|
07/10/2008
GÖZLEMEVİ
Üstün Akmen
Cezası yokmuş, dilediklerinizin
öldürülmelerini
isteyebilirsiniz Tarih, tam bir yıl önce… 11
Ekim 2007… Geçen yılın Şeker Bayramının arife
günü… Yer Bolu, yayın Bolu Express gazetesi…
Gazetenin yazarlarından Işın Erşen, Bolu 2.
Komando Tugayı’nda vatani görevini yapan 13
askerin 7 Ekim 2007’de şehit düşmesinin ardından
“Nabız” başlıklı köşesinde “Türk, işte karşında
düşmanın” diye bir yazı kaleme aldı. Yazısına
şöyle başladı: “İşte size son birkaç günün
gazete başlıkları: Diyarbakır Lice’de mayın
patladı. 1 astsubay şehit, 3 er yaralı.
Beytüşşebep’da iftar vakti köylerine giden 12
köy korucusu öldürüldü. Van’ın Başkale ilçesinde
askeri birliğe roketatarlı saldırı, 1 asker
şehit. Şırnak’ın Namaz dağı bölgesinde mayın
patladı, 1 uzman çavuş şehit. Şırnak’ın Gabar
dağı bölgesinde pusu, 13 asker şehit. Bunlar,
son bir hafta veya on gün içinde bizim
gazetelerde tesadüfen rastladıklarımız.
Araştırsak, hiç şaşmam belki bir bu kadar daha
çıkar.” Evet… Işın Erşen yazısına böyle
başladı, şöyle devam etti: “25 seneye yakın
zamandır, ‘kanları yerde kalmayacak’ , ‘mücadele
kararlılığımız daha da arttı’ veya ‘kökünü
kazıyacağız’ gibi yutturmacalarla avutup,
geçiştirdiniz hep. Yeter be, yetsin artık şu
palavralarınız, masallarınız. Sivili de, askeri
de, Sizler çocuk mu avutuyorsunuz? Yoksa
milletle dalga mı geçiyorsunuz? 3 bin veya beş
bin tane “çapulcu” ile baş edemeyen devlet veya
ordu olur mu? Edemediniz, edemiyorsunuz işte,
yazıklar olsun hepinize. Devletseniz,
devletliğinizi, yasama organıysanız, kanun
koyuculuğunuzu, hükümet iseniz, hükümetliğinizi
bilin. Yargıysanız, yargının, hukukun
gereklerini yerine getirin. Ama yetti, artık
bardak taştı.” Işın Erşen nam köşe “kapmacı”
yazar bununla yetinmedi: “Geçtiğimiz pazar
gecesi, Bolu 2. Komando Tugayına mensup 13
askerimizin şehit edilmesi haberini duyunca
çıldırdık. Nasıl delirmeyelim ki? TBMM çatısı
altında, askerimizi, polisimizi, koruyucumuzu,
sivil halkı gözlerini kıpmadan öldüren
teröristlerin ‘azmettiricileri’ varken; Bu
terörist katillere ‘kardeşim’ diyebilen,
bunların akıl hocalığını yapabilen, Askerlerle
girdikleri silahlı çatışmada geberen
teröristlerin “leşlerini” derede yıkayan DTP İl,
İlçe ve Belediye Başkanları varken, Dağdakilerin
peşinden koşturmak ne derece doğru oluyor?
Gerçek katil tetikçiler mi? Esas katiller
kimler, biliyor musunuz? Partilerinin flamasına
‘PKK çaputlarının’ rengi, sarı yeşil ve
kırmızıyı koyan, PKK’lı, eli kanlı bu ‘piçlerin’
sıktığı her kurşunun arkasında olan, onlara
‘kardeşim’ diyen, bu cinayetleri işletenler;
‘azmettiriciler” diye de ekledi,
“azmettiricilerin” kim olduğunu merak
ettirdi. Kimlerdi? Ermişgillerden Erşen
“azmettiricileri” seçti, “ifşa etti”. “Başta,
Demokratik Toplum Partisi Genel Başkanı Ahmet
Türk. Partinin Milletvekilleri Ayla Akat Ata,
Bengi Yıldız, Mehmet Nezir Karabaş, Akın Birdal,
Selahattin Demirtaş, Gülten Kışanak, Aysel
Tuğluk, Pervin Buldan, Sebahat Tuncel, Emine
Ayna, Sırrı Sakık, M. Nuri Yaman, Osman Özçelik,
İbrahim Binici, Sevahir Bayındır, Hasip Kaplan,
Şerafettin Halis, Fatma Kurtulan, Özdal Üçen.
Demokratik Toplum Partisi Merkez Yürütme Kurulu,
Nurettin Demirtaş, Mustafa Sarıkaya, Saadet
Becerikli, Bayram Altun, Selma Irmak, Sibel Öz,
Pelgüzar Kaygusuz, Kamuran Yüksek, Yücel Genç,
Ömer Ağın, Kemal Aktaş, Siracettin Irmak, Kemal
Çolgan, Gülay Calap, Hüseyin Cengiz, Ayfer Ekin,
Besime Konca, Ahmet Aday ve Çimen Işık.
Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir,
Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan, Şırnak
Belediye Başkanı Ahmet Ertak, DTP’li tüm
belediye başkanları, bu partinin il, ilçe başkan
ve yönetimleri. Türkiye’yi bölmeye, tarih
sahnesinden silmeye çalışan ‘dış mihraklar’ ve
bunların içteki uşakları, maşaları...” Işın
Erşen nam yazar “elhamdülillah” kimseyi ihmal
etmemişti. Cesaretlendi, işi daha da köpürtmeye
yeltendi. Allah ne muradı varsa versin(!): “Yüce
Türk Ulusu, işte karşında düşmanın” diyerek
düşmanın yerini belli etti. “PKK bölücü terör
örgütüdür, onun mensupları da vatan hainidir”
dedikten sonra: “… bunların topu Türk düşmanı
olarak, bundan sonra ‘sivil yurtsever’
unsurların hedefi olacaktır. Kahpece pusu kuran,
dağdaki teröristin peşinde koşmaktansa, üç-beş
mikrobu ‘temizleyip’ bundan sonra ‘bir bizden,
beş sizden’ tamam mı, devam mı? demek gerekir.
Bunu yapacak ve diyebilecek ‘yurtsever’ unsurlar
da çıkar elbet. Toplumun arzusu, yoğun olarak bu
yöndedir. Bundan böyle şehit edilen her güvenlik
görevlisine karşın, bunlardan birinin aynı
kaderi paylaşması toplumun çoğunluğunun isteği
haline gelmiştir. Artık, ”kangren olmuş uzuv
veya uzuvların” kesilip atılma zamanı gelip
geçmiştir. Türkiye’nin sınır ötesi sıcak
takibine soğuk bakan ABD, dünyanın öbür ucundan
geldiği Irak’ta ne ‘be,o,ke” işi olduğunu izah
etmelidir. Bunun yanı sıra; hâlâ sınır ötesi
harekata hayır diyen ABD’nin elinden İncirlik
Üssünün alınması, Habur Sınır Kapısının da
kapatılması, Mersin Serbest Bölgede faaliyet
gösteren bazı Kürt gurupların temizlenmesi ABD
ve Barzani’nin “çanına ot tıkamaya” yeter de
artar bile… Türkiye Cumhuriyeti Devleti bugüne
kadar ABD’siz de, AB olmadan da yaşamıştır
bundan sonra da yaşayacaktır. Hepsi yerin dibine
batsın. ABD’nin ve AB’ nin, boyunduruğu altında,
kişiliğimizi yitirip ‘sömürge’ konumunda
olmaktansa, ulusça ‘Metal Fırtına’yı yaşamayı
tercih ederiz” diye fetvasını verdi. DTP
Diyarbakır Milletvekili ve Grup Başkan Vekili
Selahattin Demirtaş, yazının yayımlanmasının
ardından avukatı aracılığıyla Bolu Cumhuriyet
Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Savcılığın, ifade alıp duyuruyu karara bağlamak
dışında araştırma gerektirmeyen soruşturması
altı ay kadar sürdü. Savcılık, soruşturma
sonucunda yazıyı hukuka uygun bulmaz mı?
Savcılık bu… Buldu, takipsizlik kararı verdi.
Kararda, Işın Erşen’in “Türk, İşte Karşında
Düşmanın” başlıklı yazısının düşünce özgürlüğü
kapsamında olduğu vurgulandı. Selahattin
Demirtaş’ın avukatı, bu kere takipsizlik
kararının kaldırılarak dava açılması için Düzce
Ağır Ceza Mahkemesi’ne koştu. Yazı, halkı bal
gibi alenen suç işlemeye teşvik ediyordu. Yazı
içeriğinde açıkça infaza ve öldürmeye davet ve
tahrik ifadeleri vardı. Işın Erşen’in savcı
tarafından aklanması, kamu vicdanını ve toplumun
adalet duygusunu derin biçimde yaraladı.
Savcılığın takipsizlik kararına karşı verilen
genel tepki: “Bu da suç değilse suç ne”
biçiminde akıllarda yuvalandı. Heyhat!..
Mahkeme de savcılığın isabetli bir karar
verdiğine işaret etmez mi? Etti, itirazı
reddetti. Savcılıkla hemfikirlerdi. Selahattin
Demirtaş’ın avukatı, bildiğim kadarıyla
şimdilerde kararı AİHM’ye taşımaya hazırlanıyor.
Bu tip kesinleşen kararlara karşı, Adalet
Bakanlığı’nın “kanun yararına bozma” hakkı
bulunuyor, ama kimse bakanlığın bu yola
başvuracağını ummuyor. “Kanun yararına bozma”
hakkı kullanılmazsa iç hukuk yolları tamamen
tıkanıyor. Bu durumda, savcılığın kesinleşen
kararına göre, AİHM aksi bir karar verene kadar
dilediğiniz listeyi hazırlayıp, öldürülmeleri
için “sivil yurtsever unsurlara” çağrı yapma
hakkınız bulunuyor. Tam da Şemdinli’deki
çatışma sonrası, 38 aile çocuklarına ağıt
yakarken ve de “15 şehit”e vurgu yapılarak,
toplumda kin ve intikam duyguları okşanırken;
yargımız, yargısız infaz dönemini başlatmış
oluyor. Böylece, sanal demokrasimiz bir yara
daha
alıyor. |