Sonsuza dek çalışacak bir makine mümkün mü?

737 views
Skip to first unread message

Kerem

unread,
Sep 9, 2009, 1:13:11 AM9/9/09
to merakediyorum

 Dıştan enerji katkısı olmaksızın sonsuza dek çalışacak makineler insanlığın eski bir düşü...

19. yüzyıldan itibaren, bilimadamları bunun olanaksızlığını ortaya koydular.

Ama ya bir gün?

 

Sonsuza dek hiçbir şey sürmüyor.

Er ya da geç, bir gün mutlaka sona eriyor

Ne yakıt ya da pil, ne de insan veya hayvan enerjisine gerek duyan, kendi kendine dönüp duran bir makine müthiş bir buluş olurdu!.. Bir kez işletilir ve ilk itme sayesinde sonsuza dek çalışmasını sürdürürdü. Böyle bir makine, bitmez tükenmez bir enerji kaynağı yaratacağı için, insanları da çok mutlu ederdi. Ama ne yazık ki, gerçek yaşamda hiçbir hareket; hatta gezegenlerin ya da galaksilerinki bile sonsuza dek sürmüyor. Er ya da geç, bir gün mutlaka sona eriyor.

 

 

 

Durmanın başlıca sorumlusu: Sürtünme

Durmanın başlıca sorumlusu ise, hareket sırasında kaçınılmaz olarak gelişen sürtünmeler. Bu sürtünmelerdeki eğiklik; sözgelimi itilen bir salıncak, havayı çalkalıyor ve tespit noktalarının sıcaklığını yavaş yavaş, arttırıyor. Ve hareket enerjisi, enerjinin düzensiz bir biçimi olan ısıya dönüşüyor. Sonuçta da salıncak, "temel enerji"sini gitgide tüketiyor. Dıştan gelen bir katkı yoksa, hareket enerjisinin dağılması ısıyla dengeleniyor ve cisim mutlaka duruyor. Enerji kaçışlarına rağmen sürekli hareketi düşünmek, bir aracın benzin harcamadan ilerlemesini beklemeye benziyor. Dolayısıyla da, akla ters düşüyor... 

Konuyla ilişkin ilk açıklamalar, 17. yüzyılda yapıldı

Sürtünmenin hareketi engellediği anlaşıldı. Şimdi, olayı daha iyi kavrayabilmek için bazı soruların yanıtlarına bir göz atalım...

 

Isı; enerjinin bir biçimi olduğuna göre, makineyi yeniden çalıştırmak üzere niçin geri alınmaz ve yararlı enerjiye dönüştürülmez?

Başka bir deyişle, makine kaybettiği enerjinin yerine niçin ısıyı kullanamaz?

Ne yazık ki, bu olanaksızdır.

1824'te Fransız mühendis Sadi Carnot'nun gösterdiği gibi, ısının mekanik enerjiye dönüşmesi için, farklı sıcaklık dereceleri içeren iki kaynak gerekir. Ve ancak, ısı aktarımının, sıcak kaynaktan soğuk kaynağa yönelmesi halinde gerçekleşebilir. O zaman da, termik kalorinin bir kısmı, soğuk kaynağın derecesini kaçınılmaz olarak yükseltir. Başka bir deyişle, termik kalorinin bir kısmı, "ikinci termodinamik ilkesi"nde açıkça belirtildiği gibi, mutlaka "ısı biçiminde, kalır. Bu da, ısının tümünün neden yararlı enerjiye dönüştürülemediğini ve buradaki farkın niçin "ortadan kalkmadığı"nı açıklar. Gerçekten de ısı, enerjinin "niteliği kötü" ya da daha doğrusu "değer kaybına uğramış" biçimidir; çünkü asla kalorinin yüzde 100'ü kullanılmaz.

İşte bu yüzden de, termik enerjiyi kendi bütünlüğü içinde geri almak olanaksızdır. İdeali, ısınmayı önle­mek, yani sürtünmeyi tümüyle orta­dan kaldırmaktır. Ancak o zaman ge­liştirilen hareket gerçekten sürekli olur, ama kullanılmaz.

 

Teoriye göre, yalnızca yararsız bir makine sürekli çalışabilir

Kuşkusuz, becerikli bir mucit, "ideal salıncak" gibi bir makine yapabilir. Ve mü­kemmel, ama hiçbir işe yaramayan sürekli salınımlarına bakakalır. Bel­ki, yine de bir işte kullanmak için, hassas bir mekanizma yardımıyla, sözgelimi salıncağın her düşey geçi­şinde bir otomobili kaldırmasını sağ­layabilir. Yararsız salınımları yararlı bir işe dönüştürmenin mutluluğunu yaşarken makine tükenir ve durur. O da makinesinin sürekli çalışmadığını fark ederek düş kırıklığına uğrar.

Örneğimizdeki salıncak, enerjisi­nin bir kısmıyla gerçekten bir iş ya­par; otomobili bıraktığı sırada yük­seklik kazanır. Bununla birlikte, git­gide daha az yükselir, yani yükseklik kaybeder. Enerji, yavaş yavaş salın­cağın dışına kaçtığı için de hareket durmayla sonuçlanır. O zaman, ener­ji tümüyle "potansiyel enerji" biçi­minde otomobilin "kullanma yetki­sine girer. Yani, artık otomobil, sa­lıncaktan aldığı enerjiyi geri verme durumunda bulunur. Bunun için de, tersine işleyen mekanizmayla, oto­mobilin düşmesi ve yeniden ilk yük­sekliğine çıkması yeterli olur.

 

Enerji kaybetmeden bir iş yapma­nın olanaksızlığı

Fizikte "birinci ter­modinamik ilkesi" diye adlandırılan kavramı oluşturur. Bu kavram, 1850'ye doğru iki fizikçi, İngiliz Ja­mes P. Joule ile Alman Julius R. von Mayer, tarafından kesin şekilde orta­ya kondu: Enerji çeşitli biçimlerde (elektrik, mekanik, ısı vb.) kendini gösteren bir büyüklüktür; ama "de­ğer", yani niceliği daima korunur. Hiçbir şey, onu yoktan var edemez, vardan da yok edemez (enerjinin ko­runumu ilkesi).

Bu ilkeyi bilmeyen birtakım mucit­ler, yüzyıllar boyu, hem sonsuza dek çalışacak hem de kendi başına yüksel­mek için gerekli enerjiyi bulacak ma­kineler yapmaya çalıştılar. Ama bu iki istek birbiriyle uyuşmaz. Gerçek­ten de, bir makine "sürekli" çalışmaz. Çalışsa bile, bir gün mutlaka durur; o zaman da, buna sürekli denemez. 

Sürtünme sorunu çözmüş bir makine düşünelim...

Sürekli hareket araştırmasında, yararsız, ama sürtünme sorunu çözmüş bir makine düşünelim... Bir süperiletkende dolaşıp duran elektrik akımı, buna iyi bir örnek oluşturur. Elekt­ronlar, daireler çizerek, süperiletkenin içinde yıllarca dönseler bile, bu hareket çok uzun bir sürede söz ko­nusu durumunu koruyamaz.

Alman fizikçi Rudolf E.J. Clausius'un 19. yüzyıl sonundaki çalışmala­rı, enerjinin büyük bir şiddetle dağıl­maya ve Evren'in "entropi"yi (içe kıvrılma) arttıran bu bozulma, yani "düzensizlik" yönünde evrilmeye gö­re düzenlenmiş olduğunu göstermişti. Clausius'a göre Evren "termik ölüm"üne doğru evrilmekteydi. Sı­caklık derecesinin her yerde aynı ol­ması durumunda, hiçbir şey hareket etmeyecek; ister sürekli ister kesintili hiçbir hareket olmayacaktı.

 

Suya yayılan mürekkep, bardağın kenarında bir damla halinde yeniden toplanabilir mi?

Bu "tersinmezlik" (ters doğrultuda işleyememe) durumu, zamanın da­ima aynı yönde aktığını belirtir. Bu­nunla birlikte, acaba, suya yayılan mürekkep, bardağın kenarında bir damla halinde yeniden toplanabilir mi? Sorunun yanıtı Clausius'a göre olumsuz, ünlü öğrencilerinden Avus­turyalı fizikçi Ludwig Boltzman'a göre ise olumludur. Ama son derece düşük bir olasılık söz konusudur. 19. yüzyılın sonunun bir başka bilgini, Fransız matematikçi Henri Poincare'ye bakılırsa; bu olay, çok uzun bir süre beklendiği taktirde, kesinlikle meydana gelecektir. Ancak bu süre, Evren'in yaşını bile aşar.

 

 

 

Ha­reket sürekli olamaz; çünkü asla başlangıçtakinin aynı olamaz

Günümüzde, kaos kuramı, bekle­me koşuluna karşın, mürekkep dam­lası oluşumunun sonsuz kez ortaya çıkacağını bize gösteriyor. Bu da be­liren düzensizlikte, başlangıç barınağına geri dönüşlerle kendini gösteren gizli bir düzenin bulunduğu anlamına geliyor. Yani, "düzensizlik"te bir "düzen" vardır. Ama bu geri dönüşler kusursuz olmayacaktır. Damlada top­lanan mürekkep molekülleri, ilk du­rumlarını tamamen koruyamazlar. O halde, ne kadar direnç gösterse de ha­reket sürekli olamaz; çünkü asla başlangıçtakinin aynı olamaz.

