---------- Forwarded message ----------
From: Kemal Simsek AYDINLI...@gmail.com
Yalçın Küçük: 'Derin Devlet, içimizdeki İsrail'dir',
Prof. Yalçın Küçük, Hülya Avşar'dan Kemal Derviş'e, Masonlar ve Büyük
Kulüp'ten MİT'e, magazinden kürt meselesine yine çok ilginç
açıklamalar yaptı. işte Yeni Harman dergisinin söyleşisi:
Hocam bu kez isterseniz magazinle başlayalım.Boşandı boşanacak derken
Türkiye'ye sorun olan Hülya Avşar'ın boşanmasının arkasından aile öyle
bir dağıldı ki toplamak mümkün görünmüyor.Bir yanda Kaya Çilingiroğtu
diğer ilişkisinden baba olacağını söylüyor bir yandan birlikte çocuk
yapacağız deniyor öte yandan da Hülya Avşar'ın Cenajans Grey'in eski
sahibi Nail Keçeli'yle birlikte olduğu iddiaları ortalığa döküldü.
Hülya Avşar boşanmayı zor mu bekledi yoksa aslında bir çok şey devam
ediyordu da evlilik mi örtüyordu?
Türkiye'de, eski aydın kesimi kastediyorum, magazini bir küçümseme
var, pek de anlamıyorum. Çünkü, hem burunlarının ucuyla itiyor
görünüyorlar ve hem de burunlarını içinden çıkarmıyorlar. Halbuki
magazin şimdi bu tekeliyet düzeninin, imam-hatip okullarıyla birlikte
iki koludur, ahtapot'tan ikisidir, demek istiyorum. Bilgisizleştirmede
ve sürüleştirmede silahlardan birisi imam-hatip okulları ise diğeri
magazin'dir.En azından Doğu'lu bir yanı var.
Nasıl?
Farisi "mağaza" sözcüğünden gelir, biz "mağaza" diyorduk, "manifatura
mağazası" yaygındı, çeşit çeşit malların depolandığı yerdir. Batı'da
gazetecilikte çeşitli ve küçük küçük haberlerin verildiği sayfa oldu
ve sonra bu hale geldi. Şimdi Türkay Şoray'ın veya Mustafa Denizli'nin
sübyan kızlarının her gece kiminle olduklarını haber veren ve bu arada
her amellerinin mana ve ehemmiyetini tebarüz ettirdikleri sayfaların
adı'dır. Beni ilgilendiriyor.
Neden?
Sabetay Sevi, kendi din mensuplarına, Türk-Müslümanlar ile cinsel
ilişkiyi yasaklamıştı, bunlara bakıyorum. Bakıyorum, el hak,
sabetayistlerimiz sadece sabetayistlerimizte cinsel ilişkide
bulunuyorlar. Evlenmeleri de böyledir.
Tabii sıkıntı çektikleri oluyor, bu sıkıntıyı en çok Mehmet Ali
Erbil'de teşhis edebiliyoruz. Sıkıntıda olanlar, ithal malı yenge
istimal ediyorlar amma, dışarıda Mehmet Ali'yi kim şaapsın; amma diğer
Mehmet Ali, Birand, dış gezilerini iyi kullandı ve oğlu veya kızına
bir yabancı partöner bulabildi, ismail Cem ipekçi ise fırsatı
kaçırmadı, bakan olmuşken, hem kızını ve hem oğlunu, yabancılarla
evlendiriverdi, damadının Kürt Yahudisi ve gelinin Latin Amerikalı bir
sabetayist olma ihtimali yüksektir.
Bu arada meraklılarına not, "kazaz" bir Yahudi soyadıdır ve tam
karşılığı "ipekçi" olmaktadır; sabetayizmi seçenler "ipekçi" oldular
ve Yahudiler "kazaz" soyadında kaldılar. Ancak Atina'dan koca ithal
eden manken Kazaz'ın, nerde kaldığından emin değilim, önce kaldığı,
Kenan Doğulu, Antep kökenli bir ibrani asıllıdır. Yahudi Kazaz Ailesi,
Antep'te çoktular.
Kıssadan hisse mi; bu medya, sabetayist olmayan hiç kimseye magazin
açmaz, bu, bir. Bu ülkede, on sekiz yaşında güzel bir Türk-Müslüman
kız, pahalı fahişe bile olamaz, bu, ikidir. Demek ki fahişeliğin rantı
dahi, sabetayistlerdedir, bu öç, bunlan geçiş dersleri saymak
yerindedir.
Gürkan Bey, ben beş taş oynamıyorum, ortaya bir bilim çıkarıyorum. a-
Kemal Derviş'in babası, bir yabancı ile evliydi. b-Kemal Derviş'in kız
kardeşi Zeynep, bir yabancı ile evlidir.c-Kemal Derviş'in kendisi
Kemal, bir Amerikalı Yahudi ile evlidir. Bunun dışında "yakın"
oldukları ve bunlardan bazılarını, transfer fiyatı olarak, Deniz
Baykal saylav yapmıştı, sabetayisttirler. Demek ki Sevi'nin yatak
emirleri, Yakubiler dışında, işlemektedir. Demek ki K. Derviş, hem
yatakhanesinde ve hem politikasında Yahudiliğin emirlerini icra
etmektedir. Son görevi de son gezisi de, ki bu gezide. Bülent
Eczacıbaşı ve gizlice Deniz Baykal ile görüştü, dünya yahudi partisi
çerçevesindedir.
Ben oyle yapmıyorum, magazinden de bilim ve politika çıkarıyorum.Her
düzen Tanrı'lara dayanır. "illa" Allah'ını yitirmiş Türkiye magazinden
tanrıcılıklar yaratıp idare etmeye çalışıyor. Ben de sürekli bu
tanrıcıkları ve daha doğrusu putçukları kırıyorum. Deşifre ediyorum,
kastı, gizli örgütü, tekeliyeti, çirkinliği, beceriksizliği ve ahlak
dışılığı gösteriyorum. Yıkmak budur Fransızca söyleyecek olursam
dechirer, deşifre etmek, dechiffrer'tir. Demekki şifreleri çözerek
yıkıyorum.
Allah'larından korkmadıkları için benden korkuyorlar.
En çok korkanlarda "böyük" gazeteler ve ve "en böyük" gazetecilerdir.
Bu putcuklar, bu tanrıcıklar, böyük gazetecilerin hem icatları ve hem
yataklarıdırlar, orada tüketi yortar; bunlar veya onlar, yatak
oburudurlar. Bu zavallılar, kend oyuncaklarına tapınıyorlar ve bu
yolla hem halkı sürüleştirmeye çalışıyorlar ve hem de halkın bunlara
tapınmalarını istiyorlar. Tatmin olduklarından emin değilim, bu
etoburlar, tatmin olmayı bilmiyorlar Zorluyorlar ve buna oligarşik
diktatorya diyoruz.
Şu gazeteye bakın, "Hürriyet", sur manşet dedikleri bir hal var.
Hürriyet'in üzerine bir Hilmi Paşa kelamı ve bir de "Kürtaj
randevusunu Kaya iptal ettirdi" haberi var. Demek ki, Genelkurmay
Başkanı'nın "kendimizi savunursak borsa bile düşer" hitabeti ile Kaya
iptal ettirdi" haberi var. Demek ki, Generkurmay başkanı'nın
"kendimizi savunursak borsa bile düşer" hitabeti ile Kaya'nın kürtajı
eskiden çocuk düşürmesi diyorduk, aynı önemdedir ve Hürriyet adın-dan
daha üst-önemdedir. Memleketin en böyük meselesi, Genelkurmay
Başkanı'nın borsayı düşürmemesi ve Kaya'nın da çocuk düşürmemesi veya
düşürmesi'dir. Bu pek vahim bir tablodur.
Bu nedenle magazini küçümser görünenleri, bunamış olarak görüyorum.
Demans halindeler. Aslına bakılırsa, sümüklü böcek oldular,
kabuklarına çekildiler. Küçümsemelerini doğal buluyorum.
Genelkurmay Başkanı Hilmi Paşa Hazretleri'nin bu talihsiz mülakatını,
sorunuz olursa, daha sonra ele almayı planlıyorum, burada, Hilmi Paşa,
iç hizmet kanununun dışına çıkmaktadır. Çünkü, iç hizmet yasasına
göre, borsa, Genelkurmay Başkam'nın ilgi alanına girmemektedir,
dışındadır. Borsa, dalgalı bir denizde küçük bir kayık misali iner-
çıkar ve mühim değildir. Ama komutan başkadır ve borsa bambaşkadır, bu
çürük ekonomi için olmak genelkurmay
başkanlarının hassasiyetleri arasında olmamak gerekmektedir. Bu
denizde küçük kayık hareketleri de genelkurmay başkanlarını
ilgilendirmezler.Daha ciddi meseleler var.
Komutanlar, her aklına geleni söylerse, devlet olmaktan çıkarız.
Devlet'de kuvvet ve görev ayrımı vardır ve bunlar hizmet yasaları ile
belirleniyor.
Hocam, bir yanlışlık olmasın, Kaya'nın değil Feraye'nin kürtajı...
Gürkan Bey, biraz önceki ön-sohbetimizde, düşecek olanın da "Kaya"
olduğunu söylüyordunuz, bir kaya düşecekmiş, diğer kaya yakalamış,
mesele bu değil mi?; Kaya'dan Kaya gelmiş, "Kaya the third", tam
düşecek iken, ikinci Kaya kurtarmış, yanlış yapmıyorum.
Kaya'ları, kayalara çarpacağız, şimdi basına dönüyoruz.
Bu arada Aydın Doğan-Ertuğrul Özkök çiftine büyük bir teşekkür
borcumuz var, ne gazetecilik, eskiden çocuk düşürmeler gizli olurdu,
ayıp sayılırdı, eksik olmasınlar, AKP "fahişe devrimi" yapmıştı,
fahişeliği tarif olarak ilga etmişti, D-Ö de, "ayıpsızJık devrimi"
yaptılar. Doğan-Özkök, bizi, kürtaj meselesinde, sur manchette,
bilgilendirdiler. Demek ki çok önemli, yeni kızın hamileliğini
öğrendiğimize göre Kaya ile bu kadının hangi gün hangi gece mercimeği
fırına verdiklerini de öğrenmiş oluyoruz. Ne yazık, Aydın Doğan-
Ertuğrul Özkök, bu hamileliğin hangi pozisyon icabı vücut bulduğunu
bize söylemiyorlar, söyleseler daha heyecanlı olurdu ve dahi öğrenmiş
olurduk. Kemal Tahir türkçesiyle, mümkünatı yok, bizi müthiş merakta
bırakıyorlar.
Ama burada müthiş bir sürpriz var..
Nedir hocam?
Köylü bunlar, diyoruz, Kaya'yla bu kız köylüdürler. Çünkü cinsel
ilişkiden dolayı istenmeyen hamilelik artık ancak köylülerde
olmaktadır. Şimdi "ünlü çapkın" Kaya bir daha beceriksiz çıkmıştır ve
ayrıca köylü çıkmıştır. Bir kez de polisler çarşaflardan sperm
toplamıştı...
Tek müziğimiz, artık türküdür.
Tek dilimiz, argo'dur.
Tek ücretimiz, asgari ücret'tir.
Tek grevimiz kalmadı ve köylerde grev yoktur, artık işçilerimiz
"efendimiz" oldular.
Tek ahlakımız, ahlaksızlıktır.
Tek halimiz, utanmamak'tır.
Demek ki hem, kaya gibi, Avrupa'ya girdik ve hem de Hilmi Paşa'nın
dediği gibi birinci sınıf devlet" olduk.
Ve böylece "efendimiz" olduk, Mustafa Kemal Paşa. "köylü efendimizdir"
demişti, izinden gidiyoruz, hep birfikte köylü olduk.
Köydeki köylünün "anasını belliyoruz", ve "ananı al git lan" diyoruz,
şehirleri köy yapıyoruz.
Peki bununla ne kazanacaklar hocam?
Çok kazanacaklar, arak tarifler yok, bütün tarifleri yıkıyoruz, şehir
tarif demektir. köylüde ise tarif yoktur, bunu yapıyoruz.
Sürüleştiriyoruz. Bu birinci sınıf devlet arak sürülerin omuzunda
durabilmektedir. Bizans'ta sürüler, hipodromda, gladyatörlerin
birbirini öldürmelerini seyrederek kendilerinden geçiyorlardı ve şimdi
sürüler, bir avuç insanın birbirini düzmesiyle düzene bağlanıyorlar.
Doğan-Özkök de önce görüp bizi, kimin kimi şaaptığı konusunda en önce
haberdar ediyorlar.
Bakın O Hanımefendi, Hulya Hanımefendi, bu arada, yine bir büyük
ifşaatta bulunuyor, "ben aşiret kılayım, aşiretlerde erkekler, 3-4
evlilik yapıyorlar" diyor. Müthiş, ama Hulya Avşar'ın aşiret kızı olma
tezi, mutlaka "Türk Tarih Tezi" kadar doğrudur, buna göre bütün
kavimler Türkler'den ve Hulya da aşiretten çıkmışlar, demek ki "Hulya
Aşiret Savı", Türk Tarih Tezi'nden daha eksikli değildir. Öyle değil
mi, ilk defa, aşiretinden bir ferdini ve bir tek akrabasını
bilmediğimiz bir aşiret kızına rastlıyoruz, aynen tarih tezi'dir.
Belleğim beni yanıltmıyorsa, bir ara bu kızı güzellik kraliçesi
yapmışlardı, o vücutla ve o yüzle, o boyla, o popoyla, en güzel
seçmişlerdi, demek aşiretten saymışlardı. Hulya'dan söz ediyorum. Bir
de şunu söyleyebiliyorum. Hülya güzelse ben de Sharon Stone'um;
devamla, sonra evli çıkmıştı, söylememiş, evliliğini de bilmiyoruz,
tarih sırrı misali saklıyor, kızı mı kardeşi mi onu da bilmiyoruz, ama
net bir gecekondu kızı'dır, biliyoruz. Amma ve lakin sezarın hakkını
sezara vermek yerindedir, koç misli erkeklerin beğendiklerini tahmin
edebiliyoruz. Öyleyse ve özetle, bu hülyamızın, bir "Tarih Tezi"
olduğundan eminim.
İzin verir misiniz, Gürkan Dostum, magazin şimdilik yeterlidir, biraz
bilim yapalım.
Lütfen!..
Benim katkıda bulunduğum "sabetayizm" disiplini, artık önemli bir
bilim'dir. Bir, sabetayist, evde judaizmi uygulayan caddede müslüman
görünen olarak tarif edilmektedir. Ancak sabetayistler bazı islami
kuralları da uyguluyorlar, bunlardan birisi çok-evliliktir. Gürkan
Dostum, sabetayizm'de esas "al hulya'dan haberi" ilkesidir, sabetayist
aşirette çok evlilik var, Hulya bunu kast etmiş olmaktadır.
Bilerek "Hulya" diyorum, ikincisi, tekrarlayabilirim, benim Hülya
üzerinde sabetayizm araştırması yapmamın nedeni, çok önceden "Kaya
usturuplu zina yapıyor" vecizesi olmuştu ki tekrarlıyor. Bu da
Sevi'nin emirlerinden birisidir, zina ile ilgili "usturuplu" sözü
sabetayizmde var, Sevi ve izleyicileri Yahudiliği reforme ediyorlardı,
Sabetayistler'de "usturuplu zina" ve "evlilik dışı çocuk" mubahtır.
Hem Sevi ve özellikle yerine geçmek isteyen izmir'den maruf bir Yahudi
ki "Derviş Efendi" adını almıştı, Kemal Derviş'in ve Derviş Ailesi'nin
büyük dedesidir, onamastique'de "epynom" da diyoruz, bu aileye,
Derviş'ten
gayri "eriş", deriş, "bükey", pekdeğer soyadlarıyla da rastlıyoruz,
free-love doktirinini savundular. Sabetayistleri-miz, evlilik dışı
çocukları, "kendi" ço-cukları kadar benimsiyorlar, bir "ku-rum"
sayıyorlar ve hiç reklam yapmı-yorlar. Bunu, hem endogami'nin sa-
kıncalarını azaltmak ve hem de aşiret-ten yoksul ve gürbüz genç
erkeklerin Türk-müslüman kadınlarla cinsel ilişki kurmalarının önüne
geçmek üzere sistematize ediyorlar. Gürkan Dos-tum, şimdilik bu kadar,
disiplinimiz de-rin olmakla, bu konuyu burada bırakıyorum, önemli bir
literatür var.
Şimdi reklam çağındayız.
Sabetayizm Yahudiliğin reformist yanıdır diyorsunuz ama öte yandan bu
tip ahlak dışı davranışları da Sabetayizmle formüle ediyorsunuz. Hem
re-formist hem de ahlak dışı bir dinsel alam. İkisini aynı kefede
nasıl tutacağız?
Hayır, ben aynı kefeye koymuyorum. Sabetayizm Yahudiliği reforme
etmeye çalışmıştır. Pek çok ritüellerini kaldırmış ve bayramları
azaltmıştır.
Benim söylediğim şudur; şimdi tekeller ahlaki açıdan çökmüş bir
Türkiye'ye muhtaçdırlar. Televizyonlar, diziler, eğlence sanayi,
Hürriyet Gazetesi ve diğerleri, ahlaksızlığı yayıyorlar. Benim
söylediğim işte budur. Buna eklediğim ise şudur; televizyonlarda,
dizilerde, reklam sektöründe, magazinde, manken tayfasında, çok çok
büyük ölçüde, sabetayistler var. Tekelleri altına aldılar.
Ünlü, "kimin eli kimin cebinde" darb-ı meseli işte şimdi bu
tanrıcıklar için geçerlidir.
Ama kabul edelim iki melek var, birisi Hulya ve diğeri ise Gamze'dir.
Hürriyet Gazetesi'nin Gamze'nin bekaretini savunması her türlü
takdirin üstündedir. Yalanı yok, fantazisi yok, esrarı hiç yok, bir
Gamzemiz var ve artık iftiharla "ne mutlu Türküm" diyebiliyoruz.
Bundan bir sonuç çıkıyor; komü-nizm, kapitalizmin temeli saydığı için
evlilik kurumunu yıkmak istiyordu. Pek yıkamadı, şimdi sabetayizm,
Türkiye'de, komünizm'in yapamadığını yapıyor ve evlilik kurumunu
yıkıyor. Ay-rıca, küçük bir not, tekeliyet düzeni de kapitalizmi
kemiriyor ve burada evlilik kurumuna ihtiyaç yoktur. Batı da ve
Amerika'da milyonlarla sürdü-rülen işsizlik, ve bu nedenle de,
insanların iş için büyük deplasmanlara razı olması da evlilik kurumunu
yıkmaktadır.
Peki neden "Hulya" diyorsunuz?
Çok güzel bir "mezar taşları" kolleksiyonum oldu, arşiv demektir.
Benim dışımda başka bir kimsede olduğunu sanmıyorum. Ölüm
ilanlarındaki isimleri arşiv yapıyorum. Bende var, Yahudilerimiz
ölüyorlar, ilanları var, burada isim olarak "Julya" veya "Julia"
çoktur, bizdekilerin büyük çoğunluğu ise sefarad olup Ladino
konuşuyorlar, "J" karekterini "H" okuyor ve söylüyoruz, "sefarad",
İbrani'de İspanyol demektir, "Jose" yazıyoruz ve "Hose" diyoruz. Demek
ki "Hulya", bizim Yahudilerimizin de ismidir."Julya" yazıyor ve
"Hulya" çığırıyoruz. Nitekim dizilerin birinde Ulgen soyadlı birisi
hep "Hulya" çağırıyor..
Bu arada not diyorum, diziler, artık ibrani ismleri yayma
atölyeleridir.
Avşar'a gelince..
Kürt ismiymiş!
Biz Kürtçe biliriz, yavaş yavaş unutuyorum, Paris'te inalco'da hem
kirmanci ve hem sorani tahsil ettim, hangi Kürt Helin kullanıyor?
Hulya Avşar Kürt Yahudisi mi? Anasının adı ne, galiba Emral'dı ve
Hulya'nın kayın annesinin adı ise Gülümser'dir. ilerdeki kitaplarımda
yazacağım, Al'ları. Bir çok Al'a geleceğiz, "el" de ve hatta "il" de
oluyor.
Biz "avişar" da biliyoruz, "av", baba, efendi, "avi" bizim efendimiz,
tanrımız, "avram", Avşar'in av'ı ile Koç'un ram'ı, abraham veya
avraham'ın ilk halidir ve ram store'larındaki "ram", "yüce" anlamına
da gelmek-tedir, "avram" da yüce babamız, yüce efendimiz anlamındadır;
"şar" ise şarkf dır, "şarkı bizim Allahımız" anlamındadır ve İbrani'de
yaygınlıkla taşınmaktadır.
Devam etmeden önce ben sormak istiyorum, artık reklam ile diziler iç
içedir, son skandalin "kahramanları" hangi dizideydiler..
Aliye!
Güzel, ancak Aliye'den önce Hulya'nın işini bitirmek istiyorum, izin
verin, lütfen. Şimdi sırada ve önümde Hulya var. Şimdi Hulya'yı tebrik
etmek istiyorum.
Neden?
