KABUKLULAR... Denizlerin kapalı kutuları...

2,179 views
Skip to first unread message

merakediyorumgrubu

unread,
Oct 25, 2011, 5:22:13 PM10/25/11
to merakediyorum

 

 

DENİZLERİN KAPALI KUTULARI…

KABUKLULAR

Böceklerden sonra hayvanlar aleminin en kalabalık grubu

Çağlardan beri, gerek besin ge­rekse alet ya da araç olarak ya­rarlandığımız deniz kabuklula­rı, "yumuşakçalar" (Mollusca) arasında sınıflandırılıyorlar. Ve "böcekler"den (Insecta) sonra hayvanlar aleminin en kalabalık grubunu oluşturu­yorlar. Genel olarak karada ve denizde, 500.000-200.000 kabuklu hayvan türü­nün yaşadığı sanılıyor. Ama, şimdiye ka­dar bilimsel kayıtlara geçenlerin sayısı 100 binin altında... Bu kabukların üretimi ve mimarisiyle, içinde "oturanların biyolojisine ilişkin yanıt bekleyen birçok soru bulunuyor. En ilginçlerinden biri de, eşlerini döllemek için, sırtlarındaki "kireçten evler"iyle okyanusları nasıl aş­tıkları... Paris'teki Ulusal Doğa Tarihi Müzesi'nin "Malakoloji" (yumuşakçalar bilimi) Laboratuvarı, bu kabuklu canlı­ların sırlarını, yakın dönemlerde bir bir ortaya dökmeye başladı... 

Birkaç gram kalsiyumla en güzel kabuklar üretilir...

Kabukların hammaddesi (kalsiyum karbonat ve pro­teinler) oldukça basit, ancak üretim reçetesi karma­şıktır... Genlerle düzenlenmiş reçetele­re göre oluşturulan kabuklar, çok çe­şitli şekiller gösterirler; düz ya da kıv­rımlı, parlak sarı ya da abanoz siyahı gibi bir şekil ve renk şenliği sunarlar.

 

Büyük ço­ğunluğu, Pasifik Okyanusu'nun güney­doğu denizlerinde bulunuyor

Deniz kabuklusu türlerinin büyük ço­ğunluğu, Pasifik Okyanusu'nun güney­doğu denizlerinde bulunuyor. Yumu­şakçalar, bu yörelerde 600 milyon yıl önce çıkmışlar, farklı ortamlarda çeşit­lenerek yeni türlerin doğuşuna yol aç­mışlar. Günümüzdeyse, dünyanın tüm denizlerine yayılmış bulunuyorlar.

 

 

Sola kıvrılmış olan­larına koleksiyoncular yüksek değer­ler biçiyorlar

Deniz kabuklarının başlıca temsilci­lerini, "karındanbacaklılar" ya da "salyangozlar" (Gastropoda) oluştu­ruyorlar. Bu hayvanların kabukları­nın, sağa değil de, sola kıvrılmış olan­larına koleksiyoncular yüksek değer­ler biçiyorlar. Aslında, bu durum ge­netik bir kusurdan kaynaklanıyor. "Polinezva Deniz Kabukluları" adlı kitabın yazarı Bernard Salvat'ya göre, 300 yılda toplanan 750 milyonu aşkın kabuktan, yalnızca 120 tanesi böyle bir anormallik taşıyor. Hindistan'da büyük beğeni toplayan bu kabuklar altın pahasına alıcı buluyor.

 

İkiçenetliler, karındanbacaklılar

"Yassısolungaçlar" diye de adlandı­rılan ikiçenetliler (Bivalvia) ise, ailenin ikinci temsilcileri... Kaslarla birbirine eklemlenmiş kabuklar, sadece hayvan besleneceği zaman açılıyor. Hayvan, balık ağı işlevi gören solungaçlarıyla planktonları süzüp yiyor. Kabukların­dan çıkıp yüzeye tutunan karındanbacaklıların tersine, ikiçenetliler, kabuk­ları kapalı durumda, ya kayalara tutunuyorlar yada dibe yerleşiyorlar.

Deniz kabuklularının büyük çoğun­luğu, besinin bol olduğu kıyı kesimle­rinde, 0-100 m. dolaylarında yaşıyor­lar. Derin dip bölgelerinde koloniler oluşturan türler de bulunuyor. Sözge­limi, "Calyptogena" gibi büyük beyaz midye türleri, derin deniz çukurların­da, hidroterma) kaynakların yakınla­rında yaşıyorlar. 

Kabuklularının üreme ve yaşama sanatı

Koruyucu kutularının içinde sıkışıp kalmalarına rağmen, okyanusları aşıp eşlerini döllemeyi başarabiliyorlar...

Kabuk, yumuşakçaların ko­ruyucu zırhını oluşturuyor. Bu canlılar, kabuğu tam 600 milyon yıl önce avcılarından (balık, İstakoz vb.) korunmak için ge­liştirdiler. Kabuğun şekli ise, avcıların yakalama tekniklerine göre evrimleşti. Paris'teki Ulusal Doğa Tarihi Müzesi Malakoloji Laboratuvarı'ndan Serge Gofas, bunu "Sözgelimi, yengeç ka­bukluya iki şekilde saldırır. İlkinde bir ilaç ampulü gibi kabuğu tepesinden kırar. İkincisinde ise, kutu açacağı gibi ağızdan keser. Bu yüzden, milyonlarca yıl içinde kabuğun tepesi, hayvanın "yengeç operasyonu"na uğradıktan sonra da yaşayabilmesi için uzamıştır. Ayrıca, yengecin 'işlemler'ini engelle­mek üzere ağız kısmında bir sağlam­laşma ve daralma da gözlemlenmiştir" diye açıklıyor. Ancak kabuk, koruma görevinin yanı sıra, "kiracısı"nın hare­ket etmesini ve üremesini sağlayan adaptasyonlar da geçirmiş bulunuyor.

Bu bağlamda, akla önce,

"evine yapı­şık yaşayan bir hayvanın üreme işlevi­ni nasıl yerine getirdiği sorusu takılı­yor.

Bazı türler, bu amaçla gametlerini (eşeylik hücreleri), döllenme ortamı olan suya salıyorlar. Böyle bir üreme tekniği ise biraz pahalıya patlıyor. İsti­ridye, her mevsim, pek azma yaşama şansı tanınan 500.000 yumurta oluştu­ruyor. Zaten tümü yaşasaydı, beşinci kuşak, Dünya'nın tam sekiz katı bü­yüklüğünde bir hacmi kaplardı. Bu durumda, en tutumlu strateji olarak geriye "iç döllenme" kalıyor. Sözgeli­mi, erkek "hipponyx", kabuğunda, pe­nisini dişiye yerleştirmesini sağlayan küçük bir delik açıyor.

Bir başka soru da,

"böylesine yavaş yer değiştirmeye rağmen, gezegende nasıl koloniler oluşturabildikleri"

üs­tünde toplanıyor. Bunun yanıtı ise, yav­ruların serbestçe dolaşabilmelerinde yatıyor. Gerçekten de, plankton boyut­larındaki larvalar, kirpikleri sayesinde yüzüyorlar. Ancak, her yumuşakça tü­rünün yüzücü larvası yok; onlarda ya­yılma işini erişkinler üstleniyor. Bilim­sel adı "Janthina janthina" olan planktonik bir tür, kabuğunun ağırlığını, bir "kabarcık şamandırası" ile dengeliyor. Serge Gofas buna, "Erişkinler, göçmen kuşların ayaklarına ya da gemi gövde­lerine yapışarak da dünyanın her yeri­ne giderler" diye eklemede bulunuyor.

 Dün paraydı, bugün ise protez...

Deniz kabuklularını, önce besin olarak görüyoruz

Kanıtını ise, Avrupa, Amerika ve Afrika kıyıla­rında, 3 metre yükseklikte ve 300 metreyi aşan uzunluktaki ka­buk tepecikleri oluşturuyor. Bunlar, Paleolitik ya da Neolitik dönemlerde yaşamış atalarımızın mutfak artıkla­rından başka bir şey değil... Ayrıca kalıntılar, toplumların beslenme ter­cihlerini de ortaya koyuyordu. Bu, Fransa'da istiridye, Fas'ta midye, Angola'da ise kemerli midyeydi. Da­ha sonra, Ortaçağ'dan 19. yüzyıla kadar, deniz ürünleri kıyı kesimle­rindeki yoksul halkın günlük menüsünde yer aldı. Kolayca avlanıyor, çiğ yenebiliyor; dolayısıyla da yakıta ihtiyaç duyulmuyordu. 

 

Olta iğnesi, müzik aleti, mutfak kabı ve dekora­tif

Tarihöncesi insanı, deniz kabuklu­larının besin değerini keşfettikten sonra, kabukların pratik (olta iğnesi, müzik aleti, mutfak kabı) ve dekora­tif yönüyle de ilgilendi. Kabuklar, dünyanın her yerinde, bireyin top­lumsal konumunun simgesi olarak savaşçıların, din adamlarının ve kral­ların takılarını süslediler. Bu arada, ticari mal olarak uzun yollar katediyorlardı. Sözgelimi Fenikeliler, im­paratorların ve din adamlarının "toga"larını (cübbe) boyamak için Venüs tarağından (Murex pecten), "Sur moru" diye anılan özel bir erguvan kırmızısı elde ettiler. Hatta, ikiçenetlilerin kayaya tutunmak için salgıla­dıkları "byssus" denilen lifler, doku­macılıkta kullanıldı. "Deniz ipeği" diye bilinen bu iplik, lüks ve paha­lıydı. 90 gr. ağırlığında kaliteli bir iplik eğirmek için 500 gr. "byssus" gerekiyordu. Tarihi belgelere göre, Papa 14. Benedictus ile İngiltere Kraliçesi Victoria, bu iplikten yapıl­mış çoraplar giyiyorlardı. 

Para olarak da kullanıl­dı

Deniz kabukları, M.Ö. 2000'e doğru Çin'de, sonra dünyanın öteki bölgelerinde para olarak da kullanıl­dı. Sözgelimi ABD'de, kolye gibi di­zilmiş kabuklardan, "wampum"lardan, günlük harcamalarda yararlanı­lıyordu. Ama, piyasalarda sahte pa­ralar (sahte kabuklar gibi) dolaşmaya başlayınca hükümet tarafından 19. yüzyılda tedavülden kaldırıldı. Kabuk-para enflasyonu çok sayıda Af­rika köyünü de tehdit ediyordu. An­gola'da para yerine geçen bir tür de­niz kabuğu, sıkı denetime rağmen kumsallardan toplanıyordu. Koloni­lerin etkileri, iki denizkozalağına bir siyahın alındığı köle ticaretinin sona ermesi, 19. yüzyıl sonunda kabuk kurunu ortadan kaldırdı.

 

Oy pusulası olarak ya­rarlanıyorlardı

Kabuğun en ilginç kullanım şekli­ne eski Yunanlılar'da rastlıyoruz. M.Ö. 500'lerde, yassı istiridye ka­buklarından "oy pusulası" olarak ya­rarlanıyorlardı. Ülke yasalarına göre, ekklesia (halk meclisi) üyeleri, "ostrakon'larının (Yunanca'da kabuk) üstüne, on yıl boyunca sürgüne gön­derilecek politikacının adını yazıyorlardı. Siyasal güç ya da tutkusundan kaygı duyulan yöneticilere uygula­nan bu yöntem, tarihe "ostrakismos" terimiyle geçti.

 

mücevher sanayi ve sağlık

Günümüzde ise, deniz kabukları bambaşka alanlarda insana hizmet veriyorlar. Öncelikle, her yıl 500 milyon incinin üretildiği mücevher sanayiinin başlıca hammaddesini oluşturuyorlar. Dahası, geçen yıl Fransız araştırmacılar, bir tür istiridye sedefinin, kemik dokusu yerine geçebilecek mükemmel bir "biyomateryal" olduğunu gösterdiler. Ortope­di ve estetik alanlarındaki denemeler halen sürüyor...

 

Çevre kirliliği göstergesi olarak da büyük önem taşıyorlar

Ayrıca, bu kabuklu canlılar, çevre kirliliği göstergesi olarak da büyük önem taşıyorlar. Sudaki planktonları süzerek beslenen yumuşakçalar, bu arada, gemi ve sanayi atıklarını, suya karışan tarım ilaçlarını ve gübreleri de dokularında biriktiriyorlar. Zehirleyicilik düzeyleri ise, kirliliğin dere­cesini yansıtıyor. Hatta. Fransız uzmanlar. "Littorina littorea" türü ka­bukluların dişisinin. TBT (gemi bo­yalarının bir bileşeni) yoğunluğu art­mış suda kaldığı zaman, bir penis ge­liştirdiğini keşfettiler. 

"Chimaeria incomparabilis" dünyada sadece iki örneği var...

Görüldüğü gibi, yumuşakçalar ola­ğanüstü bir alemin temsilcileri... Bu yüzden daha uzun süre gündemde kalacağa benziyorlar. Örneğin. "Chimaeria incomparabilis" adlı deniz ka­buklusunun dünyada iki örneği var... Biri Ulusal Doğa Tarihi Müzesi'nde. diğeri de bir İtalyan koleksiyoncunun çelik kasasında korunuyor. Son dö­nemlerde, Somali açıklarında, bu muhteşem güzellikteki canlının yakın bir akrabası daha keşfedildi. Büyüle­yici görünümlere sahip olan bu ka­buklara, gözünü kırpmadan yüz mil­yonlar vermeye hazır binlerce me­raklı mevcut... Ve bu "sanat" eserleri için İtalya. ABD. Japonya, Fransa gi­bi ülkelerde geniş bir pazar kurulmuş bulunuyor. Doğa koruyucusu Jacques Maigret "Cibuti Deniz Kabuklu­ları" adlı yapıtın önsözünde, bu tut­kuyu, "Değerli parçalar bulmak için dünyayı dolaşan bir koleksiyoncu ta­nıyorum. İlginç bir kabuğa rastladı­ğında, ona tek başına sahip olma ve en tatlı kârı sağlama amacıyla, diğer­lerini de toplayarak, alanı tam anla­mıyla kurutuyor" diye açıklıyor. 

Aslında insanoğlu, tarihin karanlık çağlarından beri bu kabuklara hay­ran; bunları topluyor ve birçok yerde kullanıyor...

Deniz kabuklan, bir vitrine yerleş­tirilmeden önce dünyada ticari bir tur atıyorlar. Paris'te bu işle uğraşan Sylvain Le Cochennec, "Kabuk top­lamak için seyahate çıkıyorum" di­yor, "Balıkçılardan, koleksiyoncular­dan ya da yerli bilimadamlarından satın alıyorum..." Her yıl, sergiler ya da dışa oldukça kapalı bir ortamda yürütülen ilişkiler yoluyla, koleksi­yonundan, henüz pazara çıkmamış binlerce parça geçiyor. Seçim kriter­lerini büyük titizlikle belirleyen ko­leksiyoncular, türlerin varlığını tehli­kede görmüyorlar. Ama turistik amaçlı dalışlar, kıyı bölgelerindeki kabuklu hayvanların kökünü kazıyor. Aslında insanoğlu, tarihin karanlık çağlarından beri bu kabuklara hay­ran; bunları topluyor ve birçok yerde kullanıyor...

 

Ziyaretçilere kapalı bir müze

Dünyanın en zengin malakoloji koleksiyonlarından biri, Paris'teki Ulusal Doğa Tarihi Müzesi'nde bulu­nuyor. Ama ziyaretçilere kapalı... Bu, çok sayıdaki "kabuk avcısı"na karşı alınmış yerinde bir karar... 

Türkiye'de de meraklısı çok...

Ülkemizde deniz kabuğu koleksiyonu yapanlar, diğer ülkelerde yaşayan ve hobi olarak aynı dalda uğraş veren arkadaşları kadar uzman sayılıyorlar.

Dünyada 2000 kadar deniz kabuğu koleksiyoncusu var. Bu sıralama­nın içinde 10. sırayı bir Türk olan emekli avukat İsmet Tümtürk alıyor. Tümtürk, ömrünün 30 yılını deniz kabuğu koleksiyonuna parça toplamak­la geçirmiş. Bu konuda dünyadaki diğer koleksiyoncularla bağlantısı var. Türkiye'de onun gibi deniz kabuğu koleksiyoncusu 50 kişi olduğu söyle­niyor. Bu kişiler, bir araya gelip dernek bile kurmuşlar. Fakat, bu derne­ğin çok fazla bir aktivitesi yok... Bu arada, İstanbul Fen Fakültesi'nden emekli Prof. Dr. Muzaffer Demir de deniz kabuklarının 700 çeşidini incele­miş ve Türkiye'ye ait bir literatür oluşturmuş. Bu literatürü ileride bir tarihte yayınlamayı düşünen Demir ile koleksiyoncu Tümtürk, şimdilik bil­gilerini kendilerine saklamayı tercih ediyorlar.

İstiklal Caddesi Atlas Pasajı'nda "Deniz Kızı" adını verdiği mağazasın­da deniz kabuklarının alım-satımını yapan Oğuz Oral, "Türkiye'de deniz kabukları üç ayrı şekilde değerlendiriliyor. Bunlardan ilki koleksiyon amacıyla... İkincisi dekoratif amaçlı, yani dekorasyon malzemesi olarak, üçüncüsü ise hediyelik amaçlı... İnsanlar çeşitli nedenlerle birbirlerine hediye olarak bu kabuklan veriyor" diyor... 

Bir konteyner dolusu deniz kabuğu ithal ediyor

Oğuz Oral'ın firması, her yıl 27 değişik ülkeden bir konteyner dolusu deniz kabuğu ithal ediyor. Satışa 700 ayrı çeşit ürün sunuyor. Oysa, yurt dışında aynı işle uğraşan meslektaşlarının mağazalarında 50-60 bin çe­şit sergileniyor. Dünyada bu konuda uluslararası bir borsa var. Bu bor­sada kabukların fiyatları belirleniyor. Bir kabuğun fiyatını belirleyen un­sur ise, o türün ne sıklıkla bulunduğu... Örneğin, fiyatı 8000-12000 dolar arasında değişen "Deforgesi", az bulunan bir örnek... "Cypraea tigris" ise çok bol bulunan bir örnek olduğundan, fiyatı 125.000-250.000 TL (merakediyorumgrubu notu: yazı 1996 tarihli altı sıfır atmayı unutmayın…:) ara­sında değişiyor. Bu fiyatlar kataloglar aracılığı ile tüm satıcılar tarafın­dan izleniyor. Türk firmalarının kabuk ithal ettiği ülkelerin başında Fili­pinler, Tayland, Tayvan, Yeni Zelanda, Güney Amerika ülkeleri, ABD, Fransa ve Kızıldeniz kıyısı ülkeleri geliyor. Koleksiyoncuların çoğu değiş-tokuş yöntemini kullanıyor. Ellerinde birden fazla bulunan kabukları takas ediyorlar. Koleksiyoncular, gelişme çağındaki hayvanlara da do­kunmuyorlar. Tatlı sularda yaşayan kabuklular da koleksiyoncular için önem taşımıyor.

Koleksiyon için saklanacak olan kabuklu, önce basit bir temizleme iş­leminden geçiriliyor. Bunun ardından, üzerine çok ince olmak kaydı ile vazelin sürülüyor. Dekoratif ve hediyelik amaçlı kullanılacakların üstleri ise polisajla temizleniyor veya vernik sürülüyor. Deniz kabuğu koleksi­yonu ve ticareti yapanlar, yakın bir gelecekte bir müze açmayı da planlı­yorlar. Çünkü, kabuklara ilgi giderek artıyor...


Hazırlayanlar :  merakediyorum grubu üyeleri merake...@googlegroups.com 
Kaynak : FOCUS Ağustos 1996 sayısından alınmıştır.  Resim ve başlıklar yazıya eklenmiştir.
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delete" tuşuyla yok etmeyin.

 
Yazının alındığı FOCUS dergisini aşağıdaki linkden indirebilirsiniz.
 
kabuklular 01.jpg
kabuklular 10.jpg
Focus 1996 08 mumya 50.jpg
kabuklular 02.jpg
kabuklular 03.jpg
kabuklular 04.jpg
kabuklular 05.jpg
kabuklular 11.jpg
kabuklular 06.jpg
kabuklular 08.jpg
kabuklular 07.jpg
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages