"ÇILGIN DÜNYA"

14 views
Skip to first unread message

SANAT DÜNYASI

unread,
Nov 25, 2008, 2:04:11 AM11/25/08
to
 
                                                                                ÜSTÜN AKMEN'in
 günlük EVRENSEL
GAZETESİNİN
BUGÜNKÜ SAYISINDA YER ALAN KÖŞESİNİN INTERNET BASKISI,
BİLGİ VE ARŞİVİNİZ İÇİN AŞAĞIDA SUNULMUŞTUR.
BU TÜR İLETİLERİMİZDEN RAHATSIZLIK DUYUYOR OLMANIZ HALİNDE,
GÖNDERİMİZİN AYNEN İADESİNİN YETERLİ OLACAĞINI HATIRLATIR, SAYGILARIMIZI SUNARIZ.
SANAT DÜNYASI
RESİM                   : OYUNDAN BİR KARE  
RESİM ALTI YAZISI : Y O K       
Giriş sayfası yap | Favorilere ekle
Anasayfa
Güncel
Ekonomi
İşçi-Sendika
Politika
Bölge
Dünya
Kültür
Toplum-Yaşam
Medya
Mizah
Mektup
Spor
Dosya
Köşe Yazıları
Evrensel Hayat
Genç Hayat
İletişim
Bağlantılar
Arşiv
Metin Göktepe
Evrensel Avrupa
 
Kasım 2008
Pts
Sa
Ça
Pe
Cu
Cts
Pa
01
02
03
04
05
06
07
08
09
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
25/11/2008
GÖZLEMEVİ
Üstün Akmen
 

 

 

VAN DEVLET TİYATROSU’NDA BİR LOPE DE VEGA OYUNU: “ÇILGIN DÜNYA”

 

Lope Felix de Vega Carpio’yu (1562–1635) İspanyol tiyatrosunda duyguya, lirizme, tutkulu eylemlere yer veren, oyunlarında orta sınıf törelerini ve entrikalarını konu edinen oyun yazarı olarak tanıyorum. Halk tiyatrosunu kurarak “comedias” geleneğini geliştirmiş, “Altın Çağ”ın temellerini atmış; yapıların avlularını tiyatro etkinliklerine sahne eylemiş bir yazar olarak bellemişim Lope de Vega’yı. İspanyol tiyatrosunun “ilk temel uğrağı” olarak tanımlandığı da sanırım “malûmunuzdur”. Hep kurallara bağlı ve de yeniliklere kapalı kalmış olduğunu siz de bilirsiniz herhalde. Adı İngiltere'de Shakespeare, Marlowe, Ben Jonson; Fransa'da Corneille, Racine, Moliere; İspanya'da Calderon ve Tirso de Molina ile birlikte hâlâ anılmakta… Hiç kuşkusuz, “Altın Çağ” sürecindeki önemli yazarlardan biri.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın genç rejisörlerinden Burteçin Zoga (1964) Lope de Vega’nın “Çılgın Dünya”sını almış, 2006–2007 sezonu oyunu olarak sahneye koymuştu. Bir ortaçağ akıl hastanesinde, deliler ve delirenler arasındaki kargaşa ile işlemediği bir suç nedeniyle aranan bir asilin tımarhaneye sığınmasını anlatan sıradan komedinin içine müzik de oturtmuştu Zoga. Seyircinin ilgisini diri tutmaktı amacı yönetmenin. Don Erifilia’ya, Don Valerio’ya, Donna Erifila’ya, Laida’ya, Donna Fedra’ya, Tomas’a falan “Delisin… Delisin”, “Yalan dünya”, “Ömrümün baharında”, “Fesuphanallah”, “Hür doğdum hür yaşarım”, “Bak bir varmış, bir yokmuş” gibi 70’li yılların sıradan aranjmanlarını, ucuz pop şarkılarını; “Papatya gibisin, beyaz ve ince” gibi tangoları söyletmişti. Gerçi oyuncuların onca “falso” yorumlarına, seslerindeki ciddi düşmelere karşın sanırım seyircinin ilgisini diriltmiş, gişeyi elde etmişti. Diriltmişti diriltmesine, gişeyi de eline geçirmişti geçirmesine, ancak oyun oyunluktan çıkmış, alaturka gazinolardaki matine havasına bürünmüştü. Seyirci neredeyse: “Hişt kardeş, ‘Yağmurlu bir gündü’yü de söylesenize” diyecek, şarkılara el çırpıp eşlik edecekti. “Ula bir de İbo’dan türkü çığırın,” diyenin çıkmadığına, seyircilerin sıraların arasında göbek atmadıklarına bin şükür ederek, acı bir dille eleştirmiştim. Hatta oyunu ilk perdesinin sonunda terk ettiğimi söylemiştim.  

 

Aynı oyunu bu kere Van Devlet Tiyatrosu yapımı olarak izledim. 1500 civarında oyun yazdığı (ki oyunun başında Hüseyin Baylan anlatıcı olarak nedense 1800 dedi) “rivayet” olunan Lope de Vega’nın bu oyunu hangi yıl yazdığı, özgün adının ne olduğu, Adalet Cimcoz’un oyunu hangi dilden çevirdiği konularında Van Devlet Tiyatrosu yapımı “Çılgın Dünya”da da bilgi edinemedim.  Çünkü oyun kitapçığı basılmamıştı, dolayısıyla seyirciye verilemedi, ben de edinemedim. Hüseyin Baylan Vega’nın yazdığı oyun sayısını bu kere 1800’e çıkartınca, yazarın doğduğu günden başlayarak hiç ara vermeksizin her gün yirmi beş oyun yazdığı gerçeğine hiç mi hiç “itimat” edemedim, oturduğum yerde sinirimden titredim, terledim. 

 

Neyse!... Öykülerle ve yan olaylarla desteklenmeyen bir metindi Vega’nın oyunu. Bu metinden oyun çıkar mı? Bana göre çıkmaz! Etmenler kaynaksız olursa olur mu? Olmaz. Barış Erdenk “olur“ demiş sahnelemiş, fazla söze ne gerek! Aynı Barış Erdenk dekora da imza atmış, büyükçe bir “sauna” olarak tasarlamış sahne düzenini. Seyircinin dikkatini oyundan koparan bir dekor bu! Medine Yavuz’un kostümleriyse “eh” kıvamında… İlhan Oran’ın ışığına kötü denilemez, pek de iyi sayılmaz. Engin Bayrak’ın özgün müziğine sözüm yok da, oyuncular yaka mikrofonu kullanmadıklarından şarkı sözleri enstrümanların tınıları altıda yitip gidiyor. Hal böyle olunca Yunus Emre Gümüş’ün özgün şarkı sözlerine değinemeyeceğim, çünkü tek dizeyi bile bütünüyle kapamadım. O halde özgün şarkı sözüne ne gerek var? Gene de Fatih İş, Ercan Işkıncı, M.Mekin Çetin, Faysal Ertaş, Dilşan Aslan, Yusuf Barış Uzun, Yener Şahin, Başak Mordoğan’dan oluşan küçük orkestranın icrasına sözüm yok. Adalet Cimcoz’un çevirisi de gayet güzel. Sibel Erdenk’in koreografisiyse oldukça klasik, biraz da fazla Flamenko motifi içeriyor, ama hiç değilse hantal değil.

 

Barış Erdenk, belli bir tempoyu oyun boyunca yakalamış. Bu, elbette kutlanacak bir olgu. Oyunu bir buçuk saate sığdırarak yinelemelerden de kaçınmış. Bu da, alkışlanacak bir durum. Ama hani Antoine Vitez: “Sahne, ulusun dilinin ve jestlerinin laboratuarıdır,” diyor ya, Barış Erdenk “Çılgın Dünya”yı sahnelerken bu görüşe hiç mi hiç itibar etmemiş. Oysa bana kalırsa bu görüşe katılabilir, bal gibi uygulayabilir, bu açıdan başarıya ulaşabilirdi. Tiyatro demek sadece diyalogla monolog, iletişimle kakofoni, anlamla anlamsız arasındaki tartışma değil ki! Zengin retorik imge ve anlatımsal öğe zenginliği hiç mi hiç bulunmayan Lope de Vega’nın bu oyununu Barış Erdenk, seyirci kitlesine bütün olarak seslenen, izleyicilerin canları isterse alıp, istemezlerse bırakacakları olanağı dar bir birleşik uzam arayışı olarak ele almış. Neden? Anlamam mümkün değil! Oysa tiyatro, metni diyalog yoluyla uzama sokarak, bölerek oynama sanatı değil mi? Öyle mi, değil mi?

 

Oyuncuk genel anlamda iyi. Barış Erdenk, takım oyunculuğunu başarıyla sağlamış. Oyuncuların neredeyse tümü oyunculuğun ön plana çıkması için gerekli olan etkileyiciliğin bireysellikle gerçekleşmeyeceğini biliyor. Can verecekleri karakterleri iyi tanımalarını, grupsal uyumlarını, mekân kavramını bilinçle bilinçaltına yedirebilmelerini de sağlamış Erdenk. Gene de, oyuncuları tek tek gözlem altına almak gerekirse, Lope de Vega ve Belardo karakterlerini canlandıran Hüseyin Baylan’a söz etmeyecek, onun yerine Barış Erdenk’e “atıfta” bulunacağım. Komedide pek bilinen bir gerçek, kullanılacak sözcüklerin (konuya olan bağlantılarını kaçırmamak için) doğru seçilip oyun öncesi çalışmalarda önlem alınarak “tedarik” etme olayıdır. Bu çalışma yapılmadığı takdirde, hem oyunculuk olumsuz yönde etkilenir, hem seyircinin oyuna uyumu yok edilmiş olur. Erdenk, sanırım Hüseyin Baylan’a bu gerçekten hiç söz etmemiş.

 

Diğer oyunculardan Don Erifilia’da Cem Zeynel Kılıç sahne üzerindeki olayları betimleme yeteneğine sahip bir oyuncu. Davranışlarını başarıyla duygularıyla bütünleştirebiliyor. Ebru Evren, gerçekçiliği sembolize etmenin yoruma dayalı oyunculuk gerektirdiğinin fevkalade bilincinde mükemmel bir Donna Fedra çiziyor. Özlem Gür Laida’ya, oyunculuğunun sınırlarını gerçekten övgüye değer bir başarıyla can veriyor. “Bir deliyi sevdim” şarkısındaki ses yeteneği de mükemmel. Esat Tanrıverdi pek sevimli bir deliler evi müdürü olmuş. Deniz Keyf, Dona Erifilia’yı ciddiyetle algılayıp karakterin ciddi yönlerine mizahi açıdan eğilmiş. Ne yalan söyleyeyim, Keyf’in yorumunu pek sevdim. Ulaştırmaya çalıştığı ciddiyet seyircinin aklında olayın komik unsurlarıyla gelişmekte. Mustafa Çolak, Papağan Tomas’a can verirken bedeniyle hem konuşuyor, hem oynuyor. Edip Kamacı Doktor’u hakkını vererek canlandırıyor. Özgür Titiz, Prens Raynero’nun; Nedim Salman, Don Valerio’nun canlı, fiziksel ve psikolojik yönelimlerini başarıyla oluşturmuşlar.  

 

Güç koşullar altında çalıştığını bildiğim Van Devlet Tiyatrosu, hava sıcaklığının eksi değerlere düştüğü, yüksek kesimlerin tamamen karla kaplandığı şu günlerde Van ilimizde “Çılgın Dünya” oyunuyla çiçek açıyor.

 

Siz benim eleştirdiğime pek aldırmayın, benim işim eleştirerek yol göstermek: Yoksa, kadrosundaki her birey teker teker alınlarından öpülmeyi analarının ak sütü gibi hak ediyor.

(Üstün Akmen cuma günü, Asuman Dabak Tiyatrosu yapımı “Şahane Düğün” başlıklı oyunu gözlem altına alacak. Kaçırmayın.)

 

 

 

 
Anasayfa | Güncel | Ekonomi | İşçi-Sendika | Politika | Bölge | Dünya | Kültür | Toplum-Yaşam | Medya | Mizah | Mektup | Spor | Dosya | Köşe Yazıları
Evrensel Hayat | Genç Hayat
logo1.gif
rss2.gif
menu.gif
menug.gif
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages