Karınca Cumhuriyeti

140 views
Skip to first unread message

kerem

unread,
Aug 18, 2008, 7:45:56 PM8/18/08
to merak

İNSANDAN ÖNCE DE VARDI, SONRA DA VAR OLACAK...

Karınca cumhuriyeti

 

Teknoloji, kolektif çalışma, askeri strateji, gelişmiş bir iletişim ağı, örnek ve rasyonel bir hiyerarşi... Karıncalar, zorlu rakiplerini bastırmak ve güç doğa koşullarına dayanabilmek için gerekli olan her şeyi icat ettiler. İnsanoğlunun onlardan alacağı çok ders var...

 Kutup böl­geleri dışında dünyanın her yerinde

Siz bu satırları okurken, her yeni doğan 40 insana karşı­lık, yeryüzünde 700 mil­yon karıncanın hayata mer­haba dediği aklınıza geldi mi? İnsan ile karıncanın bu bağlamda karşılaştı­rılması öyle rastgele bir seçim değil,..  Çünkü, bu minik böceklerle pek çok ortak noktamız bulunuyor; aynı insa­noğlu gibi, karınca ailesinin 12 bine yakın türü, buzullarla kaplı kutup böl­geleri dışında dünyanın her yerine da­ğılmış durumda...

 Bir yabanarısı türü olan "Tiphiidae" den türediler

Bu minik böceğin geçmişi ise 80 milyon yıl öncesine kadar uzanıyor. O tarihlerde arkaik bir yabanarısı türü olan "Tiphiidae" den türeyen karınca­nın iğnesi, süreç içinde kaybolmuş. Karıncaların ataları, ilk böcek uygarlı­ğının kurucuları olan "termit"lerle (be­yaz karıncalar) amansız bir iktidar sa­vaşma girişmişler. Tüm gezegen yüze­yinde süren bu kanlı ve uzun savaşın sonunda galip gelmişler ve bol besin bulunan geniş alanları fethetmişler,..

Karıncalar, bu savaşta basarı sağla­mak için, kuşkusuz kendilerinden önce belli bir düzen kuran beyazkarıncalardan daha gelişmiş ve daha yardımlaş­maya dayalı bir toplum sistemi oluş­turmak zorundaydılar. Bu müthiş top­lumsal örgütlenmenin somut örnekleri­ni bugün de sürdürüyorlar. Nitekim, bir süre önce zoologlar tarafından Fransa'nın Jura Ormanları'nda ortaya çıkarılan bir karınca kolonisi bu nokta­da ne kadar ileriye gittiklerini açık bir biçimde sergiliyor. Bu koloni, 3 kilo­metrekarelik bir alana yayılmış 45 bin farklı yuvada yaşayan 300 milyon ka­rıncadan oluşuyor. Zoologlar bu koloni içinde tüm üretim araçlarının ve yiye­ceklerin düzenli bir biçimde takas edil­diğini kanıtlayabiliyorlar. 

Silahlı kuvvetler...
Asker karıncalar çok güçlü antenlere sahipler... Gelişmiş bir karınca kolonisinde yaklaşık 20 milyon asker karınca yaşayabiliyor.
 
Singapur karıncalarının savaşçılarının alt çeneleri 280 derece açılabiliyor.
Bu çeneyi iki gelişmiş ince tel uyarıyor.
 

Ortak Zeka

Karıncalar, besinleri, yumurtaların bakımını ve inşaat aletlerini paylaşı­yorlar. Onların böylesine güçlü bir ör­gütlenmeyi ve iş bölümünü nasıl ger­çekleştirdikleri bugün bile tartışılıyor. Bu konuyu açıklığa kavuşturmaya yö­nelik varsayımlardan bir tanesi "ortak zeka" formülü... Bu teoriye göre, bir karınca kolonisi, hücreleri tek tek ba­ğımsız karıncalarca oluşmuş gelişkin bir canlı organizmayla karşılaştırılıyor. Karıncalar tek başlarına zekalarını gös­teremiyor, onu ortaya çıkaramıyorlar. Ancak, bir karınca yuvasında yaşayan ortalama bir milyon karıncanın sinir hücrelerinin toplamı 20 gramı buluyor. Bu da, fare gibi üst zeka düzeyinde bir memelinin beyninden daha ağır bir kütle oluşturuyor.

Genç kraliçe koloni peşinde...
"Acromyrmex octospinosus" türü dişi karınca, erkeğiyle birleşmeyi tamamladıktan sonra
yeni bir koloni için kendisine yer arıyor. 
 

Süper uzmanlaşmış kast sistemi...

Karıncalar üç ana kasta ayrılıyor: "Üreme için yaşayanlar" (dişiler, erkekler ve kraliçeler), "işçiler" ve "as­kerler".,. Askerler ve işçiler üreme ye­teneğinden yoksunlar. Gerek asker gerekse işçi kastı, kendi içinde görev dağılımına paralel olarak "köleler", "hırsızlar", "yetiştiriciler", "inşaatçılar", "toplayıcılar" gibi daha küçük kastlara ayrılıyor.

100 katlı bir gökdelen

Nüfus: Genellikle ormanlık bölgelerde yaşayan bir kırmızı karınca kolonisi yaklaşık 5 milyon nüfustan oluşuyor. Genellikle federasyon biçi­minde örgütlenen kırmızı karıncalar kolonisinde yaklaşık 90 yuva bulunu­yor. Bugün Avrupa'da metrekareye 80 bin karınca düştüğü ileri sürülüyor.

Sitenin boyutları: Bir karınca yuvası toprak düzeyinin bir buçuk metre altı­na ve üstüne inşa ediliyor. Genellikle 2 metrekarelik bir alana yayılıyor. Böyle bir yuvayı inşa etmek için işçi karıncalar 500 ayrı odayı birleştirmek amacıyla 120 kilometre uzunluğunda galeriler açıyorlar. Bu inşaat sırasın­da bir tona yakın toprağı dışarıya taşı­yorlar.

Üretim ve tüketim: Bir yıl içinde ye­tiştirici karıncalar 50 litre yaprakbiti sü­tü ve 10 litre de kırmızböceği sütü emebiliyorlar. Ortalama bir karınca ko­lonisi, bir yaz boyunca 200 bin böceği öldürüp yuvalarına taşıyor. Aynı süre içinde işçi karıncaların siteye taşıdığı tahıl tanesi sayısı ise 70 bini buluyor.

 

 

Stratejileri­nin temelinde görev dağılımı yatıyor

Karınca ile insan arasında bir başka benzerlik daha söz konusu., her ikisi de savaşçı birer tür... Fetih stratejileri­nin temelinde görev dağılımı yatıyor. Küçük işçi karıncalar yuvanın günlük işleriyle ilgilenirken, iri kız kardeşler meyve ve tohum aramaya koyuluyor­lar. İriyarı asker karıncalar ise, av grupları ya da gerçek karınca orduları­nı oluşturuyorlar. Bu asker karıncalar, rakibi öldürmek, felce uğratmak, kor­kutup kaçırmak için korkunç bir silah donanımına sahipler: güçlü çeneleri ve karıncanın türüne göre formik asit, for­mol, sudkostik ya da zamk salgılayan zehir bezleri... Bu silahlar, kertenkele, kuş gibi kendilerinden yüz kat büyük bir avı, içten zehirleyerek hakkından gelebilmelerini sağlıyor.

 

Karınca tedavisi...

Karıncalar pislik içinde, tahıl tanelerinin ortasında yaşa­malarına karşın genellikle hasta­lanmayan hayvanlar... Bağışıklık sistemi en gelişmiş hayvanların başında geliyorlar. Bunun nede­ni, kutikuladan salgılanan ve do­ğal antibiyotik özelliklere sahip özel bir sıvı... Bu sıvıyı dişi karın­caların kutikulası salgılıyor, ama er­kek karıncalara da temas yoluyla bulaştırabiliyorlar. Avustralya yerlile­ri ve Bolivyalılar, karıncaların bu sı­vısından artrit ve romatizma tedavi­sinde yararlanı­yorlar. Miami Üniversitesi'nde yapı­lan bir araştırmaya göre, bu sıvı romatizma vakalarında acıyı yak­laşık yüzde 70, kasların gerilme­sini ise yüzde 75 azaltıyor...

 

Kö­ye saldıran karınca orduları tavukları, kedileri ve hatta sığırları bile öldürdü­ler

Karıncalar, yaşam alanlarını sistem­li yollar açarak araştıran ve geliştiren canlılar... Bunu yaparken, bazen geç­tikleri yerlerde taş üstüne taş bırakmı­yorlar. Sözgelimi, bazı Afrika ve Amerika'daki tropikal bölgelere özgü karınca türleri, sürekli yıkıcı akınlar düzenliyorlar. Hiçbir gücün önleyeme­diği böyle bir saldırı, bir süre önce Brezilya'nın bir köyünde yaşandı. Kö­ye saldıran karınca orduları tavukları, kedileri ve hatta sığırları bile öldürdü­ler. Ancak, bu saldırgan karıncalar kördü... Milyonlarca savaşçıdan olu­şan ordu, öncülerin yönetiminde hare­ket ediyordu. Bu öncülerden biri bir av bulduğu zaman farklı bir koku salgılı­yordu ve bu kokuyu alan sürü de kur­banın üstüne çörekleniyordu.

 

Koku salgılama yöntemi

Bu koku salgılama yöntemi, karınca dünyasının en belirgin işlevi... Gerçek­ten de karıncalar, bu iş için uzmanlaş­mış keselerden, diğerlerinin antenleri aracılığıyla kaptığı 10 kadar koku sal­gılayabiliyorlar. "Feromon" adı verilen bu kokular, koloniyi bir arada tutma işlevi gören gerçek bir kimyasal dil oluşturuyor. Bu koku sayesinde bir ka­rınca, tehlikenin varlığını ya da bir be­sin kaynağı bulduğunu diğer karınca­lara iletebiliyor... Ayrıca "alan feromonu" adı verilen bir başka koku tipi da­ha var... Bu koku, işçi karınca tarafın­dan toprağa salgılanıyor ve öteki ka­rıncaların besinin izini bulmalarını ko­laylaştırıyor.

Kokular, aynı zamanda, karıncalar arasında bir çeşit kimlik kartı yerine de geçiyor. Her karınca bireyi, kraliçesi­nin, yuvasının ve yuvadaki tüm öteki bireylerin kokusuyla karışmış özel bir koku taşıyor. İşte bu özel koku nede­niyle, iki rakip koloni karşı karşıya geldiklerinde, asker karıncalar düşmanlarını ve dostlarını hemen tanıya­biliyorlar. Taraflar bir kez saflarını be­lirledikten sonra, savaş sanatının tüm incelikleri sergilemeye başlıyorlar.

Karıncaların dayanışması insan toplumunun çok üstünde...
Ancak savaş konusunda büyük benzerlikler gösteriyorlar.
İki koloni karşı karşıya geldiğinde binlerce savaşçı birbirine giriyor.

 

Savaş sanatının tüm inceliklerini sergiliyorlar

Karıncalar, kuşatma, pusuya düşür­me, savaşçı ayartma ve kaçırma, hile de dahil olmak üzere hiçbir askeri stra­tejiye yabancı değiller... Kimi zaman bir kraliçe karınca, çeşitli hile ve do­laplarla yabancı koloninin içine sızıp, onların yasal kraliçesini öldürerek ye­rine geçebiliyor. Ve daha sonra, o ko­loninin işçilerini köleleştirmek için. bedenini ölü kraliçenin bedeniyle ova­layarak onun kokusunu çalıyor. Bazı karınca türleri ise, Osmanlı'nın uygula­dığı ünlü "devşirme" sisteminden ör­nekler veriyorlar. Zaman zaman düş­man koloninin yuvalarına saldırı dü­zenleyip yavru karıncaları kaçılıyorlar ve daha sonra onları kendi kolonilerin­de birer savaşçı olarak yetiştiriyorlar.

 

 Karıncalar, hayvanlar aleminde tarım yapan tek örnek...

Tropikal bölgelerde ve Orta Amerika'da yaşayan bazı karınca türleri,
ihtiyaç fazlası mantar sporlarını yeniden ekiyorlar ve bu ektikleri mantarları
beslemek için de onlara kurutulmuş yapraklar ve çalı çırpı taşıyorlar...
 

80 milyon yıllık uygarlık

Karınca uygarlığının 80 milyon yıl öncesine dayandığını söylemiştik. İnsa­noğlunun uygarlık tarihi ise ancak 5 ile 6 bin yıl öncesine gidebiliyor. Kısacası, karıncaların kentleşme ve toplumsal sorunları çözmek için insanoğlundan çok daha uzun bir zamanları vardı ve gerçekten de bu konuda oldukça ileri adımlar attılar. Örneğin, karıncalarda aşırı nüfus diye bir problem söz konusu değil... Bugün insanoğlunun metropol­leri, göçler, güvensizlik ve işsizlik ne­deniyle yaşanmaz hale gelirken, karın­calar 50 milyon nüfusu barındıran ye­raltı kentlerini müthiş bir düzen içinde yönetebiliyorlar. Koloninin kraliçesi danışmanları sayesinde, kentin yiyecek stoku konusunda sürekli bilgi ediniyor. Eğer yiyecek rezervleri elverişliyse, yumurtluyor ve yeni karıncalar dünya­ya getiriyor. Eğer, bu stoklarda belli bir düşüş ya da problem söz konusuysa, bu durumda yumurtlamayı hemen kesiyor. Kent nüfusundaki işçi-asker dağılımını dengede tutmak da ana kraliçenin gö­revleri arasında... Öte yandan kraliçe her zaman çiftleşmek için bir miktar karıncayı rezervde tutuyor ve gerektiği zaman onlarla cin­sel ilişkiye giriyor.

 

Herkes eşit, hatta ana kra­liçe bile...

Ana kraliçenin bu denli üst görevler ve sorumluluklar yük­lendiği karıncalar toplumu, ilk ba­kışta "femi­nist bir krallığı" anımsatıyor. Ancak daha yakından bakıldığında, karıncaların oldukça oriji­nal bir toplum yapısı inşa ettikleri görü­lüyor. Her şeyden önce. karıncalarda bi­zim toplumlarımızda görülen zengin-yoksul ayırımı kesinlikle yok... Ayrıca, "iktidar savaşı" diye bir kavram da bi­linmiyor, çünkü böyle bir güce gerek duyulmuyor. Eğer mutlaka bir şeye benzetmek gerekirse, karınca toplumu anarşist sistemi ya da hippi toplumlarını çağrıştırıyor. Herkes eşit, hatta ana kra­liçe bile... Çünkü son kertede ana krali­çenin görevi, yumurtlamakla sınırlı bu­lunuyor.

 

İstedikleri mesajı birkaç saniye içinde tüm koloniye yayabili­yorlar

Karınca kolonilerinin insan topluluk­larına karşı bir başka üstünlüğü de, müt­hiş bir haberleşme sistemi geliştirmeleri... Bu mükemmel haberleşme sistemi sayesinde karınca toplumunda fikirler anında dağılıyor ve kısa bir süre içinde hayata geçiriliyor. Bu haberleşme me­kanizmasının araçlarını da çok gelişmiş anten sistemleri oluşturuyor. Kanncaların antenleri 11 ayrı parçadan oluşuyor ve her bir parça farklı dalgadan ses yayabiliyor. Antenlerini birbirine sürte­rek, karıncalar istedikleri mesajı birkaç saniye içinde tüm koloniye yayabili­yorlar.

 

La Fontaine bakmayın... Karıncalar cömert ve fedakardır

Karıncalar, La Fontaine'in ünlü "Ka­rınca ve Ağustos böceği" öyküsünde anlattığı gibi bencil, kendini düşünen yaratıklar değiller. Tam tersine, koloni için kendilerini feda edecek kadar cö­mertler... Öte yandan bu hayvanlar, kıt­lık dönemlerinde aç kardeşlerini besle­yecek psikolojiye ve bunun için de ge­rekli özel bir anatomik yapıya sahip­ler... Mideleri iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüm normal işlevini sürdürür­ken, ikinci ek bölümde rahatlıkla yiye­cek stoklayabiliyorlar. Ek midelerindeki besinlerle de kıtlık günlerinde kar­deşlerini besliyorlar. İki klanın çatış­masında ise, savaşçılar, öldürdükleri düşman karıncaların ek midelerinin içindeki besinlerle karınlarını doyuru­yorlar. Kısacası, karıncalar cumhuriye­tinde ne Rambo ne de Superman var. Ama her birey, "Bugün topluluk için daha iyi, daha faydalı ne yapabilirim?" sorumluluğuyla yaşıyor.

Karıncalar, robotlar ve bilgisayarlar.

Karıncalar dünyasında şef yok, plan-program da yok. Ama, asıl önemlisi, emir-komuta zincirinin de olmaması... Müthiş gelişmiş bir otoorganizasyon sa­yesinde toplumda­ki en karmaşık gö­revler bile hiç ak­samadan yerine getiriliyor. Oysa karıncalar, bütün bu görevleri yerine getirmek için ne fi­ziksel ne de psiko­lojik anlamda özel olarak program­lanmış değiller. Şöyle bir örnek ve­rebiliriz: Kolonide yiyecek sıkıntısı baş gösterdiğinde, işçi karıncalar he­men "besleyici" ka­rıncalara dönüşü­yorlar ve yedek midelerindeki besin maddeleriyle diğerlerini beslemeye başlıyorlar. Kolonide besin maddesi fazlası söz konusu olduğunda ise, hemen bu kimliklerinden sıyrılıp, ye­niden işçi karıncalar haline dönüşü­yorlar. Kısacası, her karınca çevre­sindeki koşullarda meydana gelen değişikliklere anında uyum gösteriyor, ama problemin bütünü konu­sunda en küçük bir bilgiye bile sahip değil...

İşte bilgisayar uzmanları bugün, karıncalardaki bu kolektif davranışı laboratuvarlarda robotlarla üretme­ye çalışıyorlar. Çok gelişmiş, ileri programlar yerine, kendi aralarında işbirliği yapan, "basit" enformatik unsurlardan oluşan robotlar üzerin­de yoğunlaşıyorlar. Bu çalışmalarda temel ilke aynı: çok gelişmiş bir ro­bot oluşturmak yerine, daha az "ze­ki" bir sürü robot geliştirmek, ama bunlardan tıpkı karınca kolonisinde olduğu gibi en "karmaşık" görevleri üstlenmelerini beklemek... Bu robot­lar tek tek ele alındıklarında "zeka" açısından çok gelişmiş olmayacak­lar, ama ortak hareket dürtüsüyle iş­bölümünü gerçekleştirecekler. Çün­kü, en basit enformatik bilgileri bir­birleriyle değiş tokuş etme yeteneği­ne sahip olacaklar.

Bir karınca kolonisindeki hayat ve işbölümü tarzı, NASA'yı bile etkile­miş... Kuruluş, Mars gezegenindeki araştırmalar için gelişmiş bir tek ro­bot göndermek yerine, birçok karınca-robot göndermeyi planlıyor. Böy­lece birkaç tanesi tahrip olsa bile, ekibin ayakta kalanları görevlerini tamamlayabilecekler. 

 

Örnek bir megapol:

Bir metrekare alanda 3,5 milyon nüfus

 

 

1. Hava savunma sistemi: Karıncaların en büyük düşmanla­rından biri kuşlar... Bir kuş yuvaya yaklaştığı zaman, savaşçıların bir kısmı yuvanın ağzında karınlarını hemen havaya doğru çeviriyorlar ve kuşlara doğru bir asit maddesi püskürtüyorlar.

2. Solaryum: Güneye bakan bu odada ana kra­liçenin yumurtaları olgunlaşıyor. Odanın sıcaklığı genellikle 38 dere­cede sabit kalıyor.

3. Ana giriş ve yan girişler: Bu girişleri "kapıcı" karıncalar koruyor. Tehlike anında düz kafa-larıyla kapıların girişini kapatıyor­lar. Koloninin diğer sakinleri kapı­dan girmek istediklerinde, kapıcı karıncaların kafasına antenleriyle özel bir ritimle vuruyorlar ve kapı­cı karınca da girişi açıyor. Bu ritmi unuttukları takdirde koruyucu ka­rıncalar tarafından oracıkta öldürü­lüyorlar,

4. Hazır odalar: Karıncalar, yuva inşa ettikleri yerde eskiden kalma bir yuva bulur­larsa, bulunan eski yuvanın sağlam kalmış odalarına da el koyuyorlar. Böylece sitenin tamamlanmasında önemli ölçüde zaman kazanıyorlar.

5. Depo-mezarlık: Karıncalar, bu odalara, topladık­ları tahıl tanelerinin tüketemedikleri kabuklarını ve ölen diğer karıncala­rın cesetlerini koyuyorlar.

6. Muhafız birliği odası: Buradaki asker karıncalar 24 saat alarm halindeler. En küçük bir tehli­ke durumunda hemen harekete ge­çiyorlar. Formlarını korumak için zaman zaman aralarında turnuva­lar düzenliyorlar.

7. Dış yalıtım: Çalı-çırpı ve küçük dal parçacık­larından oluşan bu yalıtım, yuvayı sıcaktan, soğuktan ve yağmurdan koruyor. Yalıtım tabakasının azalıp azalmadığı işçi karıncalar tarafın­dan sürekli denetleniyor.

8. Emzirme odası: Emzirici karıncalar karınlarından şekerli bir sıvı salgılıyorlar. Yetiştiri­ci karıncalar ise antenleriyle onların karınlarını delerek bu sıvıdan yarar­lanıyorlar.

9. Et ambarı: Böcekler, sinekler, çekirgeler ve düşman karıncalar öldürüldükten sonra ambarda saklanıyorlar.

10. Tahıl ambarı: Büyük parça tahıl taneleri "değir­menci" karıncalar tarafından öğütülüp küçük tabletler haline getiriliyor. Da­ha sonra kış aylarında bunlardan ek­mek olarak yararlanılıyor.

11. Kurtçuk ve nimfalar için kreş: "Hemşire" karıncalar yavru karın­caları hastalıklardan korumak için an­tibiyotik özellikler taşıyan tükürükleriyle yalıyorlar.

12. Kış odası: Kasım ayının başında kış uykusuna yatıp mayısta yeniden uyanan karın­calar, uzun kış mevsimini bu odada geçiriyorlar. Uyandıklarında da ilk iş olarak bu odayı temizliyorlar.

13. Merkezi ısıtma bölümü: Yaprak parçacıkları ve çalı-çırpıların burada birbirleriyle harmanlan­ması belli bir ısı sağlıyor. Bu ısı tüm yuvaya 20 ile 30 derece arasında de­ğişen bir sıcaklık veriyor.

14. Kuluçka odası: Ana kraliçenin yumurtaları, yu­murtlama sırasına göre bu kuluçka odasında istif ediliyor. Daha sonra buradan alınıp zamanı geldiğinde so­laryuma taşınıyor.

15. Kraliyet odası: Ana kraliçe bu odada yumurtluyor. Bu odada sürekli kendisini besleyen ve odanın temizliğini yapan yardımcı­lar bulunuyor.


Kaynak : Focus Ekim 1996 sayısında "Karınca Cumhuriyeti" başlığı ile yayınlanan yazıdan alınmıştır. Paragraf başlıkları ilave edilmiştir. Resimlerde kirlilik yaratmamak için grup adı vs kullanılmamıştır. 
Hazırlayan: merakediyorum grubu kerem: krm...@gmail.com, krm...@hotmail.com, coşkun678, bahadircan
Lütfen bu kısmı silmeyin, kaynak göstererek paylaşın.

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages