Çok eski bir hikaye... KİRLİLİK

328 views
Skip to first unread message

merakediyorumgrubu

unread,
Jan 23, 2011, 11:54:14 PM1/23/11
to merakediyorum

Ekoloji

Çok eski bir hikayeBunu hep yapıyoruz….

KİRLİLİK

Kentleri kaplayan çöp yığınları, zehirli atıkların karıştığı akarsular ve pis kokular yayan hava gündeme geldiğinde modern teknoloji, tam anlamıyla "günah keçisi" muamelesi görüyor ve çevre kirliliğinin bir numaralı nedeni olarak suçlanıyor.

Oysa olayın kökenleri çok eski tarihlere kadar uzanıyor. 20. yüzyıla gelindiğinde kentlerden nehirlere, ormanlardan kırlara kadar zaten her yer yeterince kirlenmişti...

 

Buzulların anlat­tıkları…

Bir grup Fransız ve Ameri­kalı bilimadamı, dört yıllık bir uğraşının sonucunda Grönland'ın buzlarını ko­nuşturmayı başardı. Buzların anlat­tıkları çok ilginçti... Daha İlkçağ'da tüm Kuzey Yarıküre'nin havası kur­şunla kirlenmişti. 1989-1995 arasın­da, Fransa'daki CNRS (Ulusal Bilim Araştırmaları Merkezi) Buzulbilim ve Çevre Jeofiziği Laboratuvarı'ndan Claude Boutron ve arkadaşları, Grönland'ı oluşturan buz takkesinde 3000 m, derinliğe inen bir delik açtı­lar. Bu delikten "havuç" biçiminde uzun bir buz parçası çıkardılar. Amaçlan, buzun içinde sıkışıp kal­mış hava kabarcıklarını incelemek ve eski çağlardaki atmosferin bileşimini saptamaktı. Bu yöntemde örnek ne kadar derinden çıkarılırsa, bilgi sağ­lanan çağ da o kadar eski oluyordu.

 

M.Ö. 500…  hava kurşun gibi ağır

İlk olarak, M.Ö. 500'e doğru, hava­nın içerdiği kurşunun birdenbire dört katına fırladığını gördüler. Bundan sonraki iki yüzyıl boyunca kurşun, aynı yüksek değerini korumuş, ama Roma İmparatorluğu'nun çöküşü sı­rasında azalmıştı. Ancak Ortaçağ'da yeniden bir sıçrama görülüyordu.

 

Bu kirlenmenin nedeni neydi?

İlk­çağ'da kurşun metalurjisi, 19. yüzyıl­daki üretim düzeyine ulaşmıştı. Açık ocaklardan yılda 80 bin ton maden filizi çıkartma ve bunu kavurma yön­temiyle saflaştırma, Dünya atmosfe­rine 400 ton kurşun partikülü saçıl­masına neden olmuştu. Son yıllarda gerçekleştirilen bir başka araştırma ise, İsveç göllerinde biriken tortula­rın, hava kirliliğinin izlerini taşıdığı­nı gösterdi. Bu, kuşkusuz insanlık ta­rihinde karşılaşılan ilk "sınıraşırı" hava kirliliğiydi...

 

Hava kirliliği tarihin bilinmeyen çağlarından beri var

Genellikle sanılanın tersine, çevre kirliliği 19. yüzyıldaki "sanayi devri­mi" ile doğmamıştı; zaten çok eski çağlardan beri vardı. Güney Paris Üniversitesinden çevrebilim uzmanı Prof. François Ramade, durumu şöy­le açıklıyor: "Hava kirliliği yakın çağlarda ortaya çıkmış bir olgu de­ğil. Tarihin bilinmeyen çağlarından beri var. Çünkü, ateşe egemen olma­yı başaran insan, doğal çevresini ina­nılmaz boyutlarda yıkmaya başladı. Ormanların bilerek yakılması da Batı Afrika ve Güneydoğu Asya'da bozkır alanlarının genişlemesiyle so­nuçlandı."

 

Tarihöncesi insanı­nın sık sık tutulduğu çevresel hastalık; Sinüzit, antrakoz

Orman yangını, tarihöncesi insanı­nın sık sık tutulduğu sinüzit ve antra­koz (akciğerlerde siyahlaşma) gibi hastalıkların başlıca nedeniydi. Ayrı­ca, bu düşüncesiz avcılar, mamut ya da eski Amerika bizonu gibi türlerin soyunu da kuruttular. Yaklaşık 8000 yıl önce tarıma geçme, ekosistemin fakirleşmesine, çölleşmeye ve orman örtüsünde geri çekilmeye yol açtı. Bu durum, en çok Ortadoğu'da ve Avrupa'da gözlemlendi. Milyonlarca yıl boyunca, bu olgulara ek olarak hava kirliliği de organik, yerel ve serpinti kaynaklı her durumda öne­mini korudu. Doğa ise, her defasında kendini yenileme ve düzenleme sis­temlerini harekete geçiriyordu.

 

 

Aşırı nüfus artışı:

Avrupa, 700 yılında 27 milyon iken, 1300'de 73 milyonu geçmişti

Böylece Ortaçağ'a kadar gelindi. Çevrenin yediği ilk darbenin kayna­ğı, aşırı nüfus artışıydı. Avrupa'da yaşayanların sayısı 700 yılında 27 milyon iken. 1300'de 73 milyonu geçmişti. Bunu teknoloji alanındaki yenilikler izledi. Hava kirliliğindeki hızlı artış, hem kentlerin hem de sa­nayinin gelişmesine bağlı olarak art­tıkça arttı.

 

Ortaçağ Avrupa’sında hemen herkes çöpleri­ni ve dışkılarını kapıdan, pencereden sokaklara savuruyordu

Kirlenmenin birinci büyük kayna­ğını, Ortaçağ kentlerinde yoğunlaşan insan kaynaklı atıklar oluşturuyordu. Kentlerde, sokak süpürücülerinin "Suları temiz tutun!", "Yerleri kirlet­meyin!" diye bağırmalarına, günlük yaşamın akışı içinde pek aldıran da yoktu. Çünkü, hemen herkes çöpleri­ni ve dışkılarını kapıdan, pencereden sokaklara savuruyordu. Kentler, dış­kıların her köşeyi doldurduğu çirkef kuyularına dönmüştü. Bu pisliği kent dışına atmak için harcanan çabalar da hep boşa gidiyordu.

12. yüzyılda, Fransa'da Philıppe Auguste sokaklardaki iğrenç atıkla­rın kaldırılmasını emreden ilk kral oldu. Ama kentliler, bu buyruk üstü­ne dışkılarını akarsulara attılar ve kentlerin ana içme suyu kaynaklarını kirletmeye başladılar.

 

 

İngiltere kraliçesinin şatosunu terk etmesine neden olan kirli hava

Ortaçağ, kentsel kirlenmenin dı­şında, kirlenmenin ikinci büyük ka­tegorisiyle de tanıştı. Bunun kaynağını ise, yeni yeni kurulan atölyelerle fabrikalar oluşturuyordu. Fransız ta­rihçi Jean Gimpel, "Ortaçağ'ın Sana­yi Devrimi" adlı kitabında "Orta­çağ'da çevre çoktan sanayileşmişti" diyor. Kömürün, daha doğrusu taş­kömürünün günlük yaşama girmesi, kentlerdeki havayı önemli ölçüde kirletiyordu. 1257'de İngiltere Krali­çesi Aquitanyalı Alienor, Notting­ham Şatosu'nu terketti; gerekçesi "bu sanayi kentinin pis kokulu dumanın­dan rahatsız olmak"tı.

 

İngiltere de hava ve su kirliliği hakkında buyruk ve yasaklar…

İlk çevreci önlemler, yasalar…

O dönemde kömür iyi yakılamadığı için, bacalardan asfaltsı koyu renk dumanlar ve kötü kokular yayılıyordu. Bu duru­mun suçluları ise kireç ocakları, dö­kümhaneler ve cam atölyeleriydi. Tarihte ilk kez, 1307'de İngiltere kra­lı, hava kirliliği hakkında bir buyruk çıkararak kireç ocaklarında kömür kullanımını resmen yasakladı. Ama bu da soruna bir çözüm getirmedi. Ardından Fransa'da VI.Charles, 1392'de bacalardan "pis kokulu gaz­lar" salınmasını yasakladı. Bu arada, İngiliz Parlamentosu 1388'de hava kirliliğine karşı ilk ulusal yasayı ka­bul etti. Yasa, hava kadar suyu da güvenceye alıyor, her tür çöpün ır­maklara boşaltılmasını yasaklıyordu. Çünkü bu çağda akarsulardaki kirli­lik önemli boyutlara ulaşmıştı. Hay­van artıkları, özellikle sepicilerin deriyi işlerken kullandıkları tannik asit gibi kimyasal maddelerle kireç, su kirliliğinin başlıca nedenleriydi. 

Fransa da Seine nehri adeta bir bataklık olmuştu

Hava kirliliği 1700 dolaylarında en üst düzeye erişti. Bu hızlanma, bir yandan nüfus artışına, bir yandan da gelişmekte olan sanayi devrimine bağlıydı. 18. yüzyılda yazılmış bir metinde, Seine Nehri'nden "çoğu za­man, büyük boyutlarda gaz kabarcığı açığa çıkaran etkin bir fermantasyon merkezi" diye söz ediliyordu. Seine adeta bir bataklık olmuştu. CNRS'in araştırma direktörü Andree Corvol'un dediğine göre, dokuma sanayi Fran­sa'nın tarımdan sonra gelen en büyük gelir kaynağıydı. Ama akarsularda, özellikle Troyes, Rouen ve Lyon çev­resinde ciddi kirlenmelere yol açtı. Bu kirlenmedeki başrolü ise boyadan önce kumaşın hazırlanmasında kulla­nılan asitler oynamaktaydı. 

Konutların ısıtıl­masında kullanılan odun ve kömür artışı

19. yüzyılda, hava kirliliğini arttı­ran bir başka etken, konutların ısıtıl­masında kullanılan odun ve kömür oldu. Tuğla fabrikaları gibi yeni üre­tim dalları da işletmeye açılınca, du­rum daha ciddi bir boyuta ulaştı. 1789 Devrimi'nin hemen öncesinde, Fransa'nın orta kesimlerindeki Le Creusot'nun bir maden ve sanayi ken­tinin ilk örneğini oluşturacağı düşü­nülmüştü. Ama, demir dışı metallerin (kurşun, bakır, çinko, civa) arıtılması sırasında toprağa saçılan metal parça­cıkları, sınırlı derecede de olsa, çev­redeki bitkileri yok ediyordu.

 

Ormanların yıkımına gelince...

1661-1669 arasında, Colbert'in önerisiyle, kraliyet ormanlarını düzenleme konusunda büyük bir atılım gerçek­leştirilmesine rağmen, ağaç kıyımı sürdü. Kısacası, çevrenin durumu pek parlak görünmüyordu. Ama daha görülecek, yaşanacak çok şey vardı... Sanayinin yol açtığı kirlenme, 19. yüzyılda gerçekten korkunçtu. Tüm sanayi bölgelerinde, metalürji ve de­mir-çelik kuruluştan toprağı ve gök­yüzünü karartmışlardı. Dönemin ta­nıklarından İngiliz romancı Charles Dickens ile Alman sosyalist kuram­cısı Friedrich Engels, yapıtlarında büyük kentlerin, özellikle Londra'nın kirli havasını anlatıyorlardı. Hava kirliliği, hem insanların akciğerleri­ne, hem de doğanın akciğerleri sayı­lan ağaçlara saldırıyordu. Özetle, 19. yüzyılda orman örtüsü büyük bir hız­la yıkılıyordu.

 

Çevre kirliliği bilimin inceleme alanına giriyor

Olan bitenler karşısında bilim sessiz kalmadı ve çevreyi korumak için ciddi incelemelere yöneldi. 1872'de, İngiliz araştırmacı Angus Smith "asit yağmuru" görüşünü or­taya attı. Önce Almanya'da, ardın­dan Fransa'da fabrika dumanlan ile ağaçların yok olması arasındaki bağlantıya dikkat çekildi. Bunun üs­tüne Fransa, ağaç kömürünü bırakıp taşkömürü kullanımına geçti. İmpa­ratorluk kararlarıyla ağaçlandırma çalışmaları başladı. 

Kirlenme kavramının anlamı değişiyor…

19. yüzyıla dek "kirlenme", somut bir lekeyi ya da dinsel anlamda bir günahı, suçu belirten bir sözcüktü. Bu çağdan itibaren "kirletici bir et­kenle çevrenin bozulması" anlamını kazandı. Ama, çevreye zararlı pek çok şey yeterince değerlendirilemedi. Hatta "bilinçsizlik sürüyordu" da denebilir. Yakın dönemlerde işin bir başka boyutu daha keşfedildi. Paris ve çok sayıda yerleşim merkezinin altında bulunan taban suyu örtüsü de, ta o çağdan beri kirlilikten nasibini almaktaydı. Üstelik atık suyun hacmi git gide artıyordu. 

Çöp tenekesi ve kanalizasyon şebekesi

Bu yüzyılda, kirlenmeyi bir dere­ce önlemeyi amaçlayan girişimler de göze çarpıyordu. Sözgelimi. Napolyon, 1815te tehlikeli atıklar çı­karıp çevreyi kirleten atölyelerle fabrikaların kent merkezlerinde ku­rulmalarını ve işletilmelerini yasak­ladı. Yerleşimlerin sınıflandırılması­na ilişkin çağdaş yasaların ilk taslağı bu dönemde belirlendi. 1883'te kul­lanıma giren çöp tenekeleri, giderek öteki kentlerde de benimsendi. 1894te Paris'te, kanalizasyon şebekesi kuruldu. 

 

"hava ve çevre kirliliği" artık evrensel bir so­run

Tüm bu ilerlemelere karşın, kirli­lik sorunu gündemdeki yerini hâlâ koruyor. Günümüzde bu olguya ar­tık şu ya da bu ülkenin sorunu ola­rak bakılmıyor. Çünkü, "hava ve çevre kirliliği" artık evrensel bir so­run. Üstelik bilinçsiz üretim ve tüke­tim hırsıyla, insanoğlunun kendi ba­şına, eliyle sardığı bir bela...


Hazırlayanlar :  merakediyorum grubu üyeleri merake...@googlegroups.com

        Kaynak : Focus Aralık 1995 sayısında "Kirlilik" başlıklı yazıdan alınmıştır.
 Resim ve başlıklar yazıya eklenmiştir.
Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delete" tuşuyla yok etmeyin.

Yazının alındığı FOCUS - Aralık 1995 sayısını aşağıdaki linkden indirebilirsiniz.

38 mb - PDF

(resim olarak taranmıştır)

 
kirlilik 03.jpg
kirlilik 05.jpg
kirlilik 08.jpg
kirlilik 07.jpg
kirlilik 09.jpg
kirlilik 10.jpg
kirlilik 04.jpg
kirlilik 01.jpg
Focus 1995 12 cd.jpg
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages