Küreselleşme Kaçınılmaz

47 views
Skip to first unread message

kuresellojistik

unread,
Jan 30, 2010, 7:15:04 AM1/30/10
to kuresellojistik
Küreselleşme, ülkeler arasındaki iktisadi, sosyal ve siyasal
ilişkilerin gelişmesi , farklı toplum ve kültürlerin inanç ve
beklentilerinin daha iyi tanınması, uluslararası ilişkilerinin
yoğunlaşması gibi birbiriyle bağlantılı konuları içeren bir kavramdır.
Küreselleşme çağı olarak adlandırılan yaşadığımız dönemde hemen her
alanda çarpıcı değişiklikler görülmekte, karmaşık bir çevre içinde
yaşama zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Günümüzde daha çok insan
birbiriyle eski dönemlere oranla daha fazla bağlantı içindedir.
Milyonlarca insan, farkına varmaksızın uzak mesafeler ötesinden
hayatlarını değiştirmekte olan küresel ağlara takılmaktadır.

Küreselleşme olgusuyla birlikte bazı endişeler çeşitli gruplar
tarafından dile getirilmiş, buna karşın bazı kesimler ise küreselleşme
ile bilgi toplumunu ilişkilendirerek, sınırların ortadan kalkması ve
küresel köy söylemleriyle küreselleşmenin yanında yer almışlardır.
Küreselleşme kendini 20. Yüzyılın sonunda dünya çapında yaşanan,
toplumlar ve devletler için aynılaştırıcı sonuçları olan bir fenomen
olarak sunmaktadır.

Küreselleşme süreci kazananları ve kaybedenleri fırsatları ve
dezavantajları içinde paradoksal olarak bulunduran bir süreçtir.
Giddens küreselleşmeye yaklaşımları şüpheciler ve radikaller olmak
üzere 2 bölüme ayırmaktadır. Şüpheciler daha çok siyasal solda
özellikle eski solda toplanmaktadır. Hükümetler ekonomik yaşamı hala
denetimleri altında tutabilmekte ve refah devleti varlığını
sürdürmektedir. Şüphecilere göre , küreselleşme nosyonu , refah
sistemlerini ortadan kaldırmak ve devlet harcamalarında kısıntı yapmak
isteyen serbest piyasacıların ortaya attığı bir ideolojidir.
Gördüklerimiz ise olsa olsa yüz yıl önceki dünyanın bir tekrarından
ibarettir. Para ticareti dahil olmak üzere yoğun ticaretin yapıldığı,
açık bir küresel ekonomi on dokuzuncu yüzyılın sonunda da vardı.I
Giddens bu tartışmada radikallere hak vermektedir. Dünya ticaretinin
bugünkü düzeyi eskisinden çok daha fazla ve çok daha kapsamlı mallarla
hizmetleri içeriyor. Ancak en büyük farklılık, finans ve sermaye
akışının düzeyinde görülüyor.
KÜRESELLEŞMENİN KÖKENİ , GELİŞİMİ VE DÜNYAYA ETKİLERİ:
Bir çok araştırmacıya göre temel anlamda küreselleşme,kökenleri
1960'larda ortaya çıkan dönüşüm ve hızlı değişimlere dayalı, politik
sonuçları beraberinde getiren ekonomik bir süreçtir. Küreselleşme,
ulus aşırı şirketlerin uluslararası yatırım stratejilerinde, özellikle
üretimin yerel olmaktan çıkarılıp farklı bölgelerde
gerçekleştirilmesini içeren radikal bir yeniden konum belirleme çabası
gerektirmektedir. 1970'lerdeki iktisadi krizler sonucunda ulus aşırı
firmalar ulusal üretim hatalarını artık uluslararası hale getirmek
zorunda kalmışlardır. Bu durum , üretimin uluslararasılaşması olarak
anılmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD önderliğinde
oluşturulan yeni ekonomik ve siyasi dünya düzeni , yani Pax Americana,
uluslararası ekonomide karşılıklı değişim yaklaşımına dayanmaktadır.
Uluslararası mal, sermaye ve bilgi akışının kolaylaşması ve güvenli
bir hale gelmesi ile Pax Americana uluslar arası ekonominin karşılıklı
değişim yaklaşımından küresel üretime dönüşmesine yardımcı olmuştur.

Küreselleşme hareketlerinin yaklaşık son 20 yılda ortaya çıktığı ve
hız kazandığı görülmektedir. Küreselleşen dünyanın anlaşılması bir çok
açıdan oldukça karmaşıktır. Küreselleşme, bünyesinde farklı boyutlarda
bir çok konuyu barındıran karmaşık bir sosyal, ekonomik ve politik
içeriğe sahiptir. Ekonomistler ve ekolojistler benzer şekilde "küresel
yerelleşme (küyerelleşme)" kavramından söz edilmektedir. Bu yaklaşım
"küresel düşün, yerel faaliyet göster" sloganıyla ifade edilmektedir.
Gerek piyasa koşullarının zorlaması, gerekse sosyal yapı nedeniyle
değişik piyasalar , şirketler ve sektörler değişik şekillerde
örgütlenmektedir. Öte yandan , esas itibariyle ekonomik bir olgu
olarak görülen küreselleşmeye, sosyologlar kültürel bir süreç olarak
bakmaktadırlar. Sıkça değinildiği gibi dünya küçülmekte ama
bütünleşmemektedir. Ekonomiler birbirine yaklaştıkça uluslar, kentler
ve bölgeler birbirinden ayrılmaktadır. Küresel ekonomik bütünleşme
süreci politik ve sosyal dağılmayı hızlandırmaktadır. Aile bağları
kopmakta, yerleşik otoriteler sarsılmakta, yerel toplum bağları
zorlanmaktadır. Uluslar da tıpkı hücreler gibi bölünerek
çoğalmaktadır.

Küreselleşme süreci hızlandıkça her biçimiyle yöreselliğin etkilerinin
arttığı görülmektedir. Dünyanın her tarafındaki insanların büyük kısmı
için bir yere bağlı olmak her zamanki kadar önem taşımaktadır.
Kimlikleri bir yere bağlı olan ve başka bir yerde yaşamayı düşünemeyen
bu insanlar yaşamak için belli bir toprağa ve kendilerini daha iyi
hissetmek için kendi kültür ve dillerine dayanma ihtiyacı
hissetmektedirler.

Küreselleşmeyle beraber dünyada artan kutuplaşmalar ve oluşturulan
birlikler , küreselleşmenin getirdiği sonuçlardan yalnız
biridir.Nitekim, Birleşmiş Milletler 1945'te sadece 51 ülkeyle
kurulmuştu. 1960 yılında 100,1984'te 159 ülkenin BM'e kayıtlı olduğu
görülmektedir.1993 ortalarında ise, Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla
birlikte üye sayısı184'e yükselmiştir.Başlangıçta Rusya'ya karşı
kurulan NATO , küreselleşmeyle beraber şekil değiştirmiştir. Bu
günlerde ise Rusya'nın da NATO ile flörtü sürmektedir.

Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından dünyada askeri açıdan tek
süper güç olarak ABD'nin kalmasına rağmen , ekonomik olarak üç süper
gücün varlığından söz etmek mümkündür. Altın Üçgen ya da kısaca Üçlü
olarak isimlendirilen bu güçler ABD, AB ve Japonya'dır. Söz konusu üç
güç, dünya üzerindeki doğrudan dış yatırımlar ve uluslararası
ticaretin büyük bölümüne hakimdirler. Bu üçlünün ilişkileri yakın
coğrafyalarını da önemli ölçüde etkilemektedir. Nitekim, ABD; Kanada,
Orta ve Güney Amerika ülkeleri, AB; Doğu Blok Ülkeleri ve Japonya da
Pasifik bölgesindeki ülkelerle yakın ilişki içindedir. Doğudan dış
yatırımlar; ticaret, mali kaynak akışı ve teknoloji transferi ile
yakın ilişkisi nedeniyle iktisadi gelişme açısından önemli bir hale
gelmiştir. Ancak, tüm gelişmekte olan ülkelerin üçlü gücün
yatırımlarını çekmekte başarılı olduğu söylenemez. Bu yatırım
fonlarının büyük bölümü çok uluslu işletmeler tarafından , en yakın
komşu ülkeden başlayarak bölgesel iletişim ağları kurma amacıyla
kullanılmaktadır. Nitekim, Meksika'daki toplam doğrudan dış
yatırımların yüzde 61'i ABD kökenli işletmelerden gelirken , Güney
Kore'nin doğrudan dış yatırımlarının yüzde 52 'si Japon firmalarınca
sağlanmaktadır. 1990'ların başında gelişmekte olan ülkelere yapılan
tüm yatırımların yarısından fazlası Brezilya, Çin, Hong Kong ,Meksika
ve Singapur'a yapılmaktaydı. Bu durumun en önemli sebeplerinden biri ,
söz konusu ülkelerin üçlü güçle olan yakın ilişkileridir. II

Dünyadaki değişim eğilimini gözlemlediğimizde globalleşme ile birlikte
dikkati çeken bir diğer olgunun yerelleşmeolduğunu görüyoruz.
Glokalleşme son zamanlarda yaygın olarak benimsenen ve kullanılan
kavramlardan birisi. Glokalleşme, kısaca "uluslararası ilişkilerde
global gerçeklerden hareket ederek global düşünmeyi, otarşizm yerine
dışa açılmayı, dünya ekonomisi ile bütünleşmeyi; ülke içinde ise
merkezi yönetim kanalıyla ekonomiyi ve siyaseti yönlendirme yerine
yerel yönetimleri daha fazla güçlendirmeyi" ifade ediyor.
Yerelleşmenin siyasal gücün tek elde toplanmasını önleyeceği ve
böylece yerel demokrasiyi güçlendireceği ifade ediliyor.
Desantralizasyon ya da adem-i merkeziyetçi yönetim kavramları
yerelleşme ile aynı anlama geliyor. Yerelleşme, gerçekten de yerel
demokrasiyi güçlendirmek için çok önem taşıyor. Yerel özerklik için
yerel yönetimlerin merkezi yönetimlerin boyunduruğundan kurtarılmaları
gerekiyor. Ancak yerelleşme bir taraftan, yerel halkın yönetime
katılmasını sağlayarak demokrasiyi geliştirecek bir görevi yerine
getirirken, öte taraftan yerel tiranlığı ve despotizmi de ortaya
çıkarabilecek bir etki gösterebilir.

Küreselleşme süreci içinde paradoksal bir çatışmayı bulunduran bir
süreçtir. Ülkeler arasında da ülke içinde de , sektörler arasında da
sektör içinde de kaybedenler ve kazananlar bu süreçte birlikte
barınmaktadır. Küreselleşme sürecinden ülkeler, kurumlar , meslekler,
ve kişiler açısından kazanan ve kaybedenler bulunmaktadır. Özellikle
son dönemde küreselleşme sürecinin yarattığı toplumsal eşitsizliklere
ilişkin önemli eleştiriler yapılmaktadır. Bunun yanında küreselleşme
sürecinde kuralların konulmasında ve çözüm önerilerinin hayata
geçirilmesine dair ciddi tartışmalar yapılmaktadır.

Küreselleşme sürecinin hız kazanmasında enformasyon teknolojilerinin
önemli bir rol oynadığını aşikardır. Özellikle 1970' li yıllarda hız
kazanan enformasyon teknolojilerinin yükselişi ve kitle üretim ve
tüketiminin krize girmesi üretimin yapısında ciddi dönüşümler
yaşanmasını beraberinde getirdi. Bilgi ve hizmet işleri ve işçileri
yaşanan süreçte önem kazanırken mavi yakalı işçiler, ve imalat işleri
eski önemlerini kaybetmeye başladılar

Bilgi ve enformasyon sektörlerinin öne çıkması sanayi toplumunun mavi
yakalı işçisine olan talebi azaltmış ve belirli sektörler dışında
firmalar küçülme yoluna gitmişlerdir. Aynı zamanda bu süreç beyaz
yakalı bilgi işçisine olan talebi arttırırken milyonlarca mavi yakalı
işçi istihdam sürecinin dışında kalmıştır. Yaşanan gelişmeler hem
gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde işsizlik sorununu ortaya
çıkarmıştır. Bilgi ve hizmet işlerinde çalışan son derece vasıflı,
eğitimi , yaratıcılığı, yüksek bilgi işçileri bu dönüşümden kazançlı
çıkan grubu oluşturmaktadır.

Toffler işsizliğin artık niceliksel olmaktan çıktığını ve niteliksel
olduğunu belirtmektedir. Yeni iş alanları açmakla işsizlerin sayısı
azaltılamamaktadır, çünkü sorun artık sayı sorunu değildir. Toffler
her işsize karşı on tane işçi aranıyor ilanı da çıksa , on milyon işçi
aranırken ortada bir milyon işsiz de olsa , o bir milyon kişi ,
yeterli beceri ve bilgiye sahip olmadıkça , istenen işi yapamayacağını
belirtmektedir. Beceriler artık öyle çeşitlidir ki ve öyle çabuk
değişmektedir ki, işçilerin geçmişteki kadar ucuza değiştirilip yerine
yenilerinin alınması düşünülemez. Para ve sayı artık sorunu çözemez
hale gelmiştir.III Dolayısıyla hızlı değişen teknoloji ve yenilikler
karşısında bunları kullanabilecek beceri ve bilgiye dayalı işçilerin
önemi büyük önem kazanmaktadır.

Son çeyrek yüzyılda istihdam ve sektörel yapıdaki dönüşüm, bilgi ve
hizmet işlerinin öne çıkması sonucu sendikal yapıda da ciddi sorunlar
yaşanmasına neden olmuştur. Küreselleşme sürecinde sendikal yapının
gittikçe zayıfladığı görülmektedir. Toffler sendikaların daha çok
zanaat veya seri üretime göre tasarlanmış oldukları için , ya tümüyle
değişmeleri ya da süper-sembolik ekonomiye uygun yeni örgütlenme
biçimlerinin düşünülmesinin şart olduğunu belirtiyor. Sendikaların
devam edebilmesi için işçileri tek bir kitle olarak düşünmekten
vazgeçip , tek tek bireyler olarak düşünmeye başlamaları gerekir.IV

Sendikalar vasıfsız işçiler için aidiyet duygusu sağlamaktaydı.
Sendikaların zayıflaması ve işsizlikteki artış işçilerin yeni aidiyet
alanları arayışına yol açmıştır. Ayrıca işsiz kalmış ve yakın zamanda
iş bulamayacak durumda olan büyük bir kitle için geleceğe yönelik
güvensizlik ve belirsizlik artmıştır. Bozkurt, küreselleşme sürecinin
en çok tartışılan sonuçlarından birisinin gittikçe artan belirsizlik
ve güvensizlik olduğunu belirtmektedir. Bu sadece gelir düzeyi düşük
gruplar arasında değil, orta sınıflar arasında da giderek
yaygınlaşıyor.V Gittikçe artan belirsizlik ve güvensizlik kişilere
aidiyet ve kimlik sağlama işlevi gören fundemantalist ve milliyetçi
akımların güçlenmesini de beraberinde getirmektedir. Nitekim dünyada
milliyetçi hareketlerin güçlenmesi , ırkçılık, dini hareketlerin
artışı küreselleşme sürecinin ivme kazandığı gelişmelerdir.
Küreselleşme sürecinde işsiz kalan veya gelecek belirsizliği ve
ümitsizliği bulunan kesimler kendilerine parlak bir gelecek vaat eden
büyük hayaller sunan söylemlere kolayca yönelebilmektedirler.

Ekonomik küreselleşme gelir eşitsizliğini hem ülke içinde hem de
ülkeler arasında dramatik olarak arttırmaktadır . Dünyanın zengin
ülkelerinde yaşayan %20 üst gelir dilimiyle fakir ülkelerde yaşayan
%20 lik alt kesim arasındaki gelir farkı 1960 yılında 30 kat iken bu
oran 1997 'de 74 katına fırlamıştır. Dünyanın en zengin 200 insanı net
kazancını 1994-1998 yılları arasında iki kat arttırarak 1 trilyon
doların üstüne çıkarmışlardır. En zengin 3 milyarderin servetlerinin
toplamı 600 milyondan fazla nüfusun yaşadığı az gelişmiş ülkelerin
GDP' sinden daha fazladır.1970'den beri Amerika'da en üstteki %1 lik
hane halkı ulusal gelirden aldığı payı iki kat artırmıştır. En üst %1
lik kesim halen alttaki %95 lik gruptan daha fazla zenginliğe
sahiptir.

Bilgi ve enformasyon teknolojilerinin rekabette üstünlüğü yarattığı
bir dönemde , yeni enformasyon teknolojilerini yaratan ve kullanan
ülke ve grupların gelişmiş ülkeler olması ülkeler arasındaki
eşitsizliği daha da arttırmaktadır. Nitekim 2000 İnsani Kalkınma
Raporuna göre internet dünyadaki en zengin %20'nin internet
kullanımındaki oranı %93,3 iken en fakir %20 sinde bu oran %0.2 dir.
Dolayısıyla yakın gelecekte de eşitsizliğin giderilmesine yönelik
büyük bir umut yok gibidir. Eşitsizliğin artışı bir çok ülkede , 1998
Endonezya örneğinde olduğu gibi sosyal patlamaları ve huzursuzlukları
da beraberinde getirmektedir. Aynı zamanda gelişmiş ülkeler arasında
ticari blokların oluşması ve bölgeselleşme iddiaları bu bloklar
dışında kalan az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin durumunu daha
da güçleştirmektedir.

Küreselleşmeye yöneltilen en büyük eleştirilerin ve yaşanan sorunların
merkezinde çokuluslu sermayenin küreselleşme sürecinde kuralları
koyduğu ve bu kurallar karşısında ulusal hükümetlerin politika
oluşturmakta yetersiz kaldığıdır. Aynı zamanda enformasyon ağlarıyla
finans piyasalarının birbirine bağlı olduğu bir küresel ekonomide
uluslar üstü sermayenin çok kısa zamanda mevcut ülkeyi terk etmesi
Rusya ve Asya krizlerinde görüldüğü gibi küresel krizlere neden
olmaktadır.Dünya ihracatında önemli bir gücü elinde bulunduran küresel
şirketlerin merkezi birkaç ülkede odaklanmaktadır.

Uluslar arası sermayenin ve küresel şirketlerin kuralları belirlediği
ve piyasaları biçimlendirdiği küresel ekonomide sosyal politikaların
ve maliyetlerinin sorumluluğunu üstlenen çıkmamaktadır. Her ne
pahasına olursa olsun ekonomik gelişme hedeflenirken , sosyal
gelişmenin ve adaletin göz ardı edilmesi eşitsizlik, yoksulluk ve
dışlanma sorunlarının uluslar arası boyut kazanmasını
hızlandırmaktadır. Dolayısıyla eğitim ve sağlık alanlarında sorunlar
yaşanmakta, doğanın tükenme hızı artmakta , çevre sorunları
şiddetlenmekte, uluslararası çalışma standartları aşınmakta, gerçek
ücretlerde gerilemeler gözlenmekte, çocuk işçi istihdamı artmakta ,
işten çıkarmalar yoğunlaşmakta, işsizlik sorunu yapısallaşmakta,
sosyal huzursuzluklar ve şiddet artmaktadır.

Yeni küresel elektronik ekonomide , fon yöneticileri, bankacılar,
büyük şirketler ve onların yanı sıra milyonlarca bireysel yatırımcı ,
büyük miktarda sermayeyi tek bir tuşu tıklayarak dünyanın bir ucundan
öbür ucuna aktarabiliyorlar. Ve bu hareketleriyle , Asya'daki
olaylarda seyrettiğimiz üzere , kaya gibi sağlam görünen ekonomilerin
tüm istikrarını bozabiliyorlar.VI Yaşanan krizlerin bir çoğu çokuluslu
şirketlerin ve uluslarüstü sermayenin kendilerine daha cazip imkanlar
ve ortamlar ortaya koyan ülke ve finans piyasalarına gitmesinden
kaynaklanmaktadır. Uluslar üstü sermayeye yapılan kısıtlamalar ülkeden
çokuluslu şirket ve sermeyenin kaçmasına neden olmaktadır.

Mevcut kurumlar günümüzde finans piyasalarında yaşanan krizlere çözüm
bulamamaktadırlar. Uluslar üstü sermayenin kontrol edilememesi ve tek
tuşla bulunulan ülkeyi terk edebilme hareketliliğinin yüksekliği
önümüzdeki dönemde tartışılacak en önemli konulardan birini
oluşturacaktır. Çözüm olarak önerilen uluslar arası para
hareketlerinin uluslar arası vergilendirmeyle kontrol altına alınması
ve yabancı sermayeye belli koşullarda izin verilmesi gibi yöntemlerin
uygulanabilirliği ülkeler arasındaki eşitsizlikler de dikkate
alındığında mümkün gözükmemektedir. Küreselleşme süreciyle birlikte
ulus devletin konumuna yönelik tartışmalarda şiddetlenmektedir.

Dünyada bir globalleşmeden söz ederken Türkiye'nin konumu ve geleceği
nasıl olur veya nasıl olacak diye bir soru sormamız gerekir.
Globalleşen dünyada bir çok kutuplaşmalar ve çeşitli bloklar
oluşmaktadır. Türkiye bu gibi yapılara entegre mi olmalı yoksa ,
otarşik bir yapıda mı bulunmalıdır? Bütün bu sorulara cevap vermek
için ülkelerin politikalarına bakmamız gerekir. Örneğin ABD'nin
politikası menfaat politikasıdır, eğer bir şeyden çıkar sağlıyorsa ya
da faydalı görünüyorsa ABD, o ise girer. ABD için ülkesinin
menfaatleri en yüksek seviyededir. Yeri geldiğinde en azılı düşmanıyla
bile dost olabilir. Küreselleşme bir taraftan gelişmiş ülkeleri daha
zengin yaparken diğer taraftan da fakir ülkeler daha fakir
olmaktadır.Dünyanın giderek küresel bir yoksullaşmasından söz
edilmektedir. Belli kurum ve devletler dünya ekonomisinin yarıya yakın
payını alırken,diğer devletler daha azını almak zorunda kalıyor. Bu da
küreselleşmenin devamında sekteye yol açmaktadır. Giderek
küreselleşmeye karşı protestolar ve mitingler yapılmakta, yeni sosyal
ve siyasal yapı biçimleri ortaya çıkmaktadır. Artık, küreselleşme
taraftarları ve karşıtları diye belli gruplar var.

Küreselleşme içinde Türkiye'ye baktığımızda etkin bir siyaset ve
politikadan söz edemeyiz. Her ne kadar dünya küreselleşse de , her ne
kadar ülkeler bir birine yakınlaşsa da, Türkiye etkin ve tavizsiz bir
politika gütmedikten sonra ve daha da önemlisi iyi bir ekonomiye sahip
olmadıktan sonra globalleşen dünyada herhangi bir söz hakkının
bulunmayacağı çoğu tarafından bilinmektedir. Politikacılar da bunun
bilincinde ve bundan dolayı AB'ye girmek için yoğun bir çapa
harcamaktadırlar.Ayrıca küreselleşmenin getirdiği bir çok sorun da
belirmektedir.

Küyerelleşme ve ekolojik tehlike giderek önem kazanmakta, ulusal olan
değersizleşmededir. İşte bu noktada bir ülke vatandaşından veya
ulustan söz etmek de olanaksızlaşıyor. Artık, ülkeler politikalarını
gözden geçirmekte ve baskıcı zihniyete sahip yönetimler yerini gederek
demokratik yönetimlere bırakmaktadır. Bunda da etkin olan olgu ise
küyerelleşmedir. Ülkeler içinde bir çok etnik unsurları
barındırmaktadır ve bu topluluklar özerkliklerini isteme hakkına sahip
olmaya başladılar küreselleşmeyle. Nitekim çoğu ülke politikaları da
bu yönde bir politika gütmek zorunda kalmıştır. Bu çok kültürlülük
siyasi doğruculuk ile ülke politikalarında güvence altına alınmaya
çalışılmaktadır. Bu ABD'de totaliteryen bir yapıya dönüşürken, bizde
ise başı boşluk söz konusudur.

Küreselleşme postmodernizmin bir söylemi gibidir. Postmodernizmin
söylemlerinde insana değer verilmekte, çoğulculuk önemsenmekte ve
insanın topluma yabancılaşması hoş görülmemektedir ama, her zaman
söylemler pratikte uygulanamamaktadır. Bildiğimiz gibi küreselleşme
yeni bir kapitalizm oluşturmaktadır. Bu da yeni liberallerin
politikalarından türemektedir. Fukuyama, dünyanın artık liberal
ekonomi ve politikalara bağlı olacağını ve giderek liberal
politikaların ülke politikalarını belirleyeceğinden söz etmektedir.
Tabi ki bu da yeni bir kapitalizm oluşturacaktır.

Bütün bu söylem ve beliren yapılara bakarsak, Türkiye için bir gelecek
profili çizebilmek mümkün gözükmektedir. Türkiye'nin şu anki
politikasına baktığımızda ABD yanlısı bir yanı var, bu da bize ileride
Türkiye'nin de bu yeni liberal politikalara uyum sağlayacağı ve ülke
içindeki sosyo-politik yapısını bu şekilde ayarlayacağı izlenimini
bize vermektedir. Şunu da belirtmek gerekir ki, eğer Türkiye akıllı
bir politika öne sürmezse yeni sosyo-ekonomik krizlere ulaşabilir. İlk
önce Türkiye'nin yapması gereken; IMF'nin elinden kurtulması ve kendi
sanayisini kurmasıdır. Yabancı sermayeden çok ülke vatandaşına
güvenmeli, bir şey ortaya sunulurken vatandaşın fikri alınmalı ve daha
doğrusu ülke içindeki çeşitli etnik kimliklere olanaklar
sunulmalı,dışlanmamalı ve onlara demokrasinin gereği olan her türlü
etkinliğe katılma imkanı sunulmalı. Bu ülke içinde yaşayan bütün
vatandaşlara sunulması gereken haktır ayrıca. Örneğin; insanlar
istediği sendika ya da sivil toplum kuruluşlarına üye olabilmelidir.
Ama Türkiye'de bu, pek de mümkün değil, çünkü daha demokrasi kültürü,
diyalojik demokrasi ve sivil itiraz gibi kavramlar gelişmemiştir.
Hatta diyebiliriz ki, Türkiye'deki millet vekillerini çoğu bu
kavramları dahi bilmemektedir. Bu gibi kavramları bilmeyenlerden nasıl
böyle bir istekte bulunabiliriz ki? O zaman yapılması gereken politika
yapanların bilgilenmesi ve değiştirilmesi gerekir. Bunu da yapacak
olan halktır, halk da kendini yetiştirmeli ve sorumlu bir vatandaş
olmalı, dahası hak ve özgürlüklerinin bilincinde olmalıdır.

Özellikle son dönemde finans piyasalarında yaşanan ve etkileri global
düzeyde görülen krizlerin engellenmesine yönelik olarak ciddi
arayışlar söz konusu.Küresel düzeyde kuralların ve kurumların
oluşturulmasında ciddi bir belirsizlik var. Bu konuda ulus devletler
tek başlarına yetersiz kalmaktadır.Nitekim çokuluslu sermaye ulusal
engellerle karşılaştığında kendisine çok daha cazip imkanlar sunan
başka bir ülkeye çok hızlı bir şekilde gidebiliyor.

Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlar da Uluslar
arası krizlere çözüm bulmada ve kuralları oluşturmada çok yetersiz
kalmaktadır.Küresel bir yönetimin kurulması ve ülkelerin küresel
düzeyde belli konularda işbirliği yapması küresel kuralların
oluşturulmasında ve krizlerin çözümlenmesinde getirilen bir öneri ama,
yakın bir dönemde küresel yönetimin etkin bir şekilde kurulması mümkün
görünmemektedir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki
gelişmişlik farkı ve eşitsizliğin giderek artması ülkeler arasında
küreselleşmeye tepkileri arttırmaktadır.

Enformasyon teknolojilerini kullananların küreselleşme sürecinde
avantaj kazanması ve bu teknolojilere ve alt yapıya sahip ülkelerin
gelişmiş ülkeler olması aradaki gelişmişlik farkını açmaktadır.
Küreselleşme sürecinde gelişmiş ülkelerde de az gelişmiş ülkelerde de
bu sürece tepkiler yükselmekte ve içe kapanmaya yönelik sesler
gelmektedir. Milliyetçi partilerin ve ırkçı hareketlerin yükselişine
bu süreçte tanık olunmaktadır. Gelişmiş ülkelerden az gelişmiş ve
gelişmekte olan ülkelere yönelik olarak dolaylı ve doğrudan
yardımların artması küresel huzursuzlukları azaltmada izlenebilecek
bir yoldur. Ve bunun örnekleri de son dönemde sıkça görülmektedir.
Buna rağmen özellikle bu süreçte hem sermaye hem de teknoloji ve insan
gücü açısından çok geride bulunan bir çok Afrika ve üçüncü dünya
ülkesinin durumu karamsar gözükmektedir.

Sürekli öğrenme, ülke , kurum ve kuruluşlar açısından rekabette
avantajın temel anahtarı olacaktır. Sendikalar geçmişten farklı olarak
yeni işlevler yüklenmek zorunda kalacaklardır. Bilgi işçileri ve yeni
ekonominin yükselişi sendikaların güç kaybının devam etmesine neden
olacaktır. Sendikaların varlığını devam ettirebilmeleri amacıyla
uluslar üstü sermaye gibi sendikalarında küresel gelişmeleri takip
etme ve küresel düzeyde işbirliğine gitmeleri gerekmektedir.
SONUÇ:
Eğer bir küreselleşme varsa, bütün bu değişen ve gelişen yapılar
karşısında ülkeler aynı gemide oldukların bilincinde olmalıdırlar ve
politik kararlarını kendileri için değil, bütün dünya insanları için
almalıdırlar.

Böyle bir yapı içinde Türkiye ne yapmalıdır? Türkiye önce kalkınmaya
ve gelişmeye dayalı bir ekonomi kurmalı, parayla oynamamalı, ayrıca
IMF'nin elinden kurtulmalıdır. En önemlisi ülke içinde yaşayan
insanına güvenmesini bilmeli, onları potansiyel bir tehlike olarak
görmemelidir ve vatandaşlarına demokratik haklarını vermelidir.


ALINTILAR:
I-Giddens,Anthony ,(2000), Üçüncü Yol, Birey Yayıncılık s.20-21.

II-AKIN, H.Bahadır (1998) "21.Yüzyılın Eşiğinde Küreselleşme ve
Küresel İşletmeler", Finans Dünyası Dergisi (Ocak Sayısı ).

III-Toffler, Alvin(1992), Yeni Güçler Yeni Şoklar,( çev. Belkıs
Çorakçı), Altın Kitaplar, s.87-88.

IV-Toffler, Alvin (1992), Yeni Güçler Yeni Şoklar,( çev. Belkıs
Çorakçı), Altın Kitaplar,s.88.

V-Bozkurt ,Veysel, (2000),Küreselleşme:Kavram, Gelişim ve Yaklaşımlar,
Küreselleşmenin İnsani Yüzü(Der:Bozkurt, Veysel), Alfa Kitabevi ,s.
101.

VI-Giddens,Anthony, (2000) Elimizden Kaçıp Giden Dünya,
(Çev.Akınhay,Osman),Alfa Yayınları ,s22.
KAYNAKÇA:
1-AKIN, H.Bahadır (1998) "21.Yüzyılın Eşiğinde Küreselleşme ve Küresel
İşletmeler", Finans Dünyası Dergisi (Ocak Sayısı ).

2-Bozkurt ,Veysel, (2000),Küreselleşme: Kavram, Gelişim ve
Yaklaşımlar, Küreselleşmenin İnsani Yüzü (Der:Bozkurt, Veysel), Alfa
Kitabevi.

3-Giddens,Anthony, 2000 Elimizden Kaçıp Giden Dünya,
(Çev.Akınhay,Osman),Alfa Yayınları .

4-Giddens,Anthony ,(2000), Üçüncü Yol, Birey Yayıncılık.

5-Toffler, Alvin(1992), Yeni Güçler Yeni Şoklar, ( çev. Belkıs
Çorakçı), Altın Kitaplar.

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages