Yargı-polis-MİT üçgeninde
hükümet-cemaat krizi
HALKIMIZ KENDİ TARAFINI GÜÇLENDİRMELİDİR
Yaşanan son kriz, 2. Cumhuriyetin siyaseti kuralsız ve hukuk dışı bir tekelci yapıya kavuşturduğunu göstermektedir. Bu yapının, yargı ve siyaset alanındaki keyfi uygulamaların takibi ve teşhiri acil bir görevdir. "Devlet şunlarla görüşemez" gibi görüşler bir yana bırakılarak, yapılan görüşmelerin içeriği, bağlandığı söylenen protokoller derhal kamuoyuna açıklanmalıdır. Suriye'de silahlı faaliyet yürütüldüğü ile ilgili TKP'nin yaptığı suç duyurusunun gerekleri derhal yerine getirilmelidir. Bu konuyu hasır altı edenlerin suç işlediği bilinmelidir.
Müsteşar Hakan Fidan dahil olmak üzere, bazı MİT görevlilerinin Olağanüstü Yetkili Savcılar tarafından ifade vermeye çağrılmasıyla tırmanan kriz, Türkiye’de siyaset alanının nasıl kuralsızlaştırıldığını, bürokrasideki kadrolaşmanın boyutlarını, hukuksal düzenlemelerin hangi kaygılarla yapıldığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Türkiye Komünist Partisi, başkalarının yaptığı gibi, bu krizde herhangi bir tarafa, krizin tarafları olarak belirginleşen Erdoğan ya da cemaate demokratikleşme adına herhangi bir misyon yükleyecek değildir. Emekçi halkımızın bugünkü iktidarın şu ya da bu kanadını tercih etmesi hiç de gerekmemektedir. Farklı bir seçeneğin olgunlaşması için mücadele eden bizlerin bakışıyla, yaşanan kriz en fazla AKP iktidarının gerçek yüzünü teşhir etmek, Türkiye’nin ne hale getirildiğini gözler önüne sermek, siyasi iktidarın demagojisiyle yıllardır kandırılan geniş kitlelerin uyanışına hizmet etmek için kullanılabilir.
Bu doğrultuda Türkiye Komünist Partisi,
a) Siyasi iktidara açık ya da örtülü destek vermeyen, ondan demokratikleşme ve benzeri açılımlar beklentisi içinde olmayan, bugünkü siyasi iktidarla hesaplaşma adına başka düzen güçlerinin halk düşmanı uygulamalarını sineye çekmeyi kabullenmeyen sol güçleri ve bu doğrultuda hareket edecek ilerici hukukçuları, aydınları Türkiye’de gündemdeki siyasi davalardaki maddi, hukuksal ve idari boşluklarla ilgili görüş oluşturmaya çağırır. Parti, önümüzdeki günlerde bu doğrultuda temaslara başlayacaktır.
b) Kürt sorunu ile ilgili olarak, devlet ya da devletin bazı kurumları ile bu sorun ekseninde mücadele eden örgütler arasında görüşmeler yapılmasından daha doğal bir şey olamaz. Doğal olmayan bu görüşmelerin ikiyüzlülükle yürütülmesi, gizlenmesi ve tutarlılıktan yoksun olmasıdır. Türkiye Komünist Partisi’ni ilgilendiren, bu görüşmelerin yapılıp yapılmaması değil, bu görüşmelerde hangi “çözüm yolları”nın masaya konduğudur. Kaldı ki, görüşmelerde ele alındığı çeşitli kaynaklarca ileri sürülen konuların önemli bir bölümü bütün toplumu ve bütün siyasi aktörleri ilgilendirmektedir ve sessizce geçiştirilemezler. Siyasi iktidar, derhal bu görüşmelerin içeriğini, imzalanan protokolleri kamuoyuna açıklamalıdır.
c) Şu anda yürürlükteki yasalara göre, bir başka devlete
karşı Türkiye topraklarında silahlı güç oluşturmak suçtur. Bu suçun Suriye’ye
karşı aleni bir biçimde işlendiğine ilişkin sayısız kanıt basında yer alırken,
Türkiye Komünist Partisi’nin suç duyurusunun gereğini yapmayan merciler, görev
ve yetkilerini kötüye kullanmaktadırlar. MİT’le yargı arasındaki krizde gündeme
gelen “Suriyeli muhalif bir albayın Şam yönetimine iade edildiği suçlaması”,
komşu bir ülkede suikast ve sabotajlar yaparak kanlı eylemlere imza atan
oluşumların Türkiye’de konuşlandırılmasından daha önemli değildir. TKP, savaş
kışkırtıcılığı yapıp, CIA ajanlarıyla birlikte Suriye’ye karşı silahlı çete
besleme kararının hangi otorite tarafından alındığının açıklanmasını talep
etmekte, yargı tarafından bu suç takip edilmeyecekse, hükümetin başka konularda
olduğu gibi Meclis’ten bir gecede “başka ülkelerde silahlı faaliyet yürütmeyi”
yasallaştırmayı düşünüp düşünmediğini merak etmektedir.
Türkiye Komünist Partisi
Merkez Komitesi
15 Şubat 2012