"PHILOCTETES"

1 view
Skip to first unread message

SANAT DÜNYASI

unread,
Oct 14, 2008, 3:35:52 AM10/14/08
to
 
 
ÜSTÜN AKMEN'in
günlük EVRENSEL
GAZETESİNİN
BUGÜNKÜ SAYISINDAKİ KÖŞESİ "GÖZLEMEVİ", BİLGİ VE ARŞİVİNİZ İÇİN AŞAĞIDA SUNULMAKTADIR
 
BU TÜR İLETİLERİMİZDEN RAHATSIZLIK DUYUYOR OLMANIZ HALİNDE,
GÖNDERİMİZİN AYNEN İADESİNİN YETERLİ OLACAĞINI HATIRLATIR, SAYGILARIMIZI SUNARIZ.
SANAT DÜNYASI
RESİM ALTI YAZISI: Y O K
Diğer köşe yazılarını ve haberleri okumak için
lütfen www.evrensel.net'i tıklayınız.
Giriş sayfası yap | Favorilere ekle
Anasayfa
Güncel
Ekonomi
İşçi-Sendika
Politika
Bölge
Dünya
Kültür
Toplum-Yaşam
Medya
Mizah
Mektup
Spor
Dosya
Köşe Yazıları
Evrensel Hayat
Genç Hayat
İletişim
Bağlantılar
Arşiv
Metin Göktepe
Evrensel Avrupa
Ekim 2008
Pts
Sa
Ça
Pe
Cu
Cts
Pa
01
02
03
04
05
06
07
08
09
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
14/10/2008
GÖZLEMEVİ
Üstün Akmen
Tiyatro Z’nin yeni oyunu: ‘Philoctetes Bir Medeniyet Entrikası’
Herakles, alevler içinde ölürken, yanından hiç ayırmadığı oklarını ve yayını Philoctetes’e bağışlar. Yunanlılarla beraber Troia savaşına giderken, yolda Philoctetes’in ayağını bir yılan sokar. Yaranın azıp kokması üzerine Yunanlılar onu ıssız Lemnos (Limni) adasına bırakır. Philoctetes, burada oklarıyla kuş vurarak yaşamını sürdürür. Derken kâhinler, Yunanlılara Philoctetes’in okları olmadıkça Troia’nın alınamayacağını söylerler. Kurnaz Odysseus ile soylu delikanlı Neoptolemos elçi olup yola çıkarlar. “Münzevi” Philoctetes, Neoptolemos’tan hoşlanır, ona güvenir. Hastalık nöbetinin yaklaştığını anlayınca da yayını ve oklarını ona emanet eder. Odysseus, hazır yayı ve okları ele geçirmişlerken derhal kaçmaları gerektiği kanısındadır. Oysa Neoptelemos’un insancıl duyguları ağır basar, okları ve yayı Philocteles’e geri verir. Tanrı Herakles göründükten sonradır ki, Philoctetes kendisinde Odysseus ve Neoptelemos ile birlikte Troia’ya gidecek gücü bulur, yarası iyileşir, attığı okla Paris’i öldürür.
Sophokles’in bu söylenceden yararlanarak yazdığı “Philoctetes” tragedyasının konusu özetle böyle. Aynı söylenceyi Heiner Müller, Andre Gide, Oscar Mandel, Tom Stoppard gibi yazarlar da işlemiş. Bengi Heval Öz ise, Sophokles’in Makyavelist bir yapı öne sü-rerek, esasında bir insanın başka bir insanın yaşama ve temel haklarına nasıl da pervasızca müdahale edebileceğinin altını çizmesini esas alarak eline almış tragedyayı. Metni, yönetim açısından yenidünya düzenine karşı duran bir anlayışla sunmaya çalışmış. Birey ile siyasi irade arasındaki çatışmayı sergilemiş, savaş alanında yurttaşların nasıl da devlet zoruyla kurban verildiğinin altını çizmiş. Ülke ve ulus kavramlarını izleyicinin yeniden düşünmesini istemiş, bu amaçla metni sosyal içerikle zenginleştirmiş.
Makyavelizm, malum İtalyan düşünür Nicolo Machiavelli’nin ürettiği, amaca ulaşmak için her şeyin “mubah” olduğu görüşü. Siyasette ahlaki ilkelerin işlevsizliğini ve esas belirleyicinin güç olduğunu savunan ve günümüz Türkiye’sinde de pek geçerli bir anlayış biçimi. Bu nedenle, Bengi Heval Öz’ün zekası ve başarıları ile tanınan Odysseus’un savaşı kazanmak için nasıl da Makyavelist bir tutumla, başkasının temel haklarına pervasızca müdahale edişini konu edinmesi bence güncele “cuk” oturmuş. Oyunu izledikten sonra bir kez daha kafalara dank ediyor ki, günümüzde olduğunca çağlar boyunca da egemen güçler kendi çıkarları uğruna türlü entrikalarla açtıkları savaşlarda, halkları ve bireyleri rahatça kurban ediyorlarmış, şimdi de ediyorlar ve de edecekler.
Türlü entrikalarla açılan bir savaşa, halkların ve bireylerin rahatça kurban edilişlerinin son örneğini ne yazık ki günümüzde de yaşıyoruz. Savaş ya taraflardan biri yenilip meydandan çekildiği ya da aralarında uzlaşıp savaşa son verdikleri, yani iki tarafın da savaşın bitmesini istemeleri halinde sona erer, öyle değil mi ama? Ama nedense(!) biz savaşın bitmesini hiç istemiyoruz. Savaşın adını değiştiriyor, karşı tarafın saldırısına “terör” deyip geçinip gidiyoruz. Güneydoğu sorununu bilerek ve isteyerek çözmüyoruz. PKK, Turgut Özal döneminde Talabani’nin araya girmesiyle tek yanlı ateşkes ilan ediyor, ama Türk devleti olarak buna olumlu yanıt vermiyoruz. Aksine tedirginliği körüklü-yoruz. PKK daha sonra yine tek yanlı ateş kesiyor, omuz silkiyoruz. Öcalan yakalandıktan sonra PKK hem siyasi, hem ideolojik olarak teslim oluyor, aldırmıyoruz. PKK’nın silahlı eylemleri tümden duruyor, siyasal çözüme ilişkin temel istemler (bağımsızlık, federasyon, hatta otonomi) kesiliyor, umursamıyoruz. Türk üniter devletini ve Kemalizm’i savunuyorlar, hatta ve hatta ”Barış Heyeti” adı altında PKK’lı gruplar yurt dışından gelip teslim oluyor, PKK adı bile terk ediliyor, biz savaş istiyoruz. Öcalan ve arkadaşlarının tümüyle silah bırakmak için genel af çıkarılmasını dilemelerine karşı kulağımızı sallıyoruz. Yirmi küsur yıldır saldırıyoruz; gece gündüz bomba yağdırı-yoruz. Sonrasında şehit cenazelerini karşılı-yoruz, timsahlar gibi ağlıyoruz.
Bu açıdan, Bengi Heval Öz’ün Philoctetes söylencesini sahneye uyarlamayı yeğlemesine söyleyecek söz bulamıyorum. Ne var ki, Bengi Heval Öz, Sophokles’in “Philoctetes’ini uyarlarken dile fazla itibar etmemiş. Etmediği gibi “… çan sesini izledim” gibi “azim“ Türkçe hatalarına da düşmüş. Ama sahneye koyarken her jestin bir hareketler dizgesi içinde yer almasına dikkat etmiş. Jestlerden kimilerini çoklukla yineletmesine karşın jesti yapana o anın verdiği esine göre alıntılatmış ya da bir tür model jeste anıştırmada bulunulmasını sağlamış.
Diğer taraftan, sahneleme sırasında görünmez ve içsel tempoyu sağlamış. Tabloların hızlı ya da yavaş oluşunu eylemi uzatıp kısaltarak, replikleri hızlandırıp yavaşlatarak iyi belirlemiş. Repliklerin bindirilmesi yanı sıra, motiflerin yinelenmesiyle izleyicide algılama otomatizmi yaratmış.
Alper Maral’ın müziğine gelince, Maral’ın müziği gerekli olan dramaturjik işlevini “bihakkın” yerine getiriyor. Oyunun olaylar dizisinin mantıksal ve tarihsel örgüsünü oluşturan müzikal motifler oyuna renk katıyor. Can Tuğcuoğlu, küçücük sahnede kıt olanaklara karşın, seyir uzamı ile oyun uzamı arasındaki bağıntıyı iyi kurarak iyi bir sahne tasarımı yapmış. Kostümleri neden yarı modernize ettiğini ise anlamadım, o bakımdan hiç ses etmeyeceğim. Ne yapmak istemiş? Bilemedim. Yeşim Alıç’ın, Derya Aslan’ın devinimlerini belli adım ve kalıplara bölerek ve de duygularının yardımını da sağlayarak parçadan bütüne bir olgu yarattığı koreografisi de başarılı.
Şimdi burada, Cem Kenar’ın ışığını eleştirmek ne denli doğru olur bilemiyorum. Tiyatro Z’nin salonu, dolayısıyla sahnesi ince, uzun ve dar olduğundan, Cem Kenar ister istemez 45 derece olmayan açıda ön ışık kullanmış. Oysa bu işin uzmanları, ön ışıkların birisinin sağdan, diğerinin soldan ve iki spot arası 90 derece olarak kullanıyorlar. Renkler de bir sıcak, bir soğuk, hafif nötr renkler olmalı diyorlar. Cem Kenar, doğal olarak bu kurallara uyamamış, Sahnenin tamamını boydan boya kaplayan bir ışık tasarlamış. Açılar uygun olmadığından olsa gerek, ışıklandırmada bölümleme yapmak olanağını da bulamamış.
Tiyatro Z’nin geçen sezon sahneye koyduğu “Dua Odası” başlıklı eserde “Kazi” karakterine güldürü öğeleri eşliğinde derinlik ekleyen, yaratıcı duygularını aktarmak için her şeyi, ama her şeyi, sesini, sözcüklerini, jestlerini, yüz ifadesini mükemmel kullanan İnanç Koçak, bu kere de Philoctetes’e karakterin eyleminin altında yatan iç mantığı öne çıkartarak can veriyor.
Anlatıcı’da Nebil Sayın, ses, konuşma ve yer değiştirme ritimleriyle başarıyı yakalarken; Neoptelemos’ta Kaan Keskin’e mimetik estetiği içerisinde okunabilen gözle görülür belirtkelerden yol almasını ve devinimini dışardan betimlemekle yetinmemesini söyleyeceğim. Derya Aslan’ı, “Kuş”u bedenini ve ruhunun alt partisyonlardan partisyona geçirerek can verdiği için öveceğim. Odysseus’ta Özgür Atkın içinse, “Dua Odası”ndaki Bounce karakteri için söylediklerimi yineleyeceğim: “ Bu kere de Odysseus’un içsel hareket noktasını incelemeliydi, Odysseus’un haklılık temelini oluşturan sağlam öğelerini bulmalıydı” diyeceğim. Özgür Atkın’ı değerlendirirken bir yıl içinde iki kez aynı tümceyi kullandığım için elbette üzüm üzüm üzüleceğim.
(Bu oyunu 16. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali sırasında göremediyseniz, 30 ve 31 Ekim akşamları Tiyatro Z’nin Kuledibi’ndeki salonunda izleyebilirsiniz. Telefon: 0212 249 16 65)
KÖŞE YAZILARI
ALBATROS
Mavi Kitap davası daha sürer
Ragıp Zarakolu
DÖNÜŞÜM
Kriz sonrası için kartlar karılıyor
Serdar Derventli
DURUM
Amaç ne?
Ahmet Yaşaroğlu
Anasayfa | Güncel | Ekonomi | İşçi-Sendika | Politika | Bölge | Dünya | Kültür | Toplum-Yaşam | Medya | Mizah | Mektup | Spor | Dosya | Köşe Yazıları
Evrensel Hayat | Genç Hayat
logo1.gif
rss2.gif
menu.gif
menug.gif
sgalt.gif
philoctetes3.jpg
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages