1.dalga, 2. dalga, 3.dalga,… derken açılan toplam 16 dava birleştirildi. Ergenekon adı ile halkın hafızasına yerleşen, ‘’Özel Görevli’’ mahkemelerde devam eden davalar ‘’maddi hiçbir delil yok iken’’ 2007’den bu yana sürüyor. Güvenilirliği kanıtlanmış maddi delil yok ancak muteber ‘’gizli tanıklar’’ beyanı, tutuklu yargılanmanın tek dayanağı yapılıyor. Muhtemel ki ‘’Balyoz’’ davasında olduğu gibi, bu dava da tüm tutuklular, mahkeme kararları muteber ‘’gizli tanıklar’’ beyanına dayandırılarak cezalandırılacaklar. Muhtemel ki, sessiz ve uslu durmalarına rağmen dışarıdan tutuksuz yargılananlar da cezalandırılacaklar.
Bu durum da gizli tanıkların ‘’muteber’’ kimliği önemle ön plana çıkmaktadır. Davadan tutuklu yargılananların kimliklerine baktığımız zaman ülkemiz medeniyet tarihinde Bilimsel Sosyalizm ile adı ayrı düşünülemeyecek İşçi Partisi Başkanı Doğu Perinçek’ten, canımızı, namusumuzu teslim ettiğimiz ve ömrünü bu göreve harcamış Genel Kurmay Başkanı’na, ordu komutanlarına; Yazar-Gazeteci Mustafa Balbay’dan, medyadan, internet sitesi yazarlarına, gazetecilerine; Akademisyen-Bilim Adamı Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’ndan, Prof. Dr. Mehmet Haberal’a; generalinden astsubayına, memuruna; siyasetçisinden edebiyatçı, araştırmacı yazarına kadar hayatını hep toplum önünde yaşamış, ailesi olan, çoluk çocuk derdi olan, geçim, tutum derdi olan insanlar. Yaptıklarına bakıyorsunuz sadece kendilerini, ailelerini düşünmemişler. Hep toplumumuzu düşünmüşler, ülkemizin değerlerini düşünerek yaşamışlar ve çalışmışlar. Bizler işten eve, evden işe rahat bir hayat yaşarken, onlar ülkemizi çağdaşlaştırmak için çalışmış, askeri-sivili fazla mesai dememiş, ailem dememiş, görev demiş aylarca ailelerinden uzakta bizim için düşünmüş, bizim için çalışmışlar. Bizim için nöbet tutmuşlar. Her şeyi eksiksiz, hatasız, mükemmel mi yapmışlar? İnsan olup da hata yapmamak mümkün mü? Ancak, ‘’ellerinden geleni’’ yapmak konusunda vicdanları rahat.
Şimdi onlar tutuklu. Onların bıraktığı görevleri sürdürmek bana, size kaldı. Bundan sonra vatan mücadelesi, emek mücadelesi, adalet mücadelesi sürdüren Perinçeklerin, Balbayların, Çetin Doğanların, Oktay Yıldırımların görevleri de, vicdanları da bize emanet. Bu bizim onlara namus borcumuz.
Flash habere geldi sıra. Dava savcılarının en güvenilir, en muteber delil olarak Silivri Tutukevi Mahkemelerinde öne sürdükleri ‘’muteber gizli tanıklar’’, hakimler tarafından da muteber görülmek de, bu tanıkların ifade sırasında başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm değerlerimize serbestçe küfür edebilmekte, sanıklar tepki verdikleri zaman hakim kararı ile mahkemeden atılmakta, savunma hakları ellerinden alınmaktadır. Milli değerlere küfür eden ‘’muteber gizli tanığa’’ uyarmayan, müsaade eden mahkemeyi eleştiren Ergenekon davaları tutuklusu Doğu Perinçek hakkında mahkeme hakimi ve savcıları suç duyurusunda bulundular. Suç duyuruları sonucu açılan ayrı, ayrı davalarda dokuz ay, iki yıl, üç yıl gibi cezalar ile Doğu Perinçek’e toplam 23 yıl ceza aldırdılar. Suçu, savunmasında mahkeme savcısına ve hakimine hakaret etmek. Beş yıldır yargılandığı örgütlü suç davalarından beraat etse bile 23 yıl yatması gerekiyor. Mahkemenin hakaret dediği ifade de savunma hakkını kullanırken ‘’ben suçsuzum, bana bu savcılar iftira atıyor, lehte delilleri saklıyor, ‘’yalancı gizli tanıklar’’ ile delil üretiyor, örgütlü suç işleniyor’’ gibi sözler söylediği için yoksa ‘’sikaf’’ ettiği için değil. Hoş, beş yıl beni tutuklu yargılayacaklar, savcı-hakim hakkımda delil üretecek, ben o hakim, o savcının karşısında mahkemeye çıkacağım Doğu Perinçek gibi konuşacağım. Hiç sanmıyorum. Ben Doğu Perinçek kadar efendi bir adam değilim. Ben savcıların bulduğu Osmanım, canım, cicim diye hitap ettikleri ‘’gizli tanıklar’’ gibi muteber bir adamım.
Ergenekon adı altında dalga, dalga yapılan tutuklamalar 2007 sonu başladı ve 2011 yılında yaklaşık 3,5 yıl sonra başladı. Sanırım tutuklama süresi ile dünyada bir ilk olmuştur bu süreç. Muteber gizli tanıklar dinlenecek dendi ve bir tanığın en az bir gün, çoğu zaman bir günden fazla bir sürede ifadesi mahkemece dinlendi. Muteber gizli tanıkların sözü kesilmedi, kesmeye kalkan sanık avukatı ya da sanık yüce mahkemece cezalandırıldı. Mahkeme haklı ‘’muteber insanların’’ sözü kesilmez. Al sana ceza. İşte Dünya’da en geri kalmış ülkelerde bile göremeyeceğiniz komedide bu aşamada başladı. Müjdat Gezen, Levent Kırca, Ferhan Şensoy tiyatrosunda göremeyeceğiniz komik anekdotlar dinledik Silivri çadır mahkemesinde. Muteber gizliği tanığın adı dava sırasında savcının, hakimin yada bizzat gizli tanığın ağzından kaçarak kimliği ortaya çıkıyor yada gizli tanığın ifadelerinden tanıyan sanıkların ismi ile hitap etmesi sonucu gizli tanığın kimliğini doğrulaması ile birçok gizli tanığın adı, soyadı ve muteber kimliği ortaya çıktı. Komedi burada başladı.
Birinci sahne de, hakim gizli tanığın ismini avukatlar, sanıklar ve o sırada mahkemede olan medya ve sanık yakını izleyicilerin tamamı öğrenmesine rağmen bu bilginin basına, medyaya açıklanmasına yasak getirdi. Neden?
İkinci sahne de ise, kimliğinin ortaya çıktığını gören ‘’muteber gizli tanıklar’’ın bazıları ‘’mahkemede yüz yüze ifade vermek istediklerini, zaten kimliklerinin ortaya çıktığını’’ beyan ve talep etmelerine rağmen mahkeme bu tanıkların ad-soyadlarının yazılı ve görsel medya yolu ile halka duyurulmasını yasakladı. Tanık gizlilik istemiyor, savcı ve hakim gizliliğin devamını istiyor. Bu durumun örneğini Dünya’da başka bir ülkede ve mahkemede göremezsiniz. Büyük konuşmamak lazım. Burunei sultanlığında örneği olabilir. Gizli tanıklık sisteminde amaçlanan sanığın kimliğini gizleyerek can güvenliğini sağlamaktır. Gizli tanık mantığının bittiği yer. Gizli tanığın çekincesi kalmamışsa, mahkemenin endişesi nedir?
Evet, şu ana kadar bazı muteber gizli tanıkların, ‘’gizli’’ kimlikleri dava sırasında ortaya çıktı. Şu ana kadar adı-soyadı belli olan ‘’muteber gizli tanıkların’’ Silivri çadır mahkemesi gizli tanıklığına terfi etmeden önceki hayatlarında enses ilişkiye giren, kadın satan, adi cinayet, gaspçılık ve PKK terör örgütü üyesi, asker katili oldukları anlaşıldı. İdeolojik olarak bu muteber gizli tanıkları incelediğimizde içlerinde hem İslamcı ve milliyetçiyim diyen var, içlerinde vatansız sosyalist, ırkçı-kürtçü PKK teröristi ve itirafçıları var. İçlerin de olmayan tek şey vatan sevgisi, Atatürk sevgisi. Ya kindar dinciler ya da kindar ırkçılar. Hepsi din taciri ya da ırkçı bir feodal bir yapıya ve o yapının liderine bağlılar. Bu nedenle doğal düşmanları ‘’Atatürk Cumhuriyeti’’ ve onu savunanlar.
Muteber sözü saygın, itibarı olan, sözüne güvenilir insan demektir. Söylediğim gibi ben Ergenekon savcılarının osmanım, canım, cicim dediği gizli tanıklar gibi muteber bir insanım.
Atalarımız ‘’bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim’’ demişler.
Bende size gizli tanık olabilecek muteber arkadaşlarımı sayacağım. En başta çok muteber dostum Obama geliyor. Sonra CIA başkanı muteber dostum Orgeneral David Petraeus var. Muteber dostlarım arasında kimler yok ki Fethullah Gülen’den Abdullah Güle, Recep Tayyip Erdoğan’dan Abdullah Öcalan’a, Mehmet Baransu’dan Nedim Şener’e, Nazlı Ilıcak’tan Mehmet Ali Birand’a kadar, Halil Ergün’den Zülfü Livaneli’ye, Katar Şeyh’inden Suudi Arabistan Kralı’na, Burunei Sultanı’na kadar çok geniş yelpazede muteber olarak bildiğim insanlar var. Ordudan da muteber insanlar var. Genel Kurmay Başkanı Org. Necdet Özel’den emekli Tuğ. General Adnan Tanrıverdi’ye kadar birçok muteber insan tanıyorum. İş dünyasından da muteber olarak tanıdığım TUSİAD başkanı Ümit Boyner, Ethem Sancak, Vehbi Koç, Güler Sabancı var. TOBB, TUSİAD, MUSİAD gibi bizim verdiğimiz vergilerle sera şartlarında canımızdan, dişimizden verdiğimiz özel teşviklerle besleyerek Dünya devi yaptığımız iş adamlarımızın muteber dernekleri var. İş adamlarımız bugün yalnızca İsa ile Musa’yı dinliyorlar ama benim için muteberler. Bu muteberleri size, bana tanıtan değerli muteber yandaş medya ve yazarlarımızı da unutmayalım.
Muteber gizli tanıkların kimlikleri neden halktan saklandı?
Kimlikleri ortaya çıkmasına rağmen, basın yayın yasağı konularak gizli tanıkların muteber kimlikleri halkın öğrenmesi engellenerek mahkemelere güvensizlik algısı gelişmesin istendiği anlaşılıyor. Kimliği bilinenlerin geçmişteki muteber yaşamlarına baktığımız zaman, kimliği bilmediğimiz diğer gizli tanıkların çok muteber mesleklere sahip olacağını tahmin etmek zor değil.
Silivri çadır mahkemesinde yargılanan beyefendi Mustafa Balbay, tutukluluğu sırasında yazdığı eserine neden ‘’ZULUMNAME’’ dedi? Fikriniz var mı? Umutla,
Mutlu yarınlar Türkiyem!
Bülent Dalkılıç