|
19/12/2008
GÖZLEMEVİ
Üstün Akmen
Onların diz boyu, bir çocuğun baş
hizasıdır(*): ‘Maskeliler’ İstanbul Büyükşehir
Belediyesi Şehir Tiyatroları, 1964 doğumlu
İsrailli yazar Ilan Hatsor’un “Maskeliler”
başlıklı Filistin cephesine tarafsız ve
olabildiğince insancıl bir bakış açısı
geliştiren oyununu oynamakta. Taner Barlas
tarafından yönetilen “Maskeliler”de Ilan Hatsor,
Filistinli üç erkek kardeş arasında bir kasap
dükkânında geçen ve savaşın tam ortasında
yaşanan gerek örgüt içi, gerekse aile
ilişkileriyle biçimlenen hesaplaşmaları, savaşın
kardeşlik bağlarını bile yok eden ezici
baskısını, insanların nefret ve şiddet içinde
birbirlerinden uzaklaşmalarını ustalıklı bir
dille anlatmış. Gerçekten de, Ortadoğu’da
1948 yılında İsrail’in kurulmasıyla başlayan 60
yıllık savaş, kimi içtenlikli barış çabalarına,
ateşkes çağrılarına ve anlaşmalara karşın dinmek
bilmiyor. Dinmeyince de Ilan Hatsor’un tek
perdelik trajik oyunu güncelliğini yitirmiyor.
Yitirmiyor, çünkü başta İngiltere olmak üzere
Batılı devletlerin, Filistin topraklarında bir
İsrail devletinin kurulmasını desteklemesi; 29
Kasım 1947’de, Birleşmiş Milletler’in Filistin
topraklarının yüzde elli altısının altı yüz elli
bin kişilik Yahudi nüfusuna, yüzde kırk dördünün
ise bir milyon üç yüz bin nüfuslu Filistin’e
verilmesi gerçeği üzerine Filistinliler ne
yapılsa ne edilse bir bardak soğuk su içip
oturamıyor. Kudüs’ü uluslararası statüye alan
bir planın onaylanması, İsrail devletinin
kuruluşunun 14 Mayıs 1948 tarihinde ilan
edilişi, bir türlü unutulamıyor. Bilindiği
gibi Ortadoğu, bugün dünyanın ezeli ve ebedi
“hesaplaşma alanı” olarak nitelendirilmekte. Gün
geçmiyor ki yeni bir hesaplaşma uğruna yeni bir
çatışma, yeni bir savaş senaryosu yazılmasın ya
da zaten var olan senaryolar yeni gelişmeler ve
konjonktürel dengeler gözetilerek
güncellenmesin. Bu durumda, doğaldır ki savaşın
kardeşlik bağlarını bile yok eden ezici baskısı,
insanların nefret ve şiddet içinde
birbirlerinden uzaklaşmaları her gün yaşanıyor,
daha da yaşanacağa benziyor. Öncelikle şunu
ifade etmeliyim ki, 1990 yılında yazdığı ve aynı
yıl Tel Aviv Kameri Tiyatrosu tarafından
sahnelendikten sonra İsrail Uluslararası Tiyatro
Enstitüsü tarafından “Meskin Ödülü” ile
taçlandırılan “Maskeliler”i ve dolayısıyla Ilan
Hatsor’u, Türk tiyatroseverlere tanıştırdığı
için İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir
Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Orhan
Alkaya’ya teşekkür borçluyuz. Aynı teşekkürü
elbette, oyunu sahneye taşıyan yaratıcı kadroya
ve başarılı oyunculuklarıyla eseri yücelten
oyunculara da sunmaya bir anlamda
zorunluyuz. Eser, hiç kuşkum yok yepyeni bir
konu işlemiyor. Anlatılan öyküye hiç yabancı
değiliz biz. Gazetelerde de sık sık okuyoruz,
işte size örnek: Diyarbakır’ın Lice ilçesi
kırsalında PKK militanlarıyla giriştikleri savaş
anında ölen er Fevzi Güngör ve Fevzi Göngör’ün
Zap kampında PKK saflarında savaşan 26 yaşındaki
kardeşi Ferdi Güngör… Hakkari Yüksekova’da 21
Ağustos’ta güvenlik güçleriyle olan “muharebede”
öldürülen PKK üyesi ‘Kendal Polat’ kod adlı
Adnan Doruk ve askerlik hizmetini Kütahya’da
jandarma olarak yapan 21 yaşındaki kardeşi Veysi
Doruk… Örnekleri çoğaltabilirim. Ama Ilan
Hatsor, kendi ülkesinde yaşanan “hesaplaşma”ya
Filistinli Fevzi Güngör, Ferdi Güngör ve de
ağabeyini ya da Doruk ailesi fertlerini dahil
ederek tek perdelik tragedyasını yaratmış. Orta
bölümdeki çatışmayla, dramatik yapıyı başarıyla
geliştirmiş. İsrail ile Filistin arasındaki
sorunları bir Filistinli aile düzlemi içinde
masaya yatırmış. Ana karakterin karşısına
yerleştirdiği zıt karakterleri güzel çizmiş.
Usta tiyatrocu Taner Barlas, bu güncel ve
öğretici metni sahneye koyarken sahne üstü
eylemi büyük bir titizlikle tablo tablo, replik
replik sıraya, düzene koymuş. Bu başarıda
Yardımcı Yönetmen Aliye Uzunatağan Usta’nın da
katkısı vardır mutlaka. Yoksa koskoca Taner
Barlas, böylesine profesyonel bir yardımcıya
neden gerek duysun ki?! Öyle değil mi ama?..
Televizyonların ana haber bültenlerinden
dünyanın dört bir yanına yansıyan savaşların
yaygınlaşmasını değil, ideolojik ilkelerin
derinliğini öne çıkarmışlar. Eylemi düşünüp
tasarlarken, bir yandan da oyuncularına her şeyi
anlatmışlar. Oyuncuların duruş yerleri,
birbirleriyle olan uzaklıkları müthiş bir uyum
içinde… Jest ve mimikler dâhil; dekorla,
döşemeyle, aksesuvarla ilişkileri, konuşmaları,
susuşları, sahne trafiği tempoları mükemmel.
Karakterlerin gerçeğe uygunluğuna da dikkat
etmişler. Heyecanların aktarımı etkileyici…
Oyunun metnini de okudum (Mitos-Boyut Tiyatro
Yayınları / 2008), siz de metni okuyarak
izlerseniz eminim bana hak vereceksiniz;
sahnelemede Hatsor’un metninde istediklerinden
fazlası var, gıdım eksiği yok. Final
sahnesindeki başarı da cabası… Nebil Tarhan,
“Maskeliler”i temiz bir Türkçeyle dilimize
kazandırmış. Duygu Sağıroğlu, yazarın
“Samarya’da büyük bir köyde, bir kasap
dükkânının penceresiz soğutma odası. Sol tarafta
bir kapı. Arka duvar koyu renkte ve kan
lekeleriyle doludur. Kasap çengelleri, tüyler,
tavuk kasaları, değişik boyutta vb.
bulunmaktadır” tümceleriyle tanımladığı dekoru,
yazarın ve yönetmenin sadece yorumuna uyan
değil, yorumları vurgulayan, zenginleştiren;
teknik olarak da yönetmene ve oyunculara sahne
üzerinde kolaylık sağlayan, oyunun değerini
artıran bir ortam yaratmış. Yazar, zamanı; “…
erken akşam saatleri, güneş batmakta” olarak
betimlediğinden, Murat İşçi’nin oyunun hemen
başında aspiratörlerin aralığından turuncudan
sonra yeşil göstermesinin, dahası üç tabloda da
değişik renkler kullanarak seyirciyi zaman
konusunda yanıltmasının nedenini anlayamadım,
ama İşçi’nin iç ışık tasarımının, Duygu
Sağıroğlu’nun dekoruna atmosfer, renk,
perspektif verdiğini söylemeden geçmemeliyim.
Erhan Aşar’ın efektleri başarılı.
Oyunculardan Serdar Orçin, Halit
karakterinin ruhsal yaşamını en derine ulaşana
dek derinleştirmiş. Levent Üzümcü, Naim’in
duygularına doğrudan, hiçbir hazırlık ya da
destek olmadan ulaşmış. Eminim, özdeşleşeceği
Naim karakterinin dokusunun nahif maddesini
kavramanın ya da o dokuyu çabuk yakalamanın
zorluğunun bilinci içinde rolüne çalışmış.
Rolünün fiziksel yaşamına ilişkin maddi,
fiziksel, somut bir çizginin sağlam desteğini
aldığına göre artık boşlukta salınmayacaktı,
sallanmayacaktı, salınmamış ve sallanmamış. Bu
başarıda yönetmenin “oyuncu coach”luğu ne derece
etkili elbette bilemem. Bildiğim, Üzümcü iyice
belirginleştirdiği patika boyunca ilerlemiş.
Mehmet Gürhan’ın temellendirdiği aksiyonlar,
rolünü kurmasına yardımcı oluyor. Rolünün
fiziksel varlığında içtenlikle yaşarken,
duygularını hareketsiz tutuyor diye düşünürseniz
yanılırsınız, beni de üzersiniz. Gürhan, sürecin
içini daha da derinleştirmiş. Öyle ki, Davut’un
ruhunda olup biteni anında sezebiliyor,
izleyebiliyorsunuz. Serdar Orçin de, Levent
Üzümcü de, Mehmet Gürhan da Halit, Naim ve
Davut’a canlı, fiziksel ve psikolojik
yönelimleriyle yaklaşmışlar. Yaklaşımlarını
tümüyle kapsayan bir üstünyönelim dahilinde
biçimlendirmişler. Bu yaklaşım ve
biçimlendirmeleriyle oyunculuklarının coşkuyla
kutlanmasını hak ediyorlar. Diğer taraftan,
yaratıcı kadroyu arkalarına alarak,
“Maskeliler”i sezonun en iyileri arasına
ekliyorlar. (*)
Oyunda Naim’in repliği… (“Maskeliler” -
Mitos-Boyut Tiyatro Yayınları / 2008, sayfa 19)
(Yukarıda söylediklerimi oyunun
yönetmeninden, yardımcısından, dekorcusundan,
kostümcüsünden, ışıkçısından, efektçisinden,
oyuncusundan anla(ya)mayan(!) herhangi biri
varsa, bendenizi telefonla yirmi dört saat
boyunca arayabilir efendim. Yani:
“Tiyatroseverim sana söylüyorum, yönetmenim sen
anla!”)
|