|
21/10/2008 GÖZLEMEVİ
Üstün
Akmen
Başbuğ Paşa’nın
parmağı... Ortada Genelkurmay Başkanı,
iki yanında “hazır olda” ikişer ordu komutanı…
Televizyon kanallarında, gazete sayfalarında
görünce; “Yahu, ben bu filmi daha önce
görmüştüm” diye geçirdim içimden. İster istemez
12 Eylül 1980 günlerini anımsadım. Ortada
“Estergon” Paşası, iki yanında “birlik ve
beraberlik” iletisi veren Milli Birlik Komitesi
komitecileri… “Beşibiryerde”ler… Ortadakinin
“Netekim…” diye başlayan lafazanlıkları… İki
yandakilerin olur olmaz kafa
sallayışları. İlker Başbuğ Paşa’nın kaşları
çatık, sözleri sivri, gözleri çivi… Sanki
Genelkurmay Başkanı değil “Kağan” gibi Başbuğ
Paşa. “PKK’nin başarılı olduğunu söyleyenler
akacak kandan sorumlu olacaktır” diyor. Kim
söylü-yor ki PKK’nin başarılı olduğunu? Örneğin
biz, çocukları gerillada bulunan, savaştan
mağdur olan aileleri savunuyoruz. “Bu savaşı
durdurun” diyoruz, daha doğrusu “niyaz
ediyoruz”. Operasyonların çözüm olamayacağı
görüşünü dur durak bilmeksizin yıllardır
savunuyoruz. Durmaksızın barış istiyoruz. Çözüm
için irade birliği diliyoruz. Demokratları,
aydın olanları sorumluluk yüklenmeye
çağırıyoruz. PKK’yi neden başarılı olarak
gösterelim ki? Paşa’nın parmak sallayışını
hiç mi hiç ciddiye almıyorum. İlker Başbuğ;
“PKK çağa uyum sağlamış bir örgüt değildir”
dese, vallahi ben de alkış tutacağım. “PKK’nın
öncelikli hedef kitlesini, gençler oluşturmakta.
Bunların başında da, lise ve üniversitede
okuyanlar ile kırsal bölgelerdeki yoksul, işsiz
ve toplum içerisinde herhangi bir sosyal statü
elde edememiş gençler gelmekte. Örgüt, gençler
arasındaki işsiz-güçsüz kesimi, kırsal kadroya
militan olarak hedeflemekte” dese, bir de;
“Ekonomik ve siyasal çözüm şart” diye eklese;
“Hah, işte İlker Başbuğ çözümün başbuğu oluyor”
diye yazılar yazıp, göbekler atacağım.
Olmuyor… Milyarlarca dolar para verip
aldığımız Awacs’lara, insansız ve insafsız hava
araçlarına, termal kameralara, taaa(!)
Amerikalardan “ithal” ettiğimiz boy boy
silahlara karşın, Başbuğ Paşa Irak sınırını
aşarak siper kazan “birileri”nin görüntülerini
görmezden geliyor. Kılı kıpırdamıyor. Aynı
karakol beşinci kez vuruluyor, gene insanlar
ölüyor. Bizler ekranlarda katırlarla taşınan
ağır silahları izliyoruz, belli ki o izlememiş,
hiç sözünü etmiyor. Saldırı olacağı gelen
istihbarat bilgilerinde ayan beyan açık, o
bilmiyor. O bilmeyince, komutanlardan biri de
turistlerle golf oynuyor. Paşa parmağını
sallıyor… Yasaklama kararı alıyor. Oysa Paşa
da, Taraf gazetesinin “Paşasının Başbakanı”
dediği Recep Tayyip Erdoğan da, PKK’nin
işbirlikçisi olarak, ilçe ve köylerde
hayvancılıkla uğraşan ve “koçer” olarak
tanımlanan, kırsal alanda (köyde veya
mezralarda) yaşamaktayken şimdilerde ilçe
merkezlerine gelen insanları kullandığını
biliyor. PKK, il merkezlerinde özellikle
“serhildan” diye anılan sivil itaatsizlik türü
eylemlerde, kadın ve çocuklar başta olmak üzere
her türlü kesimden faydalanıyor. Gelir düzeyi
düşük, hatta iş bulamadığından hiç geliri
olmayan, eğitimsiz vatandaşları örgütsel
faaliyetlere dâhil ediyor ve bütün bunları hepsi
biliyor. Evet… Evet… Hepsi biliyor… İlker
Başbuğ da, komutanlar da, Abdullah Gül de, Recep
Tayip Erdoğan da; Gül’ün, Başbuğ’un ve
Erdoğan’ın koltuğunda daha önce oturan Necmettin
de, Ecevit de, Ahmet Necdet Sezer de, Özal da,
Akbulut da, Marmarisli beygir ressamı da,
Büyükanıt da, Tansu da, Süleyman da, Mesut da,
General Karadayı da, Torumtay Paşa da,
Kıvrıkoğlu Paşa da, ”O ‘tak’ diye emrediyor, ben
‘şak’ diye yapıyorum” diyen Tak-Şak Paşa da…
Hepsi, ama hepsi biliyor. Gel gelelim,
kimseden ses çıkmıyor. Bölgedeki gençler
arasından örgüte katılımlarda son bir kaç yıldır
görülen artışın nedenini; İstanbul gibi bazı
büyük kentlerden örgüte katılım oranının,
bölgedeki katılımlardan daha da yüksek olmasının
“niçin”ini hepsi biliyor da, hiçbiri önlem
önermiyor. PKK bu! Örgüt! Bölgenin geri
kalmışlığını, halkın açlığını, feodal yapı
bunalımını, aşiret yapısı içerisinde ezilmeyi;
etnik kimliği, ana dili ve eğitimsizliği göstere
göstere istismar ediyor. 1978 yılında
kurulan PKK’nin, 12 Eylül askeri idare döneminin
insanlarımıza uyguladığı işkence, baskı ve
şiddet nedeniyle ciddi ölçüde eleman temin
ederek büyüdüğünü hepsi unutuyor ya da bilmezden
geliyor. Güvenlik güçlerinin, toplumsal
olaylarda kitlelere karşı aşırı şiddet ve zor
kullanmasının PKK’nin işine yaradığı da
biliniyor, ama bunların hepsi kof alkışa
bayılıyor. Hukuk dışı uygulamalar, yöre halkının
güvenlik güçlerine olan güvenini olumsuz yönde
etkiliyor, kimsenin kılı kıpırdamıyor, sadece
terörden yakınmakla yetiniliyor. Muhterem
Cumhurbaşkanı Gül bile imana gelip; “… Çok
sayıda Kürt geçmişte kökenlerinden dolayı
ayrımcılığa uğradılar. Kürtçe konuşma ve
yazmalarına izin verilmedi” diyor, basınımız
savaş ile terör olgusunu her geçen gün birbirine
karıştırı-yor. Savaş ve çözümsüzlük kavramı,
karşılıklı operasyonlar sürecini geliştiriyor.
Holdingi olan Türk Silahlı Kuvvetleri,
“terör” ayağına kendi halkının üstüne yüzlerce
ton bomba yağdırıyor. PKK da büyük kentlere
“canlı bomba”lar gönderiyor. “Terör”, çeyrek
yüzyıldır bitmiyor. Medya üzerinden
psikolojik bir savaş yürütülüyor. Ölenler
medyada “şehitler” ve “ölüler” diye ikiye
ayrılıyor. Analığın dini, dili, ırkı, mırkı
olur mu? Analar evlatlarının cesedine sarılıp
sarılıp ağlıyor. Aynı halkın, hatta aynı
bölgenin anaları giderek birbirlerine diş
biliyor. Kimse ayırtında değil, halk
sindirilmekten bıkmış, demokratik mücadeleden
bile artık cayıyor. Paşa parmağını
sallıyor. Demokratik çözümden ve
çözümsüzlükten yana olan güçlerin ciddi
anlamdaki irade savaşı yaklaşıyor. Devlet
memuru İlker Başbuğ Paşa, parmağını boşa
sallıyor. |