--- 07/06/11 Sal tarihinde ihta...@dabbetularz.org <ihta...@dabbetularz.org> şöyle yazıyor:
|
ihdi-nâ |
: bizi hidayet et, ulaştır | |
|
2. |
es sırâte el mustakîme |
: Sıratı Mustakîm, Allah'a ulaştıran yol |
****
Kur’ân-ı Kerim’de bir tek sure vardır ki, o insanın Allah’a yakarışını, müracaatını içerir. Günde beş vakit namaz kılan bir kişinin en az kırk kere okuduğu Fatiha Suresinde kulun Allah’tan bir talebi vardır.
Fatiha Suresinin 6.âyet-i kerimesinde biz hepimiz Allahû Tealâ’ya diyoruz ki:
1/FÂTİHA-6: İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidayet et (ulaştır).
“Bizi, Sıratı Mustakîm’îne hidayet et.”
ACABA ALLAHÛ TEALÂ’DAN GÜNDE KIRK KEZ DUA İLE BİZİ ULAŞTIRMASINI İSTEDİĞİMİZ SIRATI MUSTAKÎM NEDİR?
Sevgili kardeşlerimiz! Bugunün dîn öğreticileri Kur’ân-ı Kerim’de hangi âyette Sıratı Mustakîm kavamını görmüşlerse onu, doğru yol olarak tercüme etmişlerdir. Yetmez! Hidayeti de tıpkı Sıratı Mustakîm gibi doğru yol kalıbının içine sokmuşlar ve Allahû Tealâ’nın insan için vaaz ettiği dînin kurtuluşa yönelik bütün emirlerinin üzerinin örtülmesine neden olmuşlardır.
Acaba bugünkü dîni öğretide ifade edildiği gibi SIRATI MUSTAKÎM gerçekten de doğru yol mudur? Eğer bu bir yol ise bu yolun istikameti nereyedir? Gelin hep
birlikte Kur’ân-ı Kerim’de bu sorunun cevabını arayalım sevgili kardeşlerimiz!
Lugat mânâsı itibariyle;
Sırat: Yol
Mustakîm; İstikamet üzere demektir.
Allahû Tealâ istikamet üzere olan bir yoldan söz etmektedir. Peki bu yolun istikameti nereye ve kimedir?
Kur’ân-ı Kerim’deki iki muhkem (kesin hükümlü) âyet, Sıratı Mustakîm kavramına tartışmaya mahâl bırakmayacak şekilde açıklık getirmiştir.
15/HİCR-41: Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun).
Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.”
4/NİSÂ-175: Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).
Hicr Suresinin 41.âyet-i kerimesinde ne diyor Allahû Tealâ, “Bana istikametlenmiş yol.” diyor.
Peki bugünün öğreticileri ne diyor? DOĞRU YOL... İki nokta arasındaki her çizgi bir doğru yolu ifade ettiğine göre, acaba mütercimlerin “doğru yol” olarak adlandırdıkları SIRATI MUSTAKÎM’in istikameti nedir?
BELİRSİZ! ROTASI BELLİ OLMAYAN BİR YOL...
Olur mu sevgili kardeşlerim? Rotası belli olmayan bir yol sizi nereye ulaştırabilir, sizlere soruyoruz…
Allahû Tealâ kesin hükmünü
koymuşken, ve Sıratı Mustakîm’in Allah’a istikametlenmiş yol olduğu bu kadar aşikâr iken, bu hayatî öneme haiz kavram neden rotası belli olmayan bir doğru yol kalıbının içine sokulmuştur dersiniz?
Hicr-41’de gördük ki Sıratı Mustakîm Allah'a istikametlenmiş yoldur. Nisa-175’de gördük ki kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah onu Kendisine ulaştıran SIRATI MUSTAKÎM’e hidayet edecektir.
Ve Necm-42’ye göre yolun sonunda Allah vardır!
53/NECM-42: Ve enne ilâ rabbikel muntehâ.
Ve münteha (sonunda dönüş), mutlaka Rabbinedir.
O halde Sıratı Mustakîm gercekten bir yoldur ama doğru yol değil, bu dünya hayatında Allah’a ulaştıran, bir ucu dünyada diğer ucu Allah’ta olan hidayet yoludur.
Sıratı Mustakîm; Allah’a ulaştıran yoldur ve Fâtiha Suresinin 6. âyetinde her gün defaatle Rabbimizden bu yola ulaştırmasını dilemekteyiz.
Ya Rabbim;
1/FÂTİHA-6: Bizi Sana ulaştıran yola (Sıratı Mustakîm’e) ulaştır.
****
Fâtiha Suresi, 114 sure içerisinde biz insanların Rabbimize nasıl dua etmemiz gerektiğinin öğretildiği yegâne suredir. Fatîha Suresinin 6. âyetinde "ihdinas sırâtel mustakîm: bizi Sıratı Mustakîm'ine ulaştır" diye dua etmekteyiz. Acaba Rabbimizden bizi ulaştırmasını talep ettiğimiz Sıratı Mustakîm nedir? Rabbimiz; Kur'ân-ı Kerim'de Sıratı Mustakîm isimli bir yol olduğunu ve bu yolun Kendisine ulaştıran yol olduğunu buyurmaktadır.
15/HİCR-41: Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun).
Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.”
Allahû Tealâ'ya Sıratı Mustakîm üzerinden ulaşacak olan şey, her insana doğar doğmaz Allahû Tealâ'nın üfürmek suretiyle emanet olarak verdiği ruhtur. Rabbimiz Sıratı Mustakîm'in Allah'a ulaştıran yol olduğunu gizleyecek olan dîn adamlarına karşı bizleri Kur'ân'da uyarmıştır.
43/ZUHRÛF-37: Ve innehum le yasuddûnehum anis sebîli ve yahsebûne ennehum muhtedûn(muhtedûne).
Ve muhakkak ki onlar (şeytanlar), onları mutlaka (Allah'ın) yolundan men ederler (alıkoyarlar). Ve onlar kendilerinin hidayette olduğunu sanırlar.
Kur'ân'daki İslâm'ı yaşamayan ve bilmeyen birisinin dâhi Hicr-41 ve Nisâ-175 âyetlerine rağmen Sıratı Mustakîm'e "doğru yol" demesi akla ve mantığa uygun bir izâh tarzı olmayan korkunç ve tüyler ürpertici bir durumdur.
Abdulbaki Gölpınarlı, Adem Uğur, Ahmet Tekin, Ahmet Varol, Ali Bulaç, Ali Fikri Yavuz, Bekir Sadak, Celal Yıldırım, Diyanet İşleri, Diyanet İşleri (eski), Diyanet Vakfi, Edip Yüksel, Elmalılı Hamdi Yazır, Elmalılı (sadeleştirilmiş), Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2), Fizilal-il Kuran, Gültekin Onan, Hasan Basri Çantay, Hayrat Neşriyat, İbni Kesir, Muhammed Esed, Ömer Nasuhi Bilmen, Ömer Öngüt,
Şaban Piriş, Suat Yıldırım, Süleyman Ateş, Tefhim-ul Kuran, Ümit Şimşek, Yaşar Nuri Öztürk Hocalarımız Sıratı Mustakîm'i "Allah'a ulaştıran yol" olarak tercüme etmek yerine "doğru yol" diye tercüme ederek Fâtiha Suresinin 6 âyetinde hidayeti gizlemişlerdir.
DAHA VAHİM OLAN İSE; Bu âyette "h-d-y: hidayet" kökünden türeyen "idhi" kelimesi "hidayete ermek" fiilinin emir kipidir, "ulaştır" anlamına gelir. Dikkat ederseniz, bu âyette hidayeti gizlemiş olan dîn adamlarımızın dahi neredeyse tümünün ihdi kelimesini, "ulaştır, ilet, eriştir, hidayet et/eyle" gibi doğru olarak tercüme ettiklerini görebilirsiniz.
ACABA TEK BAŞINA KULLANILDIĞINDA "ULAŞMAK" ANLAMINA GELEN BİR KELİME "ALLAH" KELİMESİ İLE BERABER KULLANILDIĞINDA ANLAMI NE OLUR DERSİNİZ?"
Normal şartlarda "hûdallah" kelimesinin tercümesi "Allah'a ulaşmak" olmalıdır, değil mi? Bu raporumuzdaki hidayeti gizleyen dîn adamlarının meâllerini bir daha gözden geçiriniz... Neredeyse tüm mütercimlerimizin "ihdi" kelimesini "ulaştır, eriştir, ilet" gibi ifadeleri kullanarak doğru olarak tercüme ettiğine göre, bir sonraki raporumuz olacak olan Âli İmrân-73'te hepsinin "hûdallah" kelimesini "Allah'a ulaşmak" olarak tercüme etmiş olduklarını sonucuna ulaşacağımızı düşünebiliriz, değil mi? Acaba gerçekten öyle olacak mıdır?
****
DOĞRU TERCÜME EDİLMİŞ MEÂLLER
Öncelikle Kur'ân-ı Kerim'in hem kelime hem ruhî lâfzının tam manâsının tercümeler ile verilemiyeceğini belirtmemiz gerekir. Bu yüzden bu başlığa âyetin aslî anlamının korunduğu tüm meâlleri dahil ederek, basit kelime ve cümle kurgusu hatalarını göz önüne almadık inşallah.
Ahmed Hulusi: Bizi sırat-ı müstakime (Hakikate erdiren yola) hidâyet et.
İmam İskender Ali Mihr: (Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidayet et (ulaştır).
****
Bu âyette hidayetin gizlendiği meâller: Abdulbaki Gölpınarlı, Adem Uğur, Ahmet Tekin, Ahmet Varol, Ali Bulaç, Ali Fikri Yavuz, Bekir Sadak, Celal Yıldırım, Diyanet İşleri, Diyanet İşleri (eski), Diyanet Vakfi, Edip Yüksel, Elmalılı Hamdi Yazır, Elmalılı (sadeleştirilmiş), Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2), Fizilal-il Kuran, Gültekin Onan, Hasan Basri Çantay, Hayrat Neşriyat, İbni Kesir, Muhammed Esed, Ömer Nasuhi Bilmen, Ömer Öngüt, Şaban Piriş, Suat Yıldırım, Süleyman Ateş, Tefhim-ul Kuran, Ümit Şimşek, Yaşar Nuri Öztürk (TOPLAM: 29 kişi)
Bu âyette temel kavramların gizlendiği meâller: - (TOPLAM: 0 kişi)
Bu âyette hatalı/eksik meâller: -
(TOPLAM: 0 kişi)
Bu âyet için doğru meâller: Ahmed Hulusi, İmam İskender Ali Mihr (TOPLAM: 2 kişi)
****
UYARI: Herhangi bir âyete ait raporu değerlendirerek, bir mütercimin bütün âyetleri doğru ya da hatalı tercüme ettiğini düşünmek yanlış bir yargıdır. Çünkü bir âyette doğru tercüme yapmış bir mütercimimiz, diğer âyetlerde çok önemli hatalar yapabildiği gibi, incelediğiniz bir âyette "hatalı meâller" grubunda yer alan bir meâl diğer âyetlerde çok daha yalın ve anlaşılır ifadeler kullanmış olabilir. En az 10 adet âyetin hidayeti gizleyenler raporunu değerlendirdikten sonra mütercimlerimiz hakkında fikir sahibi olmaya başlayabilirsiniz.
****
Allahû Tealâ tüm zamanların hayat kitabı olan Kur’ân-ı Kerim’de bütün insanlara dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşmayı farz kılmıştır. Kâinatın tek dîni olan babamız Hz. İbrâhîm’in hanif dîni de işte bu Allah’a ulaşma farziyetine dayalıdır.
Kur’ân-ı Kerim’e göre Allah’a ulaşmak = HİDAYETTİR
Ve Hidayet = DÎNİN TEMELİDİR.
Allahû Tealâ hidayetin muhtevasını Bakara-120 ve Âli İmrân-73’de şek ve şüpheye mahâl vermeyecek bir biçimde ifade etmiştir. Kaldı ki Allahû Tealâ’nın indinde hidayetin tek bir tarifi vardır:
2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.
“İnne hudallahi huvel huda; Muhakkak o Allah’a ulaşmak var ya, o hidayettir.”
3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi'dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).
“İnnel hudâ hudallâhi; Muhakkak ki hidayet Allah’a ulaşmaktır.”
Tek tarif: tek kurtuluş yolu hidayettir sevgili kardeşlerimiz...
Hidayet = Allah’a ulaşmak = İslâm = Teslim.
O halde hidayet yoksa dîn de yoktur, Allah’a
teslim de...
Allahû Tealâ bütün insanları Sıratı Mustakîm adı verilen, Kendisine istikametlenmiş yol üzerinden hidayete erdirdiğini En’âm 87 ve 88’de açıkça ifade etmektedir.
6/EN'ÂM-87: Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).
6/EN'ÂM-88: Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ıbâdih(ıbâdihî), ve lev eşrekû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte bu Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).
Sıratı Mustakîm üzerinde olmanın şartı ise Nisa-175’de ifade edildiği gibi Allah’a ulaşmayı dilemektir. Allahû Tealâ En’am 153’de ve Yâsin 60-61’de de bütün insanların Sıratı Mustakîm üzerinde olmasını emretmektedir.
6/EN'ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûh(fettebiûhu), ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.
36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.
36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.
O halde bütün insanlık için bu dünya hayatında Allah’a istikametlenmiş bir yol söz konusudur. Ve bu yolun sonunda Allah vardır (Necm-42).
53/NECM-42: Ve enne ilâ rabbikel muntehâ.
Ve münteha (sonunda dönüş), mutlaka Rabbinedir.
****
Hurafe ilminin sahipleri derler ki: "Allah'a ulaşılmaz. O her yerdedir.”
Sevgili kardeşlerimiz! Hiçbir şey yoktur ki cevabı Kur’ân-ı Kerim’de verilmiş olmasın. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde bütün insanlığa “irciî; Allah’a geri dön” emrini veriyor, oysa emaniyye (hurafeler) ile amel edenler, “Hayır, Allah ulaşılmazdır.” diyor. Aynı emaniyye sahipleri: “Allah'a ulaşılmaz, çünkü Allah her yerdedir.” diye kendi idrâkleri çerçevesinde konuya bir de kendilerinden açıklama getirmeye çalışıyor.
Anlamamakta ısrar edenler için tekrar edelim; Kur’ân-ı Kerim’de cevabı ve yöntemi açıklanmamış
bir emir yoktur!
Elbette ki Allah her yerdedir. İlmi ve rahmetiyle her yeri kuşatmıştır. Ancak Allah’ın insanda bir emaneti vardır ve bu emanetin kişi dünya hayatını yaşarken Allah’a geri döndürülmesi emredilmiştir. Kaldı ki hurafecilerin "Allah her yerdedir, ulaşılamaz" sözüne yanıt, yine Kur'ân'dan’dır. Kehf Suresinin 28. ve En’âm Suresinin 52.âyet-i kerimelerinde Allahû Tealâ Allah’ın Zat’ını dileyerek dua edenlerden söz etmektedir.
18/KEHF-28: Vasbır nefseke meallezîne yed'ûne rabbehum bil gadâti vel aşiyyi yurîdûne vechehu ve lâ ta'du aynâke anhum, turîdu zînetel hayâtid dunyâ ve lâ tutı' men agfelnâ kalbehu an zikrinâ vettebea hevâhu ve kâne emruhu furutâ(furutan).
Sabah akşam, O'nun Vechi'ni (Zat'ını) isteyerek Rabbine dua edenlerle beraber nefsini sabırlı tut. Dünya hayatının ziynetini dileyerek gözünü onlardan çevirme! Kalbini zikrimizden gâfil kıldığımız ve hevasına (heveslerine) tâbî olan kimselere isteyerek, işinde haddi aşmış olanlara itaat etme!
6/EN'ÂM-52: Ve lâ tatrudillezîne yed’ûne rabbehum bil gadâti vel aşiyyi yurîdûne vecheh(vechehu), mâ aleyke min hısâbihim min şey’in ve mâ min hısâbike aleyhim min şey’in fe tatrudehum fe tekûne minez zâlimîn(zâlimîne).
Ve sabah akşam, Rab'lerinin Zat'ını dileyerek dua edenleri kovma.Onların hesabından senin üzerine, senin hesabından onların üzerine bir şey yoktur. Artık onları kovarsan, o zaman sen zalimlerden olursun.
O halde bizim hurafecilere şimdi sormaz mıyız? Allah'a mı inanalım, size mi? Yoksa siz (yine) Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?
Elbette ki Allah'a yer izafe etmek çok yanlış ve İslâm'a aykırı bir düşüncedir. Kuşkusuz Allahû Tealâ zamanı da, mekanı da yaratandır, her şeyden müsteğnidir. Allahû Tealâ'nın her zaman parçasında ve her yerde aynı anda olması Allah'ın zaman ve mekândan münezzeh olmasının bir sonucudur. Zaman dediğimiz fonksiyon kâinat yaratıldığında başlayan ileri doğru süreklilik sahibi bir mahlûktur. Zaman; kâinatın yaratılması
ile başlamıştır.
Kâinat yaratılmadan evvelki bir önceki kareye baktığımızda bizim idrakimize göre mekân ve zamanın olmadığı, sadece ve sadece ALLAH'IN ZAT'ının olduğu ezeldeki bir noktaya ulaşırız. İşte Allahu Teala her şeyden münezzeh olduğu için buraya "YOKLUK ÂLEMİ" adı verilir. Çünkü Rabbimizin hiç bir şeye ihtiyacı yoktur.
Sevgili kardeşlerimiz! Kur'ân-ı Kerim’in bütününü idrak etmedikçe hiç kimse için Allah’ın teslim emirlerini yerine getirmek mümkün değildir.
İslâm, teslim demektir. Ve teslimin muhtevasında ruh, fizik beden, nefs ve irade dörtlüsüyle yaratılan insanın, bu dörtlüyle Allah'a teslim olması vardır. Kaldı ki İslâm Dîni Allah'a teslim olanların dînidir. Müslüman demek "Allah'a teslim olan kişi" demektir. O halde Allah'a bir şeyleri teslim etmeliyiz ki, Müslüman
olabilelim...
Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde bütün insanlığa Allah’a ulaşmayı farz kılmıştır.
89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!
73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O'na ulaş.
Dînin temeli hidayetse ve hidayet, Allah’a ulaşma farziyetinin adı ise o halde Allah’a ulaşacak olanın ne olduğunu da yine Kur’ân âyetleri ışığında incelemek gerekmektedir. Kaldı ki hidayetin muhatabı insandır ve Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını istediği şey de sadece insanı bağlamaktadır.
O halde Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyin sırrını çözebilmek için insanın yaratılış muhtevasına açıklık getirmek gerekmektedir.
FİZİK BEDEN: Hicr-26’ya göre insan bir fizik bedenle salsalin adı verilen şekillenebilir bir balçıktan halk edilmiştir.
15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
Hicr-26’da açıkça ifade edildiği gibi, fizik beden topraktan yaratılmıştır. Allah’ın kanununa göre her şey aslına rücu edeceği için, topraktan yaratılan fizik beden yine toprağa dönecektir; Allah’a ulaşması mümkün değildir.
NEFS: Bütün insanlar 7 kademede dizayn edilen bir de nefs vücudun sahibidir.
91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).
Allahû Tealâ Şems-7’de nefsin 7 kademede dizayn edildiğini ifade etmektedir. Nefs başlangıç noktasında tamamen karanlıklarla donatılmıştır. Ve yapısındaki hastalıklar sebebi ile şeytanın komuta merkezidir. Allahû Tealâ bizde şeytanın temsilcisi olan nefs vücudumuzu 7 kademede tezkiye ve tasfiye etmemiz emretmektedir. Ezelde Allah’a nefslerimizi tamamen temizleyeceğimize dair verdiğimiz sözün adı Yemin’dir. O halde Allah’a ulaşacak olan nefsimiz değildir.
RUH: Allahû Tealâ bütün insanlara ruhundan üfürmüştür.
32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem'î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
15/HİCR-29: Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
Artık onu dizayn edip, içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!
Allahû Tealâ İsra Suresinin 85.âyet-i kerimesinde ruhun bir emir olduğunu ifade etmektedir. Allah’tan gelen ve Allah’a geri dönen her şey Kur’ân-ı Kerim’de “emir” olarak nitelendirilmiştir.
17/İSRÂ-85: Ve yes’elûneke anir rûh(rûhı), kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).
Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Ve size, (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi.
Ruh, bütün insanlara emanet olarak verilmiştir.
33/AHZÂB-72: İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.
Nisâ-58’de emanetlerin Allah’a teslim edilmesi emredilmiştir.
4/NİSÂ-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.
SERBEST İRADE: Serbest iradenin dînin giriş kapısından geçiş yapması için alması gereken ilk ve en önemli karar Allah'a teslimler açısından bağ kurmak ve 1. teslim olan ruhun Allah'a ulaşmasını Rabbimizden dilemektir.
78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.
Serbest iradenin seçimi aslında Allahû Tealâ'nın Kur'ân âyetleri ile emir ve yasaklarının çerçevesini açıkladığı HAK DÎN İSLÂM ile Kur'ân'sız ve cehenneme sürükleyen bir dîni öğreti yaymaya çalışan ama müslümanım demek suretiyle toplumlarımızı aldatanların hurafeler dîni arasındadır.
****
Her ne kadar hurafeciler "Allah'a ulaşılamaz", "ruh insana hayat verir", "Sıratı Mustakîm doğru yoldur" hurafelerini yaymaya çalışsalar da, nafiledir. Rabbimiz Kur'ân-ı Kerim ile Allah'a ulaşmayı dileyenleri müjdelemekte, Allah'a ulaşmayı inkâr edenleri de defaatle uyarmaktadır.
Allahû Tealâ Fecr Suresinde ruha seslenerek “İrciî ila Rabbike” emrini vermiştir.
89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!
“İrcîi” kelimesi, sadece dönüşü ifade eden bir kelime değildir. Kelimeni muhtevasında önce gelmek vardır, gelen bir şeyin tekrar geri dönüşü söz konusudur.
Ruh için vuslat, vasıl olma vetiresi, Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’a ulaşmaktır. Ruhun Sıratı Mustakim üzerinden gerçekleştirdiği seyr-i süluk isimli yolculuk tamamlandığında, ruh Allah’a ulaşır ve Allah’ın Zat’ında yok olur. İşte bu, hidayettir. Hidayet, yaşarken bir insanın ruhunun Allah’a ulaşmasıdır. Kişi ne olmuştur? (Allah’a) ermiş (hidayete ermiş) evliya olmuştur. Nesi ermiştir? Ruhu ermiştir.
O halde âyet-i kerimedeki “irciî” emrinin muhatabı, Allah’tan gelen ve Allah’a dönecek olan ruhtur. Buradaki
dönüşü, “ölüm” olarak ifade eden ve yorumlayanlar şeytanın büyük bir tuzağının içine düşmüşlerdir.
Allahû Tealâ’nın standartlarında ölüm, bir kaderdir. Kişinin bu konuda bir seçim hakkı yoktur.
3/ÂLİ İMRÂN-145: Ve mâ kâne li nefsin en temûte illâ bi iznillâhi kitâben mueccelâ(mueccelen), ve men yurid sevâbed dunyâ nu’tihî minhâ, ve men yurid sevâbel âhirati nu’tihî minhâ, ve se neczîş şâkirîn(şâkirîne).
Ve bir kimsenin, Allah'ın izni olmadan ölmesi olmamıştır (olamaz), o (ölüm), süresi tayin edilmiş bir yazıdır. Ve kim dünya sevabı isterse, kendisine ondan veririz, ve kim ahiret sevabı isterse, kendisine ondan veririz. Ve şâkirleri (şükredenleri) yakında mükâfatlandıracağız.
Allah’a mülâki olma kavramı, ölmeden evvel Allah’a dönüşü ifade etmektedir. Ve bütün insanlığa farz kılınmıştır.
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
Her kim; “Ey yüce Allah’ım! Ben de ölmeden evvel ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum. Ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır. Beni de ermiş evliyalarından kıl. Amin” şeklinde bir talebin sahibi ise, o kişi Allahû Tealâ’nın Ra’d-14’deki davetine icabet etmiş olan kişidir. Ve Allah, Allah’a ulaşmayı dileyen bu kişiyi mutlak surette Kendisine ulaştıracağını garanti etmektedir (Şûrâ-13).
13/RA'D-14: Lehu da’vetul hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehum bi şey’in illâ kebâsitı keffeyhi ilel mâi li yebluga fâhu ve mâ huve bi bâligıh(bâligıhî), ve mâ duâul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).
Hakkın daveti O'nadır (Kendisinedir, Allah'adır). O'ndan başkasına davet ettikleri (şeyler), onlara bir şeyle icabet etmezler. Onlar ancak suya, onun ağzına, suyun ulaşması için avucunu açmış kimse gibidir. O (su), ona ulaşacak değildir. Ve kâfirlerin daveti, dalâletten (su nasıl onların ağızlarına ulaşamıyorsa, dalâlette olanlar da hidayete ulaşamaz) başka bir şey değildir.
Rûm-31’de Allah’a ulaşma dileğini farz kılan Allahû Tealâ, Şûrâ-13 ve Ankebût-5’de de bu farz emrin yerine getirilmesini kişinin serbest iradesiyle yapacağı seçime bağlamıştır.
42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah'a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.
Fâtır Suresin 18.âyet-i kerimesinde de ruhun Allah’a dönüşünün nefsin tezkiyesine paralel gerçekleştiği görülmektedir.
35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah'adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah'a döner, ulaşır).
Kişinin Allah’a ulaşmayı dilemesiyle başlayan manevî tekâmül 7 safhada gerçekleşir.
1. Allah’a ulaşmayı dilemek
2. Mürşide tâbiiyet
3. Ruhun Allah’a teslimi (1.teslim)
4. Fizik vücudun Allah’a teslimi (2.teslim)
5. Nefsin Allah’a teslimi (3.teslim
6. İrşad olmak
7. İradenin
Allah’a teslimi (4.teslim) İşte bu 7 safha ve 4 teslim, Kur’ân’ın bütününü oluşturmaktadır. Allah’a ulaşmayı dilemedikçe hiç kimsenin kurtuluşa ulaşması söz konusu değildir. Allahû Tealâ Yûnus-7 ve 8’de Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin cehenneme gideceğini açık ve net olarak ifade etmiştir.
10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
O halde kişinin serbest iradesiyle yapacağı bir kalbî dilek, cennetin ve cehennemin tek ayırıcadır. Allahû Tealâ Allah’a ulaşmayı dileyen kişiyi, Şûrâ-13’e göre mutlaka Kendisine ulaştıracaktır. Bundan sonraki takva kademeleri, kişinin kendi gayretine bağlı olarak gelişecektir.
Allahû Teala insanın fizik bedenini (organik salsalinden) halk edip (yaratıp), nefsini dizayn (sevva) ettikten ve ona Kendi Ruh'undan üfürdükten sonra, huzurundakilere Hz. Âdem'e Allah'ın emanetini taşıma şerefine nail olduğu için SECDE emrini vermiştir. Bütün melekler ve cinler emre itaat ettikleri halde, cin taifesinden olan İblis emre asi gelmiştir.
7/A'RÂF-11: Ve lekad halaknâkum summe savvernâkum summe kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), lem yekun mines sâcidîn(sâcidîne).
Ve andolsun ki; sizi Biz yarattık. Sonra size suret (şekil) verdik. Sonra meleklere: “Âdem (A.S)'a secde edin.” dedik. İblis hariç, secde ettiler. O, secde edenlerden olmadı.
7/A'RÂF-12: Kâle mâ meneake ellâ tescude iz emertuk(emertuke), kâle ene hayrun minh(minhu), halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn(tînin).
(Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Sana (secde etmeyi) emrettiğim zaman, seni secde etmekten men eden nedir?” İblis: “Ben ondan hayırlıyım,beni ateşten ve onu nemli topraktan (balçıktan) yarattın.” dedi.
7/A'RÂF-13: Kâle fehbit minhâ fe mâ yekûnu leke en tetekebbere fîhâ fahruc inneke mines sâgirîn(sâgirîne).
(Allahû Tealâ): “Öyleyse oradan in! Artık orada senin kibirlenmen olmaz. Hemen oradan çık. Muhakkak ki, sen alçaklardansın.” buyurdu.
7/A'RÂF-14: Kâle enzırnî ilâ yevmi yub'asûn(yub'asûne).
(Şeytan): “Beas gününe (dirileceğimiz güne, kıyâmet gününe) kadar bana izin (mühlet) ver.” dedi.
7/A'RÂF-15: Kâle inneke minel munzarîn(munzarîne).
(Allahû Tealâ): “Muhakkak ki sen izin (mühlet) verilenlerdensin.” buyurdu.
7/A'RÂF-16: Kâle fe bimâ agveytenî le ak'udenne lehum sırâtekel mustekîm(mustekîme).
(İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin'e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi.
7/A'RÂF-17: Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn(şâkirîne).
Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.
7/A'RÂF-18: Kâlehruc minhâ mez'ûmen medhûrâ(medhûren), le men tebiake minhum leemleenne cehenneme minkum ecmaîn(ecmaîne).
(Allahû Tealâ): “Kınanmış (hor görülmüş) ve kovulmuş olarak oradan çık!” dedi. “Elbette onlardan kim sana tâbî olursa, mutlaka sizin hepinizden cehennemi (tamamen) dolduracağım.”
Oysaki A’raf-11’deki SECDE emri insana değil, insanda Allah’ın emaneti olan ruhadır. Ama İblis bunu bildiği halde fizik bedenleri mukayese ederek emre asi gelmiştir. Ve âdemoğluna o günden başlayan bir düşmanlığı kıyâmete kadar devam ettireceğine dair söz vermiş, Sıratı Mustakîm’in üzerine oturarak, insanları Allah’ın yolundan men edeceğine yemin etmiştir.
Dînin temeli hidayettir ve kişiyi hidayete erdirecek olan gördük ki Sıratı Mustakîm üzere olmasıdır. Bunu bilen İblis, Sıratı Mustakîm’in üzerine oturarak insanlığa en büyük oyununu oynamış ve ne yazık ki milyonlarca
insan bu tuzağın içine düşmüştür. Şeytan insanlara Allah’a istikametlenmiş yolu unutturmuş ve İslâm âlemini rotası belli olmayan bir DOĞRU YOL kalıbı içerisinde oyalamış ve aldatmıştır. Bunun nedeni, insanların hidayetine mani olmak ve kendisiyle birlikte bütün insanlığı cehenneme sürüklemektir. Ve ne yazık ki vaadini yerine getirmiştir.
34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).
Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü'minleri oluşturan bir fırka (Allah'a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.
6/EN'ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûh(fettebiûhu), ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.