Bizim Güney'de, Adana dahil, zenginlik Varlık Vergisi'nden sonra
başlasa da asıl Kore Boom'u ile yükseldi, pamuk, söz uygunsa, beyaz
altın olmuştu. "Hacı Ağa" tipi işte o zamandan kalmadır, Has'lar,
Sapmaz'lar, hat-ta Sabancı'lar "Hacı Ağa" idiler, görgüsüz zengin
demektir, Fransızca "parvenu" tabir ediliyor. Çocuklu-ğum, Fransız
sömürgesinde büyümüş biz Halepli-iskenderun'luların en büyük zevkimiz
ve oyunumuz, sabancı'lar, has'lar ve sapmaz'lar ile alay etmekle
geçiyordu, görgüleri kıt ve dilleri çok kabaydı, hepsiyle alay
ederdik, bir tek Eliyeşil'leri ayırırdık. Bunlar, yazın, bizim,
İskenderun'un güzel yaylası Soğuk Oluk'a gelirlerdi, daha doğrusu
hafta içlerinde eşlerini gönderir, kendileri Adana'da barlarda sefahat
yaparlardı. Kışları da sabancı, has, sapmaz kadınları, Ermeniler'den
kalma evlerde, cumbalarda oturup, "kabul" düzenlerdi. Bunlardan
birinde, aşağıda tozlu sokaktan, bir otomobil geçiyormuş, bu
hanımlardan biri, hemen "ağna bizim şevrole" diyormuş, biraz sonra
uzun ve kuyruklu bir otomobil geçince, diğeri "ağna bizim bıyık" deyu
fırlıyormuş, yarışıyorlar. Sonra bir uzun cadillac, yarışta en önde
olan odur, hanımlardan birisi hemen kaykılmış, "ağna bizim gadillakh"
demiş, o gün kabul'ü kazanmak üzeredir. Amma, diğer hanımlardan
birisi, dayanmıyor, "hanım bacım ağnadım gadillakh da, önde şöfer
mahalinde oturan sarışın kim ola" deyince, gadillakh'lı hanım bacı
hücumu anlamış, bekliyor, derhal ve büyük bir gururla, "o mu, o da
bizim metresimiz" deyivermiş, bunlarda metres malı hane'dir. Bunu
bildiğim için, aşiret kızı Hulya Bacı'yı tebrik ediyorum. Niha-yet bir
metresleri de oldu; güle güle kullansınlar, Hülya alttaydı üste geçti,
şimdi sınıf değiştirdi, demek istiyo-rum. Tebrik ile birlikte istimal
etme-lerini ve su-i istimal eylememelerini diliyorum.
Hocam, Hulya konusunu bitirdi iseniz..
Aliye'ye gelince, "Aliya" Ibraniyette ve Israiliyet biliminde çok
önemlidir, yükseliş demektir.Hava şirketinin adı da "el-al" olup,
"al", Allah ve "el" doğru manasına geliyor, "yükseğe doğru" anlamı
var. Aliya veya Aliye'de de yükseğe çıkmak demek olmakla birlikte,
İbrani tarihte ayrı bir yere sahiptir. Toplu halde, Filistin'e göç
etmeye, Sion bir dağ olmakla, çıkmaya, "aliya" diyoruz. Abdülhamit
Dönemi'nde, İttihat-Terakki devrinde aliye'ler çoktu; Abdülhamit'in
Siyonizm ile mücadele ettiği savı bir yalandır, israel Devleti'ni
kuran ve çoğunluğu Rusya Yahudisi, Eşkanaz olan, Yahudiler, Hamit
zamanındaki bu "aliyeler" ile Filistin'e yerleştiler. Ben-Gurion
misaldir, eşkanaz olduğunu biliyoruz.
İsrael Devleti'nin kuruluş tarihinde önemli kavram ve eylemleri, bizim
sabetayistlerimiz isim yaparlar, sabetayistlerimizin toplu halde
gömüldükleri Bülbül Deresi'nde, eski mezar taşlarında, kadınlara ait
olanlardan en çok "rabia" ve "aliye" olanlara rastlıyoruz. Bu dizinin
adının da oradan gelmesi ihtimal dahilindedir.
Diziler bir şifre çözücü görevi mi görüyor? Bizim birkaç ay önce
tespit ettiğimiz bir noktayı internet siteleri yazdı, Yanık Koza adlı
dizinin logosu, Türkiye Sabetaycılığı Hahambaşılığı diye bir sitenin
logosuyla aynı olduğu iddia edildi ve önemli internet sitelerinde bu
tartışıldı. Burada böyle bir formulasyon takip ediyorlar mı?
Tabi, tabi isimlerin hepsi İbraniyet'ten gelmedir. "Sanem", Arabi'de
put demektir, hiç kimse çocuğunu "put" deyu çağırmaz, amma, Gulben
Ergen'in kocası Mustafa'nın kardeşi Yılmaz Erdoğan'ın kızının da adı
Sanem'dir. Bir de Türkiye'den göçüp Erivan'da yaşayan ve Çetin Altan'a
asistanlık yapacak kadar yakından tanıyanlar, mektup yayınladılar,
internette var, Altan'a sabetayist diyorlar ki, Aydın Doğan'ın hala
maaş verdiğine bakacak olursak yüksek ihtimaldir ve torunu da "sanem"
adını taşıyor. Türkçe hiç anlamı yok, Arabi "put" anlamı var ve bizde
isim olmaktadır. Gülüyoruz.
Gürkan, geçiş sorularımız var, şu Çetin Altan'ın ahfadından şu
medyadan maaş almayan var mı, bu bir. Peki maaş verecekler neden
IQ'larını ölçmüyorlar, bu ikidir. Devam ediyorum.
Son zamanlarda "Tuba" adı da çoktur, her adımda bir "ebru" var, Şikel
veya Şekel, ibrani'da para ve pul anlamındadır, "Tuba", Yemen'de bir
Yahudi aşiretin adıdır. Dizilerde isim seçimi ile "Büyük Orta Doğu
Projesi" kurulmak üzeredir. Bunu uzatmak istemiyorum. Bunları
bırakıyorum, şu meşhur oğlana gelmek istiyorum..
Hangi oğlana hocam?
Hulya'nın oğlanı, magazindeki oğlana, adı "kaya" ve babası da Kaya
kendisi de Kaya, annesi de galiba Gülümser'di.. Bizde baba-oğul aynı
isim yoktur; istisnaidir, demek istiyorum.
Judaizm'de ve özellikle sabetayizmde, rastlıyoruz, judaizm'in gerçek
başkenti bilinen New York'ta bir Mehmet Oz var, ibraniyet'te "öz"
değil, oz'dur ve bu Mehmet'in babasının ve yeni doğan oğlunun da adı
Mehmet'dir...
Kurtardıktan da "Kaya" oluyor...
Gürkan Dostumuz, ne çok kaya var; masonizmden ihraç edilmek üzere olan
üstad-ı azamın adı da, Kaya'dır. Star'ı aldığı için öğreniyorum, Zaman
Gazetesi'nin sahibi da A.Kaya, demek, Fethullah Hoca tayfasında da
var. Ayrıca bizde isimlerin cinsiyeti oluyor, judaizm'de ve özellikle
dias-pora'da biseksüalite görüyoruz. Cahit Uçuk'un kız kardeşi de
"kaya" adını taşıyordu. Sabetayizmde "kaya", hem kızlarımızın ve hem
de oğlanlarımızın adıdır; peki neden, artık sümüklü böcekler
sormuyorlar.
Biseksüel isimlere çok güzel bir örnek de, "esra", aslı "esdra" ve "d"
çok zaman düşüyor, amma, bizde kızlar "esra" oluyorlar. Son düzmece
skandalin mağdure'sinin de hem adı "esra" ve hem de soyadı, "akkaya"
idi. Pek sevdim, hem "ak" ve hem de "kaya" olunca, hemen kesip
ayırıyorum.
Gürkan Dostumuz,devam etmeden önce yine bir soru daha sorabilir
miyim..
Buyrun hocam?
Önceki skandal kraliçesi Gamze ile şimdiki Sanem arasında en büyük
fark nedir; bilemezsiniz. Gamze Özçelik ile Sanem Çelik arasında, New
York'da doktor profesör Oz var, biz "Öz" diyoruz. Yine Hikmet Sami
Türk ile Abayezid Öztürk arasında bir "öz" farkı buluyoruz.Birisi
"Türk" diğeri Öztürk ve birisi "çelik" diğeri ise "öz-çelik"; ne
güzel, bizde Türk'ün de Çelik'in de öz'ü,daha doğrusu oz'u var. Bizde
"ak" ve "oz" çok çoktur, Ebru'ların birisinin soyadı "ak-el" ol-makla
çok dikkat çekicidir.
İzin verirseniz, kaya'dan önce bu oz'u açıklamak istiyorum, Sabetay
Sevi'nin bir ara hapsedildiği yerin adı "Migdal Oz" idi, "oz" , güç ya
da kuvvet anlamındadır. Ama biz kuvvetten daha çok, "oz" karşılığı,
Farisi'den "tuvana" kullanıyoruz, yapmak fiilinden gelmekle tam olarak
"kuvvet" anlamındadır..
Sizden öğrenmiştik, Rüştü'nün çocuğunun adı...
Evet, ben "milli kova" diyordum, Rüştü Reçber'den olma ve Işıl'dan
doğma, tuvana'dır. Böyle olmasa, Rüştü'ye üçüncü ligde dahi kale
bekletmezler..
Şimdi anlamış oluyoruz, demek Gamze ile Sanem arasındaki fark "oz"
idi, ve o da "kudret" demek olmakla, rejisör rolüyle bu skandalda
yerini alıyordu. Anlaşılan diziler gitmiyordu, diziler gitmeyince, bir
skandal patlatıveriyorlar. Artık milletimiz skandal tutkunu oldu,
Gülben'in porno filmleri çıkınca "ekstra fiyatı" yükselmişti ve Gamze
de internetlere yeni bir porno kraliçesi olarak düşünce, biraz ağladı,
"allah" rozetleri taktı ve ekstra fiyatını yükseltti..
Köylü olduk, diyorum, köylüler ve çocuklar, en çok ve çok zaman yalnız
gördüklerini beğeniyorlar. Ne kadar çok görürlerse ve bir de başkaları
görmüşse bayılıyorlar. Ekstra tarifesi yükselmektedir.
Diğer oğlanımız, Gamze'nin kendisine bazı organlarının fotoğrafını
çekip gönderdiğini iddia etmişti, amma Ertuğrul Özkök'ün başında
olduğu gazete buna şiddetle karşı çıktı. Ben Ertuğrul tarafındayım.
Bu da mı tiyatro?
Neden olmasın, ekstraları yükseliyor, yer mi bulamadılar; ben bunları
kesiyorum ve arşive koyuyorum. Okuyorum, tuba'lardan birisi birlikte
olduğu veya evlendiği oğlana kızmış, yirmi gün dinlenmeye yeni
dünya'ya gitmiş, ekstradan çok para kazandıklarını öğreniyoruz.Müthiş
bir rant var, ben bunu yazıyorum. Şimdi, put ile oz'un öpüşmek için
yer bulamadıklarını nasıl düşünebiliriz, zavallılar, bir parkta
öpüşüyorlarmış.Bizim zamanımızda parkta öpüşenleri bekçiler
dövüyorlardı, burada öyle olmamış, gazetelere ve kameramanlara haber
vermişler. Oz ile Put da kameramanlar gelinceye kadar öpüşmüşler...
Tekeliyet, bir top yekun ahmaklaşma düzenidir.
Sonra mağdure hanım başladı konuşmaya, bütün baş spikerlerin karşısına
çıktı, konuştu ve konuştu. On dakikada ayrıldılar..
Pompei'nin son günleri dahi diyemiyorum.Hepsi sahte'dir.
Ak-ist dönemde iktidarlarını buldular.
Gürkan Dostum, bir soru daha, bir Recep Akdağ var, adı bir yerde bakan
dahi geçiyor, hiç duydunuz mu?
Aman hocam yapmayın Sağlık Bakanı.
Evet, karısı da çarşaflı. Ve üstelik soyadında da "ak" var, bir
"akkaya" vardı şimdi, karşımıza bir de "akdağ" çıktı. Bakın bu akdağ,
"aile haftası" düzenleyince, Türk ailesinin sembolü olarak bizim
Hulya'yı seçmişti. Usturuplu zina'yı öven ve üç karı almayı mümkün ve
mubah sayan Hülya, karısı çarşaflı ve zinaya ağır ceza getirmek
isteyen Akdağ'ın sembolüdür.lş-te burası birinci sınıf Türkiye'dir.
Görüyoruz, magazin analizleri, en siyasal analiz olmaktadır. .,.
Bunlar, ak'lı ve su'lu bir tayfadır. Aksu, Zapsu hep bunlardadır, isim-
bilimi ve bunların etimolojisini göstereceğim, hazırlıklarım tam
olmakla birlikte zamanını bekliyorum.
Şimdi kaya'nın tarihine ve etimolojisine geliyoruz. Ancak isim-bilim
ve mezar taşı okuması yapmadan tarih yazılamayacağı görüşümü
tekrarlıyorum.
Ne demek; bazı ahmaklar.isim bi-lim'i benim icat ettiğimi sanıyorlar.
Her ciddi analizde.isim bilim vardır; Sabetay Sevi, analizleri,
Gershom Scholem olmadan yapılamıyor, üstad Scholem, "Sevi" adı,
sefaradlarda yoktur, Eşkanaz'larda var ve dolayısıyla, sabetayizmin
kurucusu ispanyol değil Alman Yahudisidir, demektedir. As simple as
this, buna bakacağız ve yine Scholem'de de var, Mordehay adına Türkiye
Yahudileri "Menteş" diyorlar, bunu başka kaynaklardan da biliyoruz.
Bunu bilmeyecek miyiz, eğer bilirsek, Halil Menteş'in Yahudi olup
olmadığını düşünmeyecek miyiz; korku, cehalete açılan kapıdır.
Yakında çıkacak "Gizli Tarih" kitabımda da var, Varlık vergisi'ni
uygulayanlar da isimlere bakmışlar, on ismi, "ecnebi" saymışlar, onlar
da yemin ile Türk-müslüman olduklarını ispata çalışıyorlar. Demek,
isim-bilim benden önce var, ben sistematize ediyorum ve Türk isim-
bilimini kuruyorum.
Bir, bizim herkesin "Hungary" dedikleri yere neden "magyar" veya
"macar" dediğimiz pek merak ediyordum. Franco'un çok değerli
çalışmasından öğrendim, Eşkanazlar "magyar" diyorlarmış, onlar
getirmişler, Bunu bulduğuma sevindim. Franco'dan Eşkanazlar'ın
"alaman"
Sözcüğünü ve bir de "zalma" adını getirdiklerini çıkardım ki pek
hoşnut oldum...
Neden?
Önce not ediyorum, Franco'nun, "Essai sur l'histoire des Israelites de
PEmpire Ottoman depuis les origines jusqu'a nos jours", 1897 tarihinde
yayınlanmış, son derece yararlıdır. Bura-da,sanıyorum, sinagog
kayıtlarına dayanılıyor, Osmanlı sultanları hakkında da bilgiler var.
Bunlara bakmadan Osmanlı tarihi yazımının eksik olduğunu
söyleyebiliyorum. Devam ediyorum.
Çok basit, karza'dan, karzai, kara'dan, karay ve zalma'dan da zalmai
veya zalmay çıkıyor; demek ki zalmay halilzad'ın, ikincisinin,
haliloğlu demek olduğunu ekliyoruz, bir Afgan Yahudisi olduğu sonucuna
yaklaşıyoruz. Eğer yaklaşırsak, Abdullah Gul'ın Zalmay'ın koluna neden
bu kadar kolaylıkla girebildiğini daha iyi görüyoruz.
Zalmay, Refik Halit Karay'daki Karay'daki benziyor, öyle mi..
Evet. Gürkan Dostum, şimdi, isim-bilimi küçümseyen bazı ahmaklara
güzel bir ders vermeme izin verin, "mısır", bingöl, bitlis, mardin,
erbil, seville karşılığı "sevil" misli isimler ve bu arada "england"
türü soyadlar, hep judaizm çağrıştırmaktadır. Öyleyse, bir, Irak'ta
Ebu Garip'te işkencecisi bayan-asker England'ın Yahudi asıllı olma
ihtimali çok yüksektir, iki, Washington, Irak'a hep Yahudi asıllı
memurlar ve komiserler atamıştır. Gardner, Bremmer bunlardan
bilinenlerdir. Şimdi Zalmay Halilzad var, ve deşifre ediyorum. Üç,
Irak işgalinin mimarları sayılanlar, Türkiye'den madalyalı Bernard
Levvis, Birand'ın ve Çandar'ın "yakın dostu" ve istanbul'da Koç'un ev
misafiri Wolfowitz, Perle, Zalmay Halilzad, ve diğer "neo-con" tayfası
hep Yahudidirler ve Likud Partisi'nin Amerikan kolu sayılıyorlar.
Dört, Irak işgalinde yer alan, "Türk asıllı Amerikan" askerleri,
Yahudi asıllıdırlar, her zaman kanıtlayabilirim.
Altı; Irak'taki katliamlarda Yahudi kinini görüyoruz.
Yedi, daraltarak söylüyorum ve sadece Hiram Abas'ı anıyorum, yetmişli
yıllarındaki solcu katliamlarında israel kini çok belirgindir.
Tarihinde ilk kez Türk aydını ve solu Arap yanlısı olmuştu ve kin
duydular. "Hiram", Yahudiler'in taşıdığı isimler arasındadır.
Diğerlerini zamana ayırıyorum.
Sekiz, 12 Eylül Darbesi'nde en çok İsrael parmağı var. sola ve
aydınımıza ve cumhuriyete büyük kin duydular. Belki de büyük Israel
anlamındaki büyük orta doğu projesinin temellerini attılar.
Hocam bir noktaya mı varmaya çalışıyorsunuz? Okuyucularımızdan gelen
maillerde de merak edilen ibranilerin kendi içlerinde nasıl
ayrıldıkları konusu... Az önce Sabetay Sevi'nin isminin Aşkenazlarda
kullanıldığını ifade eden bir kaynaktan söz ettiniz, aynı şekilde
Zalmai isminin de. Aşkenazlarla Sefaradların ilişkisini ve
Sabetayistlerin burada konuşlanmasını bize biraz açar mısınız?
Ah sevgili Gürkan, ben habire yazıyorum ve konuşuyorum, sen hep
soruyorsun, güzel de, "kenan" adının "erez Israel" demek olduğunu
ihmal mi ettim, Batı dillerinde "canaan" yazılıyor, iki "a", "aa", tek
a'dır, ama uzun söylenmesi gerekiyor; talat'ı da "talaat" yazarlar,
biz genel olarak, tek a'ları e'ye çeviriyoruz. Aslı "buland" olmakla,
ki "ram" veya "yüce" anlamına geliyor, biz "bülend" yapıyoruz.
Judaizm'de, bizim toprakların bir bölümüne de "kenan" diyorlar, biz
başka "kenan" da biliyorduk, ama, unuttum.
Gürkan, onların kini varsa, bizim de inadımız ve bilimimiz var. Ben
beş taş oynamıyorum.
Efendim gayet açık, ben ne yaptım? Gittim iki roman üzerine Türkiye'
nin çok çeşitli yerlerinde konferans verdim. Brigitte Peskine'nin iki
romanı yayınlandı. Çeviride bazı bozukluklar ve gizlemeler var, ama,
özellikle yeni bilgi edinmekten korkanlara kuvvetle tavsiye ediyorum.
Farhi'nin Genç Türk'ü de okunabilir, Türkiye Yahudisi bu ikincisinin
benim çalışmalarımdan çok yararlanmış olduğu izlenimini edindim. Rifat
Bali de okumalıdır ve şimdiye kadar yazdıklarını savunmalıdır. Bu
romanlarda, Türkiye'deki alyansist-siyonist ve sefarad-eşkanaz
çatışmasını, bunun boyutunu çok iyi görüyoruz..
Sabetayizmde isim, bir paralo'dur
Kapıları, paralo-isimleri ile çalıyorlar. İsim uygunsa açıyorlar.
Üstad-ı Azam Ak'ı ayırmış ve apostrof koymuş ve ondan sonra Türkçe'ye
aykırı olarak "in" ekliyor, "Ak'in" oluyor. Bu "Ak" niye bu kadar
önemli, neden bu kızın adı Esra Akkaya, "Ak-el" var, anlıyorum,
"Tanrı'nın Ak'ı" demektir, ama, neden Büyük Kulübün başkanının adı
Duran Akbulut?
Aşk, Devrim ve Bilim Ayrıntıdadır
Sanıyorum, Milliyet'te ve Masonların yeni üstad-ı azam Asım Hoca, bir
profesör ki adını böylece duyduk. Tard ettiği Üstad-ı Azam Kaya
Paşakay ile birlikteler, gazeteler, adını "Asım Akın" olarak yazdılar.
Ama yeni üstad-ı azam adını "Asım Ak'in" olarak yazıyormuş, öğrenmiş
olduk.
Demek ki ak-istlerden gayri bir de mason başı ak'ı ayırıyor...Türkçe
de apostrof yoktur. Ayrıca Türkçe'de ses uyumu var, ak'tan sonra "i"
değil "ı" geliyor, biz hiç "akim" demiyoruz, "ak'ım derken bok'um
diyoruz". Türkçe'de "al-kin" yoktur, "alkın" var, Erdoğan Alkin ve
ahfadını, analiz etmiştim, İbrani'de "halkin" var, demek h'yi yutmuşuz
ki yutuyoruz. Hemrah değil, Emrah veya Mehmet değil Memet diyoruz.
Görüyorsunuz, isim-bilimi ve sabetayizmi reddetmek, artık Türkiye'yi
bilmeyi reddetmektir. Demek ki "alkın" değil "alkin" olursa, baba ve
iki oğul profesör oluyorlar ve bütün televizyonlarda sütun başı
çıkıyorlar..
Sabetayistler burada nerede hocam?
Sabetayistler çoğunlukla sefarad, daha doğrusu ispanyol
Yahudisidirler. Bizim manken kızlarımızın, spikerlerimizin, yeni dizi
kızlarımızın ispanyol'a benzemeleri bu nedenledir. Şimdi moda "nehir"
veya "ırmak" adlarının asıl karşılıkları judaik onomastique'de var,
yüzleri ispanyollara benzerler. Bizi ilgilendiren tarafı israil'i
Aşkenazlar kurdular. Sefaradlar İsrail'de rahat etmezler. Türkiye
Yahudjlerinden önemli adamlar israil'e gitmemiştir, çok yoksullar
gitmiştir. Hala da yoksuldurlar.
Az önce Wolfowiu'e VVolfovviç dediniz.
Yahudi.
Polonya Yahudi'si ve Aşkenaz mı?
Tabi, tabii "Oviç" Slav dillerde "Oğlu" demektir. Bu arada Turan
Yavuz'un yeni yayınlanan "Çuvallayan ittifak" kitabını da önemli
buluyorum. Yavuz da, Zalmay'ın bu çete içinde olduğunu teyid ediyor.
Bir de VVolfoviç için, Türkiye ile ilgili tartışmalarda "Kuroğlu"
dendiğini de kaydediyor, Amerikan tarafı adını böyle Türkçeye
çevirerek şifre yapıyormuş ki çeviri yerindedir. Turan Yavuz, meşhur
çuval operasyonunu da VVolfovvitz'in tertiplediğini kaydediyopr ki,
doğruysa, Yahudi ve israel kini'dir.
Halilzad'a gelince, aslı aslı "zade" ol-makla beraber, Aydın Doğan
kızına "hanzade" demişti ki bu ad "hanzad" olarak da kullanılıyor.
Yakın zamanlar-da böyle bir kadın adını arşive koydum, kocası ölmüştü,
Kaya Baban, burada da "kaya" var ve biz Baban'ları Kürt Yahudisi
telakki ediyoruz. Eski bir iran dili olan Sorani'da "han", hanım
anlamındadır, "hanzad" veya "hanzade" hanım-kızı, manasına
gelebiliyor. Afgan'ların bir bölümü de bugün iran'da kullanılmayan
eski Farsça konuşuyorlar, Halilzad ve Hanzad, eski Iranca'dan
gelebiliyor. Zalmay'ın da Eşkanaz olma ihtimali.var.
Demek ki her yerde "kaya" var, se-çimlere girerken ak-ist İstanbul
başkanı nı da kaya'lı idi ve sebatayist olduğu ileri sürülüyordu.
Şimdi ibrani karşılığı "ram" idi, Yüce Meclis'tedir.
Hiç ilgisi olmadığını düşündüğümüz bir ülkeden Paraguay'dan bir
meslektaşı Abdullah Gül'U geçtiğimiz günlerde ziyaret etti. O da tıpkı
Arjantin Devlet Başkanı El Turco Carios Menem gibi açıkladı "benim de
dedem Osmanlı pasaportu taşıyordu, biz de Osmanlıyız" dedi ve sıcak
diyaloglar kurulmaya çalışıldı.Paraguay gibi Latin Amerika ülkelerinde
yaşayanların Os-manlılığında Birgitte Peskine'nin kita-bından harekede
oraya çok sayıda Osmanlı Musevi'sinin gitmiş olmasıyla bağlantı
kurabilir miyiz? Galatasaray'ın Kolombiyalı kalecisi Mondragon da
aslen Lübnanlı ve Osmanlı olduğunu söylüyor!
Osmanlı topraklarından, izmir'den, Selanik'ten, Latin Amerika'ya çok
fazla Osmanlı tebası gitmiştir. Nitekim Brigitte Peskine'nin "Rebecca"
romanının kahramanı, Rebecca'nın kocası Maurice Chemsi de bir "dönme"
olup, Pekin'e "dönme" sözcüğünü kullanıyor, o da Mısır'dan gitmişti.
Benim yeni bir dostum var, çok bilgili, Latin Amerika'da çok sayıda
"sabuni" soyadlı aile bulunduğunu haber veriyor. Ben de yeni
kitabımda, Latin Amerika'da çok sayıda "tayyip" adını taşıyan Yahudi
olduğunu gösterebileceğim. Orada çok sayıda Osmanlı topraklarından
giden Yahudi ve sabe-tayist var. İsmail Cem'in de bakan iken oğluna
aldığı kızın Latin Amerikalı bir sabetayist olması ihtimalini daha
önce not etmiştim.
Kuşkusuz "Türk" olanlar az; ancak, üst kimlik-alt kimlik tartışmasının
ne kadar cehalet üzerine kurulu olduğu-nu daha önce de kaydetmiştim.
Osmanlı'dan, "Türkiye" olarak biliyorlardı, gidenlerin hepsine "Turko"
diyorlar. Bu her yerde böyledir, devletin orijin devlet adı, ilk
ad'dır.
Yalnız, bizden gidenler orada hep "ayak işleri" yapmışlar ve zamanla
ayak-işleri yapanların hepsine, Türkiye'den gelip gelmediğine
bakmadan, "El Turco" diyorlar. Böyle bir gelişme ve karışıklık da
var.
Kaya Kaya'dır, Kaya'nın Babası Kaya'dır, oğlan Kaya'dır. Mason Üstad-ı
Azam'ı ihraç edilen o da Kaya o za-man bilimde niye bu kadar Kaya der-
siniz? Çok basit, ben şimdi Kaya'ya baktığım zaman bir bilimdir
istisnaları olur ama Kırım'dan gelenlerin çoğu Kaya adını kullanır.
Hafif Tatariş olurlar. Bulut'u çok severler, Şahin'i çok severler,
Giray veya Geray kullanırlar ama biz Kaya'dayız.
Coğrafya mı?
Çok kesin söyleyemeyiz, Kuzey Afrika'dan gelenlerde "duran" adını
görüyoruz, bunlar, Doğu Akdeniz sahillerine yerleştiler. Karadeniz'in
öbür yakasına gelenler ve göç edenler de karadeniz'in bizim
sahillerine yerleştiler. Rize'de çok yahudi buluyoruz.
Nedir bu Kaya? Kırım'da bir semt vardır. O semtin adı Sıla-ı Cıfıt'dır
ve çoğu buradan geliyor. Yüzlerinde tatariş ifade hala var ve Kırım'a
ve bu yere bağlılıkları var. Arman Kırım da, Kırım'dan gelmiş
olabilir...
Bildiğimiz çıfıt anlamında mı?
Evet, "çıfıt"; ancak izin verin bu sözcük üzerinde durmak için
zamanımız yok, cıv-ıd, civ-it olarak düşünün.lütfen ve Fransızca juif,
İngilizce jew, ki "cıv" diyebiliyoruz, demek yakınlar. Küçümseme yok,
"çıfıt çarşısı", Yahudi Pazarı anlamındadır.
Kırım'da sıla-ı cıfıt'ta yaşıyorlardı, Çıfıt Kalesi veya Çıfıt Kayası
anlamındadır. "Kale" soyadını da taşıyorlar, fakat daha çok kaya'yı
seviyorlar.
Doğrudan doğruya sela veya sıla var; sela'yı selah yapmakta hiçbir
sakınca bulmuyorum. Selah Birsel ve Korutürk'ün büyükelçi oğlu
buradadır ki Selah Cimcoz'u karakaşi olarak biliyoruz. "Sıla" son
modadır.
Bu arada bir not daha, Arabi, Farisi, ibrani konsonantal dillerdir,
çok zaman sadece konsonları yazıyoruz, sela için "si" yeterlidir,
dolaysıyla "s" ve "I" varsa, "aslı" diyebiliypruz. Böylece "aslı"
modasını, Gülse Birsel'in, kendisine rol biçerken "aslı" adını
seçmesini de anlayabiliyoruz. Aslı, sela ve dolayısıyla kaya'dır ve
buradayız.
Judaik onomastique'de bir de doğrudan çeviri ver, hayim'i, Batılılar
"vi-tal", biz "can" veya "hayat" ya da "hayati" yapıyoruz ki bu
"vitali" taklididir, isak ise "gül" olmakla güler, ya da gülen uygun
düşüyor. Kaya'nın anasının "gülümser" ve İzmir'den Birsellerden
Murat'ın eşinin "Gülse" adını akla getirebiliyoruz.
Sela-ı Cıfıt'tan demek ki "sela" ve böylece kaya'ya geliyoruz; demek
ki "selah" eril ve aslı dişildir ve "kaya" ise homoseksüeldir, cins
ayırmıyor, anlamında kullanıyorum. Ve böylece "kaya" adına dinsel
bağlılığı açıkladığımı sanıyorum.
Kızları da "zehra" idi ki, tamıtamamına İbrani "zohar" karşılığıdır;
zehra veya zohar, Kabala'mn en temel kitabının, sefer ha-zohar, adı
oluyor. Sistem tamamdır.
İşte böyle, magazin mi, bir skandal-dan diğerine koşuyoruz, .gazeteler
her gün birini icat etmek zorundalar, artık başka yolla halkı
uyutamayacaklarım anladılar, artık buna skandal manage-ment diyoruz.
Eskiden bir söz vardı, "ne atom bombası ne londra konferansı", artık
yeter ki birbirini sapsınlar ve yeter ki öpüşsünler ve yeter ki
yapsınlar, D-Ö bir fotoğrafçı..
Kamera da vardı, sadece fotoğrafçılar değil.
Bunlar kamera gelinceye kadar öpüşmüşler, beklemişler kamerayı.
Anlatılanlara kimse inanmaz. Günlerce toplumu bununla meşgul
ediyorlar. Mağdure'ye bakıyorsunuz, kadıncağız, ne demeçler veriyor,
mutlu oynuyor, televizyonlara gidiyor.bazı spikerler bunları
alıyorlar.saatlerce, toplumu zehirlediklerine inanıyorlar. Toplumu
bunlarla zehirlemekten başka meseleleri ve çareleri yok, açlığınızı
unu-tun.grevsizliğinizi unutun,maaş alamamanızı unutun, Musul'un elden
gittiğini unutun, Diyarbakır'ın gittiğini unutun, her şeyi unutun...
Sorular var.
Cevapları da var. Beklemek yerindedir.
Yeniden seçilen!..
Evet, Büyük Klüb'e Duran Akbulut yeniden seçildi ve Yağız Dağlı,
kaybetti. Buna da geleceğiz. Şimdi teoremleri sıralıyorum.
Bir: Her Büyük Klüp üyesi mason değildir, belki eşantiyon misli mason
olmayanlar da var. Ancak,Büyük Klüp, Cercle d'Orient, içlerine
kadınları da üye olarak aldıkları, masonizmin açık örgütüdür.
İki: Her mason, sabetayist değildir. Ancak masonizmin yönetcileri
sabetayisttirler. Masonizm, sabetayizmin cephe örgütüdür.
Bu teoreme göre hem Kaya Paşakay'ın ve hem de Asım Ak'in Hoca'nın
sabetayist olduklarını düşünebiliyoruz. Ama sadece düşünüyorum.
Üç: Ak'ı ayrı yazmaya ak-istlerden sonra bir de mason başının çok önem
verdiğini bulmuş oluyoruz.
Masonluk Türkiye'de Yahudiliğin ve Sabetayizmin cephe örgütüdür. Büyük
Kulüp ise masonluğun açık yüzüdür.Bunların üçünü birbirinden ayırt
edemeyiz. Masonların hepsi İbrani asıllıdır, diyemeyiz, birkaç tane
Elen vardır, birkaç tane Ermeni asıllı vardır, birkaç tane Türk-
Müslüman vardır. Ama masonlukla sabetayizm çok büyük ölçüde aynıdır,
demekte de hiçbir sakınca yoktur. Tabi sabetayizmin dışında varolan
Yahudilerimiz de hem masonik örgütte ve hem de Büyük Klüp'te varlar.
Türk, Ermeni, Elen var dediniz.Bun-ların masonluğun altında
bulunmasına karşın yükselme yada yönetime gelme imkanları var mı?
Bakın daha önceki üstad-ı azam Akev'di. İbrani asıllıdır. Masonların
ilk üstad-ı azamı Talât Paşa ibrani asıllıdır, bunda artık bir
kuşkumuz yok. Bu Ak'in de çok büyük bir ihtimalle Ibrani asıllı
olduğunu düşünüyoruz.ihraç edilen Kaya Paşakay'ın şimdiki eşinin
adının "Rabia" olduğunu okuduk..
Paşakay da böyle çıkıyor. Demek ki Mason örgütünü yönetenler, Süleyman
Demirel'e, mason olmasına karşın "değil" kağıdını veren Necdet Ege-ran
dahil, İbrani asıllıdırlar. Sabeta-yizm masonizmin, masonizm de Büyük
Klüp'ün yönetimini başkasına vermezler. Yağız Dağlı kazansaydı, bu
teorem yine bozulmayacaktı; demek ki kuralları çıkarıyorum. Şimdi
Duran'a gelebiliriz. Elif, evinize temizliğe gelen bir kadınsa, Türk-
Müslümandır. Ama New York'ta yükselmiş bir kadınsa, hele bir ayağı
Amerika'da bir ayağı Bilgi Üniversitesi'nde veya bu konferanslarda bir
Elif ise, çok büyük bir ihtimalle ibrani asıllıdır. Aynı şekilde
köydeki dokuzuncu oğlan "duran" ise, Türk-Müslümandır. Amma, Filiz
Akın mahdumu İlker Inanoğlu'ndan ayrılma ve Moris Kohen ile evlilik
yolunda bir Duran ise, büyük ihtimalle ibrani kökenlidir... Peki Duran
Akbulut.
Simon bin Duran adını her yerde kullanıyorlar.
Duran Beyefendi'nin Karadeniz'in öbür kıyısından gelmiş olması
ihtimali yüksektir. İstanbul doğumlu, ailesinin Karadeniz'den
geldiğini tahmin ediyorum.
Bu Guzi'nin bundan önceki yattığı insan Filiz Akın'ın oğlu idi. Filiz
Akın'ın ne olduğunu bilemeyiz. Uzun müddet Paris'te idi ve Lübnan'lı
görünen bir ibraniyle yaşadı. Sanıyorum.istihbaratçı idi, Mossad'tan
olabilir. Aynı zamanda Emel Sayın da bir Yahudi ile görünürde evlilik
yapmıştı, Mossad'tan olduğundan kuşku duymuyorum.
David Youhannes.
Sanıyorum. Filiz Akın da sonradan bir istihbaratçı ile evlendi..
Sönmez'i çok severdim. Bir ara, kokteyllerde tanıştık, diyordu, Filiz,
Paris'te Lokantacı ve Sönmez Koksal Strasbourg'ta büyükelçiydi,
sevdiğim için izliyordum. Arkadaşımdı, entel-lektüeldi, benim
takımımdaydı, sonra Demirel'in takımına geçti, mit müsteşarı olmasını
Demirel istemiştir.
Paris nerede Strasbourg nerede, tgv ile beş saat... Demirel'e gidince
Sönmez, zekasını yitirmeye başlamış ve buna kokteyl evliliği
diyemeyiz.
Sönmez'i bırakalım, tatlı tatlı konuşalım, Tatlıses'in istihbarat
bağlantısı var mı, varsa ne veriyor, işte mesele budur. Sümüklü
böceklerin bunlar düşünebileceklerini sanmıyorum. Yoksa, yok olabilir,
amma sauna şebekesiyle birlikte tutuklanmamasını açıklayamayız.
Hocam hem Elif var dediniz hem de Şafak'tan söz ettiniz. Elif Şafak'ın
yeni romanı çıktı, bu vesileyle de bütün medya kuruluşları aynı gün
yoğun bir ilgiyle Elif Şafak'ı davet ettilerAma orada ilginç olan şu;
Elif Şafak Yalçın Küçükten aşina olduğumuz bir lafla bir gazeteye
manşet olmuş "Bir ülkede mezar taşları okunmuyorsa o ülkede tarih
eksik yazılıyordur" Ne oluyor, Elif Şafak tarihi öğreniyor mu sizce?
Tarihi öğrenemezler ama bu kadarını öğreniyorlar.
Ben bir de "isim-bilim olmadan tarih olmaz" diyordum. Gürkan, Elif
Şafak, beni sadece onomastique olarak ilgilendiriyor, Elif, adını,
olduğu türden Ibraniler de kullanıyorlar. Şafak'a gelince, aslı
"şahar" olup biz "seher" diyoruz ve bunu "tan" ve "şafak" olarak da
söylüyoruz.
Bu, Elif Şafak'a ders olsun.. Kerameti adında ve soyadındadır. Ancak
bu Eyüp bulabilir, incil'de "Jop" olarnl geçiyor. Eyüp Can, olmalı ki
"Can' adından çok söz etmiş bulunuyorum. Elif Şafak'a bu dersten sonra
aynaya bakmasını öneriyorum.
Masonluğu daha bitirmedik, şu resimdeki kim? Bu Sevgener'e pek
bayılıyorum. Sevgener mi, Sevi'yi çağrıştırıyor, adını hiç
duymamıştık, Asım Ak'in, masonluk genel sekreterliğinden atınca
öğrendik, muhasebeci imiş, ama yüksek bir mason olduğunu bilmesek
öğrenemeyecektik.
Neyi?
Asıl mesleğini! Sait Sevgener, doğuştan dekan ve rektörmüş, çilingir-
rektör diyebiliriz, Kıbrıs'ta ve İstanbul'da rektör aranınca
Sevgener'i buluyorlar. Daha önce Cumhur Ferman'ı da kayd etmiştim,
sabetayist ve büyük mason olduğu için hep dekanlık ve rektörlük
yapıyordu. Bu makamlar ve hiç kuşkusuz profesörlük, bunlarda babadan
oğula geçiyor. Erdoğan Alkin'in tüm oğulları, Ferman'ın oğlu, Osmanlı
tabiri ile beşik uleması'dırlar, doğdukları an profesör atanıyorlar.
"Seçilmiş" diyoruz.
Şimdi Gürkan Dostum, sana bir albüm göstermek istiyorum, bu kim..
Duran Akbulut, bu yıllık mı?
Hayır efendim, şimdi size albümden bir resim daha göstereceğim.Bu
yıllık değil, biz demek ki bilimsel çalışıyoruz, "onların Mit'i varsa,
halkımızın da Yalçın Küçük'ü var" diyorum. Bu, Büyük Kulübün üye
defteri...
Ne diyorsunuz hocam?
Bu kim? Yağız Dağlı ikinci aday, kaybeden...
Ama yanına mesleği ne, "sanayici", birden bire "ünlü ceza avukatı"
oluverdi, bu matbuattır. Bizde "ünlü ceza avukatı" sınıfı olduğunu ve
kız-gazetecilerin de bunları tanıdıklarını da öğrenmiş oldum..
Ama Cem Uzan'ın avukatıydı!
Tabii! Ünlü olmasa da "sanayici-avukat" veya "tüccar-avukat" olduğu
kesindir. Ayrıca, Kafkasya'da "dağlı" adını Yahudi karşılığı
kullandıklarını not etmiştim.
Şimdi bu çok enteresan Türkiye'nin en önemli derneklerinden
birisidir... Geçen hafta burada başkan seçtiler, kongre yapıldı.Aytaç
Yalman Paşam bir tarafta, Necati Paşam bir tarafta, listeler
yarıştılar. Matbuat ve televizyonlar parti kongresi saydılar.
Bunlar belge, Büyük Kulüp üye albümünün bende olduğunu bilmiyorlar,
bakın işte Ajda Pekkan, Ajda da üye...
Onun ön adı neymiş?
Ayşe Ajda Pekkan ki mükemmel uyum var. Bakın lütfen, pek çok Yahudimiz
de . Aaa işte size bir sürpriz; Aydın Doğan! Ne yazıyor? Tüccar ve
adrese bakın, Sirkeci.Demek üye olduğunda Sirkeci'de taksitle Koç'un
beyazlarını satıyormuş ve şimdi dolar milyarderi oluvermiş, demek
hakikaten birinci sınıfız. Daha neler var, kimler yok burada, Coşkun
Kırca... Bedrettin Dalan-Mühendis. Adres neyi vermiş? istanbul
Belediye Sarayı! Demek ki Belediye Reisi olduğu zaman olmuş. Usul
budur.
Ne demek?
Burada hiç yarbay veya albay üye göremezsiniz, ya korgeneral ya da
orgeneraldir. Bedrettin Bey'i, belediye başkanı olunca kabul etmişler,
iktidarda olanları alıyorlar.
Burada kumar oynanıyor ve bize gelen bilgilere göre iktidarda olan
üyelerin kumarda kazanmaları esasdır..
Ne demek, isim verir misiniz?
Vermem, burada var ve biliyorum. Büyük Klüp, hile yapan kumarhanelerin
tersidir, yaparlar ve kazandırırlar... Ne demek hocam, hep kazanırlar
mı?
Kazanırlar.çok kazanırlar. Şansları, Büyük Klüp'te yaver gider, usûl
budur. Bırakıyorum.
Ben size başka bir üye göstermek istiyorum, lütfen siz de görün, ne
okuyoruz..
Berat Akgerman...
Evet bütün soyu üyedir. "Berat", Sabetay Sevi'nin son olarak yaşadığı
ve öldüğü kentin adıdır.Sabetayistleri-miz kutsal sayıyor ve bu
nedenle "berat" adını alıyorlar.
Bir talihsizlik, Tayyip Erdoğan'ın da-matının adı da berat'tır.
Kitaplarımda var. Bunu sadece bir tesadüf sayıyorum, her halde
"beraat" olacaktı ve nüfus memuru yanlış yazmıştır, diyoruz..
Bir de Bülent Öztürkmen.. DPTden...
Hayır, esas Mit'tendi.. Ama DPTdeydi.
Evet. Hocam Büyük Kulübü bitirdiysek...
Büyük Kulüp biter mi? Burada kim var? Sinyor Can Bartu, Bülent Ulusu,
bir zamanlar Birinci Ordu Komutanı Kemal Atalay..
Büyük Kulüp üyesi olmak doğrudan bir deklarasyon anlamı taşır mı?
Efendim bakın şimdi göstermeyeceğim bu Büyük Kulüp'te kimler yok ki..
Burada benim dikkatimi çeken iki kişi var . Bir, Serbülent Bingöl bir
de Şahap Kocatopçu bunlar da doğuştan Bakan'dırlar, ikisi de, her
askeri darbeden sonra bakan olurlar, siz neye Bakan olduklarını
bilemezsiniz! Ama böyle benim ki gibi bir defteriniz olursa elinizde,
bakarsınız, buradan çıkarlar. Görürsünüz.
Beyaz Türkler-Zenci Türkler ayırımı mı?
Gürkan Dostumuz, zamanımız kalmadı ve yorulduk. Teoremlere
dönebiliriz.
Sabetayistlermiz hem "varız" diyorlar ve hem de kendilerini saklamak
ihtiyacı duyuyorlar. Sık sık kamuflaja baş vuruyorlar.
Bir; "beyaz Türk-zenci Türk" ayrımı bir sabetayist icadıdır. Bana bunu
Nazlı Ilıcak'ın çıkarttığını söylemişlerdi, çıkartmasa bile yaymıştır,
kamuflaj malzemesidir. A-Nazlı'nın ailesi Ibra-da'lı olup, ibr-ada adı
üzerinde Ibr-ani yatağıdır. Kızı "Aslı" oğlu Mehmet Ali'dir, kendi
evliliklerini bilemiyorum, çocuklarını ibrani asıllılarla ev-
lendirmişti. Bu, ak-istlerde Yahudi hegemonyasını gizleme amacına
matufdur, islamın judaize olduğunu da saklamaya çalışıyorlar.
iki, islamın kalvinist olduğu iddiası da, islamın ve özellikle önemli
tarikatların, ibrani kontroluna geçtiğini gizlemek içindir. Daha önce
de gösterdim ve müslümanlar arasında geniş ilgi yarattığını duydum,
islamın kalvinizme ihtiyacı yoktur ve A.Gul'un, Kayseri'de
kalvinistler var, sözü pek çok uydurmadır. Şimdi buradayız.
Gürkan Dostumuz Hayim Naum'u bilirmisiniz; biz alyansist hahambaşı
olarak tanıyoruz. Anadolu'da bir devlet olmasını istiyordu, oğlu
Bernar Naum, Vehbi Koç'un ortağı ve torun Jak Naum, önce Koç
Holding'in ve şimdi Aydın Doğan'ın memurudur. Hahambaşı Hayim, bir
incelemesinde, Yahudiler'in hep deniz kenarına ve su yolllarına
yerleştiklerini yazıyordu ki pek doğrudur. Kayseri bir istisnadır,
Kayseri'de her zaman çok Yahudi yaşadı.
Ne önemi var, demeyiniz, lütfen. Bazen Türkiye'de yüksek görev
sandalyasına oturanlar, başka yere değil, ya "Kayseri'ye liman yapmak"
ya da, "Kayseri'ye deniz getirmek" vaadinde bulunuyorlar. Her halde
bunun içindir, Yahudi tarihindeki bu eksikliği gidermek
isteyebiliyorlar. Güven vermek istiyorlar.
Neden?
Zamanımız yok.
Ve üç; "derin devlet" sözü de bir sabetayist uydurmadır. Bana Cengiz
Çandar'ın çıkardığını söylediler ki, Çandar, yavaş yavaş sabetayizmini
de açıklıyor. Les Derniers Deunmes filminde de oynuyordu ve saçmadır.
Ülkede bir derin devlet varsa, bunlar sabetayistlerdir ve ben açığa
çıkarıyorum.
Fazla geriye gitmek istemiyorum, a- başında Behçet Türkmen vardı, ve
İbrani asıllıdır, b- Ziya Selışık vardı, İbrani asıllıdır. c-Nurettin
Ersin vardı, ibrani asıllıdır. d-Daha düne kadar Şenkal Atasagun
vardı, İbrani asıllıdır. Mit'ten söz ediyorum, mit'in dışında bir
derin devlet düşünemeyiz.
Biz "şenkal" adını düşünmekte de aciziz, bizde emir kipinde isim çok
azdır ve "kal", ise, "kahal" olarak da yazılmakla birlikte, biz,
İtalyan Yahudileri'nde aldık, "kal" diyorlar, sinegog veya cemeat
demektir. "Er-kal" da öyledir; bir baba, doğan çocuğunun er kalmasını
neden ister, saçmadır.
Öyleyse, derin devlet yoktur ve varsa içimizdeki Israel'dir.
Ben, Israel, Türkiye'de, Israel'den daha güçlüdür derken, bunu kast
ediyorum.
Bakın, mgk'nu "demokratize ettik" ve başına bir Alpogan getirdik. O da
ilk iş olarak israel'e gitti. Derin devlet, varsa, budur ve bu söz
Türk Yahudileri ile Kürt Yahudileri'nin ortak dilidir. Neredeler mi,
Aydın Doğan, onlara, "yurt" olarak, Radikal Gazetesi'ni verdi.
Derin devlet şimdi habire Ermeni Konferansı ve Kürt Konferansı tertip
ediyor ve habire bana küfrediyorlardı. Bir Ayşe Hur vardı, Aydın Doğan
benim peşime takmıştı, kimdir, bilmiyordum, Kürt Konferansı'nda çıkmaz
mı; sevindim.
Derin devlet varsa, artık ajanlarını tanıyoruz.
Ajan, memur anlamındadır. Öyle kullanıyorum.
Geçen sayımızda çok yankı uyandırdı, sizin belki Yaşar Büyükanıt
Paşa'yla soyadı bağından hareketle akraba olabileceğiniz dolayısıyla
sizin anne tarafından da sabetayist olabileceğiniz tartışıldı. Biraz
da politik zemine çekmek istiyorum Şemdinli İddianamesinde adı geçen
Büyükanıt'ı nasıl değerlendiriyorsunuz. Askerle yargıyı karşı karşıya
getiren bir süreç yaşandı. Bu süreçte de Hilmi Özkök'ün çeşitli
açıklamaları oldu durumu yumuşatmaya ve dengelemeye yönelik. Hükümetin
tavrını, yargının tavrını nasıl buluyorsunuz? önceki sayıda savcının
Fethullah bağlantısına da dolaylı yoldan işaret etmiştiniz, bütün
bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Faruk Bildirici ciddi bir gazeteci,gerçi bazı monografi denemeleri
yaptı, biyografiler yazdı, onlardan memnun olmadım, ciddiyetten uzaktı
ve ciddi bir gazeteciye yakışmıyordu. Çiller'le ilgili yazdı, Mesut
Bey'le ilgili yazdı, Mesut Bey"in babaannesini Kırım'dan getirdi, ama,
İbrani olduğunu söyleyemedi, bildiğinden eminim, herkes biliyordu.
Van Savcısı için de Van'a gitti ve hemen "tarikatlarla ilgisi yok"
raporunu , Kırşehir'e gitmesi gerekiyordu. Gitseydi, Savcfnın soyadı
galiba Sarıkaya'dır, Işık Evleri'nin müdavimi olduğunu bulurdu. Van
Adliyesi'nde Fethullah Gülen izleyicileri çoktur.
Siz de kaydettiniz, her halde üç veya dört ay önce, Fethullah Gülen'in
Yaşar Paşa'nın terfiini önlemek istediğini deşifre etmiştim.
Bildirici, bunu, bildiremedi.
Genelkurmay Deklarasyonu bunu teyid etti.
Katılıyor musunuz?
Ertuğrul Özkök, bu deklarasyondan korkmuş görünüyor, bunu yüksek
komutanlara değil de, genç subaylara bağlıyor. Bunlar, Ordu'yu hiç
bilmiyorlar.
Siz buna katılıyor musunuz?
Ertuğrul fazla kötümser ve biz zıddız, o ölçüde iyimser değilim.
Kuşkusuz Ertuğrul köümser olursa, ben iyimser olmak zorundayım,
Ertuğrul üzülürse, ben seviniyorum.
Dipten bir dalga için henüz erken..
Peki deklarasyona katılıyor musunuz?
Artık sadece pkk'yı göremeyiz. Orada Barzani de var ve bundan böyle,
askerlerin sözüyle "büyük tehdit" Barzani ve Musul'daki Kürdo-Judaik
devletsi hal'dir. Savcı Sarıkaya'nın en büyük dayanağı Mehmet Ali
Altındağ idi ve pkk ile savaş halindedir. Devlet tarafından beslendi,
ama, devletin, Barzani'yi beslediğini de unutamayız. Ben
deklarasyonda, henüz, bu yanlıştan dönüldüğünü görmedim.
Burada bir nokta var, İnsan Hakları'nı ben kurdum, benim aklımdan
çıkmıştır. Şimdi tam gericilerin elindedir, ikincisi, biz Kürtleri
ilerici yapmaya çalıştık, Kürtler için değil, onları ileri yurttaş
yapabilmek için hapse girmeye razı olduk. Şimdi görüyoruz, Savcı
Sarıkaya'ya destek çağrısı yapanlar, gericidirler. Demek ki başa dönüp
yeniden başlamak durumundayız.
Deklarasyon yüzeyde kalmaktadır.
Peki Gülen neden Büyükanıt'a karşı çıkıyor?
Musul'a dış işlerinden, bir diplomat gitti, Oğuz Bey olmalı,
Barzani'ye "kabul ediyoruz" dedi, bunu Irak'tan ayrılacak Kürdo-Judaik
Devlet'in kabulü olarak anlıyoruz. Tepki çıkınca, "anayasa'yı kabul
ediyoruz" dediklerini ileri sürdüler ki inandırıcı sayamayız. Dış
işleri anayasa'yı kabul ettiğini açıklamıştı; ak-istler ve ne yazık ki
Hilmi Paşa Hazretleri, Washington projelerine uygun bir biçimde,
Musul'da Kürdo-Judaik Devleti kabul ediyorlar.
Yaşar Paşa'nın kabul etmediğini sanıyorlar.
Kürtler kendi içlerinde de çatışma yaşıyorlar mı?
Çok açık, Fikret Bila istanbul'daki malum şahısların Kürt
Konferansı'nı analiz ederken, iki ayrı görüş olmakla birlikte her
ikisinin de, Türkiye Cumhuriyeti'ne ters olduğunu not etmişti. Ayrıca
bu Konferans'ta, uzun süren sessizliğini bozan Beşikci'nin, Öcalan'ı
şiddetle tenkid ederken pan-kürdist bir ideolojiyi seslendirdiğini de
tespit ediyordu. Bu da çatışma anlamına geliyor. Ancak ben fazla
büyütmüyorum. Şu anda politikada Öcalan ve ekonomide Barzani güçlüdür
ve zamanın ekonomide güçlü olanın lehine çalıştığını biliyoruz.
Kaldı ki Öcalan'ı tuttuğu izlenimi veren Kürtler çok gerici oldular.
Peki Hocam bütün bunları birleştirirsek BOP dediğimiz aynı zamanda
sizin tabirinizle kullanıyorum.Büyük İsrail Projesi midir?
İsrael'i yaşatma projesidir.
Türkiye küçük parçalara ayrılmadıkça bu projenin gerçekleşmesi ve
yaşaması imkansız görünüyor. Bu konferansları düzenleyenlerin çoğunu
Tip'ten biliyorum, arkadaşlarım idiler. Bunlar, bizim, Türkiye İşçi
Partisi'nin, Türkiye'yi parçalayacağını sanarak bize geldiler, Aybar
ve Boran, yenilemek istediler. Bizi tahrip etmeye kalktılar ve şimdi
başka yollar arıyorlar.
Aslında, Gürkan Dostum, yüksek komutanlar da, bizden daha çok bunlara
sempati duyuyorlar. Bizim değil, dramları buradadır. Burada şöyle bir
tehlike seziyor musunuz, dikkat ediyor musunuz yani sizin
öncülüğünüzde açılan bu sabetayist tartışmalar insanların ve bazı
gruplann işine geldiği gibi kullanılma eğilimi tehlikesi de
barındırıyor mu? Örneğin Yaşar Paşa'yla ilgili hiç alakasız bir
tartışma çıkacağı sıra hemen onun sabetayist olup olmadığı
araştırılıyor ve size geliniyor.
Ben bunu bir tehlike saymıyorum. Bilmek, sakıncalı olamaz.
Ayrıca bu ülkeye çok bağlı sabetayistler var, hep tekrarlıyoruz.
Diğer taraftan, Yaşar Paşa ile ilgili yayınları tersine çevirebildik.
Burada önemli olan Yaşar Paşa'nın, futbol bağlantısı ile Aziz Yıldırım
ve diğerlerinden uzak kalmaya itina göstermemesidir. Aziz Yıldırım
kim; bir ordu müteahhitidir, bir "tit" olduğunu hep yazıyorum. Tekstil-
lnşaat-Turizm, Türkiye'yi bu sektörler ve bu zenginler bozuyorlar.
Faruk Yalçın, Aziz Yıldırım'ın dayısıdır...
Dolar milyarderlerimizden...
Evet, siz öyle biliyorsunuz, benim kayıtlarımda, Süreyya Kız'ın babası
olarak görünüyor. Yakında bu Süreyya Kızını, bir sabetayist oğlanla
evlendirdi. O da ordu müteahhitidir; orduya iş yaparak dolar
milyarderi olmak mümkünse, bu devleti yaşatmak kolay olmayabilir.
Nasıl?
Listeler açıklandı, "on yılda yirmi bir dolar-milyarderi yarattık" ve
bu on yılda kütleler, kasaplara gidip et çalacak kadar fukara oldular.
Biraz önce Aydın Doğan'ı, Büyük Kulüp defterinden çıkardım, daha dün,
Sirkeci'de taksitle satış yapan bir tüccar idi. Aziz Yıldırım'ın
dayısı, belki bu on yılda, dolar-milyarderi oldu ve milyonlar
yoksulluktan sokaklara düşüp gasp yapmaya başladılar.
Gaspçılar varsa, bunun nedeni, hızla ve bu kadar çok sayıda dolar-
milyarderi yaratmaktır.
Komutanların bunlardan uzak durması gerekiyor ve iç içedirler.
Komutanlar, Koç'un futbol tribünündeki locasından futbol
seyrediyorlar. Barzani ise Kuzey Irak'ta Koç'un temsilcisidir. Baba
Koç, Ford'un temsilcisiydi.
Güya Ordu'nun bir "asam" var ve Ülker finanse ediyor, Barzani,
Ülker'in baş bayiidir.
İşte mesele budur.
Ama yine de Yaşar Paşa'dan memnun görünüyorsunuz, desteklediğiniz
kabul ediliyor.
Bu hükümetin bir Irak politikası olmadığını söylemişti ki, doğrudur.
Ayrıca, benim, "Musul alınmazsa Diyarbekir gider" teoremimi de
anladığı izlenimi ediniyorum. Ama benimki sadece bir izlenimdir ve
bütüne bakıyorum. Henüz zamana ihtiyacımız var.
Bütünde ne görünüyor?
Hilmi Paşa Hazretleri'nin "orduyu savunursak borsa düşer" kelamı var.
Paşam, düşerse ne olur; demek zorundayız. Kuvvet Komutanlarından hiç
biri demedi mi; hiç birinin dememiş olduğu ihtimali aklıma gelince
içim yanıyor. Bizim Güngör, içi yanıyor ve her gün yazıyor, bu borsa
sıcak para geldiği için yüksekte duruyor. Hilmi Paşa Hazretleri,
ülkesini seven bir tek ekonomi uzmanı görmemiş, hep tekrarlıyorum,
harp akademilerin bütün hocalarını tasfiye etmek gereklidir. Hilmi
Paşa'yı tenzih ediyorum, bu kurmay sınıfı hep sınıfta kalmaktadır.
Hilmi Paşa'ya haber veriyorum, bu kirli paralar gidince, borsa
düşecektir ve biz yükseliriz.
Ayrıca tekrar etmem gerekiyor, borsa, hiçbir zaman Genelkurmay
başkanlarının ilgi alanında değildir. Bu sözüyle Hilmi Paşa, iç hizmet
kanununun dışına çıkmaktadır. Genelkurmay başkanları, petrol ofisi ile
ilgilenirler, Aydın Doğan'a devrettiler ve Doğan da şimdi, muhtemelen
Yahudi, yabancılara devrediyor. Limanlarla ilgilenmek durumundadır, iç
hizmet yasasında ulusal güvenlik ve savunma var, limanları özel
ellerde olursa, rıhtımları Yahudiler'e verilirse, savunma ve güvenlik
ne olur? Kemal Paşa nerede kaldı, "limanlar işgal edilmiştir" sözünü,
Nutuk'tan ne zaman çıkaracağız? Borsa, dalgalı denizde kayıktır, iner
ve çıkar; Genelkurmay Başkanları'nın daha ciddi meseleleri var.
Sonra, bir de birinci sınıf devlet olduğumuzu buyurdular..
Peki Hocam, bunda ne var?
Genelkurmay Başkanlarını önemsiyoruz, bu nedenle yüksek ve bilime
uygun hitabet bekliyorum.Devletlerin sınıf tasnifleri yoktur. Hiçbir
kitapta birinci veya ikinci sınıf ve saire devlet ayrımına
rastlamıyoruz. Bir dek "büyük devlet" sözü var, eskiden "düvel-i
muazzama" diyorduk, "süper güç" olabiliyor, "birinci sınıf tabiri pek
yenidir ve biz büyük devlet değiliz. Ayrıca küçülme yolundayız. Hilmi
Paşa Hazretleri'nin görev döneminde ilk kez Musul'daki iddialarımızı
reddettik ve Kıbrıs'ı küçük kayık misali dalgalanmaya bıraktık.
Sonra kiminle büyük devletiz, Tayyip Erdoğan'la mı, Monaco'da otel
gezip otelcilerle el sıkışan bir kimse başbakanlık koltuğuna oturursa
kendimiz nasıl büyük sayarız, hiç sayamayız. Demek ki hem devlet
hukuku ve biliminde, "birinci sınıf devlet" yoktur ve hem de artık biz
önemli devlet sayılmıyoruz.
Tarkan'la ise birinci sınıf değil beşinci sınıf oluruz.
Bir zamanlar Zeki Müren'le de beşinci sınıf olmuştuk. Demek
ilerlemiyoruz.
Ekonomiye gelmişken Kemal Derviş geldi ve yeni bir para politikası
istedi...
Milletlerarası örgüt memurlarının bu tür demeç vermeleri mennudur.
Verdiğine göre demek ki, izin almış görünüyor. Birincisi budur.
İkincisi, cumhurbaşkanlığına adaylığını açıkladı..
Öyle mi anlıyorsunuz?
Giderken Murat Yetkin, "dönüşü müthiş olacak" yollu yazdı, bunu,
"cumhurbaşkanı olarak dönecek" şeklinde anladık. Murat, ciddidir, ak-
ist kulislere dayanarak böyle yazmayacağını sanıyorum ve bir
yetkilinin, Eminamın'ın türbanla Çankaya'ya çıkabileceğini söylediğini
duyurmuştu, kopan kıyametten, Işık Paşa ile konuşmuş olduğunu da
öğrendik. Dolayısıyla Derviş'in cumhurbaşkanlığı meselesinde de İkinci
Başkan Orgeneral Işık Koşaner ile konuşması ihtimal dahilindedir. Emin
olamayız, ancak, ben Murat'ın bir yüksek komutan olmadan, Derviş'in
cumhurbaşkanlığı yazmasına ihtimal vermiyorum.
Şimdi "tit" sektörleri, tekstil-inşaat-turizm, devalüasyon istiyorlar.
En çok sesi çıkanlar bunlar.Kemal Derviş de cumhurbaşkanlığı
adaylığını hatırlatırken, devalüasyon lobisi yaptı.. Olur mu?
Kaçınamazlar ve ancak ertelerler.
Erteledikçe sorunlar büyüyecektir.
Fakat Erdoğan, satış dışında, karar alamayan birisidir.. Ayrıca Koç
Holding de itiraz etti?
Elleri mahkumdur.
Diller çözülüyor, Beşikçi'den sonra Rüştü Saraçoğlu da konuştu,
devalüasyon Koç'un çıkarlarına aykırıdır. Çünkü devlet mallarını aldı,
doları dışardan topladı, şimdi yüzde otuz beş devalüasyon olursa,
borçlarını ödemek için o ölçüde fazla Türk Lirası bulmak zorundadır.
Demek ki Derviş, seçim kampanyasında artık Koçları kaybetmiş
haldedir..
Hocam Saraçoğlu, tekstili yaşatmak için devalüasyona karşı çıkarken,
"batarsa batsın" da dedi..
Rüştü, sanıyorum, Odtü'de benim öğrencim oldu, biz öyle öğretirdik.
Şimdi daha sert söylüyoruz, batmalıdır. Bütün kirin arkasında tekstil
ve tabii "tit" var. Belki-Bossa ve Zorlu'nun tekstilleri hariç,
çoğunda sigorta yoktur, tekstil sektörü var, işçisi yok, bilmiyoruz.
Üretim mafyöz'dür, bebeler çalıştırıyorlar, tekstil atölyeleri esir
kamplarıdır. Mankenler, tit'indirler.
Tekstil sektörü yerle bir edilmeden bu ülkenin kirlerini
temizleyemeyiz.
Ayrıca bizler plancı-kalkınmacı uzmanlar olarak tekstile hiç öncelik
tanımayız. Saraçoğlu'nun bunu hatırlamasından memnun oldum.
Gürkan HACIR/Yeni Harman