Ortaçağ'da batılılar, hayvanları sü­rekli işleyen makinelere (en azından canlıyken) benzetiyorlardı. Hayvanla­rın "yeniden değer arttırma" gereksi­nimi duymadan çalışabilecekleri (ara­ba çekmek gibi) düşünülüyordu. Hay­vanlara benzeyen mekanik düzenekler yapma düşüncesi böylece doğdu.

 

Sürekli hareketi hedefleyen ilk makine

Ancak, sürekli hareketi hedefleyen ilk makine, 1150'ye doğru Hindistan'da gerçekleştirildi. Bu, kendi çevresindeki dönüşünden destek alan bir tekerlekti. Ağırlıklar, sol ve sağ bölüm arasında sabit bir dengesizlik oluşturacak şekilde dağıtılmıştı. Te­kerleğin dönüşünü ise, söz konusu dengesizlik sağlıyordu. Buluş, kesin­likle tesadüfen ortaya çıkmamıştı. Sürekli hareket düşüncesi, Hindu felsefesindeki çevrimler kavramına, sonsuz dönüşe, yani reenkarnasyona (yeniden doğuş) dayanıyordu.

Araplar, sürekli hareket kavramını büyük bir hızla Avrupa'ya yaydılar. 1235'te Villard de Honnecourt, mi­marlık kitabında pek çok tekerlekli "devridaim makinesi" modelinden söz etti. Yaklaşık aynı sıralarda, bir başka bilgin Pierre de Maricourt da, buna çok benzeyen bir makine çizdi. Tek farkı, hareket nedeni olarak ağırlık yerine mıknatıslığı gösterme­siydi. Dengesiz tekerlek, yüzyıllar boyu sürekli hareketin ardında koşan bilginlerin temel şemasını oluşturdu. Ama bu düzeneklerin hiçbiri sürekli çalışmadı.

 

Leonardo da Vinci denemesi

17. yüzyılın başında, Leonardo da Vinci, yarısı suya daldırılan bir te­kerlekle konuya yenilik getirdi. An­cak deney, ötekilerden daha inandırı­cı olmadı. Çağının her zaman ötesin­de olan İtalyan bilgin, bunun üzerine sürekli hareket olasılığından kuşku­lanmaya başladı. 17. ve 18. yüzyıllar arasında yapılan deneyler suya yöne­likti. Temel şemada, sıvının düşüşü çarklı bir tekerleği harekete geçiri­yor; bu da bir Arşimet vidasını çalış­tırıyordu. Arşimet vidasının işi, tek­rar aşağı düşmesi için suyu yukarı çıkartmaktı. Bu amaçla yaylar, sar­kaçlar, mıknatıslar; hatta suyun çok ince kılcal borularda yükselmesin­den bile yararlanıldı.

 

Ama bu sistemlerin hiçbirisi işle­medi

1775'te Fransız bilgin Laplace'ın etkisiyle, Kraliyet Bilimler Akademisi, sürekli hareket sağladığı öne sürülen hiçbir devridaim maki­nesini artık incelemeyeceğini ilan et­ti. Karar, sürekli hareketin bilimsel yönden çürütülmesine değil, deney­lere (çalışmadığı için) dayanıyordu. 

Sürekli hareket düşüncesi, 1800'e doğru sert bir darbe yedi

Fransız bil­gin Lavoisier, insanlarla hayvanların, nefes alırken ve hareket ederken, be­sinlerden alınan enerjiyi yavaş yavaş yaktıklarını gösterdi. Ve böylece sü­rekli hareket eden hayvan-makine düşüncesi de kesin olarak çöktü. Bu­na karşın, bazı araştırmacılar, konuyu savunmaya devam ettiler. Yine 1800'e doğru, İtalyan fizikçi A.Vol­ta elektrik pilini icat ettiği zaman, icadın yıpratmayacağı (kullanılsa bi­le) ve hiç durmadan enerji verebileceği sanıldı. Gerçek böyle çıkmayın­ca da bir yapım hatası üstünde durul­du. Pil ya da dinamoyla sürekli hare­ket sağlama ümidi, 1850'de Joule'ün, enerjinin karşı konmaz bir şekilde ısıya dönüştüğünü göstermesiyle cid­di olarak yıkıldı.

 

Termo­dinamik ilkeleri ile sürekli hareketin olanaksızlığı keşfedildi ama…

Ancak, bu noktada olaya bir başka açıdan da bakmak gerek... Yüzyıllar boyunca bu tür makineler yapma uğrunda harcanan emekler tümden bo­şa çıkmadı. Makinelerin çalışmadığı görülünce, bilginler "neden" arama­ya yöneldiler ve sonunda da termo­dinamik ilkeleri ile sürekli hareketin olanaksızlığını keşfettiler. 

Kapı­dan kovulan sürekli hareket düşüncesi, radyoaktivite ile bacadan girdi

19. yüzyılın sonunda işin tümüyle kapandığı düşünülüyordu. Ama, kapı­dan kovulan sürekli hareket düşünce­si, 1895'te radyoaktivitenin keşfiyle bacadan giriverdi. Ve ışının, enerjisini nereden aldığı sorusu gündeme geldi. Görünüşe bakılırsa hiçbir yerden al­mıyordu. Kimi araştırmacılar, uran­yumla çalışan devridaim makineleri tasarladılar. Ama, hemen ardından Einstein, kütlenin bir enerji biçimi (e=m.c2) olduğunu gösterdi. Radyo­aktif bir cisimden salınan enerji, daha önceden cismin içinde kütle biçimin­de bulunuyordu ve sonra ışına dönü­şüyordu. Başka bir deyişle, ne var oluyor ne de yok oluyordu; yalnızca biçim değiştiriyordu. Bu durum çer­çevesinde, radyoaktivite termodina­mik ilkeleriyle çelişmez ve hiçbir şe­kilde de sürekli hareketi doğuramazdı.

 

Olsun, hala ümidim var…

Bilimadamlarına göre bu olgu, sü­rekli hareketin olanaksızlığım kanıt­lar. Gerçek böyle... Ama, mitler hala aklımızı kurcalamaya devam ediyor... 

Calud'un "Kitab-ül Hiyel"deki devridaim makinesinin çizimi...

Bu aygıt, basit olarak sekiz kollu bir çarktı. Kollardan her birinin ucun­da, tam ortasında ki mil etrafında dönen birer çubuk bulunuyordu. Çu­bukların bir uçlarında ağırlık vardı, diğer uçları ise eğilip bükülmez bir tel­le göbekteki sabit raya bağlıydı. Öyle ki teller, uçlarındaki tekerlekler sa­yesinde bu ray üzerinde kolayca kayabiliyorlardı. Ancak ray, çarkın göbe­ğinin tam ortasında değildi, işte, tekerleğin dengelenmesini de bu sağlı­yordu. Çünkü rayın bakışımsız olması, ona bağlı olan çubukların çark döndükçe itilmesine ve çekilmesine, böylece kolların ağırlık merkezinin sürekli değişmesine neden oluyordu...

Calud, demiri ateşle ve balyoz darbeleriyle yola sokarak güç bela çarkı yaptı. Millerini yağladıktan sonra ona bitimsiz hareketini başlatacak ilk fiskeyi vurdu. Çark uzun süre döndü, fakat çok geçmeden yavaşlamaya başladı. Devridaim makinesi durduğunda, iktidar tutkunu bu mucit, başarısızlığını bir tesviye hatasına bağlıyordu...

 

Parlak projeler ve ünlü üçkağıtçılar

Sürekli hareket inancından ya­rarlanmaya kalkan sayısız şarlatan çıktı.

1775'te, Kari Elias Bessler, Rus Çarı'nın da yakından ilgilendiği bir devridaim tekerleği yaptı. Gerçekte ise, düzenek yan odada bulunan bir kişinin elle yö­nettiği bir iple harekete geçiyor­du.

 Aynı şekilde, 1856'da Willis'in tekerleği, bir kaidede saklanan ve içinde sıkıştırılmış hava bulunan bir kap tarafından çalıştırılıyordu.

Ama en ünlü şarlatan John Keely idi. 1875'te, suyu, kuvvetli bir ba­sınç altında sürekli olarak buhara çeviren bir makine icat etti. Ölü­münden sonra, mahzeninde, sı­kıştırılmış hava ikmali yapan 3 tonluk bir depo bulundu!

Bu tür makinelerle uğraşan pek çok iyi niyetli insan da çıktı. Yakın yıllarda, ABD'de mahkemeler, makinesini onaylamadığı gerek­çesiyle patent bürosuna dava açan bir mucidin şikayetini red­dettiler. Oysa 1972 yılında, aynı büro, çalışma sistemi "ikinci ter­modinamik" ilkesine uymayan bir makineye patent vermişti!


Hazırlayanlar : merake...@googlegroups.com üyeleri, Kerem (krm...@hotmail.com), merakediy...@gmail.com

Kaynak : Focus - Eylül 1996 sayısında "Gün gelecek Dünya bile duracak" başlığı ile yayınlanan yazıdan derlenmiştir.
Paragraf başlıkları ilave edilmiştir. Resimlerde kirlilik yaratmamak için grup adı vs kullanılmamıştır.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delet" tuşuyla yok etmeyin Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages