Kabuk, ölü bir tahta parçasından çok öte birşey...
İçinde bir ağacın hayat bulduğu bu doğal deri, ancak soyulduğu zaman çürüyor. Ağaç için yangın benzeri dış etkenlere karşı bir bariyer olan kabuk, insanoğlunun günlük yaşamında da mantar biçiminde yer alıyor...
Kayın ağacının ince kabukları...
Kayın ağacı, tüm ağaçlar gibi gövdesinin en dış bölümünde havayı ve suyu geçirmeyen, ince bir mantar tabakasıyla kaplı... Eskiden Amerikan yerlileri, çok ince olduğu için kolaylıkla soyunabilen bu mantar tabakasından elde ettikleri büyük parçalarla kayıklarını suya karşı izole ediyorlardı. Bu tabakada gözle görülen küçük çizikler ise ağacın gövdesinin nefes aldığı delikler...
Tüm ağaçlar, kabuk denen değişik ve karmaşık dokulardan oluşan bir doğal kalkana sahip...
ABD'de dev sekoya ağaçlarının bulunduğu ormanlarda her yıl büyük yangınlar çıkıyor. Ancak, dev sekoya ağaçları bu felaketlerden zarar görmeden kurtuluyor. Bunun nedeni, kalınlığı 60 santimi ve ağırlığı 6 ile 7 tonu bulan dev kabukları... Ateş, bir zırh görevi gören bu dev kabuğu geçip ağacın kendisine ulaşamıyor. Bu müthiş savunma mekanizması sadece ABD'deki sekoya ağaçlarında yok... Genellikle yangın bölgelerine ekilen mantar meşesi ağaçları da aynı özelliği sergiliyorlar. Kuşkusuz sekoya ağacı ve mantar meşesi koruma konusunda aşırı örnekler... Ancak, farklı kalınlıklarda da olsa, tüm ağaçlar, kabuk denen değişik ve karmaşık dokulardan oluşan bir doğal kalkana sahip...
Kabuğun mantar adını verilen üst bölümü, ana savunma hattını oluşturuyor
Ateşe, suya, soğuğa ve parazitlere karşı ağacın gövdesini o koruyor. Mantar hücreleri daha derinlerde hayat buluyorlar ve daha sonra yüzeye doğru hareket ediyorlar. Bu hücreler sürekli çoğalma özelliği taşıyorlar. Yüzeye en yakın olan hücreler en yaşlı hücreler...
Onları dışa doğru daha genç hücreler iteliyorlar
Mantar tabakaları her yıl plaka biçiminde bir katman oluşturuyor. Tıpkı hayvanların deri değiştirmesi gibi, ağaç kabuklan da yeni mantar katmanları oluşturarak kendilerini yeniliyorlar ve bir önceki katmanın parazitlerinden arınıyorlar.
Mantar hücrelerinin hüzünlü bir öyküsü var...
Bunlar doğar doğmaz "süberin" isimli bir madde ile donanıyorlar. Suyu ve soğuğu geçirmeyen bu madde, daha sonra yavaş yavaş hücrelerin ölümüne de neden oluyor. Mantar hücreleri süberin maddesiyle donandıktan sonra kendi birleşimindeki suyu yitiriyorlar ve boşluklarına hava dolmaya başlıyor. Bu hava tabakası ağacın su geçirmez özelliğini ikiye katlıyor ve ayrıca ağacın gövdesini termik açıdan izole ediyor.
Ağaç, yine kabuğu aracılığıyla metabolizmasına zararlı maddeleri de dışarıya atabiliyor
Mantar tabakasının altında, ağaç kabuğunun ikinci tabakası bulunuyor. Bu tabaka "floem" adı verilen farklı bir doku; hücreleri hiçbir zaman ölmüyor ve uzun kanallar oluşturuyor. Yapraklardan gelen su ve şeker, ağacın kökü ve gövdesine bu kanallar aracılığıyla ulaştırılıyor. Bu, ağacın gelişmesi ve büyümesi için vazgeçilmez bir faaliyet... Kabuğun fonksiyonları bununla sınırlı değil... Ağaç, yine kabuğu aracılığıyla metabolizmasına zararlı maddeleri de dışarıya atabiliyor. Bu metabolizmaya zararlı maddeler, insanoğlunun çok eski çağlardan beri ilgisini çekiyor.
"Asrın mucize ilacı" olarak tanınan Aspirin'in etken maddesi ise söğüt ağacının kabuğu...
Nitekim, kayın ve meşe ağacının kabuğundan sızan tanen adlı madde çok eskiden beri, derileri tabaklamak ve kumaş boyamak için kullanılıyor. Ünlü kinin maddesi ise, kınakına ağacının kabuğundan elde ediliyor. "Asrın mucize ilacı" olarak tanınan Aspirin'in etken maddesi ise söğüt ağacının kabuğu...


Kuşlar, böcekler, larvalar...
Ağaç kabuğu her cinsten müşteriye açık bir otel
Bu misafirler çoğunlukla ağaca zarar veriyor
Ağaç kabuğu her zaman koruyucu kalkan görevini görmeyebiliyor. Sağlamlığı ya da içerdiği itici bazı maddeler, her zaman ona gelip yerleşmek isteyenleri, yem ve sığınak arayanları kovmaya yetmiyor. Ağaç kabuklarını mesken tutan canlıların başında parazitler geliyor. Bu yaratıklar ağaç kabuğundan herşeyi alıyorlar, bunun karşılığında ona hiçbir şey vermiyorlar. Üstelik, uzun vadede evsahibinin yaşamını da tehdit ediyorlar. Parazitlerden sonra sırayı böcekler ve mantarlar alıyor. Bu canlılar da ya ağacın gövdesinin kendisiyle ya da şeker açısından çok zengin olan özsuyla beslenmek için ağacın kabuğuna zarar veriyorlar. Bir besin deposu olan ağaca yönelik saldırıdan ilk nasibini alan da herzaman kabuklar oluyor... Öyle ki, kabuk, kendisini mükemmel bir biçimde yenileme niteliğine sahipken, bir an geliyor bu saldırılardan yorgun düşebiliyor.
Ağacın kendisi ve kabuğu kuşlar ve memeliler için de sayısız olanaklar ve fırsatlar sunuyor. Kuşlar, gagalarıyla ağacın kabuğunu delik deşik ediyorlar ve onun arasına sığınmış böcekleri ve küçük omurgasızları mideye indiriyorlar. Tabii, bu arada kabuğun kendisine de büyük zararlar veriyorlar. Kuşlar kabuğa sadece beslenme içgüdüsüyle saldırmıyor; bazıları üreme içgüdüsüyle ağacın gövdesinde delikler açıyorlar ve yumurtalarını bu deliklere saklıyorlar.
Ağaç kabukları yosunlar ve likenler için ideal ortam
Bu tür hayvanların saldırısını göğüsleyen ağaç ve kabuğu, bu kez de başka canlının, bitkilerin hücumuna uğruyor. "Klorofil" özelliklerine sahip bitkiler olan yosunlar ve likenler, ağaç kabuğuna yapışık yaşamaktan büyük bir mutluluk duyuyorlar. Ağaç kabuklarından aldıkları su, bir parça güneş ışını ve bir miktar sülfat, fotosentez sayesinde onların yaşamı için yeterli oluyor. Bu canlılar, ağaç kabuğundan gerek duydukları suyu, çengel ve vantuz gibi çeşitli organ biçimleriyle elde etmeyi başarıyorlar. Ancak, çok kaygan kabuk yapısına sahip ağaçlarda bu özellikler işe yaramıyor; gövdelerinde yosun ve likenler büyüyemiyor.
Öte yandan ağacın türü, üzerinde yaşayan liken ve yosunların varlığıyla da kolaylıkla tanımlanabiliyor. Örneğin, meşe ve gürgen ağacı genellikle aynı tip likenleri barındırıyorlar. Bunun nedeni, bu iki ağacın kabuğunun da nem açısından zengin oluşları... Meşe ağacının kabuğundaki küçük girinti ve çıkıntılar bol miktarda suyu tutabiliyorlar. Gürgen ağacının kabuğu ise bol miktarda terlediği için her zaman belli oranda su taşıyor. Buna karşılık, yosun ve likenler her zaman kabuğu kuru olan çam ağacına ise yanaşmıyorlar. Bir başka kesin nokta ise, kabuğu yavaş yavaş yenilenen ağaçların gövdesi bol miktarda yosun tutarken, mantar plakaları biçiminde kabuğu dökülen ağaçların gövdesinde çok az miktarda yosun ve likene rastlanıyor.
