İngiliz uzmanlar, 1988'de ünlü Frig Kralı Midas'ın kafatasını etlendirmişlerdi... Mitlere konu olan bu efsanevi kişilik, Anadolu tarihi açısından giderek önem kazanıyor...
Efsanevi Frigya Kralı Midas
Efsanevi Frigya Kralı Midas, Sard yakınlarındaki Bozdağ yamaçlarında dolaşırken, Tanrı Apollon ile Çine Çayı'nın tanrısı Marsyas arasındaki müzik yarışmasına tanık'olur. Işık Tanrısı Apollon lir, Marsyas ise kaval çalmaktadır...
Yarışmanın hakemi Bozdağ'ın tanrısı Tmolos, sonunda ödülü Apollon'a verir ve işin içinden sıyrılır. Ama Midas, oyunu Marsyas'ın kavalı lehine kullanınca işler karışır, başına gelmedik kalmaz. Apollon, Midas'a çok sinirlenmiştir. Onun müzikten hiç anlamadığını tüm insanların görebilmesi için alışılmadık bir ceza uygular; ünlü Kral'ın kulaklarını "eşek kulakları”na dönüştürür. Büyük bir utanca kapılan Midas, kendisine acı veren bu durumdan, halkının kullandığı sivri külahlardan birini giyerek kurtulmaya çalışır. "Eşekkulakları”nı bu külahın içine rahatça gizleyebilmektedir.
Kral Midas adı, efsanelerde çok sık geçmesinin yanısıra, tarih ve arkeoloji kaynaklarının da popüler bir isimdir...
Ankara yakınlarındaki Gordion kentinin kurucusu Kral Gordios'un oğlu olarak bilinir... Arkeolojik kazılar, göçebe Hint-Avrupa dil grubundan topluluklardan biri oldukları kabul edilen Frigler'in, M.Ö.9. yüzyıl ortalarında Gordion'a yerleştiklerini göstermektedir. Frigler'in, göçebe kabile yapısından güçlü bir siyasal örgütü nasıl yaratabildikleri konusu bugün pek çok soruyu içermektedir.
Oysa, bölgenin Frigler öncesindeki hakimleri Hititler'dir... Orta Anadolu'ya M.Ö. 2000'lerde gelen ve burada güçlü bir imparatorluk ve büyük bir medeniyet kuran Hititler, yaklaşık M.Ö. 1200 yıllarında, Doğu Karadeniz bölgesinde oturan Kaşka topluluğunun da içinde bulunduğu istilacı güçler ve Ege'den, Makedonya'dan gelen kavimler tarafından ortadan kaldırılmıştır. Boğazköy, Alacahöyük ve Alişar'da bu döneme ait saptanan yangın tabakaları, bu istilacıların ne denli etkin olduğuna tanıklık eder... Ayrıca, dönemin Anadolu ile ilgili en önemli bilgi kaynağı olan Hitit yazılı belgeleri, Kral 2. Şuppiluliyama'nın saltanatı ile birdenbire kesilmektedir.
Tarihsel olayların perdesi tekrar aralandığında, Orta Anadolu'da, at yetiştiren askeri bir aristokrasiye sahip Frigler çıkar ortaya... Frigler, Heredot'un anlattığına göre, Makedonyalılar tarafından "Brygler" ya da i "Brigler" olarak tanınıyorlardı. Brigler, Makedonya ve Trakya'dan gelerek Boğazlar üzerinden Anadolu'ya geçmişlerdi. Helenler ise, bu geçişin Truva savaşından önce gerçekleştiğine inanmışlar ve efsanelerinde bunu ; özellikle konu etmişlerdi...
Asur kaynaklarında "Muşkiler" olarak geçen Frigler,
Günümüzde Ankara, Eskişehir, Kütahya ve Afyon arasında kalan bölgeye yerleşmişlerdi. Bu bölgenin tanınmış Frig kentleri, Pessinus, Metsopolis ve Gordion gibi kentlerdi. Bugün, Gordion'un çevresinde, içlerinde Kral Midas'ın mezarının da bulunduğu 80 kadar Frig soylusuna ait tümülüs vardır.
Midas “Öküz kanı içerek” intihar etti...
M.Ö. 730 civarında, Frigyalı Midas, Şinuhtili Kiakki ve Kargamış Kralı Psiriş, ortak düşmanlarına karşı üçlü ve güçlü bir koalisyon oluşturmuşlardı... Ancak, MÖ. 714'lerde, Kafkaslar'ın ötesinden İskit kabilelerinin sürmesiyle Anadolu'ya yönelen Kimmerler, Frigler'in yazgısını tersine döndürdü. Urartu sınırlarına yüklenen Kimmerler, önce Urartulu Rusas'ı yenilgiye uğratarak onun intihar etmesine neden oldular. Ardından Frigya'ya yönelerek Kral Midas'ı yendiler. Midas da, tıpkı Rusas gibi intihar etmek zorunda kaldı. Ama, oldukça ilginç bir yöntemle: Öküz kanı içerek...
1957'de Prof.Dr. Rodney S. Young'ın başkanlığındaki ekip "Midas tümülüsü"ne girdi…
Giderek tarih sahnesinden uzaklaşan Frigler ve Kral Midas, 1957'de Prof.Dr. Rodney S. Young'ın başkanlığındaki bir arkeoloji ekibinin Gordion'daki "Midas tümülüsü"ne girmesiyle tekrar sahneye çıktı... Yaklaşık 50-55 metrelik mezarın altındaki ardıç ve çamdan özel olarak yapılmış odasında Midas, tek başına, çevresindeki ölü hediyeleriyle iskelet olarak yatıyordu... Eski Yunan efsanelerine göre "her dokunduğunu altına dönüştüren" bu ünlü Frigya kralının ölü hediyeleri arasında altın bulunmaması, istilacıların ne denli etkin olduklarının da bir göstergesiydi...
Bulunduğu yıllarda iskeleti tamam olan Kral Midas'ın, ne yazık ki, günümüze sadece kafatası ve alt çene kemiği kaldı
Midas'ın kafasının gözlemlenen biçiminin ünlü efsaneyle benzerliği çok şaşırtıcı... Çünkü bu kafatası, bildiğimiz normal biçimlerin ötesinde, oldukça uzun bir yapıya sahip. Sonradan oluştuğu düşünülen bu şeklin, ünlü "eşek kulak" efsanesinden öte, bebekliğinden itibaren özel bir amaçla uygulanan bir yöntem sonucu ortaya çıktığı bugün açıkça biliniyor...
Kafatasının şekli ...
Kafatasına yandan yapılan ilk gözlemler sonucunda, ardkafa (occipital) bölgesinin arkaya doğru aşırı biçimde uzamış olduğu kolaylıkla farkediliyor. Alın kemiğinin, kaş kemerlerinin üzerinde geriye doğru eğimli olması, çene kemiğinin iriliği ve genel kemik yapısının kalınlığı, kişinin erkek bir birey olduğunu ortaya koyuyor. Kafatası üzerindeki dikiş ve farklı kemiklerin birleşme çizgileri, Midas olarak kabul edilen kişinin, ayrıca yaşlıca biri olduğunu da gösteriyor. Şakak kemiği ile duvar kemiğinin ve hemen hemen tüm kafatası dikişlerinin ileri derecede kaynaşması da bir başka kanıt olarak kabul ediliyor.
Kafatası deformasyonları genel olarak üç nedene bağlı
Antropolojik incelemeler, kafatası deformasyonlarının genel olarak üç nedene bağlandığını ortaya koyuyor. Bunlar; patolojik, toprak basıncı ve kültürel tercihli uygulamalardır. Patolojik deformasyonun en önemli nedeni, kafa dikişlerinin (sütur) erken kapanmasıdır. Bunun sonucu olarak, bir bölgedeki süturun kapanması, asimetrik tarzda biçim bozukluklarına neden olur. Oysa, Kral Midas'a ait olduğu söylenen kafatasının arka yukarı bölümünün düzgün ve oranlı biçimdeki deformasyonu, bu olgunun patolojik kökenli olamayacağı görüşünü güçlendiriyor...
Kafatasındaki biçim değişikliği kültürel amaçlı
Toprak basıncı ise, kafataslarının tek yönlü ve asimetrik şekil bozukluklarına neden oluyor, çoğunlukla da kırılmasına yol açıyor. Ancak, boş bir mezar odasında ve toprakla hiçbir teması olmayan Midas'ın kafatasının böyle bir basınçla bozulmuş olduğu söylenemez. Bütün bunların ışığı altında, kafatasındaki biçim değişikliğinin kültürel amaçlı olduğu ortaya çıkıyor...
Kafatasının biçiminin değiştirilmesi, Anadolu ve Ortadoğu toplumlarında da uygulanmış
Kafatasının kültürel anlamda biçiminin değiştirilmesi olgusunun, Anadolu ve Ortadoğu toplumlarında, Neolitik Çağ'dan itibaren uygulandığı biliniyor. Kafatasının belli bir amaç için deforme edilmesine ait en canlı örnekler Afrika'dan kökenli... Madagaskar yerlileri, Kuzey Afrika Berberiler'i ve Kongo Mangbetu zencileri, bu adeti asırlardır uyguluyorlar. O tarihlerde, Mangbetu kadınları, yukarı ve arkaya uzatılmış başlarıyla profilden daha güzel göründüklerini düşünüyorlardı...
Kültürel amaçlı kafa deformasyonu birçok kültür de var
Günümüzde bu özelliğin, sözkonusu kabilenin yalnızca yönetici sınıfına ait bir imtiyaz olduğu biliniyor. Benzer şekilde, 20. yüzyılın başlarında, Fransa'nın Toulouse bölgesinde özel bir başlık sayesinde kız çocuklarının başları arkaya doğru uzatılırdı. Kültürel amaçlı kafa deformasyonu, İsviçre, Romanya, Yunanistan ve Bulgaristan için de yabancı değildi...
Geçmişin soylu geleneği...
Deformasyon geleneğinden, yazılarında ilk kez Hipokrat sözeder... Karadeniz'in kuzeydoğusunda yaşamış halklarda bu uygulamaya sıkça rastladığını anlatır. Aynı olay, eski Mısır'da da göze çarpıyor. 18. Sülale zamanında, Firavun Akneton'un yakınlarını gösteren kabartmalarda bireyler, yoğun kafa deformasyonlarıyla tasvir ediliyor.
Yine Mısır'ın ünlü kraliçesi Nefertiti ve birçok saray mensubunun kültürel amaçlı kafatası deformasyonları olduğu biliniyor. Eski Kırım halklarında da benzer uygulamalar sonucu elde edilen "uzun baş", bir asalet işareti sayılıyordu. Bütün bunlardan, böylesi bir geleneğin toplumlarda asalet, ayrıcalık, ya da belli bir sosyal sınıfa ait olma gibi amaçlar taşıdığını söylemek mümkün...
Midasın “başına gelenler” öldükten sonra da devam etti
Midas ve Frigler için bu uygulamanın yoğun biçimde yaşandığına dair yeterli veriler elde edilmiş değil... Fakat Midas'ın kafatasına karşıdan bakıldığında, bireyin uzun bir yüze sahip olduğu hemen göze çarpıyor.
Böylesi bir yüze, yüksek göz çukurları ile yüksek bir alt çene eşlik edince, Kral'ın Akdenizli olduğu ortaya çıkıyor. Kafatasındaki dişler, günümüzde ne yazık ki iyi korunamamış... Çünkü bazı köpek, küçük ve büyük azı dişlerinin kimi kökleri diş yuvaları içerisinde duruyor. Oysa kafatasının bulunduğu ilk kazı yıllarında çekilen fotoğraflarda, bu dişler görülmekteydi. Üst çenede dikkati çeken bir başka özellik de, pek az kişide görülen damak kabartısının (Torus maxillaris) varlığıydı.
Kral Midas ve Frigler hakkındaki bilgilerimiz, farklı kültürlerin bıraktıkları yazılı kaynaklara dayanıyor...
Bugün, Kral Midas ve Frigler hakkındaki bilgilerimiz, genellikle Asur ve Helenler gibi, aynı dönemlerde yaşayan farklı kültürlerin bıraktıkları yazılı kaynaklara dayanıyor... Bu yüzden, Midas'ın ve ulusunun öyküsü günümüzde de bir sis bulutu içinde...
Gordion kenti civarındaki 80 kadar tümülüsün hemen hemen tamamı kazılmayı ve araştırılmayı bekliyor... Kim bilir; belki de Midas, binlerce yıllık efsaneler içerisinden gerçek bir kişi gibi çıkıp gelebilir... Tıpkı, Truva kahramanlarının somut tarihte yerini aldığı gibi...
Prof. Dr. Erksin GÜLEÇ
Muşkiler sorunu
Asur belgelerinde anılan Muşki halkının ya Frigler, ya da onların doğusunda yaşayan, Frigler'e hısım ve onlara bağımlı bir halk olduğu sanılıyor.
……………..
Muşki kralı Mita'nın, Hellen destanlarında ve ayrıca, Delfi Tapınağı'na armağan göndermesi dolayısıyla Heredot'ta anılmasından tanıdığımız, böylece sırf bir destan kişisi değil, gerçekten de yaşamış bir insan olduğunu bildiğimiz Frigya kralı Midas'dan başkası olmadığı sanılıyor. Dikkate değer ki, Hitit imparatorluğu'nun son yüzyıllardan, belki IV. Arnuwanda'dan kalma bir metinde de Pahhuwalı Mita'nın adı geçmektedir. Ancak, bunun Muşki kralı Mita olup olmadığı bilinmiyor.
Prof.Dr. Bilge Umar 'Türkiye Halkının İlkçağ Tarihi" Cilt I,
Büyük tümülüs:
Gordion'un etrafındaki bütün alan, İ,Ö. 8.yüzyılın son çeyreğinden İ.Ö. 6. yüzyılın ortalarına kadar olan döneme tarihlenen çeşitli büyüklüklerdeki tümülüslerle kaplıdır. Bunların en büyüğü görkemli bir görüntüye sahiptir. Çapı 300 metre olup, şimdiki yüksekliği 53 metredir. Rüzgar ve yağmur erozyonuna uğramadan önceki yüksekliğinin daha fazla olduğu düşünülmelidir. Bu tümülüs, Anadolu'daki ve eski dünyadaki ikinci en yüksek tümülüsdür. Bundan daha büyük olanı Heredofun "Alyattes'in mezarı" olarak söz ettiği Lydia tümülüsüdür.
Frig tümülüsleri, Lydia ve Helen tümülüslerinden farkı
Frigler, ölülerini toprağa kazılmış uzun bir çukurun içine yerleştirilen ağaçtan bir odaya gömerlerdi ve bütün mezarı taş toprak veya kil yığınlarıyla kaplarlardı. Ölünün eşyaları ile ona adanan adaklar tahta bir kutunun içinde bu odanın üzerine konur ve önce taş sonra da toprak veya kil yığınıyla örtülürdü. Lydia ve Helen tümülüslerinin aksine, Frig tümülüslerinin mezara giden bir koridoru yoktur. Frig mezarlarındaki odalar, Lydia ve Hellen mezarlarının aksine, taş bloklardan değil tahtadan yapılırlardı. Godion'daki büyük tümülüsün kazılması modern arkeolojinin en önemli başarılarından biridir. Tümülüsün içindeki ağaç yapı çok iyi korunmuş durumdadır.
Bu mezar odası, alışılmış Frig tipinden farklılık gösterir;
çünkü, toprakta açılmış bir çukura oturtulmamış, toprak seviyesinde inşa edilmiştir. Etrafı, 80 cm kalınlığında kaba kireç taşı bloklarından bir duvarla çevrilidir. Duvarla oda arasındaki alan, küçük taşlarla doludur. Odanın iç boyutları 5.15 x 6.20 metredir ve oda kuzeyden güneye uzanmaktadır. Tabandan tavana duvarların yüksekliği 3.25 metre olup, tavan putrellerinin sayısı on-onbir kadardır. Ardıç veya sedir ağacından olan bu putreller çok düzenli bir tarzda dizildiklerinden, iç mekanda mükemmel bir bütünsellik sağlanmıştır. Çift katlı tavan, iki ucunda ve ortasında üçgen kirişlere dayanmaktadır. Yapının üstüne dört metre yüksekliğe kadar taş yığılmış, ondan sonra da kil ve toprakla kaplanarak tümülüs tamamlanmıştır.
Mezar, Kral Midas’ın mı yoksa Kral Gordios’un mu?
Gömüt odasındaki geniş bir yatağın üzerinde bulunan iskelet, 60 yaşını aşkın küçük yapıda bir erkeğe aittir. Yaşadığı dönemde boyunun 1.59 metre olduğu ortaya çıkmıştır. Oda ölü adaklarıyla doluydu. Bunların arasında dokuz masa, iki perde ya da paravana, üç büyük bronz çanak (kaldron), 166 parça değişik boyutta küçük vazo ile 154 fibula (bir tür broş ya da iğne) bulunmuştur. Bunların büyük bir kısmı Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde, küçük bir bölümü de Gordion'daki yerel müzededir. Prof. Young'a göre, bu ölçekte bir yapı, Kimmer felaketinden sonra intihar ettiği sanılan Kral Midas'ın ölümünü takiben yapılamazdı. Prof. Young, bu mezarın Kral Gordios'un mezarı olduğunu, dolayısıyla tarihinin İ.Ö. 725-720 olduğunu düşünmektedir.
Bir çok bulgu mezarın Kral Midas'a ait olduğunu düşündürmektedir
Fakat bu tarihler, büyük tümülüsdeki mezar adakları arasında bulunan Asur ve Urart objeleri ile örtüşmemektedir. Urartu koldronları ve bir aslan başıyla biten bronz situla, Kral Sargon dönemine özgü olan stilistik izler taşımaktadır (İ.Ö: 721-705). Sonuçta, bunların İ.Ö. 721 yılından önce yapılmış olmaları imkansız görünmektedir. Young'un gözlemlediği, Urartu kaldronlarındaki yuvarlak tutacaklar ve kuşların ikisinin kuyruk altlarının bulunmaması detayı dikkat çekicidir. Bu durum kuşkusuz, bu kabın iyice kullanıldıktan sonra mezara konduğunu göstermektedir. Bu sonuç ve diğer stilistik kaygılar, büyük tümülüsün İ.Ö. 696'da öldüğü sanılan Kral Midas'a ait olduğunu düşündürmektedir. Kentin Kimmerler tarafından tahrip edilmesi ve Midas'ın intiharı, Frigleri büyük krallarının layık olduğu görkemli tümülüsle onurlandırmalarını engellememiştir.
Ayrıca geçici bir dalga olan Kimmer istilası Frig krallığına son vermemiştir. Midas'ın adıyla bağlantılı olan muhteşem dönem kesinlikle bitmekle beraber, Frig kültürü Gordion'da yaşamaya devam etmiştir.
Ord.Prof.Dr. Ekrem Akurgal
"Ancient Civilizations and Ruins of Turkey"