Temalarında alışılagelmişin kimi kez tam karşısında yer alan,
polemikçi, başkaldırıcı şiiriyle sadece 1980'li yılların değil tüm
Türk şiirinin en gözüpek şairi. Fazlaca karışık ve yer yer fazlaca
uzun ve çoğaltımcı şiiri özgün çarpıcı başarı düzeylerine de
ulaşabiliyor. Geleneksel yöntemler kullanarak yazdığı divan tarzı
şiirleri, gazelleriyle de dikkat çekiyor.
-----------------
KİLİTLİ KİMLİK MÜSAMERESİ
Unuttum sana yazdığım mektubun altına adımı yazmayı: Belki hatırlarsın
beni, senin çok eski bir dudağınım öptüğün.
Damlayan bir musluğum geceye: Şıp şıp şıp! Belki hatırlarsın beni,
hani gücün yetiyorsa kendini hüzne alıştırıp, şu an okuduğun bu
sayfaya o hiçbir şeye yaramayan yüreğinle göğüs gerip, içine çeke
çeke, hatta biraz da umursamamaya çalışarak, hadi canım sende,
geçmişte kalan bir sevgiye insan zulüm diyebilir mi, en kötü ihtimal
beni öldürmeye hazırdır ya da intikamla kıskançlık kenetlenmiştir ve
zamanı aldattığım bir puştun edası da kalmamıştır bahanesiyle, yüzüme
baka baka ters ilişkiye girdiğin muhakebe kabiliyetinle, kenarından
özenle yırtıp açtığın zarftaki olası gönderen adresine yönelip beni
tanımaya başlarsın. Bir mektup, hafızayı tahakküm altına alamaz ki;
bir mektup, serzenişten öteye öte bir şey değilse gerçekte:
Yırtılmalıdır. Yırtılmazsa buruşturulmalıdır. Buruşturulmazsa
yakılmalıdır. Yakılmazsa atılmalıdır. Mektup, lüzumsuzdur çünkü.
Sözün, yolun, silahın olduğu yerde mektup yazmak, günahtır. Mektup
yazmak, ilahi ahengi bozan ferdi ahenktir. Seni özlemek büyük külfet
piç kurusu! Kes çükünü ve masanın üstüne koy! Otur karşına ve düşün:
Artık neyim ben; neyim kaldı beni ben yapan?! Sen baştanaşağı bir
kamışsın sadece. BİR KAMIŞ! Sende zerre kadar hayat kalmamış!
Unuttum sana yazdığım mektubun altına adımı yazmayı: Belki hatırlarsın
beni, senin çok eski bir casusunum aldattığın.
Kaçan bir elektriğim; haylaz, inatçı bir âşık. Belki hatırlarsın beni,
hani saklıyorsan hâlâ resimleri; cismim yetiyorsa kanıtlamaya kusuru,
aklım şaşırtıyorsa bedeninin azametini, teklifim geçerliyse ve
romantizm lök gibi oturmuşsa gündemine, hangi varlığımı yok
sayabilirsin ki?! Katoliksin sen. Bütün eşrafınla katolik ve müptela.
Eziyet müptelası, hürriyet düşmanı ve karanfilsin. Sen baştanaşağı bir
kamışsın sadece. BİR KAMIŞ! Sende zerre kadar hata kalmamış!
Unuttum sana yazdığım mektubun altına adımı yazmayı: Belki hatırlarsın
beni, senin çok eski bir çocuk hastalığınım kırk derece ateşte
yattığın.
Sağlıksız aşk koşullarında bir tavsiyeyim: Benimle sevişebilmek için
yeşil reçeten olmalı. Çünkü her temasım yasadışı, çünkü her fantezim
septik. Losers kuşağında çıkmış bir WW3, Dark Side of The Moon
albümünde atlanmış bir şarkıyım. Siyah beyaz çekilen filmlerde bordo
çıkmayı ilke edinmiş, sistemin sunduğu nimetlerden yalnızca fastfood
dükkânlarının tuvaletlerini kullanma hakkını değerlendiren yüzünü
batıya, kıçını doğuya dönmüş bir ejdarhayım topu topu.
İsteksizim; yeteneklerimin doğrultusunda zararlı, zaaflarım
çerçevesinde insiyatif sahibi ve muktedir olduğum kudret açısından
kötüyüm. Hepsi bu! Senin yalnızca KAMIŞ olmana karşılık gelen GARİP
ÇUKURDum: Karanlığı vazife edinmiş, uzun ve ıssız bir çukur.
Larvalarla donatılmış, içine akan suların kokusunu arşivleyen bir
çukur.
Sonra salyaları dilenen, akvaryumunda spermler biriktiren, burjuvazi
bozması sırtlanlara dönüşmüşüz: Öyle diyorlar. Derinliğini yitiren bir
mağaradayım. Karanlığını, ilkelliğini vahşice kaybeden bir mağarada
tek başınayım. Sualsiz çıkmayı planlarken prensesin önüne, önümü bir
prens kesiyor ve diyor ki, sen total anestezi uzmanıydın hani?!
Herkesi uyuşturan bir yanın olacaktı ve uyuşturduğunla sağladığın
uyum, gerçek kesirleri, doğru açıları, denklemin iki değil üç yanı
olduğunu gösterecekti?! Spekülasyona uyum sağladın, ortamdaki
alt-kültür emisyon hacmini büyüttün?! Boşversene sen, ben sadece
yürüdüm ve bir bar buldum yine içecek. Tuvaletlerinde tuvalet kâğıdı
yerine çaldıkları bayrakları kullanan insanların arasında bir nebze
olsun akıllı davranmaya çalıştım. KAMIŞ olmayı ihanet saydım kısaca.
KAMIŞlarıyla çoğalan ideolojileri şırıngayla damarlarına, radarlarına
vuran nesli eğitmeye, onları belli bir maarife oturtmaya çabaladım.
Gerisi mefisto!
Sen git bana şurdan biraz petrol çıkart! Jack London çıkart! Se7ene
eklenecek taptaze bir 8 gibi!
İlkel koşullarda üretilmiş bir maşuksun topu topu; Dark Cityye doğmayı
planlayan bir güneş olsan da benzin kaçıran ve havaya uçmasına az bir
zaman kalmış bisikletsin. Bir KAMIŞ! Alelade bir serzenişsin bu
âlemde: Avazın çıktığı kadar yalnızsın aslında. Avazın çıktığı kadar
alkole batır gövdeni; yine de kurtulamazsın temennimden: Sen benim
kucağımda vereceksin son nefesini ve ben alıp o son nefesi bir
kavanoza koyacağım; nesiller boyu sergileyeceğim o aşksızlık, ihanet,
vicdansızlık kokan nefesini.
Sen küfürsün. Ben bu küfrü etmeyi reddediyorum. Seni sana ediyorum.
Seni sana bir hançer gibi tam da adresinde, o dolaylarda saplarken
parmakizim kalsın istiyorum. Yüzünde parmakizim kalsın.
İster bir gözyaşı olarak taşı onu, ister müstehzi bir ifade diye.
Kalsın. Yüzünde parmakizim kalsın.
Bu izle git bana şurdan biraz mazi çıkart! Kulvar çıkart! Cobain
çıkart! Se7en'e eklenecek taptaze bir 8 gibi...
KÜÇÜK İSKENDER
----------------------
SON SEN
şiddetle ihtiyacım var beni öpmene
dudakların dudaklarımı hacize gelsin
dokun! dokun! dokun etime,
etimle süslensin ardıç gözlerin
akşam olup da delikanlılar siyah giydiler mi
(dışavurumcu zifir ve seni seviyorum)
turuncu soyundu mu orospu karılar ve dönmeler
bir şelale çalarım en yakın vitrin camını kırıp
ceplerimde bahar şiirleri ve ilkokul öğretmenleri
en güzel sesleri çizip anahtarımın kenarıyla
ağlarım! ağlarım ulan sana ne, sen
soyun - mumları söndür - yatağına uzan!
süte aşkı üfle!(*)
bıyıklarımı kestim, kravatımı taktım, suyumu içtim
gittim (**)
gidiyorum (***)
(*) sevda kafiyeleri arasındaki kıvamlı stoplazmik
uzantılar değil miydi saçlarını kızartıp da seni
gövdeni boşaltıp çekip uzaklaşmaya mecbur eden çekiç
uğultusu ve kıl buketleri - ki benim şahmerdanım
senin çocuk karanlığında yaşlı bir alice'di ve harikalar
diyarında iskambil adamlara poker borcum, sen, nasıl,
fakat
(**) yağmur kadardın, prezervatiflerimizden kan emdi
mesut yaşayan meşhur yalnızlar ve meddah kronolojiler.
Ağzında kanarya lekesi.
(***) muradım yanıyor. Sen oyna hayatımı ey Robert De
Niro. Sen söyle şarkımı ey hüzün: Newyork! Newyork!
--------------------------------------------------------------------------------
BİR GECE ŞAH'ESER
İMPARATORU FUZULİ BİR
DELİKANLILIK YAPTI İSE
BEN BUNU YAZDIM
Arkadaş'a
beni bir pazar gecesi siyanürle vurun!
gölgemi bir vapurun saadetine vermişken,
zeki müren'den hicaz makamı şarkılar dinlediniz
ama dönüp arkama bakabilmeliyim kaç kişisiniz
nerden gelmişsiniz neler giymişsiniz
elimde bir demet letafet çiçeği de,
tavanı kırmızı, duvarları beyaz badanalı
bir odada bir arada bir ara olmalıyız, hatırladınız
bıçak sapı gibi gülümsememe de izin vermelisiniz
- babam bana küstü, döv onu babaanne
çıngıraklı yılanlar almıştın hani bana yaşgünümde -
gerdanımda genç kızların çılgın tortusu ve soğuk su,
oramda buramda buram buram ilkaşk kokusu,
işte ben trenleri biraz da bu yüzden severim
ne çok severim bilemezsiniz
beni bir pazar gecesi siyanürle vurun!
palyaço makyajı yapmış olayım, gülün önce
amuda da kalkayım, telde de yürüyeyim filan
size nadide karanfil kolleksiyonumu göstereyim
kayısı gülü çocuklarımı, arılarımı da,
tenezzüllerimi, biliyorum:
zeki müren'den hiç şarkı dinlemediniz
radyoda jean-sebastian bach çalıyor, bakınız
cam pervazındaki baykuşun
yok bir ayağı da
--------------------------------------------------------------------------------
GAZEL
Bir sencileyin dil-ber-i ra'nâ bulunur mu
Bir bencileyin âşık-ı şeydâ bulunur mu
Uşşâk-ı belâ-keşlere âyîne ne hâcet
Sînen gibi mir'ât-ı mücellâ bulunur mu
Bir ben gibi tâ haşre kadar âşık-ı sâdık
Sultânıma ben söylemem ammâ bulunur mu
Bir iki üç ahbâb olup âh olmasa ağyâr
Âyâ o perî bir gece tenhâ bulunur mu
Bilmezsen eger kendini Leylâ'ya su'âl et
Bir sencileyin dil-ber-i ra'nâ bulunur mu
--------------------------------------------------------------------------------
CİVANGİR L
yalınayak alkol kamplarında
hayatımız bir komplikasyon
bir o adada bir bu adada karaya vurdu yüzün
ah bir gözü dönmüş hüzün
gibi üzerime sıç'rayan okyanus yunusları
bir dalıp çıkmaları acı karşılaşmalar
gibi sularında köpük köpek ömrümüzün
ben buruşuk ipek mendil kaldım
bileklerimin iç kısmını öpemez kimseler
tuttu sürükledi beni ibne ince sülün bir maytap
matrak bir tanrıyla salaş bir kulun şakalaşması
gibi siktiri boktan ayrılıklar.
onlar bir duble rakı daha söylediler
onlar bir duble rakı daha anlattılar
bir elimi götürüp saçlarına taktım ben senin
bir elimi götürüp siyah eldivenlere astım
dudaklarına hafif değdirdiğin ben mendil kaldım
ter içinde uyandım ben sana
topuklarım göğsünde tıknaz güllere bükülmüş
dirseklerim senden uzanıyor sarsılıyor boşlukta
bir uçaklar düşüyor seviştiğimiz yatağa
bir uçaklar havalanıyor sen savruldukça yatakta
sonra kalkıp iniyoruz merdivenlerden
topluyoruz çözülen hislerimizi
son anda
geçen günlerin hatırına bir erguvan iniltisi
--------------------------------------------------------------------------------
MOLEKÜL BUKETİ
el kararı bir
ruhla öperken seni
nesnenin tanrıyla atıştığı
uzun gözlere ait urlarda, bilemem
rolümüzdü bilgi;
el kararı bir
ruhla öperken seni
cismin hacimle seviştiği
ani panikatak şovlarında, bilemem
neredeydi yüzümüzdeki bitkinin kökü.
öğrendim, ki veda
ve kıymettir
ergeç birbiriyle vuruşacak olan, bilirim
renkler arasında adı onun da anılsın diye.
üstünkörü!
--------------------------------------------------------------------------------
DIR DRAM
bir acı çökmüş yüzünde, böyle anlarda bana gel
seninle sevişilmiyor gülüm rıhtımına inen patikada
kaşlarını yıkadığın suda görüyorum ilk vücudunu
doğan bu senin, sevdalara vurulmuyor
belki en fazla güzelliğin istanbullardan
koşma! koştun mu façama takılıyor iliğin
ağzının kenarında bir şap ormanı
en çok orama fısıldıyor diriliğin kendisi
şairin mektubu okunmaz mor anlarda
meçhul aşkların sidikli timsahı
yatağa kuruldun mu afrikam kalkıyor!
tak! tam altımış dokuz'dayken basılıyor diller!
- tamam abi, diyor, şimdi soyunurum
suretim bu gece zulanıza konuk olsun!
eh ne de olsa maarifetli orospu
bir redifin bütün isim hallarında yaşaması
sesini mahlas diye kullanan oğlanın havzaları
yeni yeni kıllanıyor t aşağı
bir saksafonun bittiği yerde başlaması bir yaşlanmanın
şimdilerde anlatılıyor eksi birinci dünya savaşı
bir penis havlıyor bir vagina salya sümük
benimkini mimar sinan oturtmuştu, diyor,
iki kubbe arasına dimdik!
sonra yatırıp çocukları
ayıp fıkralara geçiyor tarih!
- can yücel'in biri bir gün...
--------------------------------------------------------------------------------
ÖLÜMÜ DE KUSACAĞIM
çınar ağaçları ölüm orucunda
hasarat ayaklarımla geldim geceye
bu şehir şimdilik şurda unutulsun
uzun bir bıçak vardı ya avucumda
kendi kendini kanatırdı sessizce
sevdiğim adamın adı: sokak adları
sokak atları ve sokaksız yalnızlığım
içimde tuzlu bir mağma taşırmışcasına
yüzüme geldim yüzümde kuru çam yaprakları
çamlar dediysem inanmanız da gerekmez
pencerelerden sarkıtılan
kaçık erkek çorapları... aaah! ölüm!
zulmettikçe hicvedeceğim seni
içeceğim anasını satayım
kusacağım da! her yere bakan gözlerimle...
tut elimden istanbul!
tut elimden pis orospu!
tut ki elim sana bir mektup gibi kanasın
tut ki elim bir an olsun sıcak
bir an olsun bir sübyan ağlayışı gibi
imzasız kalsın!
--------------------------------------------------------------------------------
ÇÜRÜK KRAL
DEPOSU'NDAN 194
Sırtını ova ova yarım bakraç balgam
çıkarttık ejderin ciğerlerinden; ipek'ten
değil
baharat yolu'ndan gelen bir illet
gibi, tertibi tastamam
hepsi de alnının göbeğinden vurulmuş
on beşinde gangster bozuntusu çocuk
ağız kenarında bir sahil kasabası gibi duran gitanes
yüzünde bir bıçak yarası gibi duran buz siyahı gözler
esrarengiz, meraklı ve defans ağırlıklı hayatlara düşkün
herşeyin durduğu yerde hareket halinde muzaffer
ve intikam hırsıyla dolu şaheser hikayeler!
O çocuklarla sabahlarken terkedilmiş bir senaryonun
kötü adam karakterlerinde
herkes seçtiği rolün repliğiyle boğuşurken
kostümler bol gelirken, dar gelirken bedenlere
kim "kamera!" dedi, kim "stop!" dedi bilinmezken
binlerce bobin kutusu içinde ararken kendi karakutumuzu
hepimizin bir asistanı var sonunda vurduğumuz
aşk ile çekememezlik arasında hep ihtiyaç duyduğumuz!
--------------------------------------------------------------------------------
BUNDESLADE
bir atlıkarınca yangını sonrası
isli, sıcak kemikleri çocukların.
- çok tanrılı yanlızlıkların
son akşam yemeği sofrası - Toy siyah!
evcil kinler evcil hırslar besle bedeninde
ve körpe dakikalarda zor cinayetlerinin
ağzını kanla sil ağzını mor yakamozla yıka!
gözlerinde ve özlemlerinde bir yabacılaşma,
(oyuncak dudaklarımız plastik anılarımız var bizim
öyle hatırlıyorum)
kör paslı testereyle budadığım yüzün
dökülüyor avuçlarıma prizmatik
dökülüyor lunaparklarıyla senden. Neden
billur bir cinayetin her yerinde seksek oynardık?
yıldırım intiharlara paratoner ayyaşlıklarımız
kiremit dil parçaları kaydırırdık tükürüklerde
ve neden ipek tülbentlere örtülürdük sebepsizce?
kimdi o karakalem resmini yapan belleklerimizin
bastırılmış kağıttan yelkenlilere?
--------------------------------------------------------------------------------
GECE KUKLALARI
çelişkili kuvvete dönen yapışkan bir ölü var
korkulan otobanın ortasında viraj yaratan.
bir dedektif hissiyle yaklaşırken dünyaya ay
toprak tutarken elini cetvelle çizilmiş suyun
gözlerini düşürmüş bir genç kız gibi mağrur
ve diken diken; arabanın bagajında bir ölü var
direksiyondaki cesetle hayatı tartışan.
--------------------------------------------------------------------------------
AY
Yürek kemiğiyle lades tutuşuyor iki çocuk!
misafir oyuncu bir terkediş biçimi
ile ellerim vücudunun prömiyeri!
Aynı ahır adına koşan acılarımız var bizim!
amatör balıkçının leğeninde iki istavritiz seninle
ölüme beş kala ölümle canlı telefon bağlantısı kuran!
dibi senin aşkında gizlenen kırılgan bir aysberg bu tufan !
--------------------------------------------------------------------------------
NE ÇOK
Seni ne çok kedi tırmalamış anne
camlara baktım ordamısın hala
dün akşam haydutlar bıçaklamış bir karanfil
kaçamamış vurmuşlar ölememiş solmuş
seni ne çok iğfal etmişler anne
her yerin delik deşik
ağlayışın bile yamuk yumuk
bakışların kısık
ve bilhassa değişik
ne çok isyanlanmışım ne çok gitmemişim meğer
bağırdıkça etlenmiş sesim
etlenikçe sesim, kanamış elmas liğme liğme
seni ne çok öldürmüşler anne
beni ne çok dövmüşler
artık evlenelim anne hayata karşı
ve gel, beraber kaybedelim mor savaşı
benimle birlikte intahar et anne
--------------------------------------------------------------------------------
çalinti bir asktan alinti
.
hacivat adamlar zülfikar kemigiyle lades tutusurdu
denize kusarlardi; yosun tutusur, karides tutusurdu
elele tutusurduk, kimse susmazdi, susmak olmazdi
istanbul'da bir asit sisesi kirilirdi
bir çocuk kapiyi açip laciverde girerdi
dudaklarindan öperdim, basim derde girerdi
ve bir ayna sarki söylemeye baslardi oldugu yerde
örnegin sariyer'de: bir börekçi aniden küçümsenirdi
çay bardaklariyla asya'nin en eski haritasi çizilirdi
seni düslerdik tüm bellegimizle
aci çizilirdi, et çizilirdi, kafatasi çizilirdi!
bir vapura binerdik, yüzümüz üstümüz limon agaci
her iskele biraz daha uzak, her ask biraz daha latince
iki parmak daktilo yazar gibi kopuk kopuk
iki sözcükle gözlerine yazardim kendimi
acemice!
ve bayram harçliklarimi, açliklarimi düsürmüs olurdum böylece!
sen ise
gençligini, hep çocuklugunu düsürmüssün
diyelim gece, diyelim alelacele yalnizsin
diyelim ki oturup beni düsünmüssün
aglamissin gride biraz siyah, biraz beyaz arar gibi
yesilde mavi yok oysa, sari hiç yok!
beni düsünmüssün saçlarini akordeonlarla tarar gibi
küçücük bir kiz gibi
küçücük bir delikanli gibi
küçük bir yaradaki büyük bir kabuk gibi
büyük bir yaradaki küçük bir kabuk gibi
kanar gibi, kanatir gibi, birlikte kanar gibi beni düsünmüssün!
ecel olur gelirim sana artik adressiz bir zarf gibi
zarfi yalayip kapatirken dudaklarimi kagitla keser gibi
çünkü ben orda celladim, biraz katil
seri haldeyim sana, paralel haldeyim
bütün suçlar üstüme yikildi, hatalarin altinda kaldim
hayatim hayatina düsüp patlamayan
hayali bir bomba gibi!
.
küçük ıskender
.
gezengen (22.02.2006 00:31)
ne çok
seni ne çok kedi tırmalamış anne
camlara baktım ordamısın hala
dün akşam haydutlar bıçaklamış bir karanfil
kaçamamış vurmuşlar ölememiş solmuş
seni ne çok iğfal etmişler anne
her yerin delik deşik
ağlayışın bile yamuk yumuk
bakışların kısık
ve bilhassa değişik
ne çok isyanlanmışım ne çok gitmemişim meğer
bağırdıkça etlenmiş sesim
etlenikçe sesim, kanamış elmas liğme liğme
seni ne çok öldürmüşler anne
beni ne çok dövmüşler
artık evlenelim anne hayata karşı
ve gel, beraber kaybedelim mor savaşı
benimle birlikte intahar et anne
1974su (08.04.2005 09:47)
hangi gezegenden gelmişse,ii etmiş gelip;ama kendisi için de ii mi
bilmem..bu galaksinin adamı olmadığı kaleminden damlayan
kanın"mavi"oluşundan bellidir.çünkü "kalp;uzaya fışkıran kan gibi"...
ingenue (09.03.2002 18:27)
bir martıyı ağlattın işte
bir çocuk garanti intihar eder artık
kütür kütür küfrediyor gece imanıma
bir yaprak kırılıp suya düşüyor
su yaralanıyor su kanıyor şelale!
ah nasıl titredim tensiz
bir piyanist büküldü sanki
kesişen ayrışık doğrular gibi
çarpışıverdim yüzünle. yüzün
öyle düzgün suna bir elyazısı
yüzün yüzüme aksedince
yüzün ayna alnımda
yüzün uzun hüzünlü bir alınyazısı!
bitmemiş bir ömrün yalanısın
sen: kabuslarımın tabiri
çocukluğumun arta kalanısın!
öldüreceğim kendimi dudaklarınla
dudakların etle, şehvetle seferber
sen! bana inen son kutsal kitap
son fakir yatır
son aciz peygamber!
bir martıyı ağlattın işte
bir çocuk garanti intihar eder artık
-----------------