Geniş bir araştırma yapıldığında görülecektir ki, Gaziler Dergisi, gazi
nüfusuyla ilgilenen tek yayın organıdır.
23 yıl bize maddi ve manevi destek olan dostlarımızın eseridir. Onlara
şükranlarımızı sunuyoruz ve teşekkürü bir borç biliyoruz.
Siz değerli gaziler, sorunlarınızın taleplerinizin
bilincindeyiz.Yüklendiğimiz misyonun Türkiye’ nin güvenliğiyle paralellik
arz ettiğini de bilmekteyiz. Bu düşünceler içinde çalışmalarımıza devam
etmekteyiz.
Dile kolay gelebilir, oysa 23 yıl, hemen hemen çeyrek asır, 276 ay 8 bin
395 gün, gazilerimizin taleplerini, haklarını, içinde bulundukları
koşulları araştırıp yazmak azımsanacak ya da seviyesi düşürülecek bir çaba
olmaması gerekir. Gazi kavramının yeterince derinliğine inilmeden
algılandığı bir ülkede, deyim yerindeyse, çabanız “Müslüman mahallesinde
salyangoz satmak” anlayışı ile koşulludur.
Evet, bu bir gerçek gazi kavramı geçmişteki değerini süreç içerisinde
kaybetti. Bu olgu ile toplum yüzleşmek zorunda. Sorunlar yumağı koca bir
dağ gibi durmakta.
Gazilik olgusunun üst bir toplumsal değer olarak ele alınması cumhuriyetin
kuruluşundan öncedir. Meclis 1921’ de bağımsızlık adına hayatlarını risk
edenlere şükran ifadesini, Atatürk’ e gazi ünvanını uygun görerek
sunmuştu. Bu duruşun ivedilikle uygulanması dikkat çekici olmuştu. İlk
meclis üyeleri, net bir tavır koymuşlardı. Diyorlardı ki, bu ülkeye kem
gözle bakan, önce gazilerimizi incelesin.
Fakat bu tavır yıllar içinde örselendi.
İlgisizlik, duyarsızlığı beraberinde getirdi. Gazilik kahramanlık
ekseninde asılı kaldı. Zamanla, gaziler resmi törenlerin figüranları
haline dönüştürüldü. Ve gözden ırak olan gönülden de ıraklaştı.
İşte bu noktada, Türk basınında, gazilik kulvarında haklı bir yere sahip
olan 23 yıllık Gaziler Dergisi, bir at sineği gibi güçlü, heybetli ve
yüce bir değer olan gazilik olgusunu harekete geçirdi, onun kımıldamasına
vesile oldu. Yapmış olduğu haber, makaleler aracılığı ile ulusal basının
dikkatini çekti. Ve Gazilik olgusu üzerinde bir kamuoyu oluşturulması
sürecini başlattı.
Gaziler Dergisi Basın Hayatında
Yıl 1983 Mart. Karla kaplı İstanbul’ un soğuk günleri. şehrin en eski ,
tarihi yeri Beyoğlu. Ve 6 metrekare bir büro. İşte Gaziler Dergisi bu
zaman, yer ve koşullarda doğdu.
O döneme baktığımızda gazilik alanında bazı radikal değişiklikleri şöyle
sıralayabiliriz;çıkartılan bir yasa ile gazi adını taşıyan tüm dernekler
kapatıldı, tüm gaziler Ankara’ da merkez iki derneğin üyesi olmak
durumunda bırakıldı. Bundan böyle gazilerin sorunları dernek düzeyinde ele
alınacak ve çalışmalar tek bir merkezden yürütülecekti. Ulusal basın bu
meseleyi görmezden geldi.Radikal değişiklikler ilk bakışta doğru
gözükebilir, ancak uygulamada ve tarihsel süreçte hataları, yanışları,
çıkmazları giderek, büyük bir sorunun doğmasına neden olabilir. Nitekim
de öyle oldu. 23 yıl önce gazilerle ilgili bir dergi çıkarmayı planlayan
kurucumuz Kadir Palalar, merkezi yönetimin en ücra köşedeki gaziye
ulaşmasının mümkün olmadığını vurguladıktan sonra, dönemin koşullarını
şöyle özetledi ; “Eğer gazilik olgusunu tek bir merkezden yönetmek
istiyorsak, derneklere değil bakanlığa ihtiyacımız olmalı. Ayrıca gazi ya
da vatandaşı, “gazi adını alarak dernek kuramaz” anlayışı ile
sınırlamanın, Anayasa’ nın eşitlik, dernek kurma, kimseye ayrıcalık
tanınmaz prensipleri ile çeliştiği rahatlıkla görülüyordu. 2847 sayılı
yasanın tutarlılığı yoktu. Bununla birlikte bölücü örgütün terör eylemleri
büyük bir gazi nüfusunun zamanla oluşacağını açık ve net göstermekteydi.
Bu kafanın duvara toslaması an meselesiydi.
Gaziler Dergisi’ nin ilk yıllarında, yayın politikası ağırlıkla
kahramanlığa odaklıydı. Çünkü “Savaşı kazandık, zafer bizim oldu,
askerimizin gücünü tüm dünyaya gösterdik” çerçevesinde yaşadıklarını dile
getiriyordu gazilerimiz. Görüştüğümüz, röportaj yaptığımız gaziler “Vatan
sağolsun, devlet çağırırsa, gönüllü olarak savaş meydanlarına giderim”
derken, zamanla söylemlerini değiştirdiler. Önceleri ilgisizlik ve
duyarsızlıktan yakındılar. Sonraları unutulmuşluktan bezdiler. Sembolik
olan gazi maaşları enflasyonun ezici oranları karşısında kuşa çevrildi.
Pek çok gazi taleplerini dinleyecek , çözüm üretecek yetkili bir merciyi
bulamadılar. Terörle Mücadele Gazilerinin gazi ünvanı alamaması ise
bardağı taşıran son damla oldu.
Gazilerle İlgili Gerçeğin Fotoğrafları
Böylesine kaos içeren bunalımlı dönemi ortaya koymak, yaşanılanların
fotoğrafını çekmek Türk basınında Gaziler Dergisi’ ne nasip oldu. 1992
yılında “Gazinin Dramı” başlıklı kapak, gerçeğin ilk fotoğrafı oldu.
Gaziler öyle bildiğimiz gibi gönenç içerisinde yaşamıyorlardı. Gaziye iş
vermeyi amaçlayan zihniyet gayri ciddi bir yaklaşımm sergilemişti. Kore
Gazisi “şaban Kılıç” a umumi tuvalet temizleyiciliği görevi layık
görülmüştü.
Kapak fotoğrafı kimilerinin hüznünü, yapılan yanlışlığa tepkisini
tetiklerken, gazileri temsil ettiğini vurgulayanlar ise “gazilerin
aşağılandığını” iddia ederek aleyhimize dava açtı. Ancak bu bir gerçekti,
Gaziler Dergisi de üzerine düşeni yapmış, gerçeği fotoğraflamıştı.
Ülkenin Güneydoğusunda bir savaş yaşanıyordu. Bölücü terör sürekli biçimde
bayrağa sarılı şehit tabutlarının evlerine dönmesine neden oluyordu.
Binlerce askerimiz, polisimiz, yüzlerce öğretmenimiz ve kamu
görevlilerimiz bu savaşın bir tarafı olarak hedef tahtasıydı. şehitler
birer birer evlerine dönerken, sağkalanlar, savaşın canlı tanıkları ise
“vazife malülü” sıfatıyla geçiştirilmekteydi. Bu yaklaşım gazileri
incitiyordu. İşte Güneydoğu Gazisi kavramını kullanmak ve Güneydoğu
Gazilerinin yaşadıkları sıkıntıları dile getirmek Gaziler Dergisi’ nin
misyonu oldu.
Ve şöyle seslendik; Onlar “vazife malülü” değildir, gazidir, gazi.
Ayrıca polise, öğretmene, diğer kamu görevlilerine ve sakatlanmayan,
yaralanmayan kahramanlara da gazi unvanının verilmesini öngören yine
Gaziler Dergisi idi.
“Savaş Sendromu” nu Türkiye’ nin Gündemine Taşıdık
Normal bir insanın, anormal bir durum karşısında tepki vermesi gayet
normal bir davranıştır. Savaşın bilinmeyen ve hüzün verici acı bir boyutu
vardır. Kopan uzuvlar, kan, barut ve et kokusunun karışımı, canından çok
sevdiği arkadaşının yanında yavaş yavaş ölüme doğru yol alışı, düşman
karşısında sürekli tetikte duruş gibi sebepler insan ruhunda derin
yaralanmalara neden olmaktaydı. Ruhsal açıdan yara alanların yaşadıkları
hiç bilinmiyordu. Oysa onlar yaşamda tek ve biçare kalmışlardı. Aileler
parçalanıyor, gaziler alkolün ve uyuşturucunun pençeleri altında yavaş
yavaş inliyordu.
Savaş dönüşü rehabilite edilmeden toplumun içine bırakılan gaziler,
gazetelerin 3. sayfalarında yer alan cinayet haberlerinin başaktörleri
olmaya başlamıştı.
İntihar eden gaziler, polisler toplumun ve yetkililerin pek dikkatini
çekmiyordu.
Gaziler dergisi yaptığı yayınlar ve seminerlerle tıpta PTSD ( Post Travma
Stres Disorder) adı verilen “Savaş Sendromu” diye dillendirilen bu illeti
kamuoyunun önüne serdi. Gazilerle yapılan röportajlar yaşanılanların hiç
de öyle yabana atılacak şeyler olmadığını açık ve net vurgulamaktaydı.
Ve bir başka tozlu örtüyü kaldırdı. Gaziler Dergisi; madalya sorunu
yıllardır ele alınmamıştı. Bu alanda bir boşluk vardı. Bu boşluğu Türkiye
Muharip Gaziler Derneği “Madalya Satarak” doldurmaya çalışıyordu. Buna
izin verilemezdi ve öyle, oldu madalya satışı durduruldu.
Evet gazilere madalya vermeyi unutmuştuk. Kore gazileri madalyalarını G.
Kore Cumhuriyeti’ nden almışlardı. Kıbrıs Gazileri, TSK’ nın iç kanunları
gereğince 1000 küsür kadar madalya ile taltif edilmişlerdi. Yaklaşık 33
bin Kıbrıs gazisi vardı madalya alamayan. Gaziler Dergisi bir kampanya
başlattı.
“Madalyamı Verin” başlığı altındaki imza kampanyası halen sürmektedir.
Gaziler Dergisi’ nden Dev Bir Adım: Gazi Bakanlığı
Gazi nüfusunu ilgilendiren pek çok sorun ortalıkta ucu açık bir şekilde
dolaşmaktaydı. Sorunlar biliniyordu ama çözüm üretecek bir merci
olmadığından ötürü, sürekli ötelenme taktiği ile varlığını sürdürmekteydi.
Gelişmiş ülkelerde gazi nüfusunun sorunları nasıl çözülüyordu? Sorunun
yanıtını alabilmek için yurtdışında geniş bir araştırma başlattık.
Gördüğümüz tablo bizleri şok etti. Gelişmiş ülkeler her konuda olduğu gibi
gazilik olgusu ile yakından ilgilenmiş ve geliştirmişlerdi. Gazilerin
sosyal statüleri, ekonomik durumları, sağlanan olanaklar bizleri
şaşırtacak boyuttaydı.
Gelişmiş ülkeler gazi nüfusuyla ilgilenecek merciyi bakanlık düzeyine
taşımışlar ve Gazi Bakanlığı adı altında kurulan bakanlıkla gazilerin
sorunlarını çözmeyi hükümete havale etmişlerdi.
Devasa bütçeleri ile Gazi Bakanları geniş gazi nüfusunun yanında yer
alıyor, gazilerin unutulmadıklarını varlığıyla kanıtlıyordu. Hastaneler,
rehabilitasyon merkezleri, gazi evleri, mezarları ile adeta göz
kamaştırıyordu. Hatta son Amerikan seçimlerinde iktidarı bile belirleyecek
güç odakları durumundaydı gazi toplumu. Yani bizdeki gibi sessiz, sakin,
bilinçsiz değillerdi. Haklarını almak için ellerinden geleni
yapıyorlardı.Büyük bir oy potansiyeli olduklarının ayrımındaydılar.
Dikkat edin herkes bir hak talebi için sokağa çıkıyor; kadın hakları,
insan hakları, hayvan hakları, çevre hakları gibi konularda sivil toplum
örgütleri basın bildirileri ile mitinglerle , toplantı ve yürüyüşlerle ses
getiriyor. Neden, gaziler sokağa çıkıp haklarını aramıyor? Bu sorunun
yanıtı için şunu diyebilir miyiz?
“onlar güçlü bir organizasyona sahip değiller.”
Yapılması gereken nedir?
Elbette bilineni yeniden keşvetmeyeceğiz. Türkiye’ de gazi bakanlığı yok.
İşte bu noktada Gaziler Dergisi, Gazi Bakanlığı kurulması için bir imza
kampanyası başlattı.
Ülkenin dört bir yanından ve yaklaşık 6 yılda toplanan imzalar 2004
yılında meclis dilekçe komisyonuna teslim edildi. Üzerinden bir yıl
geçti. Bekliyoruz.
Ve Türk basın hayatında tek bir yayın organı, Gaziler dergisi, bu konunun
takipçisi. Diğerleri nerede? Her konuda ahkam kesen, toplumu yönlendiren
medya ne yapıyor bu konuda? Bilmek istersiniz diye söyleyelim;
“Hiç Bir şey”
Gazilik Yolunda 23 Yıldır Tek Başına Yürüyoruz
Evet, sevgili okurlar, 23 yıldır, bu zor , çetin ve dikenli yolda tek
başına yürüyoruz. Son 2-3 yıldır Türk basınından bir destek geldi ama
yeterli değil ve cılız bir ses. Hepimiz Türkiye’ nin kritik bir coğrafyada
olduğunun bilincindeyiz. İç ve dış mihraklar provokasyonlarla ülkeyi kaosa
sürüklemek istiyor. Terör, halkta panik, korku endişe ve güvensizlik
yaratıyor. Yaşanılanlar büyük bir tehdit ve tehlike altında olduğumuza ve
güvenlik meselesinin önemine işaret ediyor.
Güvenliğimizi kim alıyor? Bu uğurda kim can veriyor? Hayatını hiçe sayarak
savaşa gidenler kim ? Hepimiz biliyoruz şehitler ve gaziler .
Peki neden onlara yeterli düzeyde yaklaşamıyoruz? Neden onların seslerine
kulaklarımızı tıkıyoruz? Ve neden onları unutuyoruz?
Açık ve gizli düşmana karşı kim siper ediyor bedenlerini?
Neden çok sayıda nitelikli basın organı ve sivil toplum örgütleriyle
gazilerin ve şehit ailelerin yanında değiliz? lafla peynir ekmek gemisi
yürümez derler , neden daha aktif olamıyoruz? Bağımsızlığımız ve
özgürlüğümüzün teminatı olan gazilere sahip çıkmadıkça güvenli bir
gelecekten ne kadar söz edebiliriz?
23 yılda bizi maddi ve manevi katkıları ile destekleyen tüm dostlarımızı
içten kucaklıyor ve yolumuza devam edeceğimizi, ısrarcı olduğumuzu da
kamuoyuna bildirmek istiyoruz