Çok eski bir hikaye …Bunu hep yapıyoruz….
KİRLİLİK
Kentleri kaplayan çöp yığınları, zehirli atıkların karıştığı akarsular ve pis kokular yayan hava gündeme geldiğinde modern teknoloji, tam anlamıyla "günah keçisi" muamelesi görüyor ve çevre kirliliğinin bir numaralı nedeni olarak suçlanıyor.
Oysa olayın kökenleri çok eski tarihlere kadar uzanıyor. 20. yüzyıla gelindiğinde kentlerden nehirlere, ormanlardan kırlara kadar zaten her yer yeterince kirlenmişti...
Buzulların anlattıkları…
Bir grup Fransız ve Amerikalı bilimadamı, dört yıllık bir uğraşının sonucunda Grönland'ın buzlarını konuşturmayı başardı. Buzların anlattıkları çok ilginçti... Daha İlkçağ'da tüm Kuzey Yarıküre'nin havası kurşunla kirlenmişti. 1989-1995 arasında, Fransa'daki CNRS (Ulusal Bilim Araştırmaları Merkezi) Buzulbilim ve Çevre Jeofiziği Laboratuvarı'ndan Claude Boutron ve arkadaşları, Grönland'ı oluşturan buz takkesinde 3000 m, derinliğe inen bir delik açtılar. Bu delikten "havuç" biçiminde uzun bir buz parçası çıkardılar. Amaçlan, buzun içinde sıkışıp kalmış hava kabarcıklarını incelemek ve eski çağlardaki atmosferin bileşimini saptamaktı. Bu yöntemde örnek ne kadar derinden çıkarılırsa, bilgi sağlanan çağ da o kadar eski oluyordu.
M.Ö. 500… hava kurşun gibi ağır
İlk olarak, M.Ö. 500'e doğru, havanın içerdiği kurşunun birdenbire dört katına fırladığını gördüler. Bundan sonraki iki yüzyıl boyunca kurşun, aynı yüksek değerini korumuş, ama Roma İmparatorluğu'nun çöküşü sırasında azalmıştı. Ancak Ortaçağ'da yeniden bir sıçrama görülüyordu.
Bu kirlenmenin nedeni neydi?
İlkçağ'da kurşun metalurjisi, 19. yüzyıldaki üretim düzeyine ulaşmıştı. Açık ocaklardan yılda 80 bin ton maden filizi çıkartma ve bunu kavurma yöntemiyle saflaştırma, Dünya atmosferine 400 ton kurşun partikülü saçılmasına neden olmuştu. Son yıllarda gerçekleştirilen bir başka araştırma ise, İsveç göllerinde biriken tortuların, hava kirliliğinin izlerini taşıdığını gösterdi. Bu, kuşkusuz insanlık tarihinde karşılaşılan ilk "sınıraşırı" hava kirliliğiydi...
Hava kirliliği tarihin bilinmeyen çağlarından beri var
Genellikle sanılanın tersine, çevre kirliliği 19. yüzyıldaki "sanayi devrimi" ile doğmamıştı; zaten çok eski çağlardan beri vardı. Güney Paris Üniversitesinden çevrebilim uzmanı Prof. François Ramade, durumu şöyle açıklıyor: "Hava kirliliği yakın çağlarda ortaya çıkmış bir olgu değil. Tarihin bilinmeyen çağlarından beri var. Çünkü, ateşe egemen olmayı başaran insan, doğal çevresini inanılmaz boyutlarda yıkmaya başladı. Ormanların bilerek yakılması da Batı Afrika ve Güneydoğu Asya'da bozkır alanlarının genişlemesiyle sonuçlandı."
Tarihöncesi insanının sık sık tutulduğu çevresel hastalık; Sinüzit, antrakoz
Orman yangını, tarihöncesi insanının sık sık tutulduğu sinüzit ve antrakoz (akciğerlerde siyahlaşma) gibi hastalıkların başlıca nedeniydi. Ayrıca, bu düşüncesiz avcılar, mamut ya da eski Amerika bizonu gibi türlerin soyunu da kuruttular. Yaklaşık 8000 yıl önce tarıma geçme, ekosistemin fakirleşmesine, çölleşmeye ve orman örtüsünde geri çekilmeye yol açtı. Bu durum, en çok Ortadoğu'da ve Avrupa'da gözlemlendi. Milyonlarca yıl boyunca, bu olgulara ek olarak hava kirliliği de organik, yerel ve serpinti kaynaklı her durumda önemini korudu. Doğa ise, her defasında kendini yenileme ve düzenleme sistemlerini harekete geçiriyordu.
Aşırı nüfus artışı:
Avrupa, 700 yılında 27 milyon iken, 1300'de 73 milyonu geçmişti
Böylece Ortaçağ'a kadar gelindi. Çevrenin yediği ilk darbenin kaynağı, aşırı nüfus artışıydı. Avrupa'da yaşayanların sayısı 700 yılında 27 milyon iken. 1300'de 73 milyonu geçmişti. Bunu teknoloji alanındaki yenilikler izledi. Hava kirliliğindeki hızlı artış, hem kentlerin hem de sanayinin gelişmesine bağlı olarak arttıkça arttı.
Ortaçağ Avrupa’sında hemen herkes çöplerini ve dışkılarını kapıdan, pencereden sokaklara savuruyordu
Kirlenmenin birinci büyük kaynağını, Ortaçağ kentlerinde yoğunlaşan insan kaynaklı atıklar oluşturuyordu. Kentlerde, sokak süpürücülerinin "Suları temiz tutun!", "Yerleri kirletmeyin!" diye bağırmalarına, günlük yaşamın akışı içinde pek aldıran da yoktu. Çünkü, hemen herkes çöplerini ve dışkılarını kapıdan, pencereden sokaklara savuruyordu. Kentler, dışkıların her köşeyi doldurduğu çirkef kuyularına dönmüştü. Bu pisliği kent dışına atmak için harcanan çabalar da hep boşa gidiyordu.
12. yüzyılda, Fransa'da Philıppe Auguste sokaklardaki iğrenç atıkların kaldırılmasını emreden ilk kral oldu. Ama kentliler, bu buyruk üstüne dışkılarını akarsulara attılar ve kentlerin ana içme suyu kaynaklarını kirletmeye başladılar.
İngiltere kraliçesinin şatosunu terk etmesine neden olan kirli hava
Ortaçağ, kentsel kirlenmenin dışında, kirlenmenin ikinci büyük kategorisiyle de tanıştı. Bunun kaynağını ise, yeni yeni kurulan atölyelerle fabrikalar oluşturuyordu. Fransız tarihçi Jean Gimpel, "Ortaçağ'ın Sanayi Devrimi" adlı kitabında "Ortaçağ'da çevre çoktan sanayileşmişti" diyor. Kömürün, daha doğrusu taşkömürünün günlük yaşama girmesi, kentlerdeki havayı önemli ölçüde kirletiyordu. 1257'de İngiltere Kraliçesi Aquitanyalı Alienor, Nottingham Şatosu'nu terketti; gerekçesi "bu sanayi kentinin pis kokulu dumanından rahatsız olmak"tı.
İngiltere de hava ve su kirliliği hakkında buyruk ve yasaklar…
İlk çevreci önlemler, yasalar…
O dönemde kömür iyi yakılamadığı için, bacalardan asfaltsı koyu renk dumanlar ve kötü kokular yayılıyordu. Bu durumun suçluları ise kireç ocakları, dökümhaneler ve cam atölyeleriydi. Tarihte ilk kez, 1307'de İngiltere kralı, hava kirliliği hakkında bir buyruk çıkararak kireç ocaklarında kömür kullanımını resmen yasakladı. Ama bu da soruna bir çözüm getirmedi. Ardından Fransa'da VI.Charles, 1392'de bacalardan "pis kokulu gazlar" salınmasını yasakladı. Bu arada, İngiliz Parlamentosu 1388'de hava kirliliğine karşı ilk ulusal yasayı kabul etti. Yasa, hava kadar suyu da güvenceye alıyor, her tür çöpün ırmaklara boşaltılmasını yasaklıyordu. Çünkü bu çağda akarsulardaki kirlilik önemli boyutlara ulaşmıştı. Hayvan artıkları, özellikle sepicilerin deriyi işlerken kullandıkları tannik asit gibi kimyasal maddelerle kireç, su kirliliğinin başlıca nedenleriydi.
Fransa da Seine nehri adeta bir bataklık olmuştu
Hava kirliliği 1700 dolaylarında en üst düzeye erişti. Bu hızlanma, bir yandan nüfus artışına, bir yandan da gelişmekte olan sanayi devrimine bağlıydı. 18. yüzyılda yazılmış bir metinde, Seine Nehri'nden "çoğu zaman, büyük boyutlarda gaz kabarcığı açığa çıkaran etkin bir fermantasyon merkezi" diye söz ediliyordu. Seine adeta bir bataklık olmuştu. CNRS'in araştırma direktörü Andree Corvol'un dediğine göre, dokuma sanayi Fransa'nın tarımdan sonra gelen en büyük gelir kaynağıydı. Ama akarsularda, özellikle Troyes, Rouen ve Lyon çevresinde ciddi kirlenmelere yol açtı. Bu kirlenmedeki başrolü ise boyadan önce kumaşın hazırlanmasında kullanılan asitler oynamaktaydı.
Konutların ısıtılmasında kullanılan odun ve kömür artışı
19. yüzyılda, hava kirliliğini arttıran bir başka etken, konutların ısıtılmasında kullanılan odun ve kömür oldu. Tuğla fabrikaları gibi yeni üretim dalları da işletmeye açılınca, durum daha ciddi bir boyuta ulaştı. 1789 Devrimi'nin hemen öncesinde, Fransa'nın orta kesimlerindeki Le Creusot'nun bir maden ve sanayi kentinin ilk örneğini oluşturacağı düşünülmüştü. Ama, demir dışı metallerin (kurşun, bakır, çinko, civa) arıtılması sırasında toprağa saçılan metal parçacıkları, sınırlı derecede de olsa, çevredeki bitkileri yok ediyordu.
Ormanların yıkımına gelince...
1661-1669 arasında, Colbert'in önerisiyle, kraliyet ormanlarını düzenleme konusunda büyük bir atılım gerçekleştirilmesine rağmen, ağaç kıyımı sürdü. Kısacası, çevrenin durumu pek parlak görünmüyordu. Ama daha görülecek, yaşanacak çok şey vardı... Sanayinin yol açtığı kirlenme, 19. yüzyılda gerçekten korkunçtu. Tüm sanayi bölgelerinde, metalürji ve demir-çelik kuruluştan toprağı ve gökyüzünü karartmışlardı. Dönemin tanıklarından İngiliz romancı Charles Dickens ile Alman sosyalist kuramcısı Friedrich Engels, yapıtlarında büyük kentlerin, özellikle Londra'nın kirli havasını anlatıyorlardı. Hava kirliliği, hem insanların akciğerlerine, hem de doğanın akciğerleri sayılan ağaçlara saldırıyordu. Özetle, 19. yüzyılda orman örtüsü büyük bir hızla yıkılıyordu.
Çevre kirliliği bilimin inceleme alanına giriyor
Olan bitenler karşısında bilim sessiz kalmadı ve çevreyi korumak için ciddi incelemelere yöneldi. 1872'de, İngiliz araştırmacı Angus Smith "asit yağmuru" görüşünü ortaya attı. Önce Almanya'da, ardından Fransa'da fabrika dumanlan ile ağaçların yok olması arasındaki bağlantıya dikkat çekildi. Bunun üstüne Fransa, ağaç kömürünü bırakıp taşkömürü kullanımına geçti. İmparatorluk kararlarıyla ağaçlandırma çalışmaları başladı.
Kirlenme kavramının anlamı değişiyor…
19. yüzyıla dek "kirlenme", somut bir lekeyi ya da dinsel anlamda bir günahı, suçu belirten bir sözcüktü. Bu çağdan itibaren "kirletici bir etkenle çevrenin bozulması" anlamını kazandı. Ama, çevreye zararlı pek çok şey yeterince değerlendirilemedi. Hatta "bilinçsizlik sürüyordu" da denebilir. Yakın dönemlerde işin bir başka boyutu daha keşfedildi. Paris ve çok sayıda yerleşim merkezinin altında bulunan taban suyu örtüsü de, ta o çağdan beri kirlilikten nasibini almaktaydı. Üstelik atık suyun hacmi git gide artıyordu.
Çöp tenekesi ve kanalizasyon şebekesi
Bu yüzyılda, kirlenmeyi bir derece önlemeyi amaçlayan girişimler de göze çarpıyordu. Sözgelimi. Napolyon, 1815te tehlikeli atıklar çıkarıp çevreyi kirleten atölyelerle fabrikaların kent merkezlerinde kurulmalarını ve işletilmelerini yasakladı. Yerleşimlerin sınıflandırılmasına ilişkin çağdaş yasaların ilk taslağı bu dönemde belirlendi. 1883'te kullanıma giren çöp tenekeleri, giderek öteki kentlerde de benimsendi. 1894te Paris'te, kanalizasyon şebekesi kuruldu.
"hava ve çevre kirliliği" artık evrensel bir sorun
Tüm bu ilerlemelere karşın, kirlilik sorunu gündemdeki yerini hâlâ koruyor. Günümüzde bu olguya artık şu ya da bu ülkenin sorunu olarak bakılmıyor. Çünkü, "hava ve çevre kirliliği" artık evrensel bir sorun. Üstelik bilinçsiz üretim ve tüketim hırsıyla, insanoğlunun kendi başına, eliyle sardığı bir bela...
Hazırlayanlar : merakediyorum grubu üyeleri merake...@googlegroups.com
Yazının alındığı FOCUS - Aralık 1995 sayısını aşağıdaki linkden indirebilirsiniz.
38 mb - PDF(resim olarak taranmıştır)