Agrega günümüz yaşamının hammaddesi
Gebze ve Bursa`daki agrega tesislerinde saatte yaklaşık 2 bin ton üretim yapan Kar Grup, kendi taş ocakları ve nakliye filosu sayesinde ilk andan son ürüne her noktayı kendi bünyesinde hallediyor. Kar Grup Kireç ve Agrega Tesis Müdürü Ergül Gökçe; . “Agrega betonun yüzde 80`ini oluşturuyor. Deprem bölgesinde olan bir ülke için agreganın ne denli kilit bir malzeme olduğunda hemfikirizdir. Agrega sektörü yaşamın bir parçası. Agrega, her şeyin hammaddesi” diyor.

Kar Grup, bünyesindeki birçok sanayi dalının yanı sıra 1973 yılından bu yana agrega üretimi gerçekleştiriyor. Firmanın, Gebze ve Orhangazi’deki tesislerinde yıllık üretim miktarı 700-800 bin tona ulaşıyor. Bursa’da üçüncü bir ocak açma çalışmalarını sürdüren Kar Grup’un agrega alanındaki faaliyetleri üzerine Kireç ve Agrega Tesis Müdürü Ergül Gökçe ile görüştük. Kar Grup’un Orhangazi’deki tesislerini de gezme fırsatı bulduğumuz röportajda Gökçe, hem firmalarının çalışmalarına hem de agrega sektörüne yönelik açıklamalarda bulundu.
Kar Grup bünyesindeki agrega üretim tesisleri ve yıllık üretim detaylarını öğrenebilir miyiz?
Kar Grup, Kipsaş Karadeniz Madencilik Sanayi olarak 1969 yılından beri agrega ve nakliyat işleriyle iç içe çalışmakta. 1973 yılında Kaynarca’da agrega üretimine başlamış, sonrasında Gebze ve Orhangazi tesisleriyle agrega üretimini artırmışlar. Bugünkü şartlarda Kar Grup bünyesinde Marmara Bölgesi olarak Gebze ve Bursa, saatte yaklaşık 2 bin ton kapasiteyle agrega üretimi yapmaktadır. Firma agrega üretiminin akabinde beton, asfalt, Karkim ve Kardem Demir olarak hem üretim yapmakta hem de uygulama olarak çalışmaktadır. Tüm bu üretimi yapmasının yanında sevkiyatını da kendi filosuyla sağlıyor. Yaklaşık 500 araç gibi bir taşıma kapasitesi var. Bütün sevkiyatı kendi araçlarıyla sağlıyor. Kar Grup, bazı inşaat işleri dışında hiçbir şekilde taşeron firma kullanmıyoruz.
Agrega alanında Gebze ve Orhangazi olmak üzere iki tesiste üretim yapılıyor. Bu tesislere daha detaylı bakabilir miyiz?
Tesisler donanım olarak otomatik sistem olup, taş ocağında sahanın hafriyatı yapıldıktan sonra dinamik patlatma işlemi yapılır. Sonrasında araçlarla konkasör dediğimiz kırma ünitelerine taşınır. Araç konkasöre döktükten sonra işlem personel veya kişiye bağlı değildir. Beton hammaddesi dediğimiz zincir üretilene kadar otomatik sistem ilerler. 1973’te agrega üretimine başlandığında ufak çeneli kırıcılara elle, el arabalarıyla dökmeyle başlanan sistem, bugün tamamen otomatik bir hale kavuştu. Son yıllarda da her 5 yılda bir ekipmanları teknolojiye göre yenilemeye gayret gösteriyoruz. Böylelikle en verimli makinaları kullanarak düşük maliyetli üretime ulaşmak ve müşteriye en uygun maliyetli ürünler sunmak için çalışıyoruz.
Hammaddeyi aldığınız taş ocakları size mi ait?
Kendi taş ocaklarımız evet. Dışarıdan kesinlikle hammadde almıyoruz. Kendi taş
ocağımızdan deme patlatmayla çıkardığımız ürünü konkasörlerimizde işliyoruz.
Kendi beton tesislerimize beton hammaddesi olarak kullanıyoruz. Diğer beton,
asfalt şirketlerine de hammadde olarak veriyoruz. Çıkardığımız agregaları çok
çeşitli sınıflandırabiliyoruz. Beton hammaddesi olarak kullanılan 3-4 çeşit
malzemenin yanında firmalardan gelen değişik isteklere göre farklı ebatlarda
hazırlayabiliyoruz. Bütün inşaatlarda özellikle kullanmayı tercih
ettikleri yıkanmış doğal kum kalitesinde yıkanmış kum üretiyoruz. Paketli ve
açık olarak firmalara arz ediyoruz. Saatte 2 bin ton üretim yüksek bir rakam,
bu nedenle kendi kullanımımız dışında yüklü miktarda satış da
gerçekleştiriyoruz. 0 milimetre boyutundan 100 milimetre boyutuna kadar
müşterinin talep ettiği her boyutta ve miktarda ürün hazırlayabiliyoruz.
Var olan ocaklarınızda hammadde sıkıntısı yaşıyor musunuz? Ve kaliteyi etkileyen unsurlar nelerdir?
Ocaklarımızda daha uzun yıllar bize yetecek hammadde kaynağımız bulunuyor. Bu konuda bir sıkıntımız yok. Keza Bursa’da üçüncü bir ocak açma çalışmalarımız da sürüyor. Ürettiğiniz hammaddeyi beton ve asfalt tesislerine verdiğimiz için birinci aşamada kalite, ikinci aşamada ise sınıflandırılan malzemenin temizliği önemlidir. Şu anda çalıştığımız ocaklarda kalite adına bir sıkıntı yaşamıyoruz. Kaliteyi etkileyen özelliklerden biri; hammaddeyi üretmeden önce dekapajının alınmamasıyla ilgilidir. Alınması bir maliyet oluşturur çünkü. Kaliteyi belirleyen diğer etken, malzemeyi aldığınız doğayla, jeolojik yapıyla ilgilidir.
Ağır sanayide en önemli maliyet kalemi enerjidir. Sizde durum nasıl? Maliyetleri azaltmak için çalışmalar yapıyor musunuz?
Enerji ve motorin, yakıt dediğimiz malzeme; üretimimizde maliyet açısından ilk iki sırayı alan etkenler. Enerji tasarrufu için yapabileceğimiz en doğru şey teknolojiye uygun makinalar kullanmaktır. Kullandığınız makinaları tam kapasiteyle çalıştırdığınızda yüklü miktarda fayda görürsünüz.
Peki,
makinalarınızı en verimli biçimde kullanmak için neler yapıyorsunuz? Bu
bağlamda iyi bir bakım programına sahip olmanız da önemli, değil mi?
Saatte 2 bin ton üretim, aylık 700-800 bin tonlara ulaşıyor. Arızalar sebebiyle bu üretim 400-500’lere düşürse zararınız büyük olur. Bunu önlemek için programlı bakım çalışmaları yürütüyoruz. Gerekli zamanlarda planlı bakım çalışmaları yapmak, makinanın ömrünü uzatıyor. Bir de ömrünü doldurmuş makinaları değiştirmeye özen gösteriyoruz. Bir anda duracağınız 10 saat yerine belli zamanlarda 2 saat durmak hem kaybedebileceğiniz üretim zamanlarının önüne geçiyor hem de müşteri taleplerine cevap verememek gibi şansızlıklardan sizi koruyor.
Makine parkınıza daha çok yerli makinaları mı tercih ediyorsunuz? Tesislerinizdeki dağılım ne yönde?
İlk agrega tesisinin kurulduğu ilk zamanlar sürekli olarak yerli makinalar
kullanılmış. Son zamanlarda yabancı marka makinalar alınsa da bunlar Türk
distribütörler aracılığıyla alınıyor. Orana vurmak gerekirse agrega
tesislerinde yüzde 70-75 oranında Türk malı makinaları kullanıyoruz. Tabii
sizin de belirttiğiniz gibi artık enerji tasarrufu, çok önem kazandı. Bu
nedenle daha düşük devirli, daha düşük motorlarla aynı kapasiteyi veren
makinalar yabancı markalarca sunuluyorsa, onu tercih ediyoruz artık.
Otomasyon, sizin gibi büyük tesislerin artık olmazsa olmazı. Sizde otomasyon sistemi nasıl işliyor? Bununla birlikte robot yatırımı yapmayı düşünüyor musunuz?
Otomasyon, elbette vazgeçilmez bir konu. Daha önce elle, düğmelerin açılıp kapanmasıyla kullanılan sistemler, artık tam otomatik otomasyon sistemleriyle ilerliyor. İş makinasıyla hammadde bunkerlere döküldükten sonra tüm iş otomasyonla ilerliyor. Herhangi bir arıza, kırılma ya da kopma yaşanmadığı sürece otomasyon sistemli olarak devam eder. Herhangi bir arızada da sistem sıralı olduğu için, bir yerde oluşan bir aksaklık, ileriyi durdurarak maliyet ve iş kaybını önler. Otomasyon sistemi, iş güvenliğini de yanında getiriyor. Yani, üretimde, iş güvenliğinde ve zaman kayıplarında avantaj kazanıyorsunuz.
Robot kullanımına gelirsek, agregada böyle bir yatırım düşünmüyoruz. Agrega hammaddesi beton ve asfalta yönelik bir malzeme olup, büyük bölümü dökme malzemesi olarak kullanılıyor. Üretilen malzeme büyük silolarda biriktirilerek araçlara dolduruluyor ve satışa gidiyor.
Çevre sağlığı ve iş güvenliği konuları sizler için de çok önemli. Bu konularda Kar Grup neler yapıyor?
Çevre ve çalışan sağlığı, günümüzde önemini her geçen gün artırıyor. Yaşanan kazalar, meslek kaynaklı hastalıklar ya da çevrede oluşan zarar, dikkatleri bu konulara yönlendiriyor ki bu olması gereken şey zaten. Medyanın da katkısıyla gösterilen özen artsa da geç kalınmış önlemler bunlar. Biz Kar Grubu olarak özellikle çevre konusunda ilgili bakanlıklara iletişim halinde olarak kendi koydukları kanunlar çerçevesinde her türlü önlemi alarak çalışıyoruz. İş güvenliği konusunda kendi çabalarınızın yeterli gelmediği oluyor. Sürekli sahada bulunduğumuz için zamanla hep aynı yerlere baka baka bir iş körlüğü oluşuyor. Eksik olan yeri doğru görmeye başlıyorsunuz. Bu nedenle sürekli danışmanlık aldığımız firmaların yanında zaman zaman dışarıdan destek alarak kendimizi kontrol ettiriyoruz. Ayrıca meslek hastalıklarını önlemek için personelin mutlak surette iş güvenliği malzemelerini kullandırtmaya çalışıyoruz. Bakanlığın koyduğu kıstaslar doğrultusunda hareket ediyoruz. Emisyon ölçümleri, toz ölçümleri gibi yaptırmamız gereken ölçümleri yaptırıyoruz. Dışarıdan bize kontrole gelseler de gelmese de mutlaka kontrolü elden bırakmıyoruz.
Agrega Üreticileri Birliği, sektörde kalitenin standarda ulaştırılması için çalıştıklarını söylüyorlar. Siz sektörü nasıl değerlendiriyorsunuz? Kalite standardından sapılıyor mu?
Sektör genelinde evet, böyle bir sapma var. Agrega betonun yüzde 80’ini oluşturuyor. Deprem bölgesinde olan bir ülke için agreganın ne denli kilit bir malzeme olduğunda hemfikirizdir. Aynı kalitede bir betonu a firması 3 liraya b firması 1 liraya veriyorsa bunun sebepleri ortadadır. Bu sebeplerden birincisi kalite, ikincisi personeldir. Ürettiğiniz malzeme ne kadar jeolojik yapıya bağlı olsa da sizin malzemeyi ekipmanlarla sınıflandırmanız, kalitesini artırmak için içindeki artık maddelerden ayıklamanız gerekiyor. Kalite sağlam olsa da ayıklanmayan atıklar betonda çatlaklara sebebiyet vermeye kadar gidiyor. Kontroller yapılıyor ancak kalitedeki standardın sağlanamaması haksız rekabete yol açıyor.
Sektörün genel bir değerlendirmesini yapmanızı istersek neler söylersiniz?
Agrega sektörü yaşamın bir parçası. Agrega, her şeyin hammaddesi. Bununla birlikte agregayı üretmekte ve sınıflandırmada belli sıkıntılar yaşıyoruz. Genelde agrega ocakları 15-20 yıllık bir geçmişe sahiptir. Bir fabrika değil, sahasınız, çok geniş bir alana yayılıyorsunuz, büyük yatırım maliyetleriyle kuruluyorsunuz ve sabitsiniz, kaldırıp başka yere taşınalım demeniz mümkün değil. Zaman geçtikçe yanınıza binalar geliyor, sanayiler yaklaşıyor, ufak çaplı evlerle köy oluşumları başlıyor. Bu yapıların size yaklaşmasının önüne geçemiyorsunuz. Sonra bir patlatmada, dinamit atımında şikayetler oluşuyor. Şu an sektörün önündeki en büyük sorun bu. Ne kadar önlem alsanız da, çevre sağlığına zarar vermemek için teknolojinin her imkanını kullansanız da nihayetinde demirle taşı kırıyorsunuz, toz çıkmasını önlemeniz mümkün değil. Hiçbir zaman bir yerleşim yerinin yanına gidip taş ocağı ya da agrega tesisi kuramazsınız, bu mümkün değildir. Ancak şimdi bakıyoruz ki bir taş ocağının yanına yerleşim yerleri yaklaşıyor, sanayi siteleri, köyler kuruluyor. Ve devlet size; “iç içe çalışamazsınız, insan sağlığını tehlikeye sokuyorsunuz” diyor. Bunlar hep işleri zorlaştıran konular. Şunu anlamak gerekiyor; agrega olmadan, günümüzdeki yaşamı sürdüremeyiz. Agrega, günümüzün hammaddesi.
2015 yılı nasıl ilerliyor? Tüm sektörleri dalgalandıran doların artışı ya da ülke içi istikrarsızlık sizleri de etkiliyor mu?
Elbette, inşaatı etkileyen her durum bizleri de etkiliyor. Demir inşaatı etkiliyor, inşat agregayı etkiliyor, bunlar hep birbirini tetikleyen konular. Biz belli bir güce ve potansiyele sahibiz, bu bizi bir şekilde güçlü kılıyor. Yine de geçen sene ile bu senenin satışı ve üretim miktarları bir değil. Agrega fiyatlarını genelde senede bir kere güncellemeye çalışıyoruz. Onu bile her zaman yapamıyoruz. Üretim yaparken elektrik, su ve motorin kullanıyorsunuz. Motorin ve elektrik her zaman artıyor. Buna rağmen her sene biz bu artışı fiyatlarımıza yansıtamıyoruz. Yine de ayakta kalmamız Kar Grup’un çok büyük ve çok kollu bir şirket olmasından kaynaklanıyor. Her yıl agregaya zam yapamasak da personele zam yapmakla mükellefiz. Agregada personel bulmakta büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Yeni mezunlar sahada olmaktansa masa başı, ofis işlerini tercih ediyor. Bu da büyük bir iş gücü eksikliği yaratıyor. Türkiye’de işsizlik olduğu kadar yüksek miktarda işçi bulamama sıkıntısı da var.
2016’dan beklentileriniz nelerdir? İnşaatın lokomotif sektör olduğunu düşünürsek bu canlılık ne kadar sürecek?
2016’dan umutluyuz. 2014 iyi bir yıldı. 2015 gerçekten sıkıntılı bir yıl oluyor. 2015’te işlerimizin düşmemesinin en önemli nedeni, daha önceden aldığımı işlerdi. Ancak 2016 da 2015 gibi devam ederse sıkıntılar baş gösterecektir. Bizim tek temennimiz 2016’nın 2015’teki aksaklıkları gidermesi yönündedir. Seçimden sonra oluşacak potansiyel, verimlilik ve süreklilik her şeyi değiştirecektir.