CHP'NİN ÇANKAYA BOYKOTUNUN ANLAMI
Türkiye Demokrasisinin "ana muhalefet
partisi" pozisyonu nedeniyle rejimin olmazsa olmaz kurumu konumunda
bulunan CHP, Abdullah GÜL, Cumhurbaşkanı seçileli beri Çankaya Köşkü'ne
gitmiyor. Bu gibi "temsil" makamlarının, makamda oturan kişinin
şahsından bağımsız yerler olduğu gün gibi aşikârdır. Kaldı ki Deniz
BAYKAL, Sayın GÜL'ün şahsıyla bir meselesi bulunmadığını, O'nu sevip
saydığını ikide bir söyleyip duruyor.
Bu durumda, CHP'nin GÜL ile değil Çankaya Makamı ile bir sorununun olduğu tespitinde bulunmak yanlış mıdır?
Neden yanlış olsun? GÜL'e saygı
duyuluyor, ama bu saygı Çankaya Köşkü'nün hudutlarında son buluyor.
Demek ki, sorun GÜL ile değil, Çankaya ile… CHP'nin "GÜL bizim oyumuzla
o makama seçilmedi, o makam yalnızca bizim onayımızı almış kişilerin
hakkıdır" türünden açıklamalar yapması, yanlış da bulsak, kendi içinde
tutarlı kabul edilebilir. Ama CHP, asla bu gibi ifadeler kullanmıyor;
Çankaya Makamına boykotunu sürdürüyor.
Bu sevimsiz parodinin sona erdirilmesi için, gerçeği örten şalın çekilip alınması, maskelerin düşürülmesi gerekiyor.
Çankaya'nın, CHP'nin boykotuyla
kaybedeceği bir şey yoktur. Ama Cumhuriyet'in en tepe Kurumu'na karşı
boykot uygulayan CHP'nin konumu tartışmalı hale gelmektedir.
CHP, Türkiye Cumhuriyeti'nin 1
numaralı Kurumu ile savaşmaktadır. Bu boykot sürdükçe, CHP'nin, bir
rejim muhalifi, bir Cumhuriyet düşmanı olduğu iddiaları karşısında
yapacağı savunmaların ne hukuki, ne de mantıki bir dayanağı
bulunmayacaktır.
Aşağıdaki türden bir mantık kurgusu tesis edilmesine, insanların bu tür düşünceler üretmesine nasıl engel olunabilinir ki!
CHP, Çankaya Makamını yok saymakta olduğuna göre;
- Ya Çankaya gayrı-ı meşrudur;
- Ya da gayr-ı meşru olan bizatihi CHP'dir.
Kendisiyle ilgili böyle bir ithamı
CHP'nin aklından bile geçirmeyeceği bellidir. Bizim de böyle bir
iddiaya sahip çıkmamız mümkün değildir. Ne var ki CHP, Çankaya boykotu,
Ergenekon avukatlığı gibi argümanlarıyla bizzat kendisi, meşruiyetini
tartışmaya açmaktadır.
Şimdi sormanın tam sırası değimlidir?
Çankaya makamını darbeyle işgal
edenlerle süngü gölgesinde oraya oturtulanlar için 80 yıllık tarihinde
kılı kıpırdamayan CHP, bu makama milli iradenin tecellisiyle oturan
gerçek anlamda halk çocuğu iki muhterem zata hangi sebeple boykot
uygulamıştır? Daha can yakıcı soru şudur:
CHP'nin Çankaya makamına hürmetle
boyun eğmesi için, oraya gelenin mili irade dışı mahfillerce, hatta
deniz aşırı odaklarca tespit ve tayin edilmiş olması mı gerekmektedir?
Neden sormayalım ki! CHP'nin Cemal
GÜRSEL ve Kenan EVREN ile hiçbir sorunu olmamasının ardında yatan
gerçek sebepler nelerdir? Türkiye'de hemen hiç kimse seçilme tarzlarını
bahane ederek, GÜRSEL ve EVREN'i boykot etmemişken CHP, hangi hukuki,
milli, insani gerekçeyle milli irade tarafından Çankaya'ya gönderilen
ÖZAL ve GÜL'e "suçlu" muamelesi yapmaktadır?
Hani nerde CHP'nin Cumhuriyet kuruculuğu? Nerde hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olması?
Nerde "bu ülkeye demokrasiyi biz getirdik" iddiaları?
Bir taraftan meşruluğu asla
tartışılamaz bir şekilde, Anayasa'da yazılı kurallar çerçevesinde ve
Milletin iradesinin tecelligâhı TBMM tarafından seçilmiş
Cumhurbaşkanlarına boykot uygulanacak, öte yandan Cumhuriyet'in ruhu ve
demokrasiyle bağdaştırılamayacak usullerle yukarılardan bir yerlerden
Çankaya'ya indirilen, meşruiyetleri hep tartışılmış Cumhurbaşkanlarına
derin sadakat gösterilecektir. Normal insan aklıyla asla
algılanamayacak böyle bir çelişki CHP'nin meşruiyetini şüpheli
getirmeyecekse başka ne getirebilir?
Hiçbir tereddüde meydan vermeyecek
şekilde açıktır ki CHP, Cumhuriyetle ve onun Kurumlarıyla
savaşmaktadır. Hem de Gazi Mustafa Kemal'in adeta kutsallaştırdığı TBMM
ile sürekli bir muharebe içindedir. O'nun yaptığı yasaları hiçbir
hukuki mesnedi bulunmadan sürekli Anayasa Mahkemesine taşımakta, Onun
seçtiği Cumhurbaşkanını yok sayarak, doğrudan Cumhuriyetin kendisi ile
savaşmaktadır. Demokrasi diye bir derdi, tasası bulunmayan CHP, artık
Cumhuriyetin de en yaman muhalifi durumuna gelmiştir.
Hiç kimse TBMM'nin çıkardığı yasaların
çoğunu ve Anayasa değişikliklerinin nerdeyse tamamını sürekli Anayasa
mahkemesine götüren CHP'nin, bunu bir yargısal denetim sağlama kaygısı
ve "ana muhalefet" rolünde olmanın icabı gereği olarak yaptığını
sanmamalıdır. CHP, ürettiği illüzyonlarla gözlerimizi boyamakta ve
sadece şapkadan tavşan çıkarmaktadır.
CHP'nin Anayasa Mahkemesini yol
etmesinin temelde tek sebebi vardır; TBMM'nin itibarını alçaltmak!
Parlamentoyu değersizleştirmek ve Türkiye'nin TBMM tarafından değil,
bürokratlarca yönetimine zemin ve imkân hazırlamak. CHP demek
istemektedir ki, TBMM, Türkiye Cumhuriyeti rejiminin en üst makamı
değildir. En üst makam, Anayasa Mahkemesidir. Bu ülkede Milletin % 95
çoğunluğu bile hiç bir anlam ifade etmez. Dünyanın hiçbir ülkesinde
görülmedik bir şekilde bu ülkede Anayasa Mahkemesi, tüm erklerin üstüne
çıkarılmış, teokratik rejimlerde, mesela İran'daki "Velayet-i Fakih"
kurumuna benzetilmiştir. Bunu sağlayan CHP'dir. Anayasa Mahkemesinin
bazı mensuplarının kendilerine CHP tarafından atfedilen bu "İlahi
Güç" gibi mutlak, rakipsiz ve sorumluluk tarafı bulunmayan yetkiden
mutlu oldukları şeklinde bir izlenim alıyor isek de Yüksek Mahkemenin
re'sen hareket yetkisinin bulunmaması, ülkemizdeki hilkat garibesi bu
manzaranın biricik sorumlusunun CHP olduğunu göstermektedir. Yine de
Yüksek Mahkemenin üyelerinin, CHP'nin kurduğu oyunlar yüzünden Şii
dünyadaki "masum imam" benzeri bir konuma düşürüldüklerini görüp bundan
şikâyet ediyor olduklarını görmek isteriz.
CHP
bahsinde demokrasiden söz açmak zaten nafile bir çabadır. Artık CHP'nin
Cumhuriyet diye bir derdinin bulunmadığı da sabit olmuştur.
CHP'nin
"demokrasi", "cumhuriyet" parodilerini durdurmak, salonun ışıklarını
yakıp, hipnozlanmış seyircileri uyandırmak, bu ülkenin gündeminin ilk
maddesidir. CHP, Anayasa Mahkemesini su-i istimal ederek
Cumhuriyetimizle, demokrasiyle, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı makamı ile
savaşmaktadır. CHP'nin Türkiye siyasi-idari sistemini felç etmeyi
amaçlayan bu savaşını önlemek, ülkemizi içinde kıvranıp durduğu
girdaptan çıkarmanın biricik yoludur.
YALANLAR, İLLÜZYONLAR, HİPNOZLAR
CHP'nin,
Demokrasi, Cumhuriyet, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı makamına karşı
yürüttüğü savaşın yeterince kanıtına sahibiz. Peki, CHP bunu nasıl
başarmaktadır; ne yapıp da hem rejimin başlıca muhalifi olurken, hem de
rejim tarafından en yüksek himayeye mazhar parti muamelesi görmektedir?
Nasıl olup da hem Milli Mücadelenin hatırası İş Bankası'nın en büyük
ortağı olmayı sürdürürken rejimin temel niteliklerine karşı savaş ilan
etmekte, aynı anda bir yandan da ondan beslenmekte, hazine yardımı
almakta, yargı tarafından rejim muhalifi sayısız uygulaması, Anaysa ve
kanunlara açıkça aykırı çalışması nedeniyle hiç sorgulanmamaktadır?
Sanki bu ülkenin kanunları, CHP için ebedi bir muafiyet getirmiştir!
CHP'nin
bir parti olarak çapı ile mütenasip bulunmayan bu gücünün ne kadarının
uluslar arası "müesses nizam"dan geldiği ayrı bir araştırma konusudur.
İçerdeki sebep ve saiklere baktığımızda, CHP'nin bütün ülkeyi
etkilemeye devam eden illüzyonlarını, yalanlarını ve usta malı
hipnozlarını görüyoruz. Bunlardan bazılarını sıralayalım:
-
Cumhuriyetimizin CHP tarafından kurulduğu iddiası yalandır. Cumhuriyet,
"milli hâkimiyet" esasına göre 1920'de toplanan Millet Meclisi
tarafından kurulmuştur. Ogün bugündür CHP, milli hâkimiyete dayalı
Cumhuriyeti zayıflatmak ve onun kazanımlarını aşındırmaktan başka bir
şey yapmamıştır. Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin sembol kahramanı
olarak asla bir partinin tekeline alınamaz; zaten öyle de değildi.
Serbest Fırka'nın kuruluşu aşamasında Gazi'nin yeni partinin başına
geçmeyi istediğini biliyoruz. Sonra bundan vazgeçmiş, en yakın
arkadaşlarını ve kız kardeşi Makbule'yi yeni partinin kurucusu
yapmıştır. Atatürk'ün CHP ile ilişkisi konusunda yapılacak kısa bir
araştırma bütün bildiklerimizi ters yüz etmeye yetecektir.
-
Türkiye'ye Demokrasinin CHP tarafından getirildiği iddiası da kocaman
bir yalandır. Türk demokrasinin kuruluş tarihi 1876'dır. Pek çok iç ve
dış sebeple 1876 demokrasisi 1908 yılına kadar askıya alınmıştır.
Dolayısıyla 1923 yılında ilan edilen Cumhuriyet, içinde Demokrasiyi,
çok partili sistemi de barındıran bir rejimdir. Birinci Meclisimizde
bayağı etkili bir "muhalif grup" vardı ve bu gurubun bir muhalefet
partisinden herhangi bir farkı yoktu. Birinci Meclis, despotik değil,
demokratik bir Cumhuriyet meclisiydi. Zaten çok geçmeden 1925 yılında
meclisin muhalif gurubu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ismiyle kendi
partisini kurmuştur. 1946 yılındaki Demokrasi açılımından CHP'nin
anladığı şey ise "açık oy, gizli tasnif" rejimi idi. Bu tarihlerde
artık Demokrasi ligine alınmış bulunan Türkiye'de dış denetim nedeniyle
1950 seçimlerinde "açık oy, gizli tasnif" sistemini sürdürülmesi
imkânsızdı. CHP, kısa bir süre milli iradeye boyun eğmiş, ama alttan
alta 1960 kanlı darbesini hazırlayan şartları hazırlamaya,
olgunlaştırmaya koyulmuştur.
- CHP,
asla sosyal demokrat, solcu, sosyalist değildir. Asıl görevleri yanında
Türkiye şartlarına uygun, rasyonel, temel sol politikalara duyarlı bir
Türk solunun var olmasını önlemek gibi bir misyonu da bulunmaktadır. Bu
sebeple, CHP'nin kapıları, Türk solunun gerçek temsilcilerine sıkı
sıkıya kapalıdır. Sol partilerin tabii politikaları olan emek
sendikalarıyla, insan hakları kuruluşlarıyla işbirliği ve yakınlık
CHP'nin aklının köşesinden bile geçmez. Bu anlamda TÜSİAD'a yakındır.
Zaten TÜSİAD mensuplarının büyük bir kısmı genetik olarak CHP'lidir.
- CHP,
bir parti değildir sadece, asıl olarak bir duruş, bir şuurdur. Bu
bakımdan insanların ona üye olmaları şart değildir. Medya, bürokrasi
(yargı, asker ve sivil) deki siyasi tercihler, kesinlikle Türkiye'nin
genel siyasi yelpazesini yansıtmaz. Siyasi yelpazede % 20 civarlarında
bir payı bulunan CHP, büyük iş âlemi, medya ve bürokrasi çevresinde
payını % 80'e ulaştırmıştır. İşçiler ve köylüler ise CHP'yle hiç
ilgilenmezler.
-
CHP'nin söylemleri arasında, "seçim", "demokrasi,", "insan hakları"
gibi kavramlara çok nadir rastlarız. CHP, şeytandan kaçar gibi "iktidar
olmak"tan kaçar.
Bütün bunlardan sonra soruyoruz:
CHP adında bir parti neden vardır?
Bu
sorunun doğru cevabını verdiğimizde, hem CHP'ye oy veren seçmenler,
CHP'nin illüzyon ve hipnozlarla sürdürdüğü bir oyunun sıradan
seyircileri olmaktan kurtulacaklar, hem de ülkemiz, Milli Mücadele
kadrolarının ve onun sembol ismi Gazi Mustafa Kemal'in koyduğu en
önemli hedef olan demokratik Türkiye Cumhuriyetini, belki de kâmil
manada ilk kez hayata geçirmeyi başaracaktır. |