"Şairlerin filozoflardan çok daha kıdemli ve rütbeli olduklarını
unutmamak lazım."
Aslan Özdemir / kaçak yayın / Temmuz 2006
Ben önce bir şey sormak istiyorum, cevap vermeyebilirsiniz?
İsmet Özel: Bütün sorular için geçerli mi?
Evet, elbette cevap vermek istemediğiniz sorular olabilir. Özellikle
şunu merak ediyorum, neden bu üç dikkat çekici yüzüğü takıyorsunuz?
İsmet Özel: Konuşacak bir şey olsun diye. Yani niçin üç yüzük
takıyorsunuz diye sorsunlar bana diye…
Sırf o yüzden mi takıyorsunuz?
İsmet Özel: Tabii ki, insanlar bunu merak etsin, acaba bir manası var
mı falan filan…
İsmet Özel'in "kaçak yayın"daki röportajı
"Şairlerin filozoflardan çok daha kıdemli ve rütbeli olduklarını
unutmamak lazım."
Aslan Özdemir / kaçak yayın / Temmuz 2006
Var mı bir manası?
İsmet Özel: Hiç yok… Yani bu tamamen insanların tepkisini görebilmek
için… Şöyle bir şey, insanların bazıları diyorlar ki, ne güzel
yüzükleriniz var. İyi ki üç yüzük takmışsınız. Bazıları ise tam tersi.
İşte böylece insanları bana olan tavırları bakımından bir yere koymam
mümkün oluyor.
Neden 93 yılındaki bir söyleşiyi bu yıl yayımlamaya karar verdiniz?
İsmet Özel: Şey için... Böbürlenmek için… Bakınız arkadaşlar, ben on
üç sene önce bu konuda ne demişim, dünya nereden nereye geldi? Nasıl
bir hat takip ediyor? Bu konuda benim ilk tavrım bu değil. Ben
Sovyetler Birliği çöker çökmez bir vakıf bünyesinde bir konuşma
yaptım. O konuşmanın başlığı "Başınıza Saksı Düşmeden" idi. Yani
Sovyetler Birliği'nin çöküşünün bir anlamı varsa, bunu mutlaka
kavramalıyız şeklinde bir uyarı konuşması yaptım. Yani ben bu tür
şeylerden hiç geri durmadım bütün yazı hayatım boyunca. Yaşadığınız
şeyler günü birlik, ne bileyim rastlantılara kalmış şeyler değildir.
Dünya tarihinin bir yönü vardır, bu yönde çarpışan kuvvetler vardır
vs. Bunları insanlara bir şekilde anlatmak gerekiyor. Yani bakın şöyle
bir şey oluyor, genellikle böyle bilgilerden uzak kaldıkları için
sanıyorlar ki yağmur yağdı böyle oldu. Yani yeni şartların böyle
kaçınılmaz, bir de bizim reddetmemizin imkânsız olduğu ve ancak yeni
durumda hangi söz geçiren unsur varsa onun sözünü kaale alarak
yürütebileceğimiz bir şey olduğunu sanıyorlar hayatımızın. Hayatımız
öyle bir şey değil. Hayatımız bizim seçmelerimize çok bağlı bir şey.
Yani o anlamda…
Peki, "Bu kitabı çıkarmamın amacı böbürlenmek" diyorsunuz. Bu üst
perdeden konuşmalarınızın antipati yaratmasından endişe etmiyor
musunuz?
İsmet Özel: Hayır, antipati yaratmasından memnuniyet duyuyorum, çünkü
bunları antipatik bulanlar, kendileri buna benzer bir pozisyona
talipler demektir… Yani La Rochefoucauld'nun bir sözü vardır, "Eğer
kibirli olmasaydık başkalarının kibrinden hiç rahatsızlık
duymayacaktık." Ve ben şunu söylüyorum sürekli olarak, eğer bu
söylediklerim temelsizse zaten ben her türlü kınamayı hak etmiş bir
insanım ama söylediklerim bir şeye dokunuyorsa ya da bir ihtiyaca
cevap veriyorsa, o zaman benim bu üst perdeden konuşmamdan rahatsız
olunmasına dikkat etmek lazım, anlatabiliyor muyum?
Söylediklerim doğru, o yüzden rahatsız olmuyorum diye düşünüyorsunuz.
İsmet Özel: Şüphesiz.
Peki bu "Toparlanın Gitmiyoruz" nerden çıktı?
İsmet Özel: Önce "Toparlanın Gidiyoruz" şeklindeydi.
Ama "gitmiyoruz" daha etkileyici oldu.
İsmet Özel: Tabi çünkü "Toparlanın Gidiyoruz"dan kaçıyoruz manası
çıkabiliyordu… Halbuki ben "toparlanın cenge gidiyoruz " demek
istiyordum. Demek ki "toparlanın gitmiyoruz" deyince, "direniyoruz"
anlamı çıkıyor. Yani benim üst perdeden havalı havalı konuşuyor
olmamın aslında kaçınılmazlık olduğunu kabul etmemiz lazım. Şimdi biz
şöyle diyebilir miyiz? "Yahu arkadaşlar ülkemizi savunmak fena olmaz
değil mi?" böyle bir şey söylenebilir mi? Yani ülke savunmasından
bahsediyorsunuz ve rica ederim falan…
Dört gün süren bir Nuriye Akman söyleşiniz var… Bu söyleşide
kadın-erkek ilişkilerine dair söylediğiz cümleler var ki son derece
rahatsız edici cümleler bunlar… Bu cümleleri kurarken hiç birini
kırmaktan üzmekten endişe duymuyor musunuz? Ben mesela böyle bir konu
hakkında bir şey söylerken hayatımdaki özel kişinin rahatsız
olmasından çekince duyarak konuşurum, siz de evlisiniz sonuçta?
İsmet Özel: Şimdi ben çok yıllar öncesinden beri şiirle meşgul
oluyorum. Şöyle bir mısra vardır. "A cause de délicatesse je perds de
ma vie"(?)…Yani "nezaket yüzünden hayatımı kaybettim". (gülüyor) Yani
tabii ki eğer nezaket hayatıma mal olacaksa ilk terk edeciğim şey
nezaket olmalı.
İncelikten kırılmanın anlamı yok... Ama nezaketle kabalık arasında
kalın bir çizgi var bence. Ayrıca o röportajda sarf ettiğiniz
cümlelerin size ev içinde dönüşü olmadı mı?
En azından huzursuzluk olarak?
İsmet Özel: Bakınız burada bir daha tekrar etmekte fayda var. O
mülakatı kendisiyle birlikte çalışan bir Türk, Jurgen Habermas'a
tercüme etmiş ve Habermas bu mülakatı tercüme yoluyla öğrendikten
sonra, şu cümleyi sarf etmiş, demiş ki: "Türk milleti İsmet Özel'i
anlayacak bir millet değil." Bunu Jurgen Habermas söylüyor. Fakat
ilave etmiş, o da demiş, kendi milletine laf anlatacak dili henüz
kuramamış, şimdi bu haber bir gazete köşesinde yer aldı. Habermas'ın
bu sözleri üstüne Türkiye'deki tepki ne oldu biliyor musunuz? "Gördün
mü? İsmet Özel henüz milletine laf anlatacak dili kuramamış." Yani
burada birinci cümle gitti. Yani böyle bir ülkede yaşıyoruz.
Peki, siz bu Habermas'ın bu eleştirisinden sonra bir değişiklik
yapmayı düşündünüz mü bu dili kurmaya yönelik? Kendi üzerinize
alındınız mı?
İsmet Özel: Tabii Habermas şu bakımdan haklı, o dışarıdan bakan bir
insan. O mesela Türkiye'de bir millet inşa etme meselesinin henüz
başlamamış olduğu konusunda bir fikri olan bir insan değil.
Anlatabiliyor muyum? Ben ise Türkiye'de yaşayan bir insan olarak,
Cumhuriyet 1923 doğumlu, ben 1944 doğumluyum. Aramızda 21 senelik bir
fark var. Yani biz Cumhuriyet'le beraber bir yere geldik. Ve bu süreç
içinde Türkiye Cumhuriyeti millete doğru giden etkinliklerden sürekli
uzak durdu, devlet olarak. Şimdi bakınız son zamanlarda moda olan
tabirle Türkiye Devleti bir ulus devlet ise –ki bana göre değildir o
ayrı konuşulacak şey- ama o kavram çerçevesini kabul ettiğimizi
düşünelim ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bir ulus devlet olduğunu
varsayalım, şimdi ulus devletin ilk etkinliği İngilizce'de "nation
building" dediğimiz millet inşa etme safhasıdır. Türkiye'de bir kere
kültürel manada bir şey yapılmadı demiyorum, yapıldı tabii, ama bu bir
millet inşa etme gayesiyle gerçekleştirilen bir etkinlik değildi.
Dolayısıyla benim milletle laf anlatacak dili kurmak işinden önce,
millet olayının belirgin hale gelmesine katkıda bulunmak gibi bir…
Misyonunuz?
İsmet Özel: Tabii olmalı.
Siz de bunu mu yapmaya çalışıyorsunuz?
İsmet Özel: Tabii ki, yani biz burada bir millet olma özelliğini
göstermemiz, taşımamız lazım, yani siz tersini düşünebiliyor musunuz?
Bir ülke var, devleti var fakat milleti yok. Böyle bir şey olabilir
mi? Yani bir ülke var, sınırları var, kurumları var, fakat o kurumları
işleten kan yok, damarlar boş. Böyle şey olur mu? Biz kansızlıktan
çekiyoruz. Dikkat ediyor musunuz? Bayılıveriyoruz. (Gülüşmeler)
Aslan Özdemir: Söyleşiye başlamadan önce söylemiştiniz ya Cumhuriyet
benim ağabeyim sayılır diye… Onu biraz açar mısınız?
İsmet Özel: Cumhuriyet 1923 yılında doğdu, ben 1944 yılında doğdum,
dolayısıyla Cumhuriyet benim ağabeyim sayılır. Aramızda 21 yaş fark
var…
Peki siz diyorsunuz ki Habermas'ın da dediği gibi, Türk milleti beni
anlayacak durumda değil, siz de öyle düşünüyorsunuz galiba…
İsmet Özel: Şimdi ben tabii Habermas kadar havalı konuşamam.
Estağfurullah… En az onun kadar havalı konuşuyorsunuz zaten.
İsmet Özel: Rica ederim… (Gülüşmeler)
Gördüğüm en havalı konuşan insansınız.
İsmet Özel: Habermas'ın havalı olmak için sahip olduğu hazne,
benimkinden çok büyük… O dünyada iki kere savaş kaybetmiş ve iki kere
savaş kaybetmesine rağmen dünyada dikkate değer bir yere sahip bir
millete mensup. Yani 1918'de Almanya savaşı kaybettiği zaman,
imparatorluğunu da kaybetti. 1945'te savaşı kaybettiği zaman, onların
Almanca "Jahre 0" diyor, yani "Sıfır yılı", sıfırlandılar. Bu iki
belaya rağmen bugün Almanya dediğiniz zaman hadi canım sen de
diyemeyeceğin bir toplum var. Yani Habermas bu toplumun filozofu.
Siz kendinizi filozof olarak mı görüyorsunuz?
İsmet Özel: Hiç öyle bir iddiam olmadı, ben şairim. Şairlerin
filozoflardan çok daha kıdemli ve rütbeli olduklarını, daha yüksek bir
rütbede olduklarını unutmamak lazım.
Anlaşılmamak üzüyor mu peki sizi? Bazı kesimlerce bilinçli veya bir
şekilde anlaşılmadığınızı düşünüyor musunuz? Var mı böyle
kaygılarınız?
İsmet Özel: Anlaşılmamak kelimesiyle ifade edilmemeli, dert ortaklığı
ile ifade edilmeli, ben çünkü benimle aynı derdi paylaşan insanların,
beni şakır şakır anladıklarını biliyorum. Ama insanlar benim endişe
duyduğum şeylerden hiç endişe duymadıkları zaman "ne diyor bu"
diyorlar…
Kimdir sizin dert ortağınız? Var mı entelektüel camiadan?
İsmet Özel: Yani tabi adı duyulmuş insanlar değil bunlar… Bunlar bir
şekilde çilekeş insanlar… Türkiye'de sayıları da küçümsenemez yani şu
manada, benim Türkiye'de her yazdığımı mutlaka takip etmek isteyen
çeşitli insanlar var. Bunlar benim dert ortaklarım.
Nerden biliyorsunuz bu rakamı?
İsmet Özel: Nerden biliyorum? Kitap satışlarından biliyorum. Benim bir
kitabım çıktığı zaman bir ay içinde beş bin tane satar.
Peki ben çok merak ediyorum. Sizin entelektüel camiadan eşiniz,
dostunuz, akrabanız var mıdır? Ya da görüştüğünüz, ya da kendinize
dost edindiğiniz?
İsmet Özel: Yani yetişme yıllarında böyle gruplarla yan yana oldum.
Ama yıllar geçtikçe herkes kendine kabul edilebilirlik alanları tayin
etti. Bu da benim hiç kimseyle görüşemez olmama sebep oldu. Sebebi şu,
ben bir çeteye dahil değilim. Çünkü insanlar paslaşmadan
yaşayamayacaklarını bilerek yürütüyorlar işlerini. Ben mesela
gazetelerde yazmayı bıraktığım zaman hiçbir yayın organı "aman etme
eyleme yazmaktan vazgeçme, senin yazmaktan vazgeçmeni engellemek için
ne yapabiliriz" kimse böyle bir şey söylemedi. Bu bir çeteye dahil
olmamakla da alakalı. Çünkü birbirinin adamı olarak bir şey
yapmıyorsunuz. Kendi başına…
O yüzden eşiniz dostunuz kalmadı yani…
İsmet Özel: Evet, bu şekilