Agrega Üreticileri Birliği (AGÜB)

72 views
Skip to first unread message

maden

unread,
Apr 5, 2016, 5:42:27 AM4/5/16
to maden...@googlegroups.com

 

 

Agregada avrupa`dan öndeyiz

 

Agrega Üreticileri Birliği (AGÜB), “Yaşanabilir kentlerin ana ham maddesi” olarak tanımladığı agreganın kaliteli üretimi için çalışmalarını tüm gücüyle sürdürüyor. AGÜB Yönetim Kurulu Başkanı Beşir Kemal Ustaoğlu; Türkiye`de deprem riskine bağlı olarak hızlanmış olan kentsel dönüşüm, karayolu ağının sürekli olarak yurt genelinde genişlemesi ve nüfus artış oranının yüksek olmasının getirdiği konut, okul ve diğer kentsel yapılara olan ihtiyaçtan ülkemizdeki kişi başına tüketilen agrega Avrupa`dan daha yüksektir” diyor.

 

 

http://www.haberortak.com/image/haber/2016/03/31/Resim_1459425279.jpg

Agrega Üreticileri Birliği, 12 Aralık 2001’den bu yana Türk agrega üreticilerine çatısı altında toplayarak kaliteyi sürekli ve yukarı ivmede tutabilmek adına çalışmalarını sürdürüyor.  AGÜB, var oluş amacını; “standartlar ile sektörü ilgilendiren yasal düzenlemelerin yapılmasında öncülük etmek, sektörün içinde bulunduğu bürokratik karmaşıklığı giderecek girişimlerde bulunmak, sektör firmalarının üretimde karşılaştıkları teknik ve hukuki sorunların çözümüne katkıda bulunmak, çevreye saygılı ve kaliteli agrega üretimine teşvik etmek” olarak açıklıyor. AGÜB Yönetim Kurulu Başkanı Beşir Kemal Ustaoğlu ile Türk ve dünya agrega sektörünü değerlendirdik.

Son üç yılda Türkiye agrega sektörünün ortalama yüzde 8 büyüdüğü bilgisini veriyorsunuz. Bu büyümenin arkasındaki veriler nelerdir ve büyümenin devam edeceğini söyleyebilir miyiz?

Mega projeler, kentsel dönüşüm, komşu ülkelerden gelen göçmenler ülkemizdeki inşaat sektörüne hız kazandırmıştır. Buna bağlı olarak ekonominin lokomotifi olan sektörün ana ham maddesi olan agregaya olan talebin artması da kaçınılmaz olmuştur. Nüfusunun yaş ortalaması 29 olan ülkemizde, altyapı ve üst yapı yatırımları devam edecek gibi görünüyor.  

Kişi başına düşen agrega tüketim miktarı aslında bize ne anlatır? Avrupa ve Türkiye’nin de içinde olduğu gelişmekte olan ülkeler üzerinden bunları anlatabilir miyiz?

Avrupa’da bilhassa altyapı yatırımları bitmiştir. Nüfus artışı da bazı ülkelerde negatif gerçekleşmekte. Buna bağlı olarak inşaat sektörü bizim ülkemizdeki kadar canlı ve hareketli değil. Türkiye’de deprem riskine bağlı olarak hızlanmış olan kentsel dönüşüm, karayolu ağının sürekli olarak yurt genelinde genişlemesi ve nüfus artış oranının yüksek olmasının getirdiği konut, okul ve diğer kentsel yapılara olan ihtiyaçtan ülkemizdeki kişi başına tüketilen agrega Avrupa’dan daha yüksektir.

Sektörün gelişimini yeterli buluyor musunuz? Yakın zamanda atılmış en önemli adımlar nelerdi? Buna karşılık yapılması geç kalınan atılımlar neler?

Sektörü temsil eden bir meslek birliğinin dönem başkanı olarak üzülerek şunu söylemek istiyorum; iş dünyası hala sivil toplum kuruluşlarına yani STK’lara gerekli ilgiyi göstermiyor. Sanki buralara üye olmak para israfı ve zaman kaybı gibi algılanıyor. Oysa gelişmiş ülkelere baktığımızda STK’lara katılım oranı ile ülke ekonomisi ve refahın arasındaki korelasyonu net olarak görüyoruz. Agrega Üreticileri Birliği (AGÜB) olarak bu dönem Avrupa Agrega Üreticileri Birliği’ne (UEPG) üyelik başvurusunda bulunduk. Geçtiğimiz günlerde Hollanda’da düzenlenen komite toplantıların davet edildik. Orada gördük ki UEPG Brüksel’de AB yöneticileri vasıtası ile sektöre ve dolayısı ile Avrupa Birliğinin gelişmesine çok önemli katkılarda bulunuyor. AGÜB olarak TOBB Madencilik Konseyi, Yapı Malzemeleri Üreticileri (YÜF) ve TÜRKONFED üyesi olarak meslektaşlarımızın sorunlarını ve görüşlerini Ankara’daki karar vericilere ulaştırmak en önemli misyonlarımızdan biridir. Kurallara, kanunlara uygun ve profesyonelce agrega madenciliği yapan her işletmeyi AGÜB’e üyelik başvurusunda bulunmaya davet ediyorum. 

AGÜB’ün kuruluşu, günümüzdeki üye sayısı ve faaliyetleri hakkında bizleri bilgilendirir misiniz? 

12 Aralık 2001 tarihinde, yurt genelinde agrega üreticilerinin örgütlenmesini hedefleyen bir meslek örgütü statüsünde, çoğunluğu İstanbul ve Kocaeli illerinde agrega üretimi yapan 11 firmanın temsilcileri tarafından kurulmuştur. Temel hedefi; deprem kuşağında yer alan ülkemizde agreganın önemini vurgulamak, sektörü ilgilendiren yasal düzenlemelerin yapılmasında öncülük etmek, sektörün içinde bulunduğu bürokratik karmaşıklığı giderecek girişimlerde bulunmak, üretimde karşılaşılan teknik ve hukuki sorunların çözümüne katkı sağlamak, üreticilerin faaliyetleri ile ilgili örnek uygulamaları tüm sektörle paylaşmak, çevreye saygılı ve kaliteli agrega üretimine teşvik etmektir. 

Türkiye, agrega üretiminde hammadde sıkıntısı yaşıyor mu? Ya da agrega kalitesini bir standarda oturtmakta zorluklar yaşanıyor mu?

Her taş agrega değildir. Maalesef ülkemizde bu algıyı hala değiştirmedik. Agrega bir madendir. Kalker, bazalt, dolomit vb isimler ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından ruhsatlandırma yapılır agrega madenlerinde. Ancak halk arasında taş ocağı olarak bilinir. Aslında teknik olarak Kalker Maden Ruhsatı verilir. Taşocağı ruhsatı diye bir şey yok. Örneğin benim kurucu ortağı olduğum şirketin 1969’dan bugüne kadar işletmecilik yaptığı agrega madeni Kalker Maden Ruhsatı ile işletilmekte ve kalker maden ocağı ve agrega üretim tesisleri olarak adlandırılır. Kalkerin de fiziksel ve kimyasal özellikleri çok önemlidir. Beton ve asfaltta her agrega aynı deney sonuçlarını vermez. Hazır beton sektörü KGS adıyla bir kalite kontrol sistemi ve belgelendirme modeli geliştirdi. Bu uygulama ile hazır beton tesislerine agrega temin eden madenlerin Türkiye Hazır Beton Birliği THBB’ye bağlı kuruldan belge almaya zorladı ki bu çok doğru bir uygulamadır. Biz AGÜB olarak bir akreditasyon kuruluşu ile birlikte 2016 yılında belgelendirme konusunda çalışmalara başlıyoruz. 

Dünya ve Avrupa’da sektörün durumu nedir? Önde gelen üretici ülkeler hangileridir? Dünya ile kıyasladığımızda Türkiye’nin agrega pazarındaki yeri hakkında bilgi alabilir miyiz?

Agrega sektörü gelişmiş ülkelerde, yürürlükteki yasal düzenlemelerle sektöre giriş bariyerlerinin yüksek olduğu, sınırlı oyuncu sayısı ile rekabetin yoğun yaşanmadığı, kaynakların verimli ve planlı olarak tüketildiği, üretim faaliyetleri ile doğaya yeniden kazandırma aktivitelerinin paralel yürütüldüğü, ilk yatırım maliyetlerinin yüksek olduğu bir sektör durumunda. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise, yasal düzenlemelerin kısa periyotlarda değişkenlik göstermesi, sektörde kurumsallaşmanın önündeki en büyük engel durumunda. Bu ise sektörün gelişimi için yapılması gereken yatırımlara engel teşkil etmektedir.

Avrupa Agrega Birliği verilerine göre Türkiye, Rusya ve Almanya’nın ardından en çok agrega üreten 3. ülke konumundadır. 

Açık maden işletmeciliği yöntemiyle yapılan agrega üretimi, ağır çalışma şartlarına sahip olmasıyla çevre ve çalışan sağlığı konularını akla getiriyor. Birlik olarak bu konudaki felsefeniz nedir?Bize üye olmak için başvuruda bulunan şirketlerin başvurusu yönetim kurulumuzda karar bağlanır. Yapılan değerlendirme sonunda; işletmenin çevreye, iş güvenliğine gösterdiği hassasiyete, devletten alınmış izinlerine, raporlamaya verdiği öneme ve sektörümüze getirdiği katkıya bakılarak karar alınır. Avrupa standartlarında profesyonel yönetilmeyen bir şirket bize üye olamaz. Sektör üreticileri, üyelerinizin agrega tesislerinde sahip oldukları makine parkı ve otomasyon kullanımıyla ilgili neler söylersiniz? Dünya ile kıyaslandığında teknoloji kullanımında ne noktadayız?Bundan 10-15 yıl öncesi ile kıyaslandığında sektörde kullanılan makine ve ekipmanların boyutları ve kapasitelerinde ciddi artışlar olmuştur. Bu durum özellikle maliyet optimizasyonu açısından sektöre fayda sağlamıştır. Diğer taraftan makine üreticilerinin Ar-Ge çalışmalarında kat ettikleri yol, özellikle ürün kalitesinin artışı ve rezervlerin daha verimli kullanımı konularında ciddi artılar sağlamıştır. Ancak sektörde ruhsat güvencesinin sağlanması ile bu alandaki gelişimin çok daha hızlı olacağı öngörülmektedir. “Betonun %75’ini, asfaltın %95’ini oluşturan Agreganın üretiminde standartlaşmayı sağlamak için çalışıyoruz” diyorsunuz. Agrega üretiminde standardı yakalamanın ve dahası kaliteyi yükseltmenin yolları nelerdir? Deprem kuşağı üzerinde yer alan yeniden yapılanması sürekli gündemde olan Türkiye’de kaliteli agreganın ne denli önemli olduğunu, özellikle kaynakların kısıtlı olduğu fakat her geçen gün tüketimin arttığı İstanbul gibi şehirlerde uzun vadeli kaynak planlamasının yapılması gerektiğini her fırsatta gerek kamuoyuna gerekse sektörle bağlantılı tüm kamu kurumlarına anlatmaya çalışıyoruz. Standartlaşma ve kalitenin arttırılması, üreticiler kadar tüketicilerinde bilinçlenmesini gerektirmektedir. Bunu sağlamak adına Yapı Üreticileri Federasyonu, Türkiye Çimento Müstahsiller Birliği ve Türkiye Hazır Birliği gibi kuruluşlarla birlikte çalışmalar yürütüyoruz. 

Birlik olarak eğitim faaliyetlerini de sıklıkla hayata geçiriyorsunuz. Son dönemde takviminizde eğitime yönelik neler yer alıyor? 

İş sağlığı ve güvenliğini konu alan mevzuatlar gereğince, agrega sektörü gibi “çok tehlikeli işler” sınıfında yer alan işletmelerde, çalışanların yaptıkları işlerde yeterli uzmanlığa sahip, sertifikalı personel olmaları gerekmektedir. Ne var ki agrega tesislerinde çalışan tesis operatörleri, bakımcı, silocu ve benzeri personele bu konuda eğitim veren ve belgelendiren ilgili bakanlık tarafından akredite bir kuruluş bulunmamaktadır. Birliğimiz bu açığı kapatmak adına, söz konusu eğitimleri vermeyi ve gerekli sertifikasyonu sağlamayı hedeflemektedir. Bunun için Milli Eğitim Bakanlığı’na resmi başvurular yapılmış olup, bakanlık onayı sonrasında eğitim programlarına başlayacaktır. Yine hammadde ocaklarında yapılan patlatma faaliyetlerinin güvenliğinin ve verimliliğinin arttırılması amacıyla, İstanbul ve Kocaeli İl Emniyet Müdürlükleri’nden konusunda uzman personellerin katılımlarıyla patlatma seminerlerinin düzenlenmesi planlanmaktadır. Sonrasında bu seminerlerin diğer illerde de organize edilmesi hedeflenmektedir.

Genel bir 2015 değerlendirmesi yapmanızı istersek, neler söylersiniz? Nasıl bir yıl geçirdiniz? Bu bağlamda 2016 yılı beklentileriniz, öngörüleriniz nelerdir?

2015’te hacimsel büyüme oldu ancak mali sıkıntılar da büyüdü. Bunun temel nedeni maliyet artışlarına paralel olarak agrega satış fiyatı artmadı. Tahsilat zorlukları başladı. Bir yılda iki seçim ve komşu ülkelerdeki sıkıntılar bazı dengelerin değişmesine neden oldu. İstanbul’un kendine has bir özelliği var. Her yıl yurt içi ve yurt dışından yüksek sayıda göç almakta. Mega projeler devam etmekte. Anadolu’daki büyüme İstanbul’a göre daha yavaş ancak henüz 2016’nın başlarındayız ve bekleyip göreceğiz hep birlikte.

image002.jpg
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages