
Vatan kurtarmayı pek severiz ama nedense sadece kahvehane masalarında ya da merhum madam Anahit’in akordeon çalmadığı zamanlarda meyhane sofralarında. Kahvehane kültürüm pek yoktur aslında ama oradaki vatan kurtarma aşkının yokluk zamanında kasasına vurularak cızırtısı kesilen lambalı radyodan toplu halde dinlenen ajanstan sonra depreşerek günümüze kadar gelen bir alışkanlık olabileceğini tahmin ediyorum. Fava, çiroz gibi mezelerden sonra tuzlu leblebiyle devam edilen içki sofralarında anlatılabilecek askerlik hatıraları gün gelir biter, her gün aynı anıları dinleyecek kaç kişi vardır ki! Neyse buralardaki vatan kurtarma muhabbetlerinin sebeplerini araştırmak sosyologların işi, aslında güzel bir bitirme tezi konusu gibi ama beni aşıyor. Şimdilerde özellikle bizler gibi az biraz mürekkep yalamışların özellikle tercih ettiği ortam aha tam da burası, internet. Özellikle sosyal medya dediğimiz twitter, facebook gibi favori kalabalık siteler. Ben de gece gündüz rastgele oralara takıldığım için, biraz ahkam kesebileceğimi düşünüyorum izninizle. Gavur bu ortamları insanlar mutlu olsun, birbirleriyle güzellikleri paylaşmak için icat etmiş zannediyorsunuz belki ama yanılıyorsunuz. Benim başlıca üzüntü kaynağım, vatan elden gidiyor diye. Yok canım birileri cebine koyup götürmüyor bir yerlere, ya da at üstündeki gelin kız gibi yüreği sevinçli, gözü yaşlı yola çıkmış değil. Nereden mi çıktı şimdi bu laflar, anlatacağım sıkılmayacaksanız. Neredeyse ağlamaklı yazılmış bir twit ilişti gözüme, içimi bir üzüntü kapladı ve ben de ağlamaya başlayacaktım neredeyse. Biz millet olarak nasıl bu hale geldik diye. Sevinilecek, heyecan duyulacak, memleketin hayrına bir düşünce neden üzüyor birilerini. Hemen karşı çıkıyorlar. Twit zaten kısa oluyor ben yine de isimsiz ve hülasa geçeyim, rencide olmasın yazan hanımefendi. “ Akarsular satıldı, sırada boğaz akıntısının kiralanması var” mealinde ve altında sol haber gazetelerinden birinin linki. Bir anda heyecanlandım, seçim çalışmaları sırasında bulutların kullanım hakkının özelleştirilmesini gündeme getiren ben, boş yere akıp giden boğaz akıntısının devlete gelir kaynağı olabileceğini, çeşit çeşit vergi adlarıyla kaynak için kapatılamayıp oluk oluk akan musluk gibi boşaltılan ceplerimizin birazcık dolu kalabileceğini okuyuvermiştim o üç dört kelimede. Tıkladım linke, kendisini tanımam ama adını gururla yazacağım, Konyalı üstelik Makine mühendisi Sabit ATEŞ elektrik üretmek amacıyla İstanbul boğaz akıntısını kiralayabilmek için cevaz istemiş dışişleri bakanlığından ve TBMM den ve icazet verilmiş. Ben de helal olsun Konyalı Sabit kardeşim, bu memleket senin gibi ufku geniş vatanseverlerin sırtında yükselecek diyebilirim, naçizane. Bir zamanlar yerli malı tayyarelerimizi imal eden rahmetli Nuri DEMİRAĞ da yaşamıştı bu memlekette. Aman dikkat et deyip bu konuyu daha ileriye bırakalım.
70lerin ortasından sonra 80lerin başında kalemden çok silahların kullanıldığı günlerde,
www.medyaanadolu.com/haber/1888-karapinarin-gunesi-bogazin-akintisi-aydinlatacak-turkiyeyi