Ayşe Uçkan
"Allah Teala kullarına
lutufkârdır. Onlara her işte kolaylık gösterilmesine memnun olur." (Buhari, İstitabe 4, Edeb 35)
Hayat, meşakkatli, sıkıntılarla dolu bir imtihan salonu. İnsan,
bir güçlüğün pençesinden kurtulup tam "işte şimdi rahat ettim"
dediğinde başka bir zorluğun etek ucunda buluyor kendini. Maddiyatta tamlık,
bütünlük, mükemmellik, beşerin bu dünyadaki hedefi olunca sükût-u hayali de o
derece büyük oluyor. Zira varlığın aczi, kemale engel bir yığın probleme gebe
bünyesinde.
Her hayat meşgalesinin içinde, koşuşturmacada, karışıklık, kaos
ve güçlükte ademoğlu hep bir başka ademle boğuşuyor. Oysa meseleleri daha
da zorlaştıran, içinden çıkılmaz hale getiren, iplere kördüğüm atıp, bir sözle
gönülleri inciten, ilişkileri soğutan, nefisleri gazaba sevkeden insanlar,
İslamiyetin öngördüğü mümin profiline ters düşüyor.
İlişkileri geren, koparan, kalın duvarları ören değil, dokunduğu
her şeyi güzelleştiren, tebessümüyle muhatabı rahatlatan, adımlarını yerdeki en
küçük canlıyı incitmekten korkarak nezaketle atan bir insan resmi çiziliyor
hadis-i rasul metinlerinde.
Yine Allahın sevdiği özelliklerden olarak belirtilen hilm yani
yumuşak huyluluk, gazap sıfatının zıddı olarak karşımıza çıkar. Katılık,
sertlik, kabalık insanların ürküp, nefret etmelerine toplumun çözülmesine sebep
olan kötü bir ahlaki sıfattır. Ali İmran suresinde Rabbimiz Hz. Peygamberin
hilm yönüne atıfla "O vakit Allahtan bir rahmet ile onlara yumuşak
davrandın! Eğer sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından
dağılıp giderlerdi."buyurarak insani ilişkilerde nasıl muamelede
bulunulması gerektiğinin ipuçlarını verir.
Yumuşak davranamayan kimse,
bütün hayırlardan mahrum kalmış sayılır. (Müslim,
Birr 74-76)
İki seçenek varken önümüzde, biri ipe un sermek, güçleştirmek,
diğeri meseleyi suhuletle çözmek olan, hep ikinciden yana yapmalı tercihleri.
Her dem kaprissiz, kibirsiz... Nazlanmadan, sızlanmadan, usulca ve kibarca...
Her an duru bir su gibi; akarken yormayan, yorulmayan, yorulsa da yormayan...
Böyle müminlerden oluşsa küçük bir topluluk, dalgalanır denizler. O dalgalar
büyütür de bu imanlı yürekleri "daha da çoğalırlar". Çoğaldıkça
ümitleri, büyüdükçe yürekleri, tekrar dalgalanıp okyanuslara varırlar. Öte
dünyaya varmadan henüz, bu dünyadayken imarı mümkün kemal şehrine, "mümkün
olabildiğince kurulacak bu şehrin" kapısına dayanırlar. Zorlamazlar
kapıyı, damlaların gücüne inanırlar ve anahtarın yerini yine ummandan sorarlar:
"Kolaylaştırınız,
zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz."
(Buhari,
İlim11)
"Cehenneme kimin
girmeyeceğini veya cehennemin kimi yakmayacağını size haber vereyim mi? Cana
yakın olan, herkesle iyi geçinen yumuşak başlı olup insanlara kolaylık gösteren
kimseleri cehennem yakmaz."
(Tirmizi,
Kıyame 45)
