|
16/12/2008
GÖZLEMEVİ
Üstün Akmen
Yıldız Kenter’in ‘Yıldız Kenter
Bayramı’ndaki zaferi:
‘Victoria’ Tıp bilimi, Alzheimer’i;
“Organik beyin hastalıkları grubunda,
nöropsikiatrik sendromlarla seyreden, temel
bulgusu bunama olan dejeneratif beyin hastalığı”
olarak tanımlamakta. Öğrendiğime göre Alzheimer
hastası, önce eşyalarını bulamamaya başlıyor;
sonra sık sık kullandığı sözcükleri, daha sonra
en son tanıştığı kişilerin adlarını anımsamakta
zorluk çekiyormuş. Randevuları unutmak, evin
yolunu bulamamak, telefon numaralarını
karıştırmak gibi unutkanlıklar, bir süre sonra
rahatsızlık verici boyutlara ulaşıyor; bu
unutkanlık krizlerini önce gizlemeye çalışmasına
karşın, bir noktadan sonra olaylar kontrolden
çıkarak hastanın yaşamının normal akışını
bozuyormuş. Kaza yapmadan araba kullanmak
olanaksızlaşıyor, yataktan kalkınca giyinmekte
zorluk çekiliyor, hasta her zaman yaptığı
sıradan işleri dahi yapamaz hale geliyormuş.
Örneğin, Alzheimerli kişi iyi bir piyano
virtüözü ise eski performansından eser kalmıyor;
notaları bile okuyamıyormuş. Hasta, bütün bu
aksiliklere önce gerekçe bulmaya çalışır, sonra
bunların rastlantı olmadığını anlayarak büyük
bir acı duyarmış. Neler olduğunu kavramaya
çalışırken, zihni kuşatan sis giderek koyulaşır;
çocukları bile hastaya yabancı gelmeye
başlarmış. Korkunç karabasanlar düşlerin dışına
çıkarak uyanıklık bilincini
bulandırırmış. Alzheimer da nereden çıktı
demeyin, bekleyin lütfen! Türk tiyatrosunun onur
abidesi Yıldız Kenter, “60. sanat yılı”nı tam da
kendisine yaraşır bir biçimde (yani gene
çalışırken), Kent Oyuncuları’nın yeni oyunu
“Victoria-Zafer”in genel provasından sonra
kutladı. Yıldız Kenter, oyunu balkondan
izliyordu ve oyunun sonunda Mehmet Birkiye
sahneye gelip; “Hocamızın ‘60. sanat yılını
kutluyoruz. Hocamız yukarıda, balkonda”
deyiverince, onca ahali oturdukları koltuklardan
fırlayıp yüzünü balkona döndü ve de dakikalarca
dinmeyecek alkış yağmurunu başlattı.
Olabileceğinden daha da “mütevazı” bir
toplantıyla kutlandı, tam altmış yıldır
unutulmayan rollerin oyuncusunun, gerçek
“Diva”nın sahnelerdeki 60. yılı. Berna Lâçin,
Memet Ali Alabora, Can Doğan, Engin Alkan,
Binnaz Ergin, Bülent Şakrak, Alev Uçarer, Hakan
Gerçek, Nergis Çorakçı, Hakan Altıner, Celile
Toyon, Ersan Uysal ve daha onlarca öğrencisinin
yanı sıra Lale Belkıs, Engin Cezzar, Gülriz
Sururi, Dikmen Gürün, Suna Keskin, Hasan Anamur,
Ani İpekaya, Balarısı Yalçın, Haldun Dormen,
Nejat Girgin, Yıldız Alpar gibi dostları
çevresinde gözle görülür bir sevgi halesi
oluşturmuşlardı. Gene de ne yapılsa
yetmeyecekti, ne edilse göze sönük gelecekti
Yıldız Kenter’in “60. sanat zaferi”
kutlamalarında. Doğrusu, Talât Sait Halman’ın
dediği gibi, işe 12 Aralık gününü “Yıldız Kenter
Bayramı” ilan ederek başlanmalıydı, o akşama
öyle başlandı. Kent Oyuncuları’nın yeni
oyunu “Victoria”, Kanadalı ünlü oyuncu Dulcinea
Langfelder’ın, 2004 yılında 36 yaşında ölmüş
olan oyun yazarı Charles Fariala’nın bir
öyküsünden esinlenerek oluşturduğu, Alzheimerli
Victoria’nın yaşamı yücelten, güzelleştiren
“zafer” öyküsünü anlatan bir oyun. Yıldız
Kenter, Dulcinea Langfelder’ın metnini almış,
dilimize çevirmiş, sahneye uyarlamış ve
yönetmiş. Daha doğrusu, anlayabildiğim kadarıyla
oyuncularına boş bir sayfa vererek, boş
sayfadaki karakterin düşüncelerini
olgunlaştırarak karakter oluşturma işlemini
oyuncularına bırakmış. Öykünün kahramanı
Victoria, tekerlekli iskemleye bağımlı, düş gücü
değil ama düşünme gücü kısıtlı bir Alzhermier
hastası ve eski bir dansçıdır. Düşler ve
gerçekler arasında dolaşıp dururken, bağımlı
yaşamını vazgeçemediği düşleriyle bir dans ve
şarkı cümbüşüne dönüştürmeyi başarır. Bu yolla
da “özgürlüğü” yakaladığı “an”lar olmaz değil
hani, olur. Yıldız Kenter, doğaçlamaya dayalı bu
oyunu bu aşamada düşlerle yaşananlar arasındaki
gelgitler olarak tasarlamış. Victoria (ki “ismi
ile müsemma”) ölüme doğru yol alırken, kendince
minik zaferler kazanacak, dans ederek ya da
tiyatroda olduğunu, alkışlandığını sanarak
özgürlüğünü bulduğuna inanacaktır. Böylece,
Victoria’nın “öteki tarafa” geçişi özgürce ve
olabildiğince mutlu olur. Victoria,
Alzheimer hastası da olsa, tekerlekli iskemleye
bağlı, düşünsel ve fiziksel olarak kısıtlanmış
da olsa eninde sonunda bir oyuncudur.
Langfelder-Dulcinea-Kenter üçlüsü hep bir
ağızdan ve birer birer Victoria’nın içindeki
sanat aşkıyla ölüme kafa tutuşunu anlatırlar.
Yıldız Kenter bu uğurda, yukarıda da söylediğim
gibi, yazılı metni pek dikkate almadan, sadece
Dulcinea Langfelder’in düşüncesini temel alarak
ve kendi belirlediği noktaları vurgulayarak
sanatla uğraşan insanın yaşamının nasıl
katlanılır hale gelebileceğinin altını özel
olarak çizer. Şimdi, gelelim Yıldız Kenter’i
eleştirmeye… Hemen ağızbirliği edip; “Hooop! Sen
kim oluyorsun koskoca Yıldız Kenter’i
eleştirecek? Sırayla kendine gel!” dediğinizi
duyar gibi oluyorum. Haklı olabilirsiniz haklı
olmasına da, ben Yıldız Kenter’i kızdırmaktan
korkuyorum. Genel prova sonrası, kendisinin “12
Aralık-Yıldız Kenter Bayramı”nı kutlarken bana
“tevcih” ettiği ilk soru; “Oyunu nasıl buldun?
Beğendin mi” oldu. Yani eleştirmezsem ciddi
anlamda incinir, adımın önüne “yağcı”, “balcı”
gibi sıfatlar koyabilir. O nedenle neme gerek
demeden, hiç düşünmeden düşündüğümü söylemem
gerek. Efendim, doğrudur, yaşlılıkla birlikte
Alzheimer riskinin arttığını söylüyorlar, tamam
da, yeni ortaya çıkarılan bulgulara göre örneğin
dudak uçukları Alzheimer hastalığına yakalanma
riskini artırıyor olabilirmiş. Uçuklara yol açan
“herpes virüsü” Alzheimer hastalığına yakalanan
kişilerin beyinlerinde biriken protein
plaklarının başlıca nedenleri arasında yer
almaktaymış. Sonracığıma söyleyeyim,
Stockholm’deki Karolinska Araştırma
Enstitüsü’ndeki bilim adamları da önce
insanlarda Alzheimer hastalığı riskini artıran
ve kolesterolü taşıyan “APOE4” geninin etkisini
görmek için farelerin genleriyle oynamışlar,
daha sonra dokuz ay boyunca yağ, şeker ve
kolesterol bakımından zengin yiyecekler verilen
bu farelerin davranışlarını incelemişler.
Araştırmaya imza atanlardan Susanne Akterin,
farelerin beynini incelerken Alzheimer
hastalarının beyinlerindekilere benzer kimyasal
bir değişime rastladıklarını belirtmiş. Gördünüz
mü? Demek ki Alzheimer hastalığının yaşla
doğrudan ilgisi yok. Sanatçıya da yaşı
sorulmuyor, sanatçının yaşı olmuyor. Yıldız
Kenter de Victoria’yı bize; “Bir oyuncu; dans
eden, şarkı söyleyen. Her oyuncu, her sanatçı
gibi… ‘Yaşsız’…” diye tanıtmıyor mu? Defne
Halman da, oyunculuğunda Victoria’yı genç ya da
yaşlı karakter olarak vurgulamıyor. O halde,
oyunda Victoria’nın kaç yaşında olduğuna değgin,
Bakıcı ile aralarında geçen replikleri Yıldız
Kenter “hazik” cımbızıyla neden ayıklamıyor?
Yani; “Sen benden genç misin?”, “Ben şimdi kaç
yaşındayım?” ve diğerleri gibilerini… Neyse!
Yıldız Kenter oyunu yönetirken, hiç kuşkum yok
ki söylenmeyeni göstermek, söyleneni göstermemek
yolunu yeğlemiş ve reji açısından başarıyı elde
etmiş. Tek perde, bir buçuk saat süren oyun on
beş-yirmi dakika kısaltılabilir miydi bilemem,
ama seyirci, sahneye koyucu tarafından pratiğe
uyarlanmış, metnin gösterilenlerinden
temizlenmiş sahnesel göstergeleriyle anlama
ulaşıyor. Diğer taraftan, pekâlâ kendisinin de
oynayabileceği Victoria’yı, Birleşmiş Milletler
Uluslararası Okulu’nda, Amerika’da eğitim
görmüş, daha sonra Mimar Sinan Üniversitesi
Devlet Konservatuvarı’nın tiyatro bölümünden
mezun olmuş ve on dört yıl sonra ilk kez
Amerika’dan Türkiye’ye dönüp sahneye çıkan Defne
Halman’a “emanet” etmiş. Defne Halman şarkıları,
dansları, oyunculuğuyla bu ağır karakterin
altından başarıyla kalkıyor. Oyunda
hastabakıcıyı canlandıran Engin Hepileri de,
doğaçlamaya açık bir metinden ve yönetmenin
geniş düşün gücünden alabildiğine yararlandığını
belli eden yorumuyla sağlıklı bir sağlık
görevlisi mi, hastadan daha çok bakıma muhtaç
sıradan bir birey mi çizgisini Bakıcı
karakterine can verirken mükemmelen tutturuyor.
Barış Dinçel’in düşünsel ve fiziksel
kısıtlanmayı seyirci beyninde çağrıştıran, ancak
oyuncuyu özgür kılan “kapı”lardan oluşan dekor
tasarımı pek güzel. Cem Yılmazer’in ışık
tasarımı, Defne Halman’ın Victoria’nın ruh
hallerini aktarmasına yardımcı. Defne Halman’ın
kostümlerine sözüm yok. Ona sözüm yok da, hani
ülkemizde “Yılın En İyileri” seçimleri oluyor
ya, “Victoria”ya “Yılın En İyileri” arasında
bence yer çok… (“Victoria”yı 19 Aralık Cuma akşamı
saat 20.00’de Halaskârgazi Caddesi No: 35
Harbiye-İstanbul adresindeki Kenter
Tiyatrosu’nda seyredebilirsiniz. Tiyatronun
telefonları: 0212 246 35 89 - 0212.247 36
34) |