|
Emin abi diyor ki, 'Bu
kavganın sonucunda giden taraf olmaz ancak, Doğan grubu çatlar, fakat
kırılmaz. Kavganın galibi de AK Parti olur. Çünkü AK Parti daha 2-3 yıl
iktidarda ve Doğan Grubu'nun açığı çok.'
İşte bu...
Fox TV'den Kadir Çelik'e konuşan Çölaşan başka itiraflarda da bulunuyor...
Mesela, Hürriyet'te yazdığı dönemde, yani Doğan Grubu ile AK Parti
iktidarının ilişkilerinin iyi olduğu günlerde kendisine, Başbakan ve
Maliye Bakanlığı hakkında aleyhte yazılar yazmaması söylenmiş.
Bütün saflığını kuşanarak diyor ki Emin abi, 'Maliye
Bakanlığı ile işleri vardı bu yüzden dokunamıyorlardı. Sağlık Bakanlığı
veya Milli Eğitim Bakanlığı hakkında eleştiriler yazabiliyordum, ancak
Maliye Bakanlığı hakkında asla...'
Kadir Çelik'e anlattıkları, itirafların ancak bir cüzünü oluşturabilir.
Siz en iyisi, Emin Çölaşan imzalı 'Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi' kitabını okuyun.
Doğan Grubu ve hükümet ilişkileri, otuz iki kısım tekmili birden bu kitapta.
Mesela, Ertuğrul Özkök, sık sık Emin Çölaşan'ı arıyor ve şuna benzer şeyler söylüyor: 'Gene
yapmışsın yapacağını. Aydın Bey çok kızdı yazdıklarına. Kaç kere
söyledim, yazma arkadaş bunların aleyhinde. Bak ne güzel maaşını
alıyorsun, ağzının tadını bozma. Biz de keyfimizden susmuyoruz, azıcık
sabret. Zamanı geldiğinde biz bunlarla papaz olmasını biliriz.'
Demek ki zamanı geldi.
Demek ki 'muhalefet rolü' oynamak için 'rafineri' ve 'imar izni'ni bekliyorlarmış.
Demiştim
ya, Doğan Grubu gazeteleri, gazeteciliğin en temel kuralını çiğniyor;
herkes manşetlik haber için kırk takla atarken, bunlar haber
biriktiriyor...
Deniz Feneri olayı bir buçuk yıl kadar önce gündeme geldi.
Tuncay Özkan'ın Kanal Türk'ü dışında, pek itibar eden olmadı habere.
Doğan Grubu gazetelerinin olağanüstü gayretlerinden sonra (tabii CHP'nin de yaratıcı katkılarıyla), olay 'yolsuzluk davası' olmaktan çıkıp, siyasi iktidara karşı topyekün muhalefet hareketine dönüştü.
Hemen belirteyim:
Deniz Feneri davası sonuçlandı. Suçlular değişik hapis cezalarına çarptırıldı.
Olayın Türkiye ayağı da mutlaka soruşturulmalıdır.
Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurulu mu olur, Başbakanlık Denetleme Kurulu mu olur, yoksa teşekkül edecek bağımsız bir denetleme kurulu mu olur, derhal iddiaları araştırmalı, hatta Almanya'daki 'mahkeme safahatı'nı da teşrih masasına yatırmalıdır.
Hemen aklıma, niçin Etibank davasında tutuklanıp cezaevine tıkılmadığını çözemediğimiz Zafer Mutlu'nun veciz sözü geliyor.
Kendisiyle röportaja giden Nihal Mete Ün'e demişti ki, 'Ne gazeteciliği kardeşim, biz burada dükkan açtık, para kazanıyoruz.'
Bu röportaj, Aydın Doğan'ın patronajındaki bir haftalık gazetede, Pazar Postası'nda yayımlandı.
İkili (Doğan ve Mutlu) o dönemde 'hasım'dı.
Şimdi kol kola pek çok başarıya imza atıyorlar.
Mutlu, hangi parayla kurulduğunu çözemediğimiz gazetesi Vatan'la birlikte Aydın Doğan'ın himayesine girdi.
Pek bir imtizaç ediyorlar.
Pek sevişiyorlar.
Deniz Feneri davasında da 'ortak hedefe' ateş ediyorlar; giderek pespayeleşen ve zıvanadan çıkan tetikçi yazarlarıyla.
Tabii, teşekkül edecek bağımsız denetleme kurulu, 'medyamızın hallerine' de şöyle bir bakmalı...
Mutlaka bakmalı.
|