MİLLÎ MÜCADELEDE KÜRTÇÜ FAALİYETLER
Feridun Yıldız
07.09.2009
Malazgirt Zaferi’nin yıl dönümünde DTP’li Belediye Başkanı tarafından ileri sürülen “40.000 Kürt süvarisi olmasaydı Sultan Alparslan Malazgirt Savaşını kazanamazdı” efsanesi Doç. Dr. Erhan Afyoncu tarafından belgelerle çürütüldü. “Çanakkale’de, Millî Mücadele’de beraber çarpıştık, bu vatanı ortak kurtardık, bu devleti beraber kurduk” efsanesi üzerine yazdığım “Biz bu ülkeyi Kürtçülerle birlikte kurtarmadık” yazımız kamuoyunda çok ilgi topladı. Benden sonra Hürriyet’te Özdemir İnce, Yeniçağ’da Behiç Kılıç da aynı mealde yazılar yazdılar. Önceki yazımızda MSB Arşiv Genel Md.lüğünün yayınladığı 5 ciltlik şehir envanteri kitabına dayanarak şehit sayılarında bir mukayese yapmıştık. Bu yazımızda her karış toprağı şehit kanı ile sulanmış vatanımızı düşman işgalinden kurtarmak için bizimle beraber savaştıklarını iddia edenlerin Millî Mücadelede nasıl destek(!) olduklarını ele alacağız.
Kurtuluş Savaşımızın başlarında millî güçleri idare etmek için Erzurum’da Heyet-i Temsiliye adında bir heyet kurulur. 24 Ağustos 1919’da kurulan Heyet-i Temsiliye Mustafa Kemâl Paşa’nın başkanlığında 9 kişiden oluşuyordu. Diğer üyeler ise şu isimlerden müteşekkildi: Eski Bahriye Nazırı Rauf Bey, Eski Trabzon Milletvekilleri İzzet ve Servet Beyler, Eski Erzurum Milletvekili Raif Efendi, Erzincan’dan Nakşî Şeyhi Feyzi Efendi, Eski Beyrut Valisi Bekir Sami Bey, Eski Bitlis Milletvekili Sadullah Efendi ve Mutki Aşireti Reisi Hacı Musa Bey.
Bu heyet içerisinden sonuna kadar Millî Mücadele Atatürk ile beraber olanlar sadece Rauf Bey ve Bekir Sami Bey’dir. Kurtuluş Savaşı’nın ilk önder kadrosu olan Heyet-i Temsiliye’de yer alanlar Hacı Musa Bey Kürt asıllıdır ve Mutki aşiretinin lideridir. Hacı Musa Bey daha sonra Mayıs 1923’te Erzurum’da kurulan Millî Mücadele karşıtı Kürt Azadi Cemiyeti’nin de başkanlığını yürütmüştür. Cemiyetin üyelerinden birisi de Şeyh Sait’tir. Azadi Cemiyeti İngiliz, Fransız ve Sovyetlerle temasa geçerek “Bağımsız Kürdistan” için destek aramıştır. Bu dernek daha sonra İngiliz desteği ile başlayan Nasturi İsyanı’na da katılmıştır. Dernek elebaşları isyanın bastırılmasından sonra İran’a kaçmışlardır.
Atatürk’ün Türk’ü Kürd’ü ayırmadan Meclis’e aldığı Kürt milletvekilleri de onlardan farklı davranmamıştır. Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey de Azadi örgütü üyesidir. Yusuf Ziya Bey’in İngilizlere ajanlık da yaptığı daha sonradan ortaya çıkmıştır. Atatürk’ün şüphelenerek takip ettirdiği Yusuf Ziya Bey de Nasturi İsyanı’na katılmıştır. İşin daha da acı olanı ise Yusuf Ziya Bey’in askeriye içindeki işbirlikçileridir. Nasturi İsyanı’nı bastırmakla görevlendirilen fırka(tümen)nın komutanı İhsan Nuri kendisi ile birlikte hareket eden bazı Kürt subaylarla birlikte 270 askerle karşı tarafa geçmiştir.
Görüyorsunuz bu ülkeyi bizimle birlikte kurtaranların yaptıkları fedakârlıkları…
Cahil Kürt ahalisini kandırarak isyana sürükleyen bu Kürtçü hainler aslında Millî Mücadele’nin başından itibaren Atatürk’ün karşısındadırlar. Mustafa Kemâl’in idam emrini veren Kürt Mustafa Paşa’dır. Kürt Mustafa Paşa’nın eniştesi Kürt İzzet Bey İstanbul Hükümeti’nin İçişleri Bakanı’dır. Kürt İzzet Bey de İngilizlere ajanlık yapmıştır. Kürt İzzet Bey’in yeğeni olan Şerif Paşa da Kürt Teali Cemiyeti’nin Paris temsilcisidir.
İstanbul Hükümeti Kuvay-ı Milliye’yi bastırmak için sürekli olarak Kürt örgütleri ile işbirliği yapmıştır. Bir “Kürt Açılımı” yaparak Kürt Teali Cemiyeti’ne “demokratik açılım” vaat edip anlaşan Sadrazam Damat Ferit Paşa, Kürtlere verilecek özerklik karşılığında onlardan Kuvay-ı Milliye’yi bastırmalarını istemiştir. Bununla kalmayan Damat Ferit, İşgâl Orduları Yüksek Komiseri De Robeck ile görüşerek Sevr Antlaşması gereği 15.000 kişilik bir Kürt Ordusu kurularak onlarla Kuvay-ı Milliye üzerine yürünmesini teklif etmiştir.
Bu işbirliğine dayanarak İngiliz ajanı Binbaşı Noel, Ali Galip ve Kürt Teali Cemiyeti’nin liderleri terörist bir Kürt örgütü kurmak için Malatya’ya gitmişlerdir. Plâna göre bu örgüt Mustafa Kemâl Paşa’yı öldürecek ve Sivas Kongresi’nin toplanmasını engelleyecektir. Ancak Mustafa Kemâl Paşa’nın durumdan haberdar olması ile bu ekip Türk askerlerince kıstırılır. Binbaşı Noel kaçarak kurtulur.
Görüldüğü gibi Kürt örgütler Millî Mücadele esnasında İstanbul Hükümeti ile birlikte hareket etmekte ve İngilizlerde destek almaktadırlar. 28 Kasım 1919’da İngiliz Yüksek Komiseri Mr. Kindson’un Londra’ya gönderdiği şu telgraf gerçekleri ortaya koymaktadır:
“Kürtlere her ne kadar inanmasak da onları kullanmamız çıkarlarımız gereğidir.”
İhanet bu kadar da değildir. İngiliz Gizli Belgeleri’nden anlaşıldığı üzere Kürt örgütleri Yunanlılar ile de işbirliği yapmışlardır. Amasya’da Yunan temsilcisi ile görüşen Kürt liderler onlara esir aldıkları askerler arasındaki Kürtleri ayırarak kendi ordularına almalarını ve Türk ordusuna karşı onlardan yararlanmalarını teklif ederler. Nitekim bu teklife uyan Yunanlılar Kürtleri Yunan Ordusu maiyetinde kullanmışlardır.
Kürt-Yunan işbirliğinin en büyük eseri Koçgiri İsyanı’dır. Bu isyan Yunan Ordusu Büyük Yürüyüşe geçmeden hemen önce çıkartılmıştır. Bu isyanın başlama tarihi aynı zamanda Londra ve San Remo Konferanslarının yapıldığı tarihlere denk düşürülerek Ankara Hükümeti sıkıştırılmak istenmiştir.
Batı Cephesi’nde Yunanlılar Bursa’yı ele geçirmelerine rağmen Millî Ordu bu isyanı bastırmak için bir kuvvet oluşturarak başına da Nurettin Paşa’yı getirir. Topal Osman komutasındaki Giresun Alayı da Nurettin Paşa’nın emrine verilir. Türk ordusu 11 Nisan 1921’de harekete geçer. 45.000 kişilik Kürt çetesi ile çatışmalar üç ay sürer. 17 Haziranda âsiler teslim olur.
Bu isyanın bastırılmasından sonra Meclis’te bulunan Kürt milletvekilleri isyanı bastıran Nurettin Paşa’nın halka kötü muamele ettiğini iddia ederek gizli oturum yapılmasını teklif etmişlerdir. Kürt milletvekilleri Nurettin Paşa’nın kellesini istemektedirler.
Nurettin Paşa Meclis kararı ile Kasım 1921’de görevinden alındı. Meclis’i etkileyen Kürt milletvekilleri Nurettin Paşa’nın yargılanmasını da istediler. Meclis Başkanı Mustafa Kemâl Paşa, Fevzi Paşa’nın da desteğini alarak Meclis’te Nurettin Paşa’yı savunmuş, ağır bir ceza almasını önüne geçmiştir.
Tarih ancak ibret alınırsa bir kıymet ifade eder. Sevgili okuyucular; yukarıdaki kısa tarihçeyi defalarca okuyun. Bugünle benzerlikleri karşılaştırın. Ders alın ki geçmişte Damat Ferit ve işbirlikçilerinden kurtulmak için ödediğimiz bedeli bugünde ödemeyelim.
Mustafa Kemal Paşa o kritik günlerde, İngiliz entrikalarına alet olmayan diğer Kürt gruplarının önderlerinden Hacı Kaya ve Şahzade Mustafa Ağalara birer telgraf gönderir. İrade-i Milliye’nin 21 Ağustos 1919 tarihli nüshasında tam metni yer alan telgrafta; “Sizler gibi din ve namus sahibi büyükler oldukça, Türk ve Kürd’ün yekdiğerinden ayrılmaz iki öz kardeş olarak yaşamakta devam eyliyeceği ve makam-ı hilâfet etrafında sarsılmaz bir vücut hâlinde dahil ve hariç düşmanlarımıza karşı demirden bir kale halinde kalacağı şüphesizdir” der.
Siirt’teki ünlü Cemil Paşa ailesinden 6 kişi, Avrupa’da öğrenim görürken savaşın başlaması üzerine tahsil hayatlarına yarıda bırakıp vatanları için savaşmaya gelir. Bunlardan İbrahim Halil Bey ve Mehmet Naim Efendi Çanakkale Savaşı’nda, Şemseddin Bey Bağdat çöllerinde, Besim Bey ise Kafkas cephesinde şehit olur. Ekrem Cemil Paşa ise önce topçu başçavuşu olarak Çanakkale’de ardından Şark cephesinde savaşmış. Ekrem Cemil Paşa aynı zamanda Mustafa Kemal’in yaverliğini de yapmış bir isim. Ekrem Cemil, Çanakkale’den sonra gönderildiği Muş cephesinde savaşmış. Buradaki bir çatışmada kolundan yaralanan Ekrem Cemil, Diyarbakır’da tedavi gördüğü sırada Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve Nihat paşa gibi dönemin Osmanlı zabitleri babasının ve konaklarının misafiri olmuş.
Galatasaray’ın kuruluş yıllarının efsanevi futbolcusu Celal İbrahim de tahsili sebebiyle savaştan muaf olmasına rağmen Çanakkale’ye gidip savaşanlar arasında yer alıyor. Çanakkale’nin ardından 1917 yılında Bağdat Cephesi’nde şehit düşmüş.
Diyarbakır Yenişehir Belediye Başkanı Fırat Anlı’nın da iki dedesi Çanakkale’de şehit olmuş Kürtlerden. Anlı’nın Meheme Xeco ve Mehmet olarak bilinen dedeleri Çanakkale’de savaşıp bir daha geri dönmeyenler arasında.
Gazeteci-Yazar Selahattin Duman’ın dedesi Harun Efendi, Çanakkale’de savaşıp yaralananlardan. Ankara’nın Haymana ilçesinde yaşayan Kürtlerden Şeyhbızın Aşireti’ne mensup olan Selahattin Duman’ın dedesi Harun Efendi, aynı zamanda Kurtuluş Savaşı gazisi. 8 yıl boyunca çileli bir askerlik hayatı geçiren Harun Efendi’nin hikâyesini torunu Selahattin Duman anlatıyor. Duman, dedesinin Kurtuluş Savaşı’nda da yer aldığını belirtiyor. Duman’ın anlattıklarına göre dedesi Çanakkale cephesinden sonra Suriye cephesindeki 5. Orduya gönderilmiş ancak bu cephede Haymana’nın kapı komşusu Mevlüt Efendi ile birlikte esir düşmüş.
DEHAP Eski Genel Başkanı ve DTP Yerel Yönetimler Komisyonu Üyesi Mehmet Abbasoğlu’nun babası Abbas Tongaç’ın da Kurtuluş Savaşı’nda yer aldığı kaydediliyor. Kurtuluş savaşında İzmir yakınlarındaki bir cephede yaralanan ve gözlerini kaybeden Abbas Tongaç, 1898 Dersim (Tunceli) doğumlu. Birinci dünya savaşı başlangıcında Dersim’de askere alınan Abbas Tongaç, Sarıkamış Cephesi’nde görev almış. Abbas Tongaç birçok arkadaşıyla birlikte Ruslara esir düşüyor. Bir süre sonra esaretten kurtularak Anadolu’ya dönmüş.
Kürtler ÇANAKKALEYE uğramamıştır demek, Kürtleri Tarih sayfalarından SİLMEYE KALKIŞMAK,
MİLLİ MÜCADELEYİ İNKAR ETMEKTİR. DOĞUDA KAZIM KARABEKİR KOMUTASINDA BAŞLAYAN MİLLİ MÜCADELE RUHU VE ATEŞİ TÜM TÜRKİYEYE DOĞU HALKI ELİYLE YAYILMIŞTIR.
Kökende ayrılıkçılık, tarihte ayrılıkçılık ile TÜRKİYENİN DÜŞMANLARINA HİZMET EDEN ÇALIŞMALARINIZDAN DOLAYI SİZİ
KINIYOR, BU TARZ ÇALIŞMALARIN VE GÖNDERİLERİN BOP'A HİZMET MAHİYETİNDE SİYASALLAŞTIRILARAK TÜRKİYENİN
BÖLÜNMESİNE HİZMET ETTİĞİNE İŞARET ETMEK İSTİYORUM..
TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ TÜRKİYELİ MİLLETLERDEN MÜTEŞŞEKKİL, BİRBİRİNDEN HİÇBİR SÜRETTE AYRILMAYI DÜŞÜNMEYEN MİLLİ MÜCADELENİN KAHRAMANLARIDIR. ONLARIN KAHRAMANLIKLARININ İNKAR EDİLMESİ YOK SAYILMALARI İSE ARAMIZDA HALA DIŞ GÜÇLERE HİZMET EDEN HAİNLERİN İŞLERİDİR. BU HAİNLİĞE İŞTİRAK EDEN HER BİR BİREY TÜRK DEĞİL, TÜRK DÜŞMANIDIR.
Saygılar
Gülçin Demir
Gülcin Hanım
Dersim’deki Kızılbaş Kürtler’le bölge Ermeniler’i arasındaki ilişkilere gelince. Açık ve gizli belgelerin de ortaya koyduğu gibi; bu iki topluluk arasındaki ilişkiler her zaman diğer topluluklarla olan ilişkilerden daha iyi olmuştur. Bu dostane ilişkiler devletin gizli belgelerine de yansımıştır.
Sözgelimi, bizzat M. Kemal tarafından 1925’ten sonra Şark İlleri Asayış Müşavirliği’ne atanan Prof. Hasan Reşit Tankut, o tarihten sonra hazırladığı çeşitli etno-politik inceleme raporlarında, bu yakınlığa sıklıkla vurgu yapar:
„Dersim kürd Alevileri Ermeniler’i çok severler. Vatana ihanet etmiş, Türk kanunlarına topluca karşı koymuş âsi Ermeniler, Dersim’de bir ana kucağı bulmuştu. Bu Ermeniler, Rus ordusu Dersim dağlarına dayandığı zamana kadar esirgendiler ve sonra Rus ordusuna katıldılar ve gittiler. Bugün bile Dersim’de bir Dersimli kadar serbest ve mutlu yaşayan Ermeniler vardır.“
Tankut, yöredeki Kızılbaş Kürtler’in eğilimlerini öğrenmek ister. Koçgirili pirin cevabı açık ve nettir: „Ermeniler’le kan ve gövde biriz, aramızda din farkı soğan zarı kadar incedir. Aliyullah, bizi hak dine çevirmiş de onun için Hıristiyan Ermeniler’den ayrılmışız.“ ( MEHMET BAYRAK)Genel Kurmay Başkanlığı da bu isyanı şu şekilde değerlendirmektedir:
“Siyasi bakımdan büyük bir önem taşıyan bu harekat dolayısıyla, Kürt bağımsızlık davasının ilk basamağının Koçgiri olayları ile kurulmak istendiği, bu dış etkilerin en açık ve kesin delilidir.”
Bu değerlendirmeden de anlaşılacağı gibi, olay münferit bir isyan değil, bir davanın ilk adımıdır! Ardından gelecek olan Kürt isyanları da bunu kanıtlayacaktır. Nitekim isyanın liderleri de olayı böyle değerlenodirmektedir:
“Koçgiri, Kürt İstiklal Savaşı’nın bir merhalesidir, onunla bir meydan muharebesi kaybettik, fakat harp bitmedi. Biz son zaferi kazanacağız.”
İstanbul Hükümeti’nin ve İngilizler’in Mustafa Kemal hareketini engellemek için kullanmayı düşündükleri kütle ise Kürtlerdir. Damat Ferit, Kürdistan Teali Cemiyeti ile görüşerek onlara özerklik karşılığında Mustafa Kemal’e karşı savaşmayı teklif eder. Damat Ferit Yüksek Komiser De Robeck ile görüşerek Sevr koşulları gereğince 15 bin kişilik bir Kürt ordusu kurulmasını ve Kürtleri Mustafa Kemal’e saldırtmayı teklif eder.
Bu yönde en önemli girişim Ali Galip olayıdır. İngiliz ajanı Binbaşı Noel, Ali Galip ve Kürdistan Teali Cemiyeti liderleri Malatya’ya geçerler. Burada bir Kürt birliği kurarak Sivas yolunda Mustafa Kemal’i öldürecekler ve Kongre’nin toplanmasına engel olacaklardır.
Ancak Mustafa Kemal girişimi haber alır ve tedbir alır. Malatya’da Türk birlikler İngiliz ajanı, Ali Galip ve Kürdistan Teali Cemiyeti liderlerini kıstırırlar. Tutuklama emri vardır. Noel, İngilizlerden yardım ister. Saraya baskı yapılır fakat sonuç varmez. En sonunda kaçmak zorunda kalırlar.
Görüldüğü üzere daha Sivas Kongresi öncesinde bile Kürtler İngilizlerle, İstanbul Hükümeti ile birlikte Mustafa Kemal’e karşıdır.
İngiliz gizli belgeleri de bunu doğrulamaktadır.
28 Kasım 1919’da Mr. Kindson’un Londra’ya gönderdiği raporda şöyle yazılıdır:
“Kürtlere her ne kadar inanmasak da onları kullanmamız çıkarlarımız gereğidir.
9 Aralık 1919 tarihli Yüksek Komiser Robeck’in Lord Curson’a raporunda ise şunlar yazılıdır:
“Kürtler bütün ümitlerini İngiliz hükümetine bağlamış durumdalar. Bu ara Mustafa Kemal gittikçe tehlikeli olmaya başlıyor. Kuvvetler, Kürtleri Mustafa Kemal Paşa’ya karşı kullanmak için para ödemeye hazırdırlar”
Kürtler’in Kurtuluş Savaşı’na ne şekilde katıldıkları yalanını gördükten sonra şimdi de Mustafa Kemal’in Kürtlere özerklik vereceği yalanının nasıl uydurulduğuna geçebiliriz.
12 Eylül 1919’da İstanbul Hükümeti ile İngiltere arasında gizli bir antlaşma imzalanır. Sekiz maddelik anlaşma maddelerinden üçüncüsü şöyledir:
-Türkiye bağımsız bir Kürdistan kurulmasına karşı çıkmayacaktır.
Anlaşmanın altında Damat Ferit’in imzası vardır.
„Proğramında esasen mahalli yönetim biçimini kabul eden Hürriyet ve İtilaf Fırkası Genel Merkezi ile Kürdistan Cemiyeti arasında, aşağıdaki madde üzerinde tam anlaşma sağlanarak, her iki taraf Tanrı’nın yardımına dayanarak ülkenin kurtuluşu ve halifeliğin haklarının korunması için ortak çalışmaya söz verirler.
Madde: Çoğunlukla Kürt halkının oturduğu memleketler siyaset olarak İslâm halifeliğine ve Osmanlı saltanatına bağlı olmak şartıyla, toplam halkın çoğunluğu tarafından seçilecek bir Emirin başkanlığı altında özerk yönetime sahip olacaktır. 20 Aralık 1918
Karesi( Balıkesir) Mebusu Konya Mebusu Hürriyet ve İtilaf Fırkası
Vasfi Zeynel Abidin Genel Merkez Mühürü
Kürdistan Cemiyeti Üyesi Cemiyet Üyesi Kürdistan Cemiyeti
Kürdizade Said Mehmed Ali Mühür
Başkan
Seyid Abdülkadir
Bu aşamada, Kürdistan Teali Cemiyeti üyeleri arasında Dersim’den şu ünlü şahsiyetler de bulunmaktadır: Vet. Dr. Colikzade M. Nuri Dersimi, Eczacı Sarıoğlu Hüseyin Hüsnü Bey, Miralay Dersimli Halil Bey, Dersimli Tıssiye Öğrencisi Necib, Sarı Saltıklı Dersimli Halil Bey, Koçgirili Alişêr Efendi, Koçgirili Alişan Bey, Koçgirili Haydar Bey.
Anlaşma’nın esas önemi Damat Ferit’in Mustafa Kemal hareketine, yani Türk milli hareketine karşı Kürt ayrılıkçılarıyla uzlaşması ve Kürtleri Mustafa Kemal’e karşı kullanmasını saptamasıdır. Yukarıda bu kullanmanın ne şekilde hayata geçirildiğini görmüştük.
İstanbul Hükümeti’nin bu tür bir yola girmesi aslında Damat Ferit Hükümeti’nin sonunu getirir. Kabine değişikliği olur ve Ali Rıza Paşa Hükümeti kurulur. Bu değişiklik son derece önemlidir çünkü Kürt milliyetçiliğinin ve ayrılıkçılığının önü kesilecektir.
Amasya Görüşmeleri bunun ilk safhasıdır. Kürtlere özerkliğin ilk belgesi imiş gibi sunulan Amasya Görüşmelerinde şu karar alınmıştır:
“Beyannamenin 1. maddesinde Osmanlı Devleti’nin düşünülen ve kabul edilen sınırı Türk ve Kürtlerin oturduğu araziyi kapsadığı ve Kürtlerin Osmanlı topluluğundan ayrılması imkansızlığı izah edildikten sonra, bu sınırın asgari bir istek olmaz üzere elde edilmesinin temininin lüzumumüştereken kabul edildi. Bununla beraber, yabancılar tarafından görünüşte Kürtlerin bağımsızlığı maksadı altında yapılmakta olan tezvirlerinönüne geçmek için de bu hususun şimdiden Kürtlerce bilinmesi uygun görüldü.”
Tutanaktan da anlaşılacağı üzere Ankara ile İstanbul’un yeni hükümeti, Kürt ayrılıkçılığına karşı ortak bir karar almışlar ve kurulacak ya da kurtarılacak devletin sınırlarının Kürtlerin oturduğu arazıyi de kapsadığını belirtmişlerdir. Bu tutanaktan çıkacak biricik sonuç, Kürtlerin oturduğu arazide ayrı bir devlet ve özerklik hakkının bu tutanakla reddedildiğidir. Ama ne hikmetse gördüğü her Kürt kelimesini özerkliğe yoran tarih heveslisi bir kısım hukuk asistanı bunu tam tersine yormaktadır.
Amasya görüşmesinin teyidi ise Misak-ı Milli’dir. Misak-ı Milli ise, özerklik değil ulusal bir devlet programıdır. Kuvayı Milliye’nin bu ilk belgesi, aynı zamanda İstanbul Meclisi’nin son kararında özerklik yoktur! Dahası Misak-ı Milli için çalışan bir harekete katılan herkes de ulusal devleti kabul etmiş demektir.
Milli Mücadele’nin Kürtlere özerklik vereceğini söyleyenlerin iddiası aynı zamanda son derece de komiktir. Kürtler bağımsızlık ve özerkliği zaten Sevr ile kazanmışlardı. Sevr’e karşı çıkan bir hareketin Sevr’de dayatılan bir maddeyi savunması olacak şey değildir!
Kaldı ki ne Erzurum, ne Sivas Kongrelerinde de bu yönde alınmış bir karar yoktur. BMM’nin bu yönde aldığı bir karar da yoktur. Özerkliği savunan bir hareketin bunu bir karar olarak duyurması gerekmez miydi? Komik olmayı bırakın: Mustafa Kemal sizin gibi gizli bir Kürtçü değildi! Sizin gibi hem tek bayrak, hem de Kürtler kendi kendini yönetsin diyecek kadar hain değildi...
Mustafa Kemal’in Kürtlere özerklik vereceği uydurmasının kaynağı ise doğrudan İngilizlerdir!Yukarıda bahsettiğimiz gibi Koçgiri isyanının bastırılmasından sonra Meclis’te Kürt milletvekilleri isyancılara destek çıkarlar. Uzun süren tartışmalardan sonra Mustafa Kemal’in isyanın bastırılmasını savunan konuşması üzerine tartışma kapanır.
Ancak İngiliz raporlarına göre bu görüşmeler sırasında Kürtlere özerklik verilen bir karar alınır. Maddeler şunlardır:
1-Uygarlığın gereklerine uygun olarak Türk milletinin ilerlemesini sağlamayı hedefleyen BMM, ulusal gelenekleriyle uyum içinde, Kürt milletinin özerk yönetimini kurmayı üzerine alır.
2-Çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bu topraklar için Kürt ileri gelenleri tarafından bir genel vali, vali yardımcısı ve bir müfettiş seçilebilir. ...
4-Kürt ulusal meclisi doğu vilayetlerinde kurulacak ve 3 yıl için oluşturulacaktır.
5-Özerk yönetim Van, Bitlis, Diyarbakır vilayetleri, Dersim sancağı, bazı nahiye ve kazaları içine alacaktır.
Toplam 9 maddelik kanun tasarısı İngilizlere göre kabul edilmiştir!
Ancak İngiliz raporlarının gösterdiği 10 Şubat 1922 tarihinde anılan gizli oturum yoktur! TBMM Gizli Celse Zabıtları yayınlanmıştır ve orada böyle bir gün yoktur! Olması da son derece saçma olurdu. Çünkü anılan 9 maddenin Sevr’den bir farkı yoktur. Kaldı ki Koçgiri isyanını bastıran bir Meclis’in bu kararları alması da mantıksızdır. Çünkü bu kararları alacak Meclis, mantıken isyancılarla anlaşır ve istenilen bu hakları verirdi.
Mustafa Kemal de Nutuk’ta bu konuya şöyle değinir:
“Baylar, tarih, söz götürmez bir biçimde ortaya koymuştur ki, büyük işlerde başarı için yeteneği ve gücü sarsılmaz bir başkanın varlığı çok gereklidir. Bütün devlet büyüklerinin umutsuzluk ve güçsüzlük içinde, bütün ulusun başsız olarak karanlıklar içinde kaldığı bir sırada ‘yurtseverim’ diyen bin bir çeşit kişinin, binbir türlü davranış ve inanç gösterdiği kargaşalı bir zamanda danışmalarla, birçok saygın ve erkli kişilerin sözlerine uyma zorunluluğuna inanmakla; sağlam, esaslı ve özellikle sert yürünebilir mi? Tarihte buna ulaşmış bir topluluk gösterilebilir mi? İkincisi baylar, ulus, ülke, siyasa ve ordu yöneticiliğinde hiç bulunmamış ve bu alanda değeri belirmemiş ve denenmemiş gelişigüzel kişilerden, örneğin Erzincanlıbir Nakşi Şeyhi ve Mutki’li gibi zavallılardan da kurulabilecek herhangi bir temsilciler kuruluna, söz konusu durum ve görev bırakılabilir miydi?”
Sayın Osman,
“Türk entelektüelinin durumu bu kadar mı vahim sizce?
"Bunlar ölülerini nasıl gömeceğini bilmeyen tek insan türü. Türk aydını ölüsünü nasıl gömeceğine dair bilgiye sahip değil. Dünyanın hangi kabilesine gidersen git, kendi kültürel ritüelleri içinde bir ölünün mezara nasıl gömüleceğini, tabutun nasıl taşınacağını ya da nasıl yakılacağını bilir. Bunlar bilmez. Bunlarla birlikte cenazeye gittiğinizde eğer sıradan halk, cemaat orada olmasa o ölü orada kalır usta! Bunlar tabutu omuzdan omuza geçirmeyi de bilmez, toprak atmayı da... Kenarda aval aval dururlar. Ölüsünü gömmeyi bilmeyen insanın ben entelektüelliğini değil, varoluşunu tartışırım.”
“Kemalist ve Atatürkçü görünen kesimler, Batı’nın Türkiye’deki halka karşı-İslâmî kesime karşı bir takım oyunlarına alet edilmişlerdir. Özellikle, 28 Şubat’ta bunu gördük, değil mi? 28 Şubat’ta, efendim işte, çok ciddi boyutta böyle bir olayla Türk toplumu neredeyse bir ikilili yapıya doğru sürüklendi: Bir tarafta laik kesim, bir tarafta Islâmî kesim… “Devlet laik, Ordu laik, millet Müslüman” Yok öyle bir şey! Yok öyle bir şey… Bakın ben kamu hukukçusu olarak şunu söylüyorum: Bir devlet, bir milletin siyasî örgütlenmesidir. Devleti milletin dışında düşünemezsiniz. Devleti milletin dışında düşünenler, bugün hem milleti çok ciddi boyutta baskı altına alıyorlar, hem de devleti hızlı bir şekilde tasfiye ediyorlar.”
Erol manisalı hocamı çok yakından tanırım. Bu konularda düşüncelerini çok iyi bilirim. Aslında cem beyi de tanırım bu konuda yarın görüşlerini alacağım. Büyük olasılıkla hocamız yanlış anlaşılmıştır. Benim anlamadığım bunun emperyalistle veya antiemperyalistle ne ilgisi olduğu. Bugün ABD nin danışmanı türbanlı. Ne alakası var abd nin ölçüsü bu demekle. ABD kendi çıkarlarına bakar insanların ne giydiğie değil. Onun için makbul olan ABD devletine en iyi hizmet edendir. Gerisi hikaye müslüman mış hristiyanmış çok önemli değil amaçları belli cennet krallığını kurmak. Ayrıca bir kişinin özel yaşantısında türbanı takıp veya takmıyorsa kendisinin özgür seçimidir. gülçin benim eşim türbanlı değil yani müslüman olmuyor mu o zaman teröristte değil getirdiğin düşünceye bak. Ozaman sana soru merve kavakçının TBMM taktığı türban ABD hangi müzede sergileniyor.
adamlar islamiyetin içini boşaltıyor sizin tartıştığınız şeye bak. Size önemli bir düşüncemi söyleyeceğim bu konundaki düşünceniz nedir.?
" Herkes kelime - şehadeti esas alarak etrafındaki insanlara bakış açışını yeniden ayarlamalı, Hatta onun birini söyleyip diğerini, yani Muhammed'ün Resullah'ı söylemeyen insanlara bile rahmetve merhamet nazarıyla bakmalı. Çünkü hadislerde anlatıldığına göre, Allah'ın o engin rahmeti ahirette öyle tecelli edecekkitir ki, şeytan bile, acaba ben de isitafade edebilirmiyim diye ümide kapılacaktır. Şimdi böyle bir rahmet zenginliği karşısında cimrilik yapma ve o cimriliği temsil etme bize yaraşmaz. Hem bize ne: mülk onun, hazine onun, kul onun, öyleyse haddini bilmeli"
cevaplarınızı bekliyorum.
Prof. Dr. Manisalı`nın, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği`nin (ÇYDD) davetlisi olarak 27 Ekim 2006`da Bodrum Oasis Kültür Merkezi`nde yaptığı konuşma başına dert açtı. Kendilerini Atatürkçü ve Kuvayı Milliyeci olarak niteleyen `Türk Gençliği Hareketi` isimli bir grup Prof. Dr. Manisalı`ya `türbanlılara terörist` dediği için tepki gösterdi. Grubun İletişim Sorumlusu Cem Kılıç, bununla da yetinmeyip Bodrum Adliyesi`ne giderek Manisalı hakkında suç duyurusunda bulundu. Konu ile ilgili görüşlerini aldığımız Cem Kılıç, Prof. Dr. Manisalı`nın tansiyonu yüksek bir konuşma yaptığını kaydederek şöyle devam etti: `Konferansta yaşlı bir bayan söz alarak yolda gördüğü iki türbanlı genç kıza 2006 yılında neden hala türban taktıklarını sorduğunu anlattı. Bunun üzerine türbanlılar kendisine saldırmış. Salondaki öğrencilerden biri de yaşlı kadına durup dururken türbanlılara neden bunları söylediğini sordu. Ve tartışma çıktı. Araya giren Manisalı ise bir paşanın kendisine `türbanlıların mücadele edilmesi gereken sivil teröristler` olduğu mealinde şeyler söylediğini aktardı.` Suçlamaları reddeden Prof. Dr. Erol Manisalı ise konuşmasının bir bütün olarak ele alınması gerektiğini söylüyor ve ifadelerinin maksatlı olarak abartıldığını düşünüyor.
Zaman
Onun için makbul olan ABD devletine en iyi hizmet edendir. Gerisi hikaye müslüman mış hristiyanmış çok önemli değil amaçları belli cennet krallığını kurmak. Ayrıca bir kişinin özel yaşantısında türbanı takıp veya takmıyorsa kendisinin özgür seçimidir. gülçin benim eşim türbanlı değil yani müslüman olmuyor mu o zaman teröristte değil getirdiğin düşünceye bak.
Ozaman sana soru merve kavakçının TBMM taktığı türban ABD hangi müzede sergileniyor.
adamlar islamiyetin içini boşaltıyor sizin tartıştığınız şeye bak.
Burada pek cok kez Erol Manisali'nin yazilarindan alinti yapmisimdir. Neden gozaltina alindigi apacik ortada. Gercekleri gormek isteyene.
13 Nisan 2009
Cumhuriyet
BIÇAK SIRTI
EROL MANİSALI
Batı, Atatürk’ü Yargılıyor...
- Yargılanan Türkiye Cumhuriyeti, devrimlerimiz…
- Yargılanan bağımsızlığımız, özgürlüğümüz…
- Lozan yargılanıyor, emperyalizme karşı kazandığımız savaş yargılanıyor…
- Halkımız, ulusumuz yargılanıyor sömürgeciler tarafından…
- Kimliğimiz, değerlerimiz ve varlığımız yargılanıyor…
- Kurtuluşumuz ve onun önderi Mustafa Kemal Atatürk yargılanıyor sömürgeciler ve onların maşaları tarafından…
En büyük suçlu Atatürk; çürümüş, emperyalizmin arka bahçesi ve oyuncağı olmuş, fiilen işgal edilmiş Osmanlı’dan, bağımsız bir ulus ve Cumhuriyet yaratmış, Avrupalı müstevlilere karşı.
Ezilen ve sömürülen dünyada bağımsızlığın simgesi olmuş bir Türkiye; hem de dünyanın en sorunlu bölgesinde. Hindistan’ın İngiltere’ye başkaldırmasında, Afrika ülkelerinin Avrupa’ya karşı savaşında; dün Castro’nun, bugün Chavez’in Amerika’ya meydan okuyan duruşunda örnek olmuş Mustafa Kemal Atatürk.
Sömürgeciler onu hiç sevmediler ve sevmiyorlar. Bundan dolayı Atatürk’ü yargılıyorlar, yermek istiyorlar. Yeniden o kaosa, Sevr’i kabul ettirdikleri Osmanlı’ya dönmek istiyorlar.
- Çağdaş değerler, çağdaş hukuk düzeni ve toplumsal haklar yerine siyasal İslamın egemen olduğu bir cemaat düzensizliği istiyorlar bu coğrafyada.
- Cemaatin başına bir kukla yerleştirip, onu yönetmek niyetindeler…
Obama’nın hafızası...
- Obama Afrikalı dedelerini hatırlıyor mu?
- Amerika’nın pamuk tarlalarına taşınamayan Afrikalıların bugün sömürgeciler tarafından ne hale getirildiklerini, “Sudan’a yeni askeri operasyonlar planlarken” hiç mi hatırlamıyor?
- Amerika’nın Irak, Lübnan ve Afganistan’ı kan gölüne çevirdiğini göremiyor mu?
Görememiş ki Türkiye’ye ve Irak’a gelişinde, “izlenen politikanın devamını” istiyor.
Afganistan’da kendisi için “savaşacak Türk askeri” istiyor. Amerika yenilmiş, “gel benim yerime sen savaş” diyor, kendi emperyalizmine alet ediyor…
Amerika için Kore’ye, Somali’ye, Yugoslavya’ya, Afganistan’a, Lübnan’a asker gönderdik. Dün Kurtuluş Savaşı’nda Batı’nın bize yaptıklarını bugün sömürgeciler tekrarlarken, neden onlara yardım ediyoruz? Bindiğimiz dalı neden kesiyoruz?
Dün İngilizin Çanakkale’ye getirdiği Afrikalı ve Asyalıların durumuna düşmedik mi? Türk halkı bizim, “Amerikalıların Gurka’ları olmamızı istemiyor”. İngilizlerin getirdiği Gurka’ları 1915’te Çanakkale’de gördük, 1974’te Kıbrıs’ta gördük. Şimdi bizi “Gurkalaştırmak” istiyorlar.
Obama’nın Anıtkabir’i ziyareti ve yazdığı sözcükler yalnızca, Batı’nın Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü yargılamakta oluşunu gizlemekten başka hiçbir anlam taşımaz. Bugün yaşamakta olduğumuz inanılmaz olayların arkasında kimlerin olduğu artık apaçık biliniyor. Televizyonları açın, gazetelere bakın, görürsünüz…
- Afganistan’da, Lübnan’da, Irak’ta, Gürcistan’da yeni Gurka’lara ihtiyaçları var. Soros söylemedi mi?Emperyalistlere göre “Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü bizim insanımız, askerimizmiş”!..
- Soros bir simge, Batı penceresinden Türkiye’nin görünümü; Türkiye’nin ayakta kalması ve onlar tarafından yıkılmaması için insanını, askerini emperyalizmin çıkarları için kullandırması gerekiyormuş. En iyi Türk yöneticimiz onların Cola şirketinin başına getirilecek; en iyi doktorlarımız onların sağlık kurumlarında görev alacak; en iyi askerlerimiz onların Asya’daki, Afrika’daki ve Ortadoğu’daki çıkarlarını koruyacak.
- Batı Türkiye’yi ancak bu koşulla kabullenir, bu koşulla yanında tutar, diyorlar.
Obama geldi, bir öpücük kondurdu. Bush gibi “sırtımıza vurmadı”.
Ermenistan’da, Kürdistan’da, Afganistan’da sizden hizmet bekliyoruz dedi. Mustafa Kemal bütün bu taleplere hayır dediği için sevilmedi, sevilmiyor.
Emperyalizm Mustafa Kemal’i, Cumhuriyet’i, bağımsızlığımızı, kurtuluşumuzu yargılıyor. Türkiye’de toplumsal hakların geliştirildiği gerçek ve katılımcı bir demokrasi istenmiyor. Sevr’i ve Osmanlı’yı işbirlikçileriyle birlikte, geri getirmek istiyorlar.
Reagan, baba Bush, Clinton, oğul Bush ve Obama Türkiye’ye bu gözle bakıyorlar. Amerika’daki ve Türkiye’deki danışmanları iyi hizmet vermişler.
Ama, güneş balçıkla sıvanmaz ki; siyah Obama bile karartamaz, ortada apaçık duran gerçekleri...
Tört bulung kop yagı ermiş. Sü sülepen tört bulungdaki budung kop almış, Kop baz kılmış. Başlığıg yükündürmüş tizliğig sökürmiş.
İlgerü Kadırgan yışka tegi, kirü Temir Kapıg-ka tegi kondurmuş. İkin ara idi oksız Kök Türk ança olurur ermiş, Bilge Kağan ermiş, Alp Kağan ermiş, Buyrukı yime bilgi ermiş erinç, alp ermiş erinç, Beğleri yime, budunı yime tüz ermiş, Anı üçün ilig ança tutmış erinç.”
Bunları tercüme edermisiniz..Ne deniyor burda...
Bakın Osman bey ne kadar dalga geçsenizde ENSTİTÜ içerisinde olan birine gerçi hiç yakışmıyor ama neyse siz demek ki kendinize yakıştırıyorsunuz..
Türkler zaman içinde diğer milletlerin içerisinde asimile olup günümüze kadar gelmişlerdir. birileri bu Türkleri UYANDIRDI..Bu uyandırma tabiki batı eliyle yapıldı, Nasıl ki Batı eliyle ve ruslar eli ile BİR KÜRT tarihi yazılıyorsa, Batı Eliylede bir Türk Tarihi yazılması normaldir. Adamlar var olan uykuda olanı alıp diriltiyorlar..Yani boşuna savunma yapıyorsunuz.
Divanı Lugtı-t Türk'ü Kaşgarlı Mahmut neden, çok ilginç ama Halifenin oğluna Muktedi Biemrillah'a sunuyor..kitabı Onun için mi yazıyor. Veya bi emir üzerine mi yazıyor..Neden durduk yere Türkçelerin lehçeleri üzerine araştırma yapıp Bağdata gidiyor 20 yıl dolaşıyor bu kitap için. sonra bağdatta yazmaya başlıyor..buraları soru işaretleri ile dolu..
Herkes kendini bir yerlere intisap edebilir..Herkes bir kaç kalem ile bir tarih çıkarabilir.
Türkmenler acaba doğudakiler Batıya sürüldüğü zaman mı gelmiştir. Mesela Özal bir çok Türkmeni buralara yerleştirdi..Osman bey göz var kendine Türk diyen ile kendine Kürt diyenler arasında bırakın kanı SİMASAL o kadar farklılık varki Türklere kürt diyen kürtlere Türk diyen ŞAŞKINDIR..
Dediğim gibi saf ırk yoktur, Peygamberin soyundan gelen Araplar Kıyımdan kaçtıklarında doğuya geldiler, burdakilerle evlenip KÜRTLEŞTİLER, Aslen evet Araptırlar ama sorsan ANNE den yana kürt oldukalrını söylerler..Benim kızkardeşim doğuda öğretmen..Kendi sınıflarında birçok ermeni olduğunu ama bunların kürt gib davrandıkalrını söyler, Öğretmenlik yaptığı şehrin altında gizli yollar olduğunu bunlarında onların dışında kimsenin bilmediğini..oralarda kimsenin giremeyeceği sokaklar var...gizli geçitler..Ermeniler ile kürtler arasında benzerlik yok, Kürtler daha farklı bir milet, daha doğrusu karmakarışık bir millet içinde herkes var, süryanisi, keldanisi, soranisi, yahudisi, ermenisi, zazası, hepsi kürtçe konuşur ama kürt değilerdir. kürtleşmişdirler..bu kadar basit yani imdi Türkçe konuşan Kürtler Türkmüdür yada Arapça konuşan Türkler Arapmıdır..birkez kabul edin nasıl ki kuzeyimizde çoğu rumu LAZ biliriz, çoğu kürtte aslen kürt değildir...mesela imralidaki herif babadan arap (yahudi) anneden Türkmendir..Ama herkes onu kürt bilir hatta geri zekalı kürtler peşinden gider..Niye ÇÜNKİ ANASINDAN DOĞAN HERKES TÜRKTÜR, ÇÜNKİ ANASINDAN DOĞAN HERKES KÜRTTÜR..değil mi?
Tabi ne olacaktı, köprüyü geçene kadar..Ne yani Türkçülüğü Masonlar ortaya çıkardı ve kullandılar diye kendinizi İSPAT etme konusunda paralamanıza gerek yok. Birileri size BUSUNUZ dedi, politikasını yaptı SİZDE ALTLADINIZ..
Kabul edin Osman bey,
Bana çıkarsal amaçlar ile yazılmış tarihten söz ediyorsunuz Türkiyenin GEÇMİŞ, YAKIN VE ŞU AN Kİ TARİHİ yeniden tabi gerçekler üzerinden yazılmalıdır. Siz Tarihi nerden öğrendiniz, öğrendiğiniz kayıtların doğruluğundan nasıl emin olabiliyorsunuz ki siz KAZIM KARABEKİR PAŞA GİBİ birisine TARİHİ yazmak isteyen birisinin kitaplarını yok etmiş yazmasına engel olmuş bir sistemin YAYIN İZNİ VERDİĞİ ve genelde belli amaçlar doğrultusunda yazılan kitaplarından bana alıntı yapmıyormusunuz...
OSMANLIYA küfreden TARİH BENİM TARİHİM DEĞİLDİR...
BEN O TARİHTEN HERBİR HARFİNE KADAR ŞÜPHE EDERİM...
GEÇMİŞLE BAĞIMI KOPARAN BİR TARİH NASIL TARİHİM OLABİLİR Kİ?
HELEDE ECENBİLERİN YÖNLENDİRİLMELERİ VE ELLERİ İLE YAZILMIŞSA..
Herkes kendini bir yerlere intisap edebilir..Herkes bir kaç kalem ile bir tarih çıkarabilir.
Tabi ne olacaktı, köprüyü geçene kadar..Ne yani Türkçülüğü Masonlar ortaya çıkardı ve kullandılar diye kendinizi İSPAT etme konusunda paralamanıza gerek yok. Birileri size BUSUNUZ dedi, politikasını yaptı SİZDE ALTLADINIZ..
Kabul edin Osman bey,
OSMANLIYA küfreden TARİH BENİM TARİHİM DEĞİLDİR...
BEN O TARİHTEN HERBİR HARFİNE KADAR ŞÜPHE EDERİM...
GEÇMİŞLE BAĞIMI KOPARAN BİR TARİH NASIL TARİHİM OLABİLİR Kİ?
HELEDE ECENBİLERİN YÖNLENDİRİLMELERİ VE ELLERİ İLE YAZILMIŞSA..
Osmanlıya küfür eden aslında sensin. Osmanlı nın ana merkezi türklerdir. Yabancı kaynaklar osmanlılardan bahsederken Türklerden bahseder. Ayrıca osmanlı ailesi oğuz kayı boyu Bir türk ailesidir. Önemli olan objektifliktir. gerektiği yerde ön eleştiri yapmak zorundasın. Zaten dikkatimi çekiyor geçmişimiz sadece osmanlı değil selçuklu, karahanlı, hun, gazneli, memlüklü, haremzahlı, göktürklü altınordulu,vb. devletleri özenle kaçıyorsun yoksa Ahmet beyin bazı türkler hakkında söylediği kriptolarından birmiisin. Osmanlı tarihini incelediğimizde bazı şeylere rastlıyoruz. Bugün artık bop rafa kaldırılmış yerine neo - osmanlıcık projesini getirdiler. istanbul merkezli israil projesi acaba gizlice bize bunumu aşılamaya çalışıyorsun. ecnebilerin yönlendirmeleriyle bir şey yazdığına göre konuşaydım çok iyi senin tarafında olur türk kimliğini inkar eder kürt açılımını desteklerdim.
Artık ne yazarsan yaz. sana cevap vermeyeceğim çünkü senin derdin üzüm yemek değil bağcıyı dövmek. Hz. mevlananın çok sevdiğim sözlerinden biri "cahile karşı sessiz ol."Bundan sonra susuyorum çünkü daha önemli işlerim var.
saygılar