YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas Numarası: 2002/19-866
Karar Numarası: 2002/845
Karar Tarihi: 23.10.2002
KEFİLİN SORUMLULUĞU
KREDİ SÖZLEŞMESİ
MÜTESELSİL KEFALET
İYİNİYET KURALLARINA MUHALEFET
BANKA KREDİ SÖZLEŞMESİNDE KEFİLİN KEFALETTEN KURTULMA HAKKINDAN PEŞİNEN FERAGAT ETMESI
818 s. BK/493,494
4721 s. TMK/2
ÖZETİ: Kefil, kredi sözleşmesi kurulurken, anılan hükümlerle kendisine kefaletten kurtulma olanağını veren haklarından peşinen feragat edebilir; böyle bir feragat hukuken geçerlidir. Yine, eğer kredi sözleşmesi süresiz olarak düzenlenmiş ve borçlu ile banka arasında cari hesap şeklinde yürüyen bir borç ilişkisi varsa, kredi borcunun herhangi bir tarihte sıfırlanmış olması, tek başına, kredi sözleşmesini sona erdiren bir neden olarak kabul edilemeyeceği için, bu tarihten sonra yeni bir kredi kullandırılması yeni bir borç ilişkisi olarak kabul edilemez. Yeni bir borç ilişkisi kurulmuş olmayacağı için de, kefilin başlangıçtaki feragati, bu yeni kredi açısından da geçerliliğini korur. Eş söyleyişle, kefilin sorumluluğu, yeni kredi açısından da devam eder. Nihayet, kefil, geçerli bir kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonra, tek taraflı olarak kefaletini geri alamaz. Kefaletten vazgeçme beyanında bulunulduğu tarihte, cari hesap ilişkisinde borç bakiyesinin sıfır olması dahi, bu sonuca etkili değildir..
Davacı, davalı şirketin davacı ile dava dışı şirket arasında düzenlenen iki ayrı genelticari kredi sözleşmesini müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, bu sözleşmelerden kaynaklanan borcun dava dışı kredi borçlusu ve davalı kefil tarafından ödenmemesi üzerine muacceliyet ihtarı gönderildiğini, ihtarın semeresiz kalması üzerine de her ikisi hakkında icra takibi yapıldığını, davalının borca haksız şekilde itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket davacı bankaya gönderdiği ihtarname ile kefaletin kaldırıldığını ve ihtarname ile kefaletin kaldırıldığını ve ihtarname tarihinden sonra davacı bankaya yapılacak kredi ödemelerinden sorumluluk kabul edilmeyeceğinin bildirildiğini buna rağmen davacının sonradan kredi borçlusuna yeni kullandırdığı krediden davalı kefilin sorumlu olmayacağını savunmuştur.
Davacı şirket ile dava dışı kredi borçlusu şirketin arasında düzenlenen iki ayrı ticari kredi sözleşmesi davalı şirket tarafından müteselsil kefil sıfatıyla imzalanmıştır. Her iki sözleşmenin 12.maddelerinde kredi borçlusunun bu sözleşmelerden doğan sorumluluğu baki kaldığı sürece kefaletin devam edeceği, kefaletten kurtulmanın ancak bankanın vereceği ibranameyle mümkün olacağı belirtilmiş ayrıca kefilin B.,K.nın 493. ve 494. maddelerindeki haklarından feragat ettiğine ilişkin açık hükümlere yer verilmiştir. Sözleşmelerin 29.maddelerinde kredi sözleşmelerinin süresiz olarak akdedildiği hükme bağlanmıştır.
Böylelikle, davacı banka ile dava dışı kredi borçlusu arasında süresiz ve borçlu cari hesabı şeklinde işleyen bir kredi ilişkisi kurulmuş davalı şirket de bu sözleşmeleri müteselsil kefil sıfatıyla kabul etmiştir.
B.K.nın 493. ve 494.ncu maddeleri emredici nitelikle olmadığından kefil, sözleşmede anılan hükümlerle kendisine kefaletten kurtulma olanağını veren haklarından peşinen feragat etmiş olup ayrıca kredi sözleşmesi carı hesap şeklinde süresiz olarak düzenlendiğinden kredi borcunun herhangi bir tarihte sıfırlanmış olması, tek başına, kredi sözleşmesini sona erdiren bir neden olmayıp bu tarihten sonra yeni bir kredi kullandırılması yeni bir borç ilişkisi olmayacağı için kefilin başlangıçtaki feragati bu yeni kredi açısından da geçerlidir. Ayrıca kefil, geçerli bir kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonra tek taraflı olarak kefaletini geri alamaz. Bunun tersinin kabulü kefalete aykırıdır. Çünkü kredi alacaklısı borçluya kredi vermeyi kabullenirken borçlu kadar onun kefilinin ödeme gücünede güvenerek hareket eder. Kaldı ki somut olayda kefaletin geri alındığı yolundaki ihtarnameden sonra nakdi kredi borcu asıl borçlu tarafından ödenmiş ise de, teminat mektuplarından kaynaklanan borç devam ettiğinden borcun sıfırlanmış olduğundan söz edilemez.
Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; Ankara Asliye .Ticaret Mahkemesinden verilen 28.11.2001 gün ve E.2001/357, K.2001/822 sayılı kararın onanmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 12.6.2002 gün,2002/19-426 Esas,2002/513 karar sayılı ilamın, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi davacı vekili tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla; Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenilen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı Z. B. A.Ş.vekili, davalı şirketin, davacı ile dava dışı T. Ltd.Şti. arasında düzenlenen iki ayrı genel ticari kredi sözleşmesini müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını; bu sözleşmelerden kaynaklanan borcun dava dışı kredi borçlusu ve davalı kefil tarafından ödenmemesi üzerine, muacceliyet ihtarı gönderildiğini, ihtarın semeresiz kalması üzerine de her ikisi hakkında icra takibi yapıldığını, davalının borca haksız şekilde itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı T. S. Ltd. Şti. vekili, davalı şirket tarafından davacı bankaya gönderilen 19.6.1991 günlü ihtarnamede, kefaletin kaldırıldığının ve o tarihten sonra davaci bankaca yapılacak kredi ödemelerinden sorumluluk kabul edilmeyeceğinin bildirildiğini, ihtardan sonra kredi borçlusunun borcu tamamen ödeyip kapattığını, bu ihtara rağmen davacının sonradan kredi borçlusuna kullandırdığı yeni krediden davalı kefilin sorumlu olmayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Yerel mahkeme, davalı kefil tarafından gönderilen 19.06.1992 günlü ihtarnamenin davacıya 23.06.1992 günü tebliğ edildiği, o tarih itibariyle dava dışı kredi borçlusunun davacı bankaya borcu bulunmaması nedeniyle, davalı kefilin de borcunun kalmadığı, anılan tarihten sonra kredi borçlusuna yapılan kredi ödemesinin davalı kefili borç altına sokmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş; bu karar Yüksek Özel Daire'ce bozulmuş; mahkeme, gerekçesini tekrar ederek ve ayrıca, kefilin sözleşmeyle B.K.nün 493 ve 494. maddesinde yazılı haklardan vazgeçtiğine ilişkin beyanının hukuken geçerli de olmadığını belirterek önceki kararında direnmiş; davacı vekilince temyiz edilen direnme kararı HukukGenel Kurulu tarafından, yukarıdaki gerekçeyle onanmış; bu kez davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Üzerinde çekişme bulunmayan maddi olgu şöyledir:
Davacı Banka, dava dışı kredi borçlusu Tekgüç Ltd.Şti. ile aralarında düzenlenen 01.08.1990 ve
20.08.1991 tarihli iki ayrı kredi sözleşmesi uyarınca, anılan şirkete hem nakdi krediler ve hem de kredi borçlusu tarafından ihale yoluyla üstlenilen işlerden dolayı, işi veren kurumlara tevdi edilmek üzere muhtelif teminat mektupları vermiş: her iki sözleşme davalı şirket tarafından müteselsil kefil sıfatıyla imzalanmıştır.
Her iki kredi sözleşmesinin 12. maddelerinde, kredi borçlusunun bu sözleşmelerden doğan sorumluluğu baki kaldığı sürece kefaletin devam edeceği kefaletten kurtulmanın ancak bankanın vereceği ibranameyle mümkün olacağı belirtilmiş; ayrıca, kefilin B.K.nun 493. ve 494. maddelerinde kendisine tanınan haklardan feragat ettiğine ilişkin açık hükümlere yer verilmiştir. Yine her iki sözleşmenin 29. maddelerinde, kredi sözleşmelerinin süresiz olarak akdedildiği hükme bağlanmıştır.
Söz konusu her iki kredi sözleşmesi uyarınca, davacı Banka tarafından kredi borçlusuna nakdi krediler ve teminat mektupları verilmesinden sonra, davalı kefil, davacı Bankaya gönderdiği 19.06.1992 tarihli ihtarnameyle, sözleşmelerden kaynaklanan borç tutarının kendisine yedi gün içinde bildirilmesini istemiş, ayrıca, ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren kredi borçlusuna kullandırılacak kredilerle ilgili olarak kefaletini kaldırdığını bildirmiştir. Davacı bankaya 23.06.1992 tarihinde tebliğ edilen bu ihtarnameden sonra, dava dışı kredi borçlusu 21.07.1992 tarihinde nakdi krediden kaynaklanan tüm borcu ödemiş, teminat mektupları yönünden herhangi bir ödemede bulunmamış, bilahare 23.07.1992 tarihinde kendisine yeni bir nakdi kredi daha kullandırılmıştır.
Açıklanan olgulara ve kredi sözleşmelerinin değinilen bu hükümlerine göre, davacı banka ile dava dışı kredi borçlusu arasında, süresiz ve borçlu cari hesabı şeklinde işleyen bir kredi ilişkisi kurulmuş; davalı şirket de, bu ilişkinin kurulduğu sözleşmeleri müteselsil kefil sıfatıyla imzalamıştır.
Görülmekte olan davaya konu icra takibi, davalının anılan ihtarından sonra kullandırılan nakdi krediye ilişkin borcun ödenmediği iddiasıyla başlatılmış, takip talebinde ayrıca, aynı sözleşmeler uyarınca verilen teminat mektupları bedellerinin tahsili de istenilmiştir.
Bu noktada uyuşmazlığın ilişkin bulunduğu hukuksal durum yönünden şu açıklamaların yapılmasında yarar görülmüştür:
B.K.nun 493. ve 494. maddeleri emredici nitelikte değildir. Bu nedenle, kefil, kredi sözleşmesi kurulurken, anılan hükümlerle kendisine kefaletten kurtulma olanağını veren haklarından peşinen feragat edebilir; böyle bir feragat hukuken geçerlidir. Yine, eğer kredi sözleşmesi süresiz olarak düzenlenmiş ve borçlu ile banka arasında cari hesap şeklinde yürüyen bir borç ilişkisi varsa, kredi borcunun herhangi bir tarihte sıfırlanmış olması, tek başına, kredi sözleşmesini sona erdiren bir neden olarak kabul edilemeyeceği için, bu tarihten sonra yeni bir kredi kullandırılması yeni bir borç ilişkisi olarak kabul edilemez. Yeni bir borç ilişkisi kurulmuş olmayacağı için de, kefilin başlangıçtaki feragati, bu yeni kredi açısından da geçerliliğini korur. Eş söyleyişle, kefilin sorumluluğu, yeni kredi açısından da devam eder. Nihayet, kefil, geçerli bir kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonra, tek taraflı olarak kefaletini geri alamaz. Kefaletten vazgeçme beyanında bulunulduğu tarihte, cari hesap ilişkisinde borç bakiyesinin sıfır olması dahi, bu sonuca etkili değildir.
Kaldı ki, somut olayda, davalı kefilin, kefaletini geri aldığı yolundaki ihtarnamesinden sonra nakdi kredi borcu asıl borçlu tarafından ödenmiş ise de, sözleşmeler çerçevesinde davacı Bankaca dava dışı kredi borçlusuna verilmiş olan teminat mektuplarından kaynaklanan borç devam ettiğinden, borcun sıfırlanmış olduğundan söz edilmesine olanak da yoktur.
Bu hukuksal saptama ve değerlendirmeler, Yüksek özel Daire'nin bozma kararında yer aldığı gibi, Hukuk Genel Kurulu'nun temyiz incelemesi sonucunda verdiği onama kararında da özellikle vurgulanmış; Yüksek Özel Daire'nin bu yönlere değinen bozma gerekçesinin, görüşmeler sırasında Hukuk Genel Kurulu'nca da aynen benimsendiği, dolayısıyla, direnme kararında yer alan ve bu kabulün tersini öngören; özellikle, kefilin sözleşme sırasında B.K.nun 493. ve 494. maddelerde kendisine tanınan haklardan peşinen feragat etmesinin hukuken geçerli bulunmadığına ilişkin gerekçelerin yerinde görülmediği açıkça belirtilmiş, ancak, somut olayda, kredi borçlusunun ödeme gücüne olan güven duygusunu kaybeden davalı kefilin, davacı bankaya 19.06.1992 günlü ihtarnameyi göndererek, o tarih itibariyle mevcut borç bakiyesinin kendisine bildirilmesini istediği, ayrıca, tebliğ tarihinden sonra borçluya kullandırılacak kredilerden dolayı sorumluluk kabul etmeyeceğini bildirdiği; davacı bankanın, bu ihtarnamedeki, kefaletten vazgeçmeye ilişkin söz konusu irade beyanına yönelik herhangi bir cevap vermediği, borç bakiyesini de bildirmediği; böylece, davalı kefilde, ihtarnamesi sayesinde kendisinin kefaletten kurtulduğu yolunda haklı bir kanaat oluşmasına neden olduğu; buna rağmen, borçluya daha sonra yeni bir kredi kullandırdığı; borçluya açıklanan şekilde yeni bir kredi kullandırmasının iyiniyet kurallarıyla bağdaşmadığı benimsenmek suretiyle, yerel mahkeme karan oyçokluğu ile onanmıştır.
Eş söyleyişle, uyuşmazlığın ilişkin bulunduğu yasal ilke ve kurallar bakımından, Yüksek Özel Dairenin bozma kararı ile, Hukuk Genel Kurulu'nun onama kararlari arasında herhangi bir fark veya çelişki bulunmamaktadır. Karar sonuçlarındaki farklılık, somut olayın özelliklerinden kaynaklanmaktadır.
Karar düzeltme istemi üzerine, yeniden yapılan değerlendirmede ise, şu sonuç ve kanaate varılmıştır:
Yukarıda değinildiği ve burada önemine binaen tekrarlanacağı üzere;
Davalı, dava dışı borçlu ile davacı Banka arasındaki süresiz kredi sözleşmesinde müteselsil kefil durumunda olup, ortada cari hesap şeklinde yürüyen bir borç ilişkisi bulunduğundan, kredi borcunun bir tarihte tamamen ödenmiş olması, kredi sözleşmesini sona erdirmeyeceği için, bu ödemeden sonra borçluya yeni bir kredi kullandırılması, yeni bir borç ilişkisi niteliğinde değildir. Dolayısıyla, kefilin başlangıçtaki feragati, bu yeni kredi açısından da geçerlidir; kefilin sorumluluğu, bu yeni kredi açısından da sürecektir. Öte yandan, geçerli bir kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonra kefil, alacaklının onayı olmaksızın kefaletini geri alamaz. Bunun tersinin kabulü, kefalet kavramının özüne aykırı olur. Zira, kredi alacaklısı borçluya kredi vermeyi kabullenirken, borçlu kadar, onun kefilinin ödeme gücüne de güvenerek hareket eder. Kaldı ki, somut olayda,yine yukarıda açıklanmış olan durum karşısında, borcun sıfırlanmış olduğundan söz edilmesine olanak da yoktur.
Önemle tekrar edilmelidir ki, davalı kefilin ihtarından sonra kredi borçlusunun davacı Bankaya yaptığı ödeme, aralarındaki Genel Ticari Kredi Sözleşmeleri çerçevesinde nakdi kredi ve teminat mektubu şeklinde kullandırılmış olan kredilerin tümüne değil, sadece nakdi krediye yöneliktir. Başka bir ifadeyle, davalı kefilin, davacıya 23.06.1992 tarihinde tebliğ edilen 19.06.1992 günlü ihtarından sonra, 21.07.1992 tarihinde kredi borçlusu, sadece nakdi krediden doğan borcunu ödemiş; teminat mektuplarından doğan borcu ise ödememiştir. Nitekim, her ne kadar, icra takip tarihi itibariyle bu teminat mektupları yönünden risk oluşmamış ise de, bunların tümü, görülmekte olan dava sırasında, kredi borçlusunca ibraz edildikleri kamu kurumlari tarafından nakde çevrilmiş, davacı banka bunların bedellerini ilgili kurumlara ödemek zorunda kalmıştır. Esasen, davacı Bankanın icra takibinde ve görülmekte olan davada teminat mektuplarına ilişkin talebinin, bu ödemeler nedeniyle bir alacak talebi olarak değerlendirilmesi gerektiği, yerel mahkemenin ilk direnme kararının bozulmasına yönelik 12.11.1997 günlü Hukuk Genel Kurulu kararında açıkça vurgulanmış; dolayısıyla eldeki dava, bu mektupların bedeli yönünden bir alacak davasına dönüşmüştür.
Açıklanan bu duruma göre, itirazın iptali isteminin ilişkin bulunduğu icra takibine konunakdi kredi borcu ve ( sonradan alacağa dönüşmüş olan ) teminat mektupları bedelinin blokesi istemi yönünden, davalı kefilin kefaleti ve sorumluluğu devam etmektedir.
O halde, Mahkemece yapılması gereken iş, uyuşmazlığın bu doğrultuda ve toplanan delillerin ortaya koyduğu hukuksal durum çerçevesinde çözülmesidir. Delillerin ve uyuşmazlığın ilişkin bulunduğu hukuksal kavramların değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek, direnme yoluyla davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırıdır.
Direnme hükmünün bu gerekçeyle bozulması gerekirken, temyiz incelemesi sonucunda zuhulen onanmış olduğu anlaşıldığından; davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüne, onama kararının kaldırılmasına ve temyiz edilen kararın açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüne, Hukuk Genel Kurulu'nun 12.06.2002 gün ve 2002/19-426 esas, 2002/513 karar sayılı onama kararının kaldırılmasına; temyiz olunan yerel mahkeme hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA, istek halinde harcın iadesine, ilk görüşmede çoğunluk sağlanamadığından 23.10.2002 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
T.C.
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
E. 2009/12183
K. 2010/8768
T. 12.7.2010
• TESPİT DAVASI ( Dava Dışı Borçluya Davalı Bankaca Yeni Bir Sözleşme İle Kullandırılan Kredi Nedeniyle Kefillerin Sorumlu Tutulamayacağı - Davanın Kabulü Gereği )
• KREDİ SÖZLEŞMESİNDE KEFİLİN SORUMLULUĞU ( Dava Dışı Borçluya Davalı Bankaca Yeni Bir Sözleşme İle Kullandırılan Kredi Nedeniyle Kefillerin Sorumlu Tutulamayacağı )
• KEFİLİN SORUMLULUĞUNUN SINIRLARI ( Davacı Kefillerin İmzaları Bulunan Sözleşmeye Dayanarak Bankaca Yeni Kredi Kullandırılması Halinde Sorumlu Olacağı - Banka İle Asıl Borçlu Arasındaki Yeni Sözleşmede Kefilin Sorumlu Tutulamayacağı )
818/m.483
ÖZET : Tespit davasında; davacı banka ile dava dışı ... Ltd. Şti arasında davacıların kefaletinin bulunduğu kredi sözleşmesi imzalandığı, davacıların sorumluluklarının aynı sözleşmeye dayanılarak yeni bir kredi kullandırılması halinde devam edecekken davalı banka tarafından davacıların kefil olmadığı yeni bir sözleşme düzenlenerek kredi kullandırıldığı, bu sebeple davacıların takibe konu edilen borçtan sorumlu tutulamayacakları gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmesi hukuka uygundur.
DAVA : Taraflar arasındaki tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükümün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin 2004 yılında dava dışı ... Ltd. Şti'nin davalı bankadan aylık sabit ödemeli 30.000 YTL'lik kredi için kefil olduklarını, bu kredi borcunun 2007 yılı Mayıs ayında tamamen kapatılmış olduğunu, müvekkillerinin kefaletinin düştüğünü, müvekkillerinden Yusuf U.'ın davalı bankanın müdür yardımcısı ile kefalet konusunda görüşmeye gittiğini, müdür yardımcısının iki yeni kefil getirilirse kefaletin düşeceğini söylediğini, iki yeni kefil alındığını, önceki borç bittiği için kefaletlerinin geçersiz olduğunun bildirildiğini, ancak daha sonra müvekkillerine borçlu olduklarının ihtarla bildirildiğini, 2007 yılında kullandırılan kredilerden müvekkillerinin haberi olmadığı gibi bu kredilerde müvekkillerinin kefalete dair imzalarının da bulunmadığını, davalı bankanın 20.5.2004 tarihli müvekkillerinin kefil olduğu kredi sözleşmesinin 64. sayfasına yeni kefillerin de imzasının alındığını, ayrıca kredinin rakam hanesinin 300.000 YTL olarak sonradan yazıldığını, oysa müvekkillerinin 30.000 YTL için imza attıklarını belirterek müvekkillerinin kredi sözleşmesinden dolayı kefalet sorumluluklarının bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacıların 20.5.2004 tarihli 300.000 YTL bedelli kredi için kefil olduklarını, kredi ilişkisi devam ederken ... Ltd. Şti. ile ilave 27.11.2006 tarihli genel kredi sözleşmesinin imzalandığını, asıl borçlunun borçlarını ödemeyince hesabın kat edilerek ihtarname gönderildiğini, davacıların ihtarnameye itiraz etmediklerini, 2004 yılında imzalanan kredinin cari hesap şeklinde işlediğini, asıl borçlunun sözleşmeyi feshettiğine dair ya da kefillerin kefaletten vazgeçtiklerine dair ihtarname göndermediklerini, cari hesap şeklinde işleyen sözleşmelerde borç bakiyesinin sıfır olmasının kredi ilişkisini sonlandırmadığını bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davacı banka ile dava dışı ... Ltd. Şti arasında 20.5.2004 tarihli davacıların kefaletinin bulunduğu kredi sözleşmesi imzalandığı, davacıların sorumluluklarının aynı sözleşmeye dayanılarak yeni bir kredi kullandırılması halinde devam edecekken davalı banka tarafından davacıların kefil olmadığı 27.11.2006 tarihli yeni bir sözleşme düzenlenerek kredi kullandırıldığı, bu sebeple davacıların takibe konu edilen borçtan sorumlu tutulamayacakları gerekçeleriyle davanın kabulüne, davacıların 20.5.2004 ve 27.11.2006 tarihli sözleşmeler sebebiyle davalı bankaya borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmiş, hüküm davalı banka vekilince temyiz edilmiştir.
SONUÇ : Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükümün ONANMASINA, 12.7.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
E. 2005/2261
K. 2005/13044
T. 26.12.2005
• MENFİ TESPİT DAVASI ( Kefil Olunan Borcun
Nakdi Kredi ile Kapatılmış Olması ve Ayrıca Borca Karşılık Borçludan İpotek
Alınmış Olması Nedeniyle Kefaletin Sona Erdiğinin Tespiti İstemi )
• KEFİLİN SORUMLULUĞU ( Kefil Olunan Kredi
Sözleşmesi Sona Erdiğinden Sorumluluğun Ortadan Kalkması-Kefilin İmzasını
Taşımayan Yeni Kredi Sözleşmesinden Sorumlu Tutulamaması )
• KEFİLLİĞİN SONA ERMESİ ( Kefil Olunan Kredi
Sözleşmesi Sona Erdiğinden ve Yapılan Yeni Kredi Sözleşmelerinde Kefilin İmzası
Bulunmadığından Sorumlu Tutulamaması )
• BANKA KREDİ SÖZLEŞMESİ ( Bankadan Alınan
Kredi ile Önceki Kredi Borcu Kapatıldığından Önceki Kredi Borcuna Kefil Olan
Davacının Kefilliğinin Sona Ermesi )
• KEFİLLİK HAKLARINDAN FERAGAT ( Davacı Her Ne
Kadar Haklarından Feragat Etmiş Olsada Kefil Olunan Borç Kapatıldığından Artık
Sorumluluğuna Gidilememesi )
• KEFALET ( Kredi Sözleşmesinde Kefil Olarak
Sorumluluğu İleri Sürülen Davacının Sözleşmede İmzası Bulunmadığından
Bağlayıcılığının Bulunmaması )
818/m.493,494
2004/m.72
ÖZET : Davacının müteselsil kefil olarak
imzaladığı kredi sözleşmesinde, kefile tanınan haklardan feragat etmesinin
somut olayda uygulanma imkanı bulunmamaktadır.05.01.2001 tarihli 1.750.000
Euro'luk sözleşme diğer sözleşmelerden bağımsız olduğundan ve davacının bu
sözleşmede imzası bulunmadığından, anılan sözleşme ile ve bankanın kredi kapama
yazısına istinaden eski sözleşmelerin sona erdiğinin tespiti ile dava konusu
edilen 19.11.1999, 15.12.1999, 21.4.2000, 26.6.2000 ve 8.11.1999 tarihli kredi
sözleşmelerinde davacının kefaletinin sona erdiğinin tesbitine karar
verilmiştir.
DAVA : Taraflar arasındaki menfi tesbit
davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın
kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz
edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek.
Av. Rüştü Kırmacıoğlu ile davalı vek. Av. Haldun O.Berkin'in gelmiş olmalarıyla
duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları
dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra
dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davalı bankanın Antalya Şubesi ile
dava dışı kredi borçlusu MBT Turizm Pazarlama San ve Tic. A.Ş. arasında
imzalanan 19.11.1999, 15.12.1999, 21.4.2000, 26.6.2000 ve 8.11.1999 tarihli
toplam 420.000.000.000.-TL.'lik ve 70.000. DEM'lik genel kredi sözleşmelerinin
davacı Gimsa Gediz İplik Mensucat A.Ş. tarafından müteselsil kefil sıfatı ile
imzalandığı, yine davalı bankanın Antalya Şubesi ile kredi borçlusu arasında
5.1.2001 tarihli 1.750.000 Euro'luk Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı
davacının bu sözleşmede kefalet imzasının bulunmadığı konularında ihtilaf
bulunmamaktadır.
Davacı vekili, müvekkilinin kefili bulunduğu
kredi sözleşmelerinden doğan borcun 5.1.2001 tarihli 1.750.000 Euro'luk nakdi
kredi ile kapatıldığını, bankanın bu kredi ile ilgili olarak borçludan ayrıca
ipotek aldığını ve ayrıca Mete Bülgün, Evrensel Erdoğan ve Gediz Gimsa Holding
A.Ş.'nin kefaletlerini de aldığını, müvekkilinin kefaletinin ortadan kalktığını
ve hiçbir sorumluluğu kalmadığını, bankaya gönderilen ihtarnamelerden sonuç
alınamadığını belirterek bankaya verilen kefaletin hukuki sebebinin
kalmadığının, kefaletin sona erdiği mali ve hukuki hiçbir sorumlulukları
bulunmadığının tesbitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının imzaladığı Genel
Kredi Sözleşmelerindeki kefaletin süresiz kefalet olduğunu davacının yeni
krediler için kefaletinin bulunmadığını bildirir bir ihtar göndermediğini
5.1.2001 tarihli sözleşme ile kullandırılan krediden sonra 18.5.2001 tarihinde
gönderdiği ihtarnamede BK.nun 493-494. maddeleri gereği kefaletten beri
kalınmasını talep ettiğini oysa kredi sözleşmelerinin 15.2/b maddesinde
davacının kendisine kefaletten kurtulma imkanı veren haklarından feragat
ettiğini belirterek hukuki mesnedi bulunmayan davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller ve
bilirkişi raporuna göre davacının müteselsil kefil olarak imzaladığı kredi
sözleşmelerinin 15/2/b Maddesi ile BK.nun 493 ve 494. maddeleri ile tanınmış
haklardan feragat etmesinin somut olayda uygulanma imkanı bulunmadığını
5.1.2001 tarihli 1.750.000 Euro'luk sözleşmenin diğer sözleşmelerden bağımsız
olduğunu ve davacının bu sözleşmede imzası bulunmadığı, anılan sözleşme ile ve
bankanın kredi kapama yazısına istinaden eski sözleşmelerin sona erdiği bu
nedenle davanın kabulüne dava konusu edilen 19.11.1999, 15.12.1999, 21.4.2000,
26.6.2000 ve 8.11.1999 tarihli kredi sözleşmelerinde davacının kefaletinin sona
erdiğinin tesbitine karar verilmiş hüküm davalı vekili tarafından temyiz
edilmiştir.
SONUÇ : Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı
delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle davacının davadan önce davalıya
gönderdiği ihtarnamelere olumsuz cevap verildiğinden davacının dava açmakta
hukuki yararı bulunmasına göre yerel mahkeme kararının oyçokluğuyla ONANMASINA,
vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir edilen
450.00.-YTL. duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 26.12.2005 gününde
oybirliğiyle karar verildi.
bu tip gks'lerin çerçeve sözleşme niteliğinde olduğu, bu nedenle sözleşmede yazan kredi limiti kadar müşterinin (asıl borçlunun) yeniden sözleşme yapmaksızın kredi kullanabileceği yazılıyor. Doktrinde bu durumun belirlilik ilkesine aykırı olduğu, kefilin durumunu ağırlaştırdığı bu nedenle de sorumluluğunun olmadığı şeklinde, yorumlanması gerektiği söyleniyor