 20 gün buzlarla örtülü kaldı...  Asya ve Avrupa'da ürün büyümedi ve açlıkla hastalık­lar başladı. Çin'de nüfusun yüzde 80'inin öldüğü bölgeler vardı ve M.S. 534'te Çin'in başkenti nere­deyse boşalmıştı. İstanbul'un yarı nüfusunu öldüren "bubonik veba" da bu döneme rasgelir. Bu hastalık­ların nedeni, iklimdeki küçük deği­şikliklerdi.

 

608 yılında İstanbul Boğazı tamamen dondu

Çok geçmedi, 608 yılı­nın aralık ayında bir soğuk daha ya­şandı İstanbul'da... Boğaziçi tama­men dondu, birçok balık karaya vurdu, insan ve hayvan öldü, he­men ertesi yıl da büyük bir kıtlık yaşandı.

 

763 yılı Ekimi’nde Galata’dan Üsküdar’a yürüyerek geçildi

155 yıl sonrasının ekiminde bir dondurucu soğuk daha geçti İstan­bul'dan... Bu kez Boğaziçi 30 metre derinliğine kadar donmuştu. İnsan­lar, hayvanlar ve arabalar Anado­lu'dan Rumeli'ye, Galata'dan Üsküdar'a yürüyerek geçtiler.

 

Buzlar Sarayburnu surlarından daha yüksekteydi

Kış o ka­dar şiddetliydi ki, Sarayburnu'ndaki buzlar oradaki surlardan daha yük­sek olduğundan bazı surlar hasar gördü ve bütün bunlar kayıtlara ge­çirildi. 968,1010 ve 1232 yıllarında Boğaz yine dondu ve kıtlık çekildi.

 

1621 yılı Aralık ayında Haliç dondu

Tarihte çok daha dondurucu soğuk­lar da oldu; bunlardan biri 1450-1850 arasında, özellikle de 1550-1700 arasında oldu. 1621 yılı aralık ayında Boğaziçi bir kez daha buz­larla doldu, bu kez Haliç dondu. Padişah 2. Osman'ın saltanatı za­manına raslayan bu olayı, Şair Seyyid Haşimi:

"Yol oldu Üsküdar'a bin otuzda Akdeniz dondu"

diyerek tarihlemişti.

 

Haliç, 1657'de bir kez daha don­du

Sütlüce'yle Defterdar iskelesi arasını halk yürüyerek geçti. O kış, Edirne de görülmemiş yükseklikte kar yığınları altında kalmıştı. İstan­bul'da denizin tamamen donması olayı herkesi heyecanlandırmış, devrin şairleri şöyle şiirler yazmış­lardı:

 

Buz üstünden geçen geldi bana, yaz dedi tarihin,

Deniz altmış sekizde dondu buz­dan, bendeniz geçtim.

 

Son 1000 yıldır İstanbul Boğazı da birkaç kez dondu.
İstanbullular, en son olarak 1954 kışında Boğazdan geçen buzların üzerine çıktılar...

 

 

 
985'te Kızıl Erik ta­rafından kurulan Viking yerleşim bölgesi Brattahlıd,
1410'dan sonra ısı düşünce, deniz buzulu tarafından kesilmiş ve karadan uzaklaştırılmıştı...
 
Brueghel'in 1565'te yaptığı "Karda Avcılar" tablosu...
O sırada kış, binlerce kuzeylinin açlık ve hastalıktan ölümüne neden olmuştu...
 

Küçük Buzul çağının Dünyadaki etkileri

Bu küçük buzul çağı, Brueghel'in resimleri ve odun satıcıları için nimetti ama ge­risinden hastalık ve soğuk ölüm geldi. 1410'dan sonra Grönland'ın etrafındaki buz, bu son Viking ada­sının bağlantılarını kesti ve 1500'e gelindiğinde adadaki herkes açlık­tan ölmüştü. Donmuş bedenler üze­rinde yapılan otopsilerde, bu insan­ların bir yüzyıl önce yaşayan insan­lardan 20 cm. daha kısa oldukları ve kadınların vücudunun çocuk doğuramayacak kadar çarpık olduğu ortaya çıktı. Hubert Lamb'e göre İskoçya'nın 1707'de İngiltere idaresi­ni kabul etmesinin de nedeni, bu ül­kede 18. yüzyıl başlarında süren inanılmaz kış nedeniyle ortaya çı­kan açlıktı...

Mini buz çağı Kuzey Ameri­ka'nın kültürlerini de etkiledi. 1850'de İskandinavya'daki soğuk 100 bin Norveçli'nin ölümüne ne­den olmuş, binlerce insan da açlık­tan kaçmak için Atlantik'i aşmıştı. 1860–1890 arasında iki milyon İs­veçli Yeni Dünya'ya göç etti. Bütün bu nüfus hareketleri ısının sadece 1-1.5 derece düşmesiyle oluşmuştu. Gerçek bir buzul çağında olacaklar ise çok daha ürkütücü. 5000-10 bin yılda buzlar Kanada'yı, bütün İskandinav ülkelerini, İngiltere'yi, Hollanda'yı ve Rusya'nın büyük bir bölümünü kaplayacaklar. Ama da­ha öncesinde, topraklarını buza kaybedecek olan ülkeler kendileri­ne güneyde yer açmak için çok yeni bir tür yayılmacılığı başlatabilecek­ler.

 

Ortaçağdaki ılık dönem

Bu el yazmasında görüldüğü gibi

Orta Çağ İngiltere'sinde şaraplık üzüm yetiştiriliyordu.

 

1600'ler: 16. yüzyılda, Thames nehri düzenli olarak donuyordu.

 

1700'ler:

Thames üzerinde yapılan festivaller yüzyıl boyunca sürdü.

 

1800'ler:

Soğuk yüzünden Kuzey Avrupa'dan binlerce insan Amerika ve Güney Avrupa'ya göç etti.

 

 

Buzul çağını ertelemek için (bu gün tuhaf karşılayacağımız) bir öneri:

Atmosfere şimdi gönderdi­ğimiz karbondioksitin iki katını yollamak...

Şimdi de bu kadar kötü olmayan haber... Gelecek buzul çağı, sonsu­za kadar ertelenebilir de... Sürekli petrol kullanarak atmosfere karbon­dioksit pompalıyoruz. Bu durum da havadaki sera etkisini arttırıyor ve iklimin soğuma eğilimini tersyüz ediyor. Buzul çağının olmamasını sağlamak için yapabileceğimiz bir şey var; atmosfere şimdi gönderdi­ğimiz karbondioksitin iki katını yollamak...

 

Bu durumdan herkes memnun olur mu?

Yine de dünyanın ısısıyla oyna­mak aynı derecede herkesin işine gelmeyebilir. Bir ülkedeki buzul çağı, bir başka ülkenin cenneti ola­bilir. İngiltere buzulların istilasına uğradığında, Kuzey Afrika çöllerin­de çiçekler açabilir veya Kuzey Amerika'nın ısısının artması Çin'de kuraklık yaratabilir.

Global ısıyı arttırmak, Antarktika'daki buzlanmayı daha da hızlan­dırmakla sonuçlanabilir. Son yüz­yılda dünyanın ısısı 0.6 derece ar­tarken Antarktika'da buzlanma sını­rının düştüğü de gözlemlenmiş bu­lunuyor.

 

Kontrol elden kaçarsa

Atmosfere göndereceğimiz kar­bondioksitle hava ısınırken, bu defa da ısınmanın kontrolünü elimizden kaçırabiliriz. Çünkü iklimsel deği­şiklikler birçok faktörün bir araya gelmesiyle oluşuyor. Isınmanın do­zu kaçtığı zaman da Londra, New York, Shanghai ve daha bir sürü şehrin sular altında kalmayacağını kim garanti edebilir?

Isınmayı durdurmak, başlatmak­tan daha zor olabilir. Atmosferin fazla karbondioksitten kurtulması­nın 1000 yıl sürebileceği gibi, dün­yaya yansıyan fazla ısıyı uzaya geri göndermek de gerekebilir. Böyle bir zorunluluk durumunda önerilen, yolları beyaza boyamak, denizlerde dev "polystyrene" ısı depoları inşa etmek ve atmosferin üst tabakaları­na ısı emici partiküller göndermek gibi yöntemler de pek işlerliği olan yöntemler değil.

Her neyse, belki de gelecek bu­zul çağı üzerine düşünüp üzülme­mek gerekiyor. Buzul çağlarını da hesaba katarsak, geçmişimiz bizi bugünkü halimize getirdi; çalışkan, yardımsever, yaratıcı ve saldırga­nız.... Bu nedenle, doğanın denge­siyle oynamak yerine, belki de ge­leceğimizi onun muhteşem ritimlerine bırakmak en doğrusu...  


Hazırlayanlar : merake...@googlegroups.com üyeleri, kerem, bahadircan, merakediy...@gmail.com

Kaynak : Focus - Aralık 1995 sayısında "Buz Çağı -Yeni buzul çağı" başlığı ile yayınlanan yazıdan derlenmiştir.
Paragraf başlıkları ilave edilmiştir. Resimlerde kirlilik yaratmamak için grup adı vs kullanılmamıştır.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delet" tuşuyla yok etmeyin
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.

Nejat Atılgan

unread,
Jun 18, 2009, 3:06:03 PM6/18/09
to merake...@googlegroups.com
Arkadaşım burada ısı değişimi denmez, sıcaklık değişimi denir. Isı bir enerji çeşididir ve birimi mesela kilokalori dir, ama derece değildir. Derece (santigrad,reomür veya fahrenhayt) ise sıcaklık birimidir. Isı ile sıcaklık asla aynı şey olmayıp, birbiri ile karıştırılmamalıdır.
İyi çalışmalar.

ismet soner

unread,
Jun 19, 2009, 2:09:39 PM6/19/09
to merake...@googlegroups.com
Arkadaşlarımız -sağolsunlar- oturmuşlar, kafa patlatmışlar, göz nuru dökmüşler ve bize hazine değerinde bilgileri -hem de çok estetik bir şekilde- getirmişler.
 
Ama beyefendi bunca emeğe teşekkür etmeyi fuzuli görerek balıklama bir kelimeye atlamış. Sadece atlamakla kalmamış, bir de güzel azarlamış.
 
Beyefendi! Türkçeyi nasıl kullanacağımız konusunda tek referansımız olan TDK'nun sözlüğünde bu iki kelime birbirinin yerine kullanılabiliyor ve bu bize yeter. Ha, bu kelimelerin sizin mesleğinizde anlam farkları olabilir. Bu çok tabiidir. Her mesleğin özel bir literatürü vardır. Ama herkes insanlara mesleki/bilimsel literatürlerini kullanmaya zorlarsa bu işin sonu nereye varır?
 
Bence bu "laf değil, iş üreten" arkadaşlarımıza bir özür borçlusunuz.

 
18 Haziran 2009 22:06 tarihinde Nejat Atılgan <nejata...@aol.com> yazdı:
--
PRIMUM NON NOCERE
http://ismetsoner.spaces.live.com
http://groups.google.com.tr/group/bursaforum
(Kızgınlıkla karar almayın, mutluluktan uçtuğunuzda söz vermeyin. İkisi de sarhoşluk ânıdır, akıl başta değildir)

Halit Calayir

unread,
Jun 19, 2009, 4:43:22 PM6/19/09
to merake...@googlegroups.com
Öncelikle hos ve bilgilendirici bir yaziya getirilen sert elestiriye ben de cok sasirdigimi belirtmek istiyorum. Ben bir an "acaba tanisiyorlar mi, sakalasma durumu mu var, bu uslubun sebebi nedir?" diye sordum. Elestiri veya bir duzeltmenin de uslubu var. 

Ancak elestirinin uslubu kabul edilemez olmasinin yaninda verdigi bilgi dogru. "Isı" kelimesinin asıl anlami gercekten de bir tip enerjiyi tanimlar. TDK'da da ilk anlam olarak bu gecer ve ansiklopedik anlami da budur. Ozel bir terim olarak sadece belirli alanlarda bu manaya gelmez. Ayrıca sıcaklik yerine kullanimi gunluk hayatta yapilmaktadir. TDK'da bunu referans aliyor. Ancak bu yanlis bir kullanim. İlk okuldan universiteye kadar her fen dersinde de bu farka ozellikle vurgu yapilir ve yanlis kullanim duzeltilir. Ayrıca sunu da ozellikle belirtmek isterim, bu sozcugun diger dillerdeki karsiligi da ayni sekilde kullanilir ve sicaklik anlamina gelmez. Hatta o dillerde de bu fark egitim ve ogretim suresince vurgulanir. 

Kısaca bu kullanim zorlama bir tabir degil. TDK da benim  gorusumce tek referans degildir. Hatta yaptigi hatali uygulamalarla bir cok defa da elestiri de almistir. Konu disi olacak ama sadece TDK sozlukteki kadar dilimizde sozcuk varsa, vay halimize... 

Yazıdaki kullanimina gelince durum zaten oldukca acik. Gunluk bir kullanimda degil gayet akademik denilebilecek bir arastirmada kullanilmis ve kesinlikle yanlis bir kullanim. Santigrad isareti kullanilmis bir grafik de var. Santigrad sicaklik birimidir. Isı birimi kaloridir. Santigrad birimli olcum yani sicaklik bir sistemin diger bir sisteme isi transferi yapabilme yetisini belirleyen bir olcumdur. Fiziksel bir ozelliktir. Her hangi bir maddeye ozgu degildir. 

Tesekkurler...


19 Haziran 2009 21:09 tarihinde ismet soner <ismet...@gmail.com> yazdı:



--


Mehmet Halit Calayir

Istanbul Lisesi 1996-2004
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages