On Soruda Osmanlı'nın Türkmen Aşiretleri

513 views
Skip to first unread message

Tarihci

unread,
Mar 7, 2010, 12:52:43 PM3/7/10
to merake...@googlegroups.com

ON SORUDA

 

Osmanlı’nın Türkmen Aşiretleri

 

Kimi Batılı tarihçiler, Türkmenleri ekonomik açıdan yıkıma uğratmak için, Osmanlı'nın onları iskâna zorladığını iddia eder. İstisnai durumlar dışında, bu doğru değildir.

 

Erhan Afyoncu  – Popüler Tarih Dergisi /  56.Sayı / Nisan 2005

 

 

1.Kuruluş sırasında aşiretlerin rolü neydi?

2.Osmanlı, Türk aşiretlerini hor gördü mü?

3.Türkmenler devlete nasıl bakıyorlardı?

4.Aşiretler hangi bölgelerde yaşıyorlardı?

5.Anadolu dışında hangi bölgelerde yaşadılar?

6.Aşiretler nasıl idare ediliyorlardı?

7.Aşiretler nasıl adlandırılırlardı?

8.Osmanlı, aşiretleri iskâna zorladı mı?

9.”Türkmen” ve “Yörük” ne demektir?

10. Türkmenler göçebe değil miydi?

 

1.Kuruluş sırasında aşiretlerin rolü neydi?

 

Osmanlı İmparatorlu­ğu'nun kurucu unsu­ru, Oğuzların Kayı Boyu'na mensup Karakeçili Türkmenleri idi. İmparatorlu­ğun kurucusu Osman Gazi de bir boy beyi idi.

 

Moğolların önünden kaçarak önce Orta Anadolu'ya, daha sonra da Batı Anado­lu'ya göç eden Kayılar, yolcu­lukları esnasında dağılmışlar ve bu boyun küçük bir parçası Mar­mara bölgesine ge­lip Söğüt'e yerleş­mişti.

 

 

Beyliğin ilk as­keri kuvvetleri aşi­retlerden oluşuyor­du. Daha sonra beylik büyüdükçe, savaş za­manlarında bir araya gelen aşiret kuvvetleri ihtiyaca ce­vap vermemeye başladı.

 

Orhan Gazi devrinde Türk köylülerden vergi muafiyeti karşılığında “yaya” ve “müsel­lem” adı altında daimi birlik­ler oluşturuldu.

 

 

Osmanlıların sürekli fütu­hatla büyümesi, yaya ve mü­sellem birliklerinin de yetersiz kalmalarına yol açtı.

Bunun üzerine I. Murad devrinden itibaren esir alınan Hıristiyanlardan Kapıkulu as­keri yetiştirilmeye başlandı. Merkezi ordunun kurulmasıy­la birlikte, aşiretler yavaş ya­vaş Osmanlı ordusunda görev yapmamaya başla­dılar.

 

 

Ancak Osmanlı yönetimi, aşiretleri, fethedilen yerlere iskân ederek, o böl­gelerin Türkleşme­sinde kullanmaya başladı.

 

2.Osmanlı, Türk aşiretlerini hor gördü mü?

 

Osmanlı İmparatorlu­ğu, hâkimiyeti altına aldığı toplulukların iktisadi faaliyetlerinin deva­mından yana bir siyaset izledi­ğinden, Türkmenlerin de ha­yat tarzlarına müdahale etme­mişti.

 

Osmanlı yönetimi, aşiretle­ri imparatorluk ekonomisinin parçalarından birisi olarak görmüş ve Türkmenleri aşiretlerine göre sayımlarını yapa­rak bunlara “sancak” veya “kaza” statüsü vermişti. Özel­likle aşiretlerin yetiştirdiği hayvanlara ve üret­tikleri mallara im­paratorlukta ihti­yaç duyulduğu için, Türkmenlerin aşi­ret hayatına devam etmeleri, devlet yö­netiminin işine geli­yordu.

 

Divan-ı Hümayun, aşiretlerin adli veya huku­ki meselelerinin yerinde çözül­mesine yönelik kanun ve emirler çıkarmıştı. Tufan Gündüz'e göre böylece belli bir idari yapılanmaya sahip, yaylak-kışlak mahalleri önce­den tayin edilmiş ve topluca yaptıkları göç hareketleri ta­kip edilebilen kalabalık Türk­men teşekkülleri ortaya çık­mıştı.

 

Osmanlı yönetimi, rahat vergi toplamak ve aşiretlerin yaylak-kışlak güzergâhı ara­sındaki yerleşik halkın rahat­sız edilmemesini sağlamak için konar-göçerleri bir arada tutmaya gayret gösterirdi.

        

Tufan Gündüz'e göre, devlet, nüfusu artan bir aşiretin bölünerek yeni bir cemaat meydana getirme­sine de karışmazdı. Yeni bölünen bir cemaat nüfus du­rumuna göre “mahalle” veya “oymak” adıyla anılırdı.

 

Bunlar başlangıçta ayrıl­dıkları aşiretin bir parçası ola­rak kaydedilirler, eski kethü­dalarının idaresinde kalırlar ve daha önce birlikte konup­ göçtükleri aşiret ile konup­ göçmeye devam ederlerdi. Eğer, nüfus olarak temsil edi­lecek güce ulaşırlarsa kendi iç­lerinden seçtikleri bir kethüda tarafından idare olunurlar, genellikle o kethüdanın adını alırlar ve “cemaat” olarak anılırlardı.

 

Osmanlı İmparatorluğu, konar-göçer toplulukları hiç­bir zaman kendine rakip olarak görmemiş, onlara impara­torluk tebaasının bir bölümü ve ekonominin bir parçası olarak bakmış ve asayişi boz­madıkları sürece, üzerlerine girmemişti.

 

 

Nitekim aşiretler de Celali isyanlarının en yoğun olduğu devrilerde bile, nadir olarak eşkıyalık faaliyetlerine karış­mışlardı.

 

 

İktisadi açıdan köylüler ve şehirlilerin yanında, Türk­menler üçüncü bir gücü oluşturmaktaydı. Osmanlı yöneti­minin Türkmenlere yönelik özel bir siyaseti yoktu; temel­de iktisadi faaliyetin devamı­na ve asayişe bakılıyordu. Devlet, tebaasından hiçbir grubu diğerinden da­ha üstün ya da daha aşağı seviyede gör­memiştir.

 

Paul Wittek'e gö­re, aşiretler, Osmanlı cemiyetine girerek, bu toplumda Türk unsurunu devamlı olarak kuv­vetlendirip, yenilemişlerdir.

 

3.Türkmenler devlete nasıl bakıyorlardı?

 

Safevi Devleti'nin kurul­duğu 15. Yüzyıl'ın sonu ve 16. Yüzyıl'ın başla­rında, bazı aşiretler İran'a göç ederken bu aşiretlerin bazı grupları Anadolu'da kalmıştı. Yoğun Safevi siyasetinin tesi­riyle bazı Türkmenler, Os­manlı yönetimine karşı tavır aldılar. Ancak bu durum Anadolu'daki Türkmenlerin tamamında değil, Orta ve Gü­ney Anadolu'daki bazı aşiret­ler için söz konusuydu.

 

 

Nitekim devletin aldığı tedbirler sonucunda, 16. Yüz­yıl'ın sonlarından itibaren bu bölgelerdeki aşiretler de devlet yönetimine boyun eğdiler. Ki­mi iddiaların tersine, Türk­menler devlete karşı çoğu za­man uzlaşmacı bir yol takip ettiler.

 

Aşiretler, iktisadi hayatla­rının güvence altına alınması için, zaman zaman vergi ver­meyeceklerini ve dağılacakla­rını söyleyerek devlet yöneti­mini tehdit etmişler ve devlet de vergi kaybına uğramamak için gerekli düzenlemeleri yapmıştı.

 

4.Aşiretler hangi bölgelerde yaşıyorlardı?

 

Aşiretlerin bü­yük bölümü Anadolu'day­dı. En büyük iki aşi­ret, Uluyörük ve Dul­kadirli Türkmenleri idi.

 

Uluyörük Türk­menleri Tokat, Sivas, çorum, Kırşehir, Çorum, Ankara, Es­kişehir ve Yozgat'ta; Dulka­dirli Türkmenleri ise Maraş, Kırşehir, Yozgat, Adana, Ur­fa, Adıyaman ve Kayseri'de yaşıyorlardı.

İki aşiretin 16. Yüzyıl'daki toplam nüfusu 300 bin civa­rındaydı. Anadolu'da orta bü­yüklükteki bir şehrin bu dö­nemde 5 ila 10 bin kişilik bir nüfusa sahip olduğu göz önüne alındığında aşiretlerin nü­fusu oldukça kalabalıktır.

 

 

Konya Bozkırı'nda Atçe­kenler; Trabzon, Giresun, Gü­müşhane ve Balıkesir'de Çep­niler; Kayseri'de Avşarlar; Si­vas'ın güneyinde (Divriği, Şar­kışla, Kangal ve Gürün ve ci­varı) Yenil Türkmenleri (Dul­kadir ve Halep Türkmenlerin­den meydana geliyordu); An­kara ve Bursa arasında Kara­keçililer; Diyarbakır, Urfa, Mardin, Erzurum ve Kars civarında Bozulus Türkmenleri (Akkoyunlu aşiretleri); Mani­sa'da Ellici ve Mukataa Yö­rükleri; İç Ege'de (Kütahya Uşak, Denizli) Bozguş Yörük­leri, Kılcan Yörükleri ve Ak­keçili Yörükleri; Denizli'de Kayı Yörükleri ve Çobanlar Yörükleri; Aydın'da Karaca­koyunlar, Çuga Yörükleri ve Çulluyan Yörükleri yaşıyor­lardı.

 

 

Muğla ve civarında Kayı, Kızılcakeçili, Kızıl­cakoyunlu Divane Ali, Balıkcı ve Hor­zum aşiretleri; Mer­sin ve civarında İçel Yörükleri, Kütah­ya'da Kütahya Yö­rükleri: Antalya'da Teke Türkmenleri, Bolu'da Bolu Yörükle­ri; Hatay ve civarında Özeroğulları (Üzeyir Türkmenleri); Ada­na'da Ramazanlu Ulu­su; Tarsus’ta Varsaklar; Kastamonu'da Kastamonu Yörükleri; Kayseri, Isparta, Afyon, Ay­dın, Balıkesir, Kütahya, Niğ­de, Aksaray, Nevşehir ve Kır­şehir’de Danişmendliler yerleş­mişlerdi.

 

5.Anadolu dışında hangi bölgelerde yaşadılar?

 

Anadolu dışın­da Rumeli ile Suriye ve Irak’ta da Türk aşiretleri vardı. Rume­li'deki aşiretler “Ru­meli Yörükleri” di­ye anılırlardı ve bu bölgeye Osmanlı tarafından Ana­dolu'dan getirile­rek yerleştirilmişlerdi.

 

 

Rumeli Yörükleri içindeki büyük aşiret­ler; Naldöken Yörükle­ri, Tanrıdağı(Karagöz)

Yörükleri, Selanik Yörükleri, Kocacık Yörükleri, Ofcabolu Yörükleri, Vize Yörükleri idi.

 

 

Suriye ve Irak'taki Türk­menler, Türkler Anadolu'ya gelmeden önce bu bölgelere yerleşmişlerdi. Halep ve civa­rında Halep Türkmenleri, Ha­ma'da Selluriye (Salur) Türk­menleri ile Hama Bayadı, Humus'ta Salur Avşar ve Ba­yındır boylarına mensup Türkmenler, Trablusşam ve Lazkiye'de de yine Avşar, Sa­lur ve Bayındır boylarına mensup aşiretler yaşıyorlardı. Şam civarında da Bayadlar vardı. Irak'ta özellikle Kerkük bölgesinde yoğun bir Türk­men nüfusu mevcuttu.

 

6.Aşiretler nasıl idare ediliyorlardı?

 

Aşiretler genellikle idari statüde bir “kaza” itibar olunur ve kadı tarafın­dan idare edilirlerdi. Türkmen­lerden vergilerini toplayıp, dev­lete teslim edenlere Türkmen Ağası veya Türkmen Voyvoda­sı denilirdi,

 

 

Aşiretlerin Divan-ı Hümayun ile irtibatı ise, aşiret ileri gelenleri tarafından en büyük cemaatten seçilip, padişah ta­rafından tayin edilen boy bey­leriydi. Ayrıca Türkmenlerin bir diğer yöneticisi olan kethüdalar da, her aşiret grubunun temsilcisi durumunda olup, kendi cemaatleri içinden seçilip dev­let tarafından tanı­yorlardı.

 

 

Türkmenler için çıkarılmış özel ka­nunlar vardı. Kanunnamelerde aşiretlerin yaylak ve kışlak yol­culukları sırasında bir yerde durmamaları, durmaları gerekirse üç günden fazla oturmamaları ve çevreye zarar vermemeleri, zarar verirlerse tazmin etmeleri yazılıdır.         

 

 

7.Aşiretler nasıl isim alırlardı?

 

Türkmenler Anadolu'da çoğunlukla mensup ol­dukları Oğuz boyları­nın isimlerini kullanmamışlar­dı. Aşiretler, Anadolu'da yeni isimlerle anıldılar. İlhan Şa­hin'in tespitlerine göre aşiretle­rin adlarını belirle­yen faktörler şunlar­dı:

 

1. Yaşadıkları coğrafi bölge: Bolu Yörükleri, Halep Türkmenleri, Turhal Yörükleri.

2. Boy be­yinin veya aşiretin kethüdasının ismi.

3. Yaptıkları işler: At­çekenler, Okçu İzzendinli, Yay­cı Bedir.

4. Mensup oldukları siyası teşekkül: Dulkadirli Türkmenleri, Ramazanlı Ulu­su.

5. Mensup oldukları Oğuz Boyu: Avşar, Kayı, Salur.

6. Mali ve hukuki statüleri: Ellici Yörükleri, Mukataa Yörükleri, Yüzdeciyan Yörükleri...

 

 

8.Osmanlı, aşiretleri iskâna zorladı mı?

 

Rudi Paul Lindner, Osmanlı İmparatorluğu’nun bilinçli olarak Türkmenleri ekonomik açıdan yıkıma uğratmaya yönelik bir siyaset izlediğini öne sürer.

 

 

Böylece, konar-göçerlere yerleşik hayata geçmekten başka hiçbir alternatif bırakıl­madığını iddia eder.

 

Ancak bu ve benzeri iddi­alar doğru değildir. Osmanlı yönetimi, aşiret­leri ekonominin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğü için, yürüttükleri iktisadi faaliyet­leri sürdürmelerini istiyordu. Devletin, istisnai durumlar dı­şında, aşiretleri yerleşik haya­ta geçirmek gibi bir niyeti yoktu.

 

İskân faaliyetleri başlan­gıçta programsızdı. Aşi­retleri toprağa yerleşmeye devletin teşvik ettiği ve­ya zorladığına dair örnekler azdı.

 

 

Mecburi iskân döneminde bile, bazı aşiretler iktisadi güçlerini kaybetme ihtimaline karsı iskân harici tutulmuş­lardı.

 

Devlet özellikle 17. Yüz­yıl'ın sonlarında, imparatorlu­ğun ekonomik yapısının alt üst olması yüzünden, aşiretle­ri iskâna tabi tutmaya başladı.

 

Viyana bozgun yıllarından sonra uzun savaş döneminin meydana getirdiği iktisadi darlık yüzünden halk kitleleri topraklarını terk ederek, yerleşim yerlerini boş bırakarak, vergi gelirinin azalmasına yol açtılar.

 

Yine bu dö­nemde toplumsal ve ekonomik den­gelerin bozulması nedeniyle aşiret­lerin de yaylak ve kışlak mahalleri­ni terk etmeleri, imparatorluktaki kaos orta­mını daha da büyüttü.

 

Bunun üzerine Osmanlı yönetimi, 1691- 1695 yılları arasında, harap ve boş yerleri imar edip iskâna açmak için bazı bölgelerde aşiretleri zorla iskân etti.

 

Ancak bazı aşiretler yerle­rini beğenmeyerek iskân edil­dikleri mahalleri terk ettiler.

 

9.“Türkmen” ve “Yörük” ne demektir?

 

Türkmen is­mi Türk aşiretleri­nin kökenlerini belirlemek için yabancılar tarafın­dan verilmiş bir ad idi. Ancak da­ha sonra Türkmen kelimesi aşiretin hayat tarzını yani konar-göçerliğini ifade etmek için kullanıldı.

 

 

Türkmenlere, 15. Yüz­yıldan itibaren “Yörük” de de­nildi. Yörük kelimesi “yürü­mek” filinden türetilmeydi ve aşiretlerin konar-göçer yapısı­nı belirtmek için söylenirdi.

 

Bir iddiaya göre, Osmanlı yönetimi Anadolu'daki en bü­yük rakipleri Karamanlıların Türkmen olarak ortaya çıkma­sı yüzünden, kendi toprakla­rında kalan aşiretleri “Yörük” diye niteleyerek Karaman Bey­liği ile ortak bir paydayı engel­lemek istemişti.

 

Diğer bir iddiaya göre Anadolu'ya ilk gelen konar­göçer Türkler, “Yörük”; ikinci göç dalgasıyla gelenler ise, “Türkmen” olarak nitelen­dirilmişlerdi.

 

 

Bazı araştırmalarda Yörük ve Türkmenlerin ayrı ayrı ve farklı bir etnik grup gibi gös­terilmesi yanlış ve kasıtlıdır. Yörük ve Türkmenler aşiret hayatı yaşayan Türklerdir.

 

10.Türkmenler göçebe değil miydi?

 

Osmanlı İmparatorlu­ğu topraklarında ya­şayan Türkmen aşi­retlerinin çoğu göçebe değildi.

 

Tam olarak yerleşik bir hayat yaşamasalar da, göçebe­ler gibi devamlı göç etmezler, sadece yaylak ve kışlak mahal­leri arasında gidip gelirlerdi.

 

Bu yüzden de aşiretlere konar-göçer denilirdi. Aşiret­ler, yaylalarda hayvancılık, kışlaklarında ise çiftçilik ya­parlardı. Kışlak mahalleri za­manla önce mezraya, sonra da köye dönüşmüş ve aşiretler buralara yerleşmişlerdi. Os­manlı zamanındaki aşiretler­den göçebe karakteri gösteren nadir gruplardan biri, Halep Türkmenleriydi.  

 

BİBLİYOGRAFYA

 

• Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğu'nda Aşiretlerin İskânı, İstanbul 1987.

 

• Yusuf Halaçoğlu, XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun İskân Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, Ankara 1991.

 

•Mehmet İnbaşı, Rumeli Yörükleri, 1544- 1675, Erzurum 2000.

 

• Paul Wittek, “Osmanlı İmparatorluğu'nda Türk Aşiretlerin Rolü”, çev. Ercüment Kuran, Tarih Dergisi, Sayı: 17- 18 (İstanbul 1963).

 

• Faruk Sümer, Oğuzlar/Türkmenler, İstanbul 1981.

 

• Tufan Gündüz, Anadolu'da Türkmen Aşiretleri, Bozulus Türkmenleri 1540- 1640, Ankara 1997.

 

• Tufan Gündüz, XVII. ve XVIII. Yüzyıllarda Danişmendli Türkmenleri, İstanbul 2005.

• Halil İnalcık, Yürüks, Their Origins, Expansion and Economic Role, Oriental Carpet and Textile Studies I, ed. R. Pinner and W. Denny, Londra 1986.

 

• Yörükler ve Türkmenler Sempozyumu Bildirileri, Ankara 2000.

 

• İlhan Şahin, Osmanlı Devrinde Konar-Göçer Aşiretlerin İsim Almalarına Dair Bazı Mülahazalar, Tarih Enstitüsü Dergisi, XIII, İstanbul 1987.

 

Kaynak : Erhan Afyoncu – Popüler Tarih Dergisi /  56.Sayı / Nisan 2005.

 

Hazırlayan: Tarihci http://www.tarihcininyeri.net

Paragraf başlıkları yazıya eklenmiştir.

Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.

Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delete" tuşuyla yok etmeyin.

 

 

image026.jpg
image010.jpg
image009.jpg
image008.jpg
image007.jpg
image006.jpg
image005.jpg
image004.jpg
image003.jpg
image002.jpg
image001.jpg
image025.jpg
image024.jpg
image023.jpg
image022.jpg
image021.jpg
image020.jpg
image019.jpg
image011.jpg
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages