ON SORUDA
Osmanlı’nın Türkmen Aşiretleri
Kimi Batılı tarihçiler, Türkmenleri ekonomik açıdan yıkıma uğratmak için, Osmanlı'nın onları iskâna zorladığını iddia eder. İstisnai durumlar dışında, bu doğru değildir.
Erhan Afyoncu – Popüler Tarih Dergisi / 56.Sayı / Nisan 2005

1.Kuruluş sırasında aşiretlerin rolü neydi?
2.Osmanlı, Türk aşiretlerini hor gördü mü?
3.Türkmenler devlete nasıl bakıyorlardı?
4.Aşiretler hangi bölgelerde yaşıyorlardı?
5.Anadolu dışında hangi bölgelerde yaşadılar?
6.Aşiretler nasıl idare ediliyorlardı?
7.Aşiretler nasıl adlandırılırlardı?
8.Osmanlı, aşiretleri iskâna zorladı mı?
9.”Türkmen” ve “Yörük” ne demektir?
10. Türkmenler göçebe değil miydi?
1.Kuruluş sırasında aşiretlerin rolü neydi?
Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucu unsuru, Oğuzların Kayı Boyu'na mensup Karakeçili Türkmenleri idi. İmparatorluğun kurucusu Osman Gazi de bir boy beyi idi.
Moğolların önünden kaçarak önce Orta Anadolu'ya, daha sonra da Batı Anadolu'ya göç eden Kayılar, yolculukları esnasında dağılmışlar ve bu boyun küçük bir parçası Marmara bölgesine gelip Söğüt'e yerleşmişti.

Beyliğin ilk askeri kuvvetleri aşiretlerden oluşuyordu. Daha sonra beylik büyüdükçe, savaş zamanlarında bir araya gelen aşiret kuvvetleri ihtiyaca cevap vermemeye başladı.
Orhan Gazi devrinde Türk köylülerden vergi muafiyeti karşılığında “yaya” ve “müsellem” adı altında daimi birlikler oluşturuldu.

Osmanlıların sürekli fütuhatla büyümesi, yaya ve müsellem birliklerinin de yetersiz kalmalarına yol açtı.
Bunun üzerine I. Murad devrinden itibaren esir alınan Hıristiyanlardan Kapıkulu askeri yetiştirilmeye başlandı. Merkezi ordunun kurulmasıyla birlikte, aşiretler yavaş yavaş Osmanlı ordusunda görev yapmamaya başladılar.

Ancak Osmanlı yönetimi, aşiretleri, fethedilen yerlere iskân ederek, o bölgelerin Türkleşmesinde kullanmaya başladı.
2.Osmanlı, Türk aşiretlerini hor gördü mü?
Osmanlı İmparatorluğu, hâkimiyeti altına aldığı toplulukların iktisadi faaliyetlerinin devamından yana bir siyaset izlediğinden, Türkmenlerin de hayat tarzlarına müdahale etmemişti.
Osmanlı yönetimi, aşiretleri imparatorluk ekonomisinin parçalarından birisi olarak görmüş ve Türkmenleri aşiretlerine göre sayımlarını yaparak bunlara “sancak” veya “kaza” statüsü vermişti. Özellikle aşiretlerin yetiştirdiği hayvanlara ve ürettikleri mallara imparatorlukta ihtiyaç duyulduğu için, Türkmenlerin aşiret hayatına devam etmeleri, devlet yönetiminin işine geliyordu.
Divan-ı Hümayun, aşiretlerin adli veya hukuki meselelerinin yerinde çözülmesine yönelik kanun ve emirler çıkarmıştı. Tufan Gündüz'e göre böylece belli bir idari yapılanmaya sahip, yaylak-kışlak mahalleri önceden tayin edilmiş ve topluca yaptıkları göç hareketleri takip edilebilen kalabalık Türkmen teşekkülleri ortaya çıkmıştı.
Osmanlı yönetimi, rahat vergi toplamak ve aşiretlerin yaylak-kışlak güzergâhı arasındaki yerleşik halkın rahatsız edilmemesini sağlamak için konar-göçerleri bir arada tutmaya gayret gösterirdi.
Tufan Gündüz'e göre, devlet, nüfusu artan bir aşiretin bölünerek yeni bir cemaat meydana getirmesine de karışmazdı. Yeni bölünen bir cemaat nüfus durumuna göre “mahalle” veya “oymak” adıyla anılırdı.
Bunlar başlangıçta ayrıldıkları aşiretin bir parçası olarak kaydedilirler, eski kethüdalarının idaresinde kalırlar ve daha önce birlikte konup göçtükleri aşiret ile konup göçmeye devam ederlerdi. Eğer, nüfus olarak temsil edilecek güce ulaşırlarsa kendi içlerinden seçtikleri bir kethüda tarafından idare olunurlar, genellikle o kethüdanın adını alırlar ve “cemaat” olarak anılırlardı.
Osmanlı İmparatorluğu, konar-göçer toplulukları hiçbir zaman kendine rakip olarak görmemiş, onlara imparatorluk tebaasının bir bölümü ve ekonominin bir parçası olarak bakmış ve asayişi bozmadıkları sürece, üzerlerine girmemişti.

Nitekim aşiretler de Celali isyanlarının en yoğun olduğu devrilerde bile, nadir olarak eşkıyalık faaliyetlerine karışmışlardı.

İktisadi açıdan köylüler ve şehirlilerin yanında, Türkmenler üçüncü bir gücü oluşturmaktaydı. Osmanlı yönetiminin Türkmenlere yönelik özel bir siyaseti yoktu; temelde iktisadi faaliyetin devamına ve asayişe bakılıyordu. Devlet, tebaasından hiçbir grubu diğerinden daha üstün ya da daha aşağı seviyede görmemiştir.
Paul Wittek'e göre, aşiretler, Osmanlı cemiyetine girerek, bu toplumda Türk unsurunu devamlı olarak kuvvetlendirip, yenilemişlerdir.
3.Türkmenler devlete nasıl bakıyorlardı?
Safevi Devleti'nin kurulduğu 15. Yüzyıl'ın sonu ve 16. Yüzyıl'ın başlarında, bazı aşiretler İran'a göç ederken bu aşiretlerin bazı grupları Anadolu'da kalmıştı. Yoğun Safevi siyasetinin tesiriyle bazı Türkmenler, Osmanlı yönetimine karşı tavır aldılar. Ancak bu durum Anadolu'daki Türkmenlerin tamamında değil, Orta ve Güney Anadolu'daki bazı aşiretler için söz konusuydu.

Nitekim devletin aldığı tedbirler sonucunda, 16. Yüzyıl'ın sonlarından itibaren bu bölgelerdeki aşiretler de devlet yönetimine boyun eğdiler. Kimi iddiaların tersine, Türkmenler devlete karşı çoğu zaman uzlaşmacı bir yol takip ettiler.
Aşiretler, iktisadi hayatlarının güvence altına alınması için, zaman zaman vergi vermeyeceklerini ve dağılacaklarını söyleyerek devlet yönetimini tehdit etmişler ve devlet de vergi kaybına uğramamak için gerekli düzenlemeleri yapmıştı.
4.Aşiretler hangi bölgelerde yaşıyorlardı?
Aşiretlerin büyük bölümü Anadolu'daydı. En büyük iki aşiret, Uluyörük ve Dulkadirli Türkmenleri idi.
Uluyörük Türkmenleri Tokat, Sivas, çorum, Kırşehir, Çorum, Ankara, Eskişehir ve Yozgat'ta; Dulkadirli Türkmenleri ise Maraş, Kırşehir, Yozgat, Adana, Urfa, Adıyaman ve Kayseri'de yaşıyorlardı.
İki aşiretin 16. Yüzyıl'daki toplam nüfusu 300 bin civarındaydı. Anadolu'da orta büyüklükteki bir şehrin bu dönemde 5 ila 10 bin kişilik bir nüfusa sahip olduğu göz önüne alındığında aşiretlerin nüfusu oldukça kalabalıktır.

Konya Bozkırı'nda Atçekenler; Trabzon, Giresun, Gümüşhane ve Balıkesir'de Çepniler; Kayseri'de Avşarlar; Sivas'ın güneyinde (Divriği, Şarkışla, Kangal ve Gürün ve civarı) Yenil Türkmenleri (Dulkadir ve Halep Türkmenlerinden meydana geliyordu); Ankara ve Bursa arasında Karakeçililer; Diyarbakır, Urfa, Mardin, Erzurum ve Kars civarında Bozulus Türkmenleri (Akkoyunlu aşiretleri); Manisa'da Ellici ve Mukataa Yörükleri; İç Ege'de (Kütahya Uşak, Denizli) Bozguş Yörükleri, Kılcan Yörükleri ve Akkeçili Yörükleri; Denizli'de Kayı Yörükleri ve Çobanlar Yörükleri; Aydın'da Karacakoyunlar, Çuga Yörükleri ve Çulluyan Yörükleri yaşıyorlardı.

Muğla ve civarında Kayı, Kızılcakeçili, Kızılcakoyunlu Divane Ali, Balıkcı ve Horzum aşiretleri; Mersin ve civarında İçel Yörükleri, Kütahya'da Kütahya Yörükleri: Antalya'da Teke Türkmenleri, Bolu'da Bolu Yörükleri; Hatay ve civarında Özeroğulları (Üzeyir Türkmenleri); Adana'da Ramazanlu Ulusu; Tarsus’ta Varsaklar; Kastamonu'da Kastamonu Yörükleri; Kayseri, Isparta, Afyon, Aydın, Balıkesir, Kütahya, Niğde, Aksaray, Nevşehir ve Kırşehir’de Danişmendliler yerleşmişlerdi.
5.Anadolu dışında hangi bölgelerde yaşadılar?
Anadolu dışında Rumeli ile Suriye ve Irak’ta da Türk aşiretleri vardı. Rumeli'deki aşiretler “Rumeli Yörükleri” diye anılırlardı ve bu bölgeye Osmanlı tarafından Anadolu'dan getirilerek yerleştirilmişlerdi.

Rumeli Yörükleri içindeki büyük aşiretler; Naldöken Yörükleri, Tanrıdağı(Karagöz)
Yörükleri, Selanik Yörükleri, Kocacık Yörükleri, Ofcabolu Yörükleri, Vize Yörükleri idi.

Suriye ve Irak'taki Türkmenler, Türkler Anadolu'ya gelmeden önce bu bölgelere yerleşmişlerdi. Halep ve civarında Halep Türkmenleri, Hama'da Selluriye (Salur) Türkmenleri ile Hama Bayadı, Humus'ta Salur Avşar ve Bayındır boylarına mensup Türkmenler, Trablusşam ve Lazkiye'de de yine Avşar, Salur ve Bayındır boylarına mensup aşiretler yaşıyorlardı. Şam civarında da Bayadlar vardı. Irak'ta özellikle Kerkük bölgesinde yoğun bir Türkmen nüfusu mevcuttu.
6.Aşiretler nasıl idare ediliyorlardı?
Aşiretler genellikle idari statüde bir “kaza” itibar olunur ve kadı tarafından idare edilirlerdi. Türkmenlerden vergilerini toplayıp, devlete teslim edenlere Türkmen Ağası veya Türkmen Voyvodası denilirdi,

Aşiretlerin Divan-ı Hümayun ile irtibatı ise, aşiret ileri gelenleri tarafından en büyük cemaatten seçilip, padişah tarafından tayin edilen boy beyleriydi. Ayrıca Türkmenlerin bir diğer yöneticisi olan kethüdalar da, her aşiret grubunun temsilcisi durumunda olup, kendi cemaatleri içinden seçilip devlet tarafından tanıyorlardı.

Türkmenler için çıkarılmış özel kanunlar vardı. Kanunnamelerde aşiretlerin yaylak ve kışlak yolculukları sırasında bir yerde durmamaları, durmaları gerekirse üç günden fazla oturmamaları ve çevreye zarar vermemeleri, zarar verirlerse tazmin etmeleri yazılıdır.

7.Aşiretler nasıl isim alırlardı?
Türkmenler Anadolu'da çoğunlukla mensup oldukları Oğuz boylarının isimlerini kullanmamışlardı. Aşiretler, Anadolu'da yeni isimlerle anıldılar. İlhan Şahin'in tespitlerine göre aşiretlerin adlarını belirleyen faktörler şunlardı:
1. Yaşadıkları coğrafi bölge: Bolu Yörükleri, Halep Türkmenleri, Turhal Yörükleri.
2. Boy beyinin veya aşiretin kethüdasının ismi.
3. Yaptıkları işler: Atçekenler, Okçu İzzendinli, Yaycı Bedir.
4. Mensup oldukları siyası teşekkül: Dulkadirli Türkmenleri, Ramazanlı Ulusu.
5. Mensup oldukları Oğuz Boyu: Avşar, Kayı, Salur.
6. Mali ve hukuki statüleri: Ellici Yörükleri, Mukataa Yörükleri, Yüzdeciyan Yörükleri...

8.Osmanlı, aşiretleri iskâna zorladı mı?
Rudi Paul Lindner, Osmanlı İmparatorluğu’nun bilinçli olarak Türkmenleri ekonomik açıdan yıkıma uğratmaya yönelik bir siyaset izlediğini öne sürer.

Böylece, konar-göçerlere yerleşik hayata geçmekten başka hiçbir alternatif bırakılmadığını iddia eder.
Ancak bu ve benzeri iddialar doğru değildir. Osmanlı yönetimi, aşiretleri ekonominin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğü için, yürüttükleri iktisadi faaliyetleri sürdürmelerini istiyordu. Devletin, istisnai durumlar dışında, aşiretleri yerleşik hayata geçirmek gibi bir niyeti yoktu.
İskân faaliyetleri başlangıçta programsızdı. Aşiretleri toprağa yerleşmeye devletin teşvik ettiği veya zorladığına dair örnekler azdı.

Mecburi iskân döneminde bile, bazı aşiretler iktisadi güçlerini kaybetme ihtimaline karsı iskân harici tutulmuşlardı.
Devlet özellikle 17. Yüzyıl'ın sonlarında, imparatorluğun ekonomik yapısının alt üst olması yüzünden, aşiretleri iskâna tabi tutmaya başladı.
Viyana bozgun yıllarından sonra uzun savaş döneminin meydana getirdiği iktisadi darlık yüzünden halk kitleleri topraklarını terk ederek, yerleşim yerlerini boş bırakarak, vergi gelirinin azalmasına yol açtılar.
Yine bu dönemde toplumsal ve ekonomik dengelerin bozulması nedeniyle aşiretlerin de yaylak ve kışlak mahallerini terk etmeleri, imparatorluktaki kaos ortamını daha da büyüttü.
Bunun üzerine Osmanlı yönetimi, 1691- 1695 yılları arasında, harap ve boş yerleri imar edip iskâna açmak için bazı bölgelerde aşiretleri zorla iskân etti.
Ancak bazı aşiretler yerlerini beğenmeyerek iskân edildikleri mahalleri terk ettiler.
9.“Türkmen” ve “Yörük” ne demektir?
Türkmen ismi Türk aşiretlerinin kökenlerini belirlemek için yabancılar tarafından verilmiş bir ad idi. Ancak daha sonra Türkmen kelimesi aşiretin hayat tarzını yani konar-göçerliğini ifade etmek için kullanıldı.

Türkmenlere, 15. Yüzyıldan itibaren “Yörük” de denildi. Yörük kelimesi “yürümek” filinden türetilmeydi ve aşiretlerin konar-göçer yapısını belirtmek için söylenirdi.
Bir iddiaya göre, Osmanlı yönetimi Anadolu'daki en büyük rakipleri Karamanlıların Türkmen olarak ortaya çıkması yüzünden, kendi topraklarında kalan aşiretleri “Yörük” diye niteleyerek Karaman Beyliği ile ortak bir paydayı engellemek istemişti.
Diğer bir iddiaya göre Anadolu'ya ilk gelen konargöçer Türkler, “Yörük”; ikinci göç dalgasıyla gelenler ise, “Türkmen” olarak nitelendirilmişlerdi.

Bazı araştırmalarda Yörük ve Türkmenlerin ayrı ayrı ve farklı bir etnik grup gibi gösterilmesi yanlış ve kasıtlıdır. Yörük ve Türkmenler aşiret hayatı yaşayan Türklerdir.
10.Türkmenler göçebe değil miydi?
Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan Türkmen aşiretlerinin çoğu göçebe değildi.
Tam olarak yerleşik bir hayat yaşamasalar da, göçebeler gibi devamlı göç etmezler, sadece yaylak ve kışlak mahalleri arasında gidip gelirlerdi.
Bu yüzden de aşiretlere konar-göçer denilirdi. Aşiretler, yaylalarda hayvancılık, kışlaklarında ise çiftçilik yaparlardı. Kışlak mahalleri zamanla önce mezraya, sonra da köye dönüşmüş ve aşiretler buralara yerleşmişlerdi. Osmanlı zamanındaki aşiretlerden göçebe karakteri gösteren nadir gruplardan biri, Halep Türkmenleriydi.
BİBLİYOGRAFYA
• Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğu'nda Aşiretlerin İskânı, İstanbul 1987.
• Yusuf Halaçoğlu, XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun İskân Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, Ankara 1991.
•Mehmet İnbaşı, Rumeli Yörükleri, 1544- 1675, Erzurum 2000.
• Paul Wittek, “Osmanlı İmparatorluğu'nda Türk Aşiretlerin Rolü”, çev. Ercüment Kuran, Tarih Dergisi, Sayı: 17- 18 (İstanbul 1963).
• Faruk Sümer, Oğuzlar/Türkmenler, İstanbul 1981.
• Tufan Gündüz, Anadolu'da Türkmen Aşiretleri, Bozulus Türkmenleri 1540- 1640, Ankara 1997.
• Tufan Gündüz, XVII. ve XVIII. Yüzyıllarda Danişmendli Türkmenleri, İstanbul 2005.
• Halil İnalcık, Yürüks, Their Origins, Expansion and Economic Role, Oriental Carpet and Textile Studies I, ed. R. Pinner and W. Denny, Londra 1986.
• Yörükler ve Türkmenler Sempozyumu Bildirileri, Ankara 2000.
• İlhan Şahin, Osmanlı Devrinde Konar-Göçer Aşiretlerin İsim Almalarına Dair Bazı Mülahazalar, Tarih Enstitüsü Dergisi, XIII, İstanbul 1987.
Kaynak : Erhan Afyoncu – Popüler Tarih Dergisi / 56.Sayı / Nisan 2005.
Hazırlayan: Tarihci http://www.tarihcininyeri.net
Paragraf başlıkları yazıya eklenmiştir.
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delete" tuşuyla yok etmeyin.