
Prof.Dr. Gündüz ÖKTEN
İTÜ Maden Fakültesi
Dünyada ve Türkiye’de İş Kazaları
İş sağlığı ve güvenliği konusu gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere tüm dünyada önemli bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Her yıl çok sayıda insan iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetmekte veya iş göremez duruma düşmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) verilerine göre; bugün dünyadaki işgücü 3 milyar civarındadır. Her yıl 270 milyon iş kazası meydana gelmekte, 160 milyon kişi meslek hastalığına yakalanmaktadır. Her gün 6 bin kişi iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle yaşamını kaybetmektedir. İşe bağlı ölümlerin beşte dördü meslek hastalıkları nedeniyle meydana gelmektedir.
Ülkemizde bu güne kadar izlenen gelişmeler iş sağlığı ve güvenliği konusunda önemli sorunlar olduğunu göstermektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) istatistikleri değerlendirildiğinde; 2012 yılında 1.538.006 işyerinde, 11.939.620 işçi çalışmaktadır. SGK verilerine göre, aynı yıl içinde, toplam 74.871 iş kazası ve 395 meslek hastalığı meydana gelmiş, 745 sigortalı hayatını kaybederken 2.209 sigortalı iş göremez duruma düşmüştür. Son 20 yılda (1992 – 2011) iş kazası ya da meslek hastalığı sebeplerinden hayatını kaybeden işçi sayısı 24.607’dir. ILO tarafından yapılan çalışmalara göre, iş kazaları ve meslek hastalıklarından kaynaklanan ekonomik kayıplar ülkelerin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın (GSYH) %4’ü olarak hesaplanmaktadır. Türkiye’nin 2011 Yılı Cari Fiyatlarıyla GSYH’sı 1.294.893.000.000.- TL’dir. Bu kabullerden hareketle, ülkemizin iş kazası ve meslek hastalığı kaynaklı ekonomik kayıpları 52 milyar TL olarak hesaplanmaktadır. Türkiye, 100 bin çalışan başına ölümlü iş kazaları açısından Avrupa birincisi ve dünya üçüncüsü durumundadır. Diğer taraftan 2012 yılı için verilen meslek hastalığı sayısı (395 olay) gerçeği yansıtmamaktadır. Ülkelerin iş sağlığı alanındaki gelişmişlik düzeyiyle bağlantılı olarak saptanması gereken meslek hastalığı sayısı çalışan sayısının binde 4 - 12’si arasında olmalıdır. Bu değer, binde 4 olan alt sınır esas alınırsa 47.000, binde 12 olan üst sınır esas alınırsa 143.000 bin civarında olacaktır.
Madencilik Sektöründe İş Kazaları
Madencilik, doğası gereği içerdiği riskler nedeni ile özellik arz eden, bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetimi gerektiren en riskli iş kollarından birisidir. Bu nedenle iş kazası ve meslek hastalığı olayları diğer sektörlere kıyasla daha ağır ve sayıca daha fazladır. Özellikle yeraltı kömür madenciliğinde göçükler, ocak yangınları, grizu, kömür tozu veya karışım patlamaları, gazdan kaynaklanan zehirlenmeler, nakliyat ve mekanizasyonla ilişkili kazalara sık sık rastlanmaktadır. Ayrıca zor yeraltı çalışma koşullarının (toz, sıcaklık ve nem, gürültü, titreşimler, yetersiz aydınlanma vb.) neden olduğu meslek hastalıkları, son yıllarda azalma eğilimi göstermesine karşın, ihmal edilemeyecek kadar önem taşımaktadır.
SGK, Madencilik Sektörü ile ilgili faaliyet gruplarını; Kömür ve Linyit Çıkartılması, Metal Cevheri Madenciliği, Diğer Madencilik ve Taşocağı İşletmeciliği, Madenciliği Destekleyici Hizmetler olmak üzere dört ana başlık altında toplamıştır. 2012 yılı verilerine göre, söz konusu faaliyet gruplarındaki 6.644 işyerinde toplam olarak 137.630 kişi çalışmaktadır. Aynı yıl için sektörde saptanan iş kazası sayısı 9.919, sürekli iş görmez sayısı 114, ölüm sayısı 44’tür.
Kömür ve Linyit Çıkarılması faaliyet grubu ayrı olarak değerlendirildiğinde; iş yeri sayısı 756 (% 11), sigortalı işçi sayısı 50.949 (% 37), iş kazası sayısı 8.828 (% 89), sürekli iş görmez sayısı 67 (% 58), ölüm sayısı 20 (% 45) olduğu görülmektedir. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) raporuna göre; Türkiye’de taşkömürü madenlerindeki kazalarda milyon ton üretim başına ölüm oranları (7,22), dünyanın en büyük kömür üreticileri olan Çin (1,27) ve ABD (0,02)’den çok daha yüksektir. SGK verileri, 2012 yılında en çok iş kazasının 9.209 (% 12,3) ile inşaat sektöründe meydana geldiğini göstermiştir. Kömür madenciliği 8.828 (% 11,79) ile ikinci sıradadır. Bu değerler ülkemizde Kömür ve Linyit Çıkarılması faaliyetlerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından diğer gruplara oranla çok daha fazla sorunlu olduğunu ortaya koymaktadır.
Görüldüğü gibi, ülkemiz madencilik sektöründe iş kazaları ve meslek hastalıkları büyük can ve mal kayıplarına neden olmaktadır. Özellikle grizu patlaması ve ocak yangını olayları yeraltı kömür madenciliğinde iş güvenliğini tehdit eden en önemli iş kazası türleridir. 07 Mart 1983 – 08 Ocak 2013 tarihleri arasında meydana gelen 15 grizu patlaması olayı sonucu 617 madenci hayatını kaybetmiştir. 08 Eylül 2004 tarihinde Küre – Kastamonu bakır ocağında meydana gelen yangın olayında 19 ve 13 Mayıs 2014 tarihinde meydana gelen ve ocak yangını şeklinde seyreden olayda 301 madenci vefat etmiştir.
İş Kazalarının Önlenmesi İçin Alınacak Tedbirler
İş kazaları; çalışanların ölümüne, bedensel ve ruhsal hasara uğramasına, makine ve teçhizatın zarar görmesine, üretimin bir süre durmasına yol açan olaylardır. Bu nedenle iş kazalarının önlenmesine yönelik çalışmalar büyük önem taşımaktadır. Kaza önleme çalışmaları her şeyden önce insanların yaşam hakkına saygının bir gereğidir. Ayrıca üretim ya da hizmetin sürekliliği, üretimin ve verimliliğin artırılması, işçi-işveren arasındaki ilişkilerin İyileştirilmesi konularında olumlu ve yararlı sonuçları beraberinde getirmektedir.
Belirtilen nedenlerle, yukarıda çizilen kara tablonun biran önce ortadan kaldırılabilmesi, maden facialarının bir daha tekrarlanmaması için gerekli önlemler ivedilikle alınmalı ve planlı bir şekilde, maden ocağının ömrü boyunca ödün vermeden uygulanmalıdır.
Söz konusu önlemler aşağıda ana başlıklar halinde verilmiştir.
-Tüm maden işletmelerinde risk değerlendirilmesi yapılmalıdır. Esas amaç risklere kaynağında müdahale olmalı, kaçınılması mümkün olmayan riskler analiz edilerek gerekli önlemler alınmalıdır. Risk değerlendirmesi yapmayan ve değerlendirme sonuçlarına göre önlemleri almayan işletmelerde çalışmalar durdurulmalıdır.
-Yüksek risk taşıyan, teknik elemanın gözetim ve denetimi olmaksızın, tamamen ilkel koşullarda çalışan maden işletmelerindeki faaliyetler durdurulmalıdır. Gerekli teknik ve güvenlik şartlarını yerine getiremeyeceği anlaşılan işletmecilerin ruhsatları iptal edilmelidir.
-Madencilik sektörü paydaşlarının temsilcilerinden oluşan bir komisyon tarafından bugüne kadar saptanan maden kazaları incelenmeli, kazaların nedenleri, önlenmesi için alınacak tedbirler, yasa ve yönetmeliklerde yapılması gereken düzenlemeler, toplumda iş güvenliği kültürünü geliştirmek için yapılacak çalışmalar vb. konularında bir Acil Eylem Planı hazırlanmalıdır.
-Acil durumlar önceden değerlendirilerek, çalışanları ve çalışma çevresini etkilemesi mümkün acil durumlar belirlenmeli ve bunların olumsuz etkilerini önleyici ve sınırlandırıcı tedbirler alınmalıdır. Tahliye, tahlisiye, yangınla mücadele, ilk yardım vb. konularda eğitimler verilmeli, değişik zamanlarda tatbikatlar yapılmalı, belirlenen eksiklikler süratle tamamlanmalıdır.
-Tüm yeraltı işletmelerinde ocağın yerüstü ile en az iki bağlantısı bulunmalı ve ocaklar mekanik olarak havalandırılmalıdır.
-Tüm çalışanlara işe başlamadan önce yapacakları iş, karşılaşacakları sağlık ve güvenlik riskleri konusunda eğitim verilmeli, eğitimler periyodik olarak tekrarlanmalıdır.
-İş güvenliği denetiminden birinci derecede sorumlu olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, denetim elemanı kadrosunu artırmalıdır. Madencilik sektörünün özelliği dikkate alınarak kapsamlı bir risk haritası hazırlanmalı ve denetimler buna göre yönlendirilmelidir.
-Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘nın madencilikten sorumlu birimi olan Maden İşleri Genel Müdürlüğü‘ne, yasa ile "madencilik faaliyetlerinin iş sağlığı ve güvenliği ilkelerine uygun yürütülmesini takip etme" görevi de verilmiştir. Bu kuruluş, madencilik sektörünün ihtiyaçlarına yönelik olarak yeniden yapılandırılarak, iş sağlığı ve güvenliği konusunda taşra denetim birimleri oluşturmalı, personel kadrosunu nicelik ve nitelik bakımından geliştirmelidir.
-İş sağlığı ve güvenliği yatırımları teşvik edilerek desteklenmeli ve iş güvenliği ekipmanları ile kişisel koruyucu donanımlar gümrük ve katma değer vergilerinden muaf tutulmalıdır.
-Madencilik konusunda ileri ülkelerdeki teknolojik gelişmeler yakından izlenmeli, öncelikle iş güvenliğini artırmaya yönelik merkezi ölçme, erken uyarı ve haberleşme sistemleri ile kişisel koruyucular ve tahlisiye (kurtarma) donanımları kullanıma sokulmalıdır.
-Teknik ve jeolojik koşullar elverdiği ölçüde mekanizasyona gidilmeli, özellikle kazalarının yoğunlaştığı işlerde makine kullanımı artırılmalıdır.
-İş güvenliği uzmanlarının mevcut çalışma süreleri yetersiz olup bu süre sektörün içerdiği riskler de göz önüne alınarak artırılmalıdır. Maden işletmelerinde görevlendirilecek iş güvenliği uzmanları mutlaka maden mühendisi olmalıdır.
-İşçi sayısına bakılmaksızın tüm maden işletmelerinde yeterli sayıda ve deneyimli maden mühendisi bulundurulma zorunluluğu getirilmelidir.
-Teknik nezaretçi ve iş güvenliği uzmanı ücretini, denetlemek durumunda olduğu işyeri sahibinden almaktadır. Bu durum teknik nezaretçinin ve iş güvenliğinden sorumlu mühendisin işletme ile ilgili kararlarında özgür davranmasını engellemektedir. Her iki teknik elemanın da görevini layıkıyla yerine getirebilmesi için, ücretini oluşturulacak bir fondan almasını sağlayacak yasal düzenlemeler acilen yapılmalıdır.
-Kaza sonrası organizasyon ve koordinasyon, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde kurulacak bir birim tarafından yürütülmelidir. Buna ilişkin planlamalar bu birim tarafından geliştirilerek kaza sonrası yaşanan belirsizlikler giderilmelidir.
-Örgütlenmenin ve sendikalaşmanın önündeki engeller kaldırılmalı, çalışma yaşamı ile birlikte çalışanların sosyal ve ekonomik yaşamları da iyileştirilmelidir. Ucuz işgücüne dayalı çalışma anlayışı terk edilmelidir.
“İş Kazaları ve Önlenmesi İçin Alınacak Tedbirler” yazısıyla ilgili görüşlerim
Necati Yıldız
Sayın Hocamızın Prof.Dr.Gündüz Ökten’in “İş Kazaları ve Önlenmesi
İçin Alınacak Tedbirler” yazısıyla ilgili görüşlerimi kısa ve öz olarak paylaşmak istedim.
Öncelikle sayın
hocamız madencilikle ilgili olup
bitenlerin biraz gerisinde kalmıştır.
Şöyle ki;
Enerji
ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘nın madencilikten sorumlu birimi olan Maden İşleri
Genel Müdürlüğü‘ne, "madencilik faaliyetlerinin iş sağlığı ve güvenliği
ilkelerine uygun yürütülmesini takip etme" görevi bir zamanlar yasa ile verilmişti. Artık böyle bir görevi yoktur. Şöyle ki:
8 Şubat 2015 tarih ve Sayı : 29271 sayılı resmi Gazetede yayımlanan 6592 sayılı MADEN KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK’ğin 27.maddesi aşağıdaki gibidir:
MADDE 27 – 19/2/1985 tarihli ve 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d)
bendi yürürlükten kaldırılmıştır.
Nedir
bu yürürlükten kaldırılan hüküm?
Madde 9 – (Değişik : 12/8/1993 - KHK - 505/3
md.) …………
d) Faaliyetlerin iş güvenliği ve işçi sağlığı ilkelerine uygun yürütülmesini takip etmek,
(Not: “Kişisel
görüşüm” Maden İşleri Genel Müdürlüğünce Uygulama projeleri onaylandığı ve
madenler bu birim tarafından denetlendiği sürece yasada olmasa da bunun sorumlusu
ilgili birimdir.)
Hocamız
“teknik elemanların görevini layıkıyla yerine getirebilmesi için, ücretini
oluşturulacak bir fondan almasının sağlanmasını” önermektedir. Bu öneri yıllardan beri
tartışılmaktadır ve uygulanır olmadığı için kabul görmemiştir.
1954
yılından 2015 yılına kadar uygulanmış olan sistemde yer almış olan “teknik
nezeretçi”yi ruhsat sahibi atadığı, azletme yetkisi ruhsat sahibinde olduğu,
maaşını ruhsat sahibi verdiği
sürece teknik nezaretçi ya da 2015 yılından
sonra aynı şartlarda atanacak daimi nezaretçiden devlet adına denetleme yapması,
devlete karşı sorumlu tutulması beklenmemelidir. Sorumlu tutulmaya çalışılırsa
bu eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu görevi yapan maden mühendisleri ruhsat
sahibinin elemanıdır ve ruhsat sahibine karşı sorumludur. Kısa ve öz
olarak bu sistemde maden mühendisinin
muhatabı ruhsat sahibi olup Maden İşleri Genel Müdürlüğü değildir. Maden
ruhsatlarının denetleme görevi Maden İşleri Genel Müdürlüğünün sorumluluğundadır.
Maden İşleri Genel Müdürlüğünün muhatabı da ruhsat sahibidir. Düzenleme bu yönde yapılmalıdır.
Teknik
nezaretçi ya da daimi nezaretçinin maaşının havuzda toplanması sorunu çözmeyecektir. Böyle bir uygulama
teknik ya da daimi, hangi isimle anılırsa anılsın maden mühendisinin “atamasını” ve “azil edilmesini” siyasallaştıracak, mağdur olanlar görevini
hakkıyla yapanlarla çağdaş, demokrat,
ilerici meslektaşlarımız olacaktır.
Yıllardan bu
yana
“Maden ve Taş Ocakları ile Açık İşletmelerde Alınacak İşçi Sağlığı ve İş
Güvenliği Tedbirleri Hakkında Tüzük”de İş kazalarına müdahale yetkisi Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığına verilmişti. Ancak
bakanlık bu görevi yapacak yapılanmaya gitmemiş, gidememiş gitmesi
de mümkün değildir. Bundan sonra da Bakanlığın
böyle bir yapılanmaya gitmesi mümkün değildir. Bunun yerine Bakanlık iş kazalarında
kazaya en yakın başta kamu kurumları olmak üzere, bu konuda
ekip kurmuş özel şirket ekiplerini görevlendirmektedir.
Daha fazla
detaylara girmeden iş kazalarının önlenmesine yönelik üzerinde durulması gereken
en önemli konunun, sayın hocamın da
ifade ettiği gibi EĞİTİM,
özellikle de MADEN MÜHENDİSLERİNİN
eğitimi olduğunu düşünüyorum.
Ülkemizde maden
mühendisliği eğitimi veren üniversiteler “Tüm maden işletmelerde risk değerlendirmesi yapabilen”, “ Acil Eylem
Planı hazırlayabilen”, “yeraltı
işletmelerinde yerüstü ile yer altında
en az iki bağlantı olması gerektiğini bilen”, “tahlisiye, yangınla mücadele,
ilk yardım konularında eğitilmiş” vb …….
“DONANIMLI MADEN MÜHENDİSLERİ NEDEN YETİŞTİRMİYORLAR?
Dünyadaki teknolojik gelişmelerin üniversitelerde öğrencilere öğretilmeyim,
diploma almış mühendislere ücret karşılığında
verilmesinin etik olup olmadığı tartışılması gerekmez mi?
Demokratik olmayan
yollarla rektör atandığı bir sistemde Üniversiteler önce kendilerine
sahip çıkmalıdır. Üniversiteler mezun ettikleri
mühendislerin yetkileri YTK gibi uygulamalarla kısıtlanıp ellerinden alınırken sessiz kalmamalıdır. Üniversiteler
Maden Mühendisleri Odasının maden mühendislerinin haklarını korumak için
verdiği mücadelede yalnız bırakmak bir yana yapılan yanlışlıkların bir parçası
olmaktadırlar. Son zamanlarda YTK ile ilgili eğitimleri ibretle izliyoruz. Üniversiteler 4 yılda öğrencilerine veremedikleri
eğitimi diploma almış mühendislere 3 günde veremeye çalışmaktadırlar.
Bu ülkede madenciliğin
iş kazlarıyla anılmaması, madencilik sektörünün bir yerlere taşınması isteniyorsa
önce herkes kendine düşen görevi yapmalıdır. Üniversiteler düşen görev de önce DONANIMLI MADEN MÜHENDİSİ YETİŞTİRMEK, sonra
da yetiştirdikleri maden mühendisleriyle piyasada rekabet etmemek,
onlara SAHİP ÇIKMAKTIR.
--
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "Maden Portal" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için madenportal+unsubscribe@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin.