"YEDİ TEPELİ AŞK"

5 views
Skip to first unread message

SANAT DÜNYASI

unread,
Dec 26, 2008, 5:25:04 AM12/26/08
to
ÜSTÜN AKMEN'in
günlük EVRENSEL
GAZETESİNİN
BUGÜNKÜ SAYISINDA YER ALAN KÖŞESİNİN INTERNET BASKISI,
BİLGİ VE ARŞİVİNİZ İÇİN AŞAĞIDA SUNULMUŞTUR.
BU TÜR İLETİLERİMİZDEN RAHATSIZLIK DUYUYOR OLMANIZ HALİNDE,
GÖNDERİMİZİN AYNEN İADESİNİN YETERLİ OLACAĞINI HATIRLATIR, SAYGILARIMIZI SUNARIZ.
SANAT DÜNYASI
RESİM                      :  OYUNDAN BİR ENSTANTANE  
RESİM ALTI YAZISI: Hasibe Eren, Evrim Yağbasan'ın "Hatıra Fotoğrafı" öyküsünde
Giriş sayfası yap | Favorilere ekle
Anasayfa
Güncel
Ekonomi
İşçi-Sendika
Politika
Bölge
Dünya
Kültür
Toplum-Yaşam
Medya
Mizah
Mektup
Spor
Dosya
Köşe Yazıları
Evrensel Hayat
Genç Hayat
İletişim
Bağlantılar
Arşiv
Metin Göktepe
Evrensel Avrupa
Aralık 2008
Pts
Sa
Ça
Pe
Cu
Cts
Pa
01
02
03
04
05
06
07
08
09
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
26/12/2008
GÖZLEMEVİ
Üstün Akmen

İBŞT’NDE HAREKETLİ ÖYKÜ (OKUMA) TİYATROSU:
“YEDİ TEPELİ AŞK”

 

Tiyatro eleştirmenleri olarak kimi yapımlarını eleştirsek de, ülkemizin en eski sanat kurumu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın, Genel Sanat yönetmeni Orhan Alkaya yönetiminde bu sezon ufkunu alabildiğine genişlettiğini yadsıyamayız. Alkaya, belki de İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları tarihinde ilk kez repertuvarı sorguluyor; sahneleme biçimlerini, biçemlerini, farklı oyunculukları öne çıkarmaya çalışıyor. Başarıyor da… Buna bir örnek de, genç yönetmen Ersin Umulu’nun “Yedi Tepeli Aşk”ı. “Nedir ‘Yedi Tepeli Aşk’, ne tür bir iştir bu ‘Yedi Tepeli Aşk’,” diye sual edecek olursanız, Orhan Alkaya alt başlığı bulmuş bile: “Öykü Tiyatrosu”

 

Tiyatro, malûmunuzdur seyirciler önünde, oyuncuların sahnede canlandırmaları amacıyla yazılmış eserlerden oluşmakta. Yani bir sahne sanatı tiyatro…
Tiyatro için yazılmış eser, olayları oluş halinde gösterir ve bu yönüyle konuşma ile eyleme dayanan bir gösteri sanatını oluşturur. O halde, tiyatro için yazılmamış bir kısa öyküden tiyatro olur mu? Romandan tiyatroya uyarlama oluyor da öyküden neden olmasın? Bence olmalı!

 

Nitekim dört-beş yıl önce, Türk edebiyatının aykırı yazarı Sevim Burak’ın kısa öyküsü  “Mut” Nihal Geyran Koldaş tarafından tiyatroya uyarlanmış ve Bilsak Tiyatro Atölyesi tarafından da sahnelenmişti. Olay bir kişinin ağzından anlatılıyor, oyun: “Gene biz hücuma uğrayacağız” tümcesiyle başlıyordu. Saldırıya uğrayan bazen “ben”, bazen “biz” diye devam ediyor, saldıran “genç bir ülke” oluyordu. Bir kuşak çatışması mıydı anlatılan ya da farklı değerler sistemine sahip olanların karşı karşıya gelmeleri miydi, içinden pek çıkamamıştım. Ama yadsınamayacak gerçek, ortada bir savaş olduğuydu ve saldırıya uğrayan, yer yer alay ve küçümseme ile yer yer direnerek, yer yer de düşmanının kılığına bürünerek savaşıyordu. Burak’ın kısa öyküsünden hüznün, alayın, çılgınlığın, öfkenin sarmaladığı bir tiyatro oyunu çıkarmıştı Nihal Geyran Koldaş. Yaptığı, bal gibi “Öykü Tiyatrosu”ydu.

 

Yönetmen Ersin Umulu da benimle aynı düşünmüş olacak ki, Nezihe Meriç’in (1925) “Çisenti”sini; Ayşe Kilimci’nin (1954) “Hangi İstanbul”unu; Seray Şahinler’in (1984) “Yedi Ağlı Don”, “Gelin Başı” ve “İlk Öpüşte Aşk”ını; Evrim Yağbasan’ın (1976) “Hatıra Fotoğrafı”nı; Melisa Gürpınar’ın (1941) “Selam Olsun Yarının İstanbul’una” başlıklı öykülerini almış, İstanbul’a duyulan aşkın yanı sıra, İstanbul’da yaşanmış, yaşanan ve yaşanacak olan aşkları, öykülerdeki kadın kahramanları gözünden izletmeyi amaçlamış. Yönetmen amacına ulaşmış mı, “ulaşmış” ya da “ulaşmamış” diye iddia edemem, ama yaptığı iş tiyatro olmamış. Edebiyat öğesi yanında, tiyatro kavramı içindeki oyunculuk, sahne düzeni, ışıklandırma, dekor, kostüm, müzik, dans gibi unsurları da işin içine katmış katmasına da, farklı öykülerden oluşturmayı denediği renkli mozaik pek tutmamış. 

 

Tiyatroyu diğer edebi yapıtlardan ayıran en önemli fark, diğer edebi eserler okumak ve dinlemek için yazılırken, tiyatro metninin sahnede seyirci önünde oynanmasında. Öyle değil mi ama? Elbette ki öyle! O halde? Öyküyü oyuncunun sahnede devinerek okumasına tiyatro denir mi? Konu, kişiler, çevre, zaman, amaç gibi unsurlar olmazsa tiyatro lezzet verir mi? Dikkat buyurun! Öyküde de, tiyatroda olduğu gibi varsın sosyal yaşamın ve insan karakterlerinin incelemesi ve eleştirisi yapılmış olsun, tiyatro dili olmazsa neye yarar ki! Tiyatro dili olmazsa, metin konuşma diline benzemezse ince fikirleri, esprileri hangi seyirci kolayca anlar, kavrar ki!

 

Ersin Umulu, bunları atlamış, öykülerde bütünlüğü yakalayamamış, ama “Yedi Tepeli Aşk”ta bize Seray Şahiner adında gencecik bir öykücü tanıştırıyor. Öyle bir tanıştırıyor ki, öykücünün ilk kitabı “Gelin Başı (Can Yayınları– Haziran 2007)”nı bir saat içinde soluksuz okumamı sağlıyor. Okuduktan sonra bana: “Ersin Umulu, keşke bu kitabın tümünü oyun yapsaydı,” dedirtiyor. Çünkü Şahiner öykülerini tiyatro dili tadında ve açılımında yazıyor. Sonracığıma, İstanbul’u bir bütünün önemli tamamlayıcısı olarak kullanıyor. Kitabı oluşturan on öyküde kenti uzun mu uzun betimlemelerle değil, içinden geçilen sokaklarıyla, girilen dükkânlarıyla, buluşma noktalarıyla ve dolmuş duraklarıyla okuruna aktarıyor. Göçmenler, ruhları hep bir parça eğreti duranlar, kurtuluşları sanki en çok okumaktan geçenler, öğrenciler…


F
evkalade sade bir dili var Seray Şahiner’in. Öykülediği hep sorunlarını kendi kendine çözen, ipek böceği örneği kendi kozasını kendi ören kadınlar. Gerçeklerle şaşırtıyor Şahiner, öyle fantezilerle falan değil. Örneğin, kitaba adını veren ve “Yedi Tepeli Aşk”ta Bensu Orhunöz’ün mükemmel devinmelerle seslendirdiği öykü! Sibel, ailesi İstanbul'a sonradan gelenlerden ve belki de içlerinde ilk kez üniversite okuyanlardandır. Farklılığını ve dik başlılığını hemen hissettirse de, memleketlilerine ait bir derneğin düzenlediği pazar pikniğinden kaçamayacak kadar çıkışsızdır. Zoraki gerçekleştireceği evliliği için geldiği mahalle kuaföründe gelin başını yaptırırken öğreniyoruz öyküsünü. Yani, pazar pikniğinde ailesinin ona nasıl “müstakbel” bir koca bulduğunu... Bunun yanında korkularını, itiraflarını, özlemlerini ve isyanını... Anlatımı ne yüreğimizi dağlayacak kadar ağır, ne de boş vereceğimiz kadar hafif Şahiner’in... Sibel umarsızlık içinde, öylesine de umursamaz ki bu umursamazlık aslında yaşamla dalga geçerek kendi dünyasında kurmayı başardığı özgürlüğü duyumsatmakta. Hüzünlü, hüzünlü olduğu kadar güldüren bir öykü “Gelin Başı”.

 

Şimdiii… Ersin Umulu’nun yönetimi için söz söylemeyecek, sadece gözden kaçanların altını çizeceğim. Önce, bir İstanbul hanımefendisinin otuz yıldan sonra İstanbul’a dönüşünü anlatan Ayşe Kilimci’nin “Hangi İstanbul”unda Sema Keçik’e neden Adana ağzı konuşturduğunu; “geleceğim” yerine “gelcem”, gideceğim” yerine “gitcem” dedirttiğini anlayamadığı söyleyeceğim. Sonra, “Yedi Ağlı Don”da ayaklı dikiş makinesini neden boş tutmuş diye sual eyleyecek, “kahverengi iplikle mavi şapka dikilmez ayol,” diyeceğim. Aynı öyküde, Nur Saçbüker ara sıra iğneye iplik geçirse aksiyonsuzluk bir nebze azalmaz mıydı diye merak edecek ve de  güvercinlerden söz edilirken barkovizonda martı fotoğrafının işi neydi diye sesleneceğim.

 

Zuhal Soy’un tüllerden oluşturduğu dekoru, her ne kadar İstanbul'un tepelerini sembolize ediyor ve de soyutlanmış bir gerçekliği yansıtıyorsa da, oyuncuların hareket özgürlüğünü önemli oranda kısıtlıyor. Gene Zuhal Soy imzalı kostüm tasarımı “matluba” uygun, uygun olmasına uygun da, gelinliğin altına bej ayakkabının uymadığını söylemeden geçemeyeceğim. Mustafa Türkoğlu’nun ışık tasarımı da ilk öykü “Çisenti”nin dışında iyi. Yusuf Tuncer’in efektleri de yerli yerinde.

 

Oyunculara gelinceee… Sema Keçik, Esin Umulu, Hasibe Eren, Nur Saçbüker, Bensu Orhunöz birbirleriyle yarışırcasına iyi oyun veriyorlar. Size gelince, bu oyunu mutlaka görmeniz gerekmekte diyeceğim. Nedenine gelince, yazarın bir karakterin davranışları üstüne düşüncesinin; oyuncunun düşünce ve duygularıyla, sesiyle dile getirebilmesine ve bedensel anlatım gücüyle canlandırışına tanık olmanızı istiyorum da ondan!

 

Tiyatroda oyuncu iyi olduğunda, canlandırdığını iyi özümseyip yorumladığında ister tiyatro metni olsun, ister romandan uyarlama olsun, ister öykü olsun, ne olursa olsun yapıtın sanatsal varlığı doruk noktasına ulaşıyor.

 

Gidin görün “Yedi Tepeli Aşk”ı… Gidin görün ve Esin Umulu da, Sema Keçik de, Hasibe Eren de, Nur Saçbüker de, Bensu Orhunöz de alkışı nasıl analarının ak sütü gibi hak ediyor, tanıklık edin.

 

Oyundan çıkarken, bendenizden de dualarınızı esirgemeyin. 

 

KÖŞE YAZILARI
KENT YAZILARI
Ankara ile İzmir’in farkı…
Necati Uyar
GÜNCEL
Demokrasi için ittifak
Kamil Tekin Sürek
DURUM
Kriz duruşu!
Ahmet Yaşaroğlu
Anasayfa | Güncel | Ekonomi | İşçi-Sendika | Politika | Bölge | Dünya | Kültür | Toplum-Yaşam | Medya | Mizah | Mektup | Spor | Dosya | Köşe Yazıları
Evrensel Hayat | Genç Hayat
logo1.gif
rss2.gif
menu.gif
menug.gif
sgalt.gif
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages