Ve
izleniyoruz hatta...Hem de olabilecek en gelişmiş sistemler ile.
Öyle ki; parmak kameraların, yakınlaştırmalı mikrofonların, ortam
dinleme aletlerinin, cep böceklerinin, uydu takip sistemlerinin
bile iptidai kaldığı teknoloji bu...
Kayda
geçiyor her şey. Sonsuz bir diskin yaptığı kayıt akıl
üstü bir şekilde arşivliyor tüm olup bitenleri.
Güvenlik kameraları gibi düşük rezülasyonlu yahut
zaman sıçramalı da değil bu kayıt. Genel ve sabit bir
açıyla da değil; bir reji mantığıyla kurulmuş sayısız
açıyla ve sınırsız kameraların oluşturduğu bir sistem tarafından
yapılıyor.
Üstüne üstlük engellenmesi
mümkün olmayan bir sistem bu. Birtakım teknolojik
önlemler, manyetik dalgalar, cihazların pilini çıkarmalar,
yorganın altına kafa sokmalar ile de önlenemiyor. Her
türlü arazi ve şeraitte pürüzsüz, hışırtısız,
parazitsiz ve kesintisiz yapılıyor kayıt.
Evet evet, izleniyor ve dinleniyoruz...
Biliyorum kalbi çıfıt çarşısına dönmüş,
hayatları entrika, dalavere, 'tak-şak' ile geçmiş güruh
için epey korkutucu cümleler bunlar.
Ben söylemiyorum bunu, bizzat sistemi kuran söylüyor, Kur'an'ıyla söylüyor...
Elbette inanmak istemeyen için yapacak bir şey yok.
Paranoya ve her türlü hastalıklı ruh haliyle misyonlarını
yerine getirecek onlar. En ufak bir istem dışı ortaya faş oluşta panik
ile 'kim dinliyor bizi?' diye öfkeyle bağırıp çağıracaklar
da...
Bu ses ve görüntü sistemini tespit etme
şansımız yok. Bu da çarşının mütecasirlerine kötü
bir haber. Doğrusu; kaydeden şeyler belli de nasıl ve hangi sistem ile
yaptıkları meçhul... Her şeye entegre olabilen bir kayıt
sisteminden bahsediyoruz burada. Masa, sandalye, duvar, dağ, taş,
ağaç, elbise...
Devlet Düşmanı filmindeki gibi topuğu parçalayıp
çipi bulmak ve cips poşetine koyup sinyali dağıtmak
mümkün değil.
Bu sistemin şu andaki kayıt sistemlerini ellerinde tutup, her
fırsatta menfaatleri için gazete manşetlerinden, TV
ekranlarından boca eden yoz zihniyetinkinden bir diğer farkı da
sürprizsiz oluşu. Kayıt yapıldığı insanlığın varlığından beri hep
bildirilmiş. İlanlar yapılmış, uyarılar yayınlanmış, bildiriler
gönderilmiş... Yapılan kayıtların ne zaman kullanılacağı da...
Andıç Medyası türünden yayın organlarından olmayacak tabii bu kayıtların gösterimi.
Esas şenliğin o zaman olacağını bilen biliyor elbette.
Gerçek yüzlerin ortaya çıkmasıyla oluşan o
trajikomedi de yine kayıtlı olacak iyi mi? Kendini barış ve
özgürlükçü gibi lanse edenlerin suratına bir
tokat gibi yine kendi görüntüleri vurulacak. Ufacık bir
menfaat için bir vahşi hayvan kadar saldırgan olanların piyasaya
sundukları o mel'ul, mahcup kedi yavrusu ifadesi de o zaman bozulacak.
Kaç kuruşluk olduğunu gösterecek herkesin.
Her türlü itirazı, reddiyeyi, üst mahkemeye
başvuruyu da önleyecek kadar net ve kesin olacak bu kayıtlar. En
ufak bir mızmızlanmada başka bir kayıt, inkar etmede diğer bir
görüntü tokat gibi şaklayacak yüzlerde.
İnsanoğlu yüzde 10'unu bile kullanamadığı beyniyle bu
kadar sistemler, bu kadar teknolojiler geliştirecek de, ilahi idrak mi
bunların binlerle mislini uygulamaktan aciz olacak?
Ki bakınız bilime ve gelişmelere. Yüzlerle, binlerle
numunesi ve işareti vardır büyük ve mutlak kayıtla ilgili
delillerin. Kirlian'a bakın, Edison'a bakın, Tesla'ya bakın. Buldukları
şey gerçeğin yüzde kaçıymış bir sorun bakalım. Bir
taş parçasına sesin nasıl hapsolduğuna, bir karbon varyantına
görüntünün nasıl nakşedildiğine şaşırmayanlar,
bahsettiğim bu müthiş ekolojik ve evrensel kayıt sistemine de
bırakınız hayret etmeyi 'hak ve gereklidir' diyecektir.
Bu gerçeklerin verdiği ürpertiden kaçmak
için en küçük dünyevi deliği kendine
kocaman plaza olarak kurgulayanların algılayabileceği şeyler değil
şüphesiz tüm bunlar. Ancak algılanamıyor diye gerçek
olmadığı anlamına da gelmiyor. Bilen biliyor birincisi. İkincisi,
mutlak adalet ve hakikat bunu zaruri görüyor, şart koşuyor.
Dünyeviliği, sekeratı, muzıratı niye bu kadar sevip
perestiş ediyorlar sanıyorsunuz ki? Yalama bir ruhun, iğdiş edilmiş bir
beynin en büyük kâbusu bu olmasın da ne olsun?