ALLAH’I (TANRI’YI) İNSANLAŞTIRMAK
Dünyada bir çocuk doğurmaya benzeyen başka hiçbir şey başka hiçbir duygu yoktur!
Bir çocuğun doğumu, o deneyimin etrafında olan her bir insanın bilincinde iz bırakır. Siz bebeğin ilk ağlamasını duyduğunuzda bu dünyadaki her şeye bedeldir. Bebeği annenin göğsüne yatırmak veya çocuğunuzu kucağınıza alıp onu hissetmek gibisi yoktur. Hele de insan yavrusu bir an yüzünüze bakar ve gözlerini gözlerinize dikerse o anda hissettiklerinizi hiçbir sözcükle anlatamazsınız.
Bu onunla ilk göz temasını kurduğunuz andır.
Sonrası ise:
- Bu bebeği ne kadar seviyorsun, anne? Bu enerjiye 1–100 arasında kaç verirdin?
- Yüz yirmi...diyor anne !!!!
Çünkü anne, bir yaşamın yaratılmasının muhteşem ve harika olduğunu biliyor ve bu duyguyu tüm yüreği ile hissediyor. Bebek ve anne arasında tanımlanamayan, sürekli artan çok boyutlu bir sevgi vardır. Bu evrenseldir ve dünyada da bu böyledir.
Bu sevgiye bakarken, size sizi düşündürecek, bilge, ilahi bir annenin şefkatinin örneğini vermek istiyorum. Bu sadece bir annenin çocuğuna karşı duyduğu sevgi ve şefkat değil, gezegendeki başka insanlar, varlıklar için de duyulan sevgi ve şefkatin örneğidir. Ayrıca insanın Allah’ı (Tanrı’yı) nasıl gördüğü ve tanımladığı ile de ilgili bir örnektir.
Bu örnekte, anne ve çocuk arasındaki şefkatli sevgi olan sevgi bağı temsil edilmektedir. Ayrıca bu örnek siz ve Tanrı arasındaki iletişimi de temsil etmektedir.
Yaşamımızda Allah’ın (Tanrı’nın) kim olduğunu çözdüğümüz zaman, başka her şey açıklığa kavuşmaya başlar.
Bu hayali örnekle oynayalım.
Bu sihirli anda, diyelim ki aniden bebek yaşsız ve zeki. Aniden, zaman askıya alınmış. Aniden, bebek size sorular sormaya başlıyor! Bir an için, bebek kim olduğunuz ve ne istediğiniz ile ilgili sizi sorgulayacak.
Annenin bu çocuğa söyleyeceği şeyler, her birimizin biz ve Tanrı hakkında söylemek istediğimiz şeylerdir. Bu nedenle anne ve çocuk arasındaki bu aktarımı bu yönde değerlendirmeniz daha uygun olacaktır.
Çocuk annesiyle konuşur:
“Anne, hayatım seninle nasıl olacak? Sen gerçekte kimsin? Ne yapacaksın?”
Bir an için kendi yanıtınızın ne olacağını düşünün.
Anne göğsündeki yeni doğan bebeğine bakar ve şöyle der:
“Pekala, yapacağım ilk şey kendimi bir sır olarak senden saklamak. Seni ne kadar sevdiğimi anlamak için gerçekten çok çalışmak zorunda olacaksın. Bunu bölmelere ayıracağım ve senin onu bulmak için aramak zorunda kalacağın yerlere koyacağım. O karanlıkta olacak, sana değil ama diğer insanlara ayrı tutulacak. Birçok sır olacak ve beni hiç bulamayabilirsin.”
Sizce bir anne bebeğine bunu mu söyler? Bu mesajı mı verir? Yoksa, tersini mi söyler?:
“Senin için buradayım; senin için buradayım! Senin için sonuna kadar açığım ve tüm yaşamın boyunca seninle birlikte olacağım. Beni asla aramak zorunda olmayacaksın, çünkü seni severek ve koruyarak yanında olacağım. Diğer insanlar için de buradayım. Nerede olduğum ile ilgili hiç sır olmayacak… sırlar yok! Sana söylenenler veya başkalarının ne düşündüğü önemli değil, ben buradayım!”
Kanınızla henüz gelmiş olan bu özel varlığa söyleyeceğiniz şeyin gerçeği budur, öyle değil mi? Bebek iç çeker ve sizi daha yakın kucaklar.
“Bana daha fazlasını anlat, anne! Başka?”
Anne, o zaman bebeğinin gözlerine bakıp sizce şunları mı söyler?:
“Şimdi, ayrıca benimle iyi bir ilişkiye sahip olman için, biraz ıstırap çekmeni istiyorum. Sadece bu değil, bazı performans özellikleri olacak… tırmanacak birkaç bin merdiven olacak. Seni rahatsız etmek ve perişan etmek için ve değerinden şüphelenmen için birkaç kez vurup ezmek isteyeceğim. O zaman hizaya gelmezsen, seni terk edeceğim ve seni bekleyen öyle cezalarım var ki.”
Siz bunları söyler miydiniz? Eminim ki yanıtınız “HAYIR” dır! Sizlere Allah’ın (Tanrı’nın) da bizlere bunu söylemediğini anlatmak istiyorum!
İnsan Varlığı; bunun zor olması hiç gerekmiyor.
İnsan Varlıkları, Allah (Tanrı) için “İnsan kuralları” koydular. Allah’ı (Tanrı’yı) bir İnsan varlığı haline getirdiler, hatta ona insan biyolojik cinsiyeti bile verdiler. Oysa Allah’da Tanrı’da cinsiyet yoktur. O’nu cennette savaşlara bile soktular! Evrenin yaratıcısını insanlaştırmak için başka birçok şey yaptılar!
Kendi akıl ve ruhsal mantığınızı kullanın. Bu Allah (Tanrı) ile insan arasındaki ilişki olamaz.
Bu noktada kim olduğumuzu bilerek yolumuza devam etmeliyiz:
Görkemli Yaratıcının göğsünde, Allah’ın (Tanrı’nın) gözlerine bakarak yatan çocuklarıyız biz.
Sonraki soruyu soralım, ama bu kez örnek çözülmüş olarak, siz ve Allah (Tanrı) arasında hiçbir insan ve/veya hiçbir şey olmadan sorulan bir soru olsun bu. Siz doğrudan Allah’a (Tanrı’ya) sorun:
“Allah’ım (Tanrım), ne istiyorsun? Benden ne istiyorsun?”
“Tüm yaşamın boyunca beni sevmeni istiyorum. Zor zamanlar olacağını ve neler olup bittiğini anlamayacağın zamanlar olacağını biliyorum. Bir çocuk olduğunu ve acılarla büyüyeceğini biliyorum. Benden geri çekileceğin ve geri döneceğin zamanlar olacağını biliyorum. Ama her zaman burada olduğumu bilmeni istiyorum. Ve karanlıkta yardım etmek için elim her zaman orada. Beni her zaman çağırabilirsin.”
İnsanoğlu; Allah (Tanrı) ve yarattıkları arasındaki ilişki budur. “Bu bizim On’unla sevgi ve şefkat ilişkimizdir”. On’unla aramızda Sevgi ve şefkat dışında bir ilişki şekli olamaz. Bunun için herhangi bir kalıba girmek zorunda da asla değiliz!
“Başka, Tanrım, başka ne istiyorsun?”
Anne yıllar boyunca ne söylerdi? Bu bizim için de aynıdır. Çocuk büyür ve anne:
“Pekala, neden akşam yemeğine daha sık gelmiyorsun?” der.
Çocuk kendi hayatına sahip olduğu ve her şeyi hallettiği ve hatta kendi ailesine sahip olduğu zaman bile, anne sevmeye ve:
“Neden ara sıra beni aramıyorsun?” demeye devam eder.
Çocuk hayat boyu sevgidir. Daha basit olabilir miydi? Daha derinden saf olabilir miydi?
Neden insanlık cinsiyet, yargılama, kıskançlık, intikam ve cezalandırma gibi “İnsan” nitelikleriyle tuzağa düşürülmüş İnsan formunda, Allah’ı (Tanrı’yı) bir kutuya yerleştirir?
Allah (Tanrı) bu değil ki! O İnsan Varlığı olan güzellik dahil, her şeyin yaratıcısıdır.
O negatif ve korkutucu özellikler çocuğumuza söyleyeceğimiz şeyler değil, öyle değil mi? Anne? Baba? Biz de söylemeyiz! Burada kilidi açan anahtar sözcükler “sevgi” ve “şefkattir”.
Annenin, bilgenin, ilahi Yaradan’ın sevgi ve şefkatini aldığınız zaman, Allah (Tanrı) ve İnsan arasındaki o kutupluluk artık dualite olarak adlandırılmaz. Bunun yerine, O biz ve Tanrı’nın bir olduğu teklik, “BİRLİK” vardır.
Ancak bunu kavradığımızda, Dünya’ya barış tohumları ekilmeye başlar.
Bu gece, belki;
“Allah’ım (Tanrım) senden korkuyorum” yerine:
“Seni seviyorum, Allah’ım (Tanrım)” demek gelecek içinizden?
“Çağırmamızın zamanı geldi” diyeceksiniz ve belki O’nun ellerini ellerinizde hissedeceksiniz.
Hepimiz yaşam denen bu yolda savaşçılarız. Bu savaş eski ve yeni enerjinin savaşıdır ve çok çetindir. Dikkatlerimizi dağıtan çok fazla şey var. Ummadığımız bir çok şeyden geçiyoruz. Önemli olan dengede kalabilmek, sevmek ve şefkatli olabilmektir.
Sevgi ve şefkat ebedidir.
Tüm var olanın yaratıcısı olarak Yaradan her zaman bizimledir.
Arzu Özok
KRYON adlı kitaptan esinlenmiştir
22 Eylül 2011
Yaradan’ı
hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar.
Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa
aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla...
Yok
eğer Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu
vasıflardan bolca mevcut demektir.
Şems