Çimen Uzsoy
Aralık 2008
20'lerin İstanbul'una ve kenti kent yapan unsurlara bakıyoruz...
İşgal günleri
16 Mart 1920-6 Ekim 1923 tarihleri arasında İstanbul düşman
işgali altında yaşadı. İşgal kuvvetleri komutanı Fransız General
D’Esperey, Fatih Sultan Mehmet’in 1453’te şehre beyaz atıyla girmesine
karşılık beyaz bir atla Şişhane yokuşundan çıkarak Belediye Şube
Müdürlüğü Binası’na geldi. Öldürülen siviller, Anadolu’ya sürülen
milletvekilleri, kundaklanan yalılar bir yana kapanan tiyatrolar,
barlar sebebiyle İstanbulluların sosyal hayatı da bir süreliğine askıya
alındı.
Başkent artık Ankara
12 Ekim 1920’de Ankara’nın resmî başkent ilân edilmesiyle
İstanbul başkentlik statüsünü kaybetti kaybetmesine, ama ‘kültür
başkenti’ olmaya devam etti. ABD’nin New York’u, Avustralya’nın
Sydney’i, İsviçre’nin Zürih’i gibi idarî yetkisi olmamasına rağmen
ülkenin diğer tüm şehirlerinden daha fazla popülaritesiyle en önemli
konser, tiyatro, sinema ve benzeri olaylara ev sahipliği yapmaya devam
ediyor.
İçki yasağı ve sonrası
Cumhuriyet öncesi panççı, kafe şantan, kafe jarden ve kabare
barlarda farklı içki kültürleri yaşanıyordu ama meyhaneci her zaman
kraldı. 14 Eylül 1920’de çıkan ‘Men-i Müskirat Kanunu’ ile 9 Nisan
1924’te yasağı kaldıran 470 sayılı yasa arasındaki sürede alkollü içki
satışı yapılan yerler kapılarına kilit vurmuştu. Savaş sonrası maddi ve
manevi buhran içinde, yeni bir rejimin eşiğindeki bir halk bir yana, bu
iş en çok meyhanecileri üzdü çünkü bu arada yeniden yapılanan barlar
Batılılaşma modasının da bir parçası olarak meyhaneye sıkı bir rakip
olmaya başladı.

Şarap
Cumhuriyet’e kadar müslümanların üretmesi yasak olan şarap,
ancak gayrimüslimler tarafından sınırlı sayıda üretilip satılıyordu.
Yeni rejimle birlikte müslüman Türkler kolları sıvadı. Almanya’da
enoloji ve vinikültür eğitimi alan Nihat Kutman 1926’da Türkiye’ye
dönerek Galata’da ‘Vinikol Şarap Evi’ni kurdu ve Doluca’nın temellerini
atmış oldu. Fransız kültürünün moda olduğu o yıllarda şarap sevdası da
halk arasında hızla yayıldı.
Cumhuriyet Anıtı
Pek çoklarının ismini bilmediği ama önünde defalarca randevu
verdiği, ektiği/ekildiği anıt 1928’den bu yana Taksim’in göbeğinde
dikiliyor. İtalyan heykeltraş Pietro Canonica’ya ait eserin kaide ve
çevre düzeni ise mimar Giulio Mongeri imzasını taşıyor. Fikir dönemin
CHP İstanbul Milletvekili Hakkı Şinası Paşa başkanlığındaki
komisyondan, parası ise bağış aracılığıyla İstanbulluların cebinden
çıkmış.
Baylan Pastanesi
‘Patiseri’ konseptinin
İstanbul’daki öncülerinden Banyan ilk dükkânını 1923’te ‘Loryan’
(L’Orient’ın Türkçe okunuşu) adı altında Beyoğlu’nda açtı. Hali hazırda
popüler olan Markiz ve Lebon’a rakip olacak kadar beğeni toplayınca
şubesini iki yıl sonra Karaköy’de, daha sonra ise Kadıköy’de açtı. İsmi
Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki ‘Türkçeleştirme’ kampanyaları sonucunda
Baylan (Çağatay Türkçesinde ‘kendi alanında mükemmellik’ anlamına
geliyor ama Fransızcasının daha anlaşılır olduğu kesin!) olarak
değiştirildi. Beyoğlu’ndaki Baylan 1920’lerden 1960’lara kadar
özellikle edebiyat çevresinden çok rağbet gördü. Behçet Necatigil,
Orhan Kemal, Haldun Taner, Atillâ İlhan, Cemal Süreya sıklıkla mekânda
rastlanan simalardandı. Beyoğlu’nun yıldızının sönmesiyle Baylan’ın
1967’de Tünel’deki dükkânı, 1992’de ise Karaköy’deki kapandı.
1920’lerde moda olan petit four’lar, vişneli çikolatalar, mousse au
chocolat ve özellikle de meşhur coupe grillé’si bugün hâlâ Kadıköy
şubesinde yenebiliyor.
Kaynak: www.timeoutistanbul.com
---
Çetin Kalafat
www.sertkahve.blogspot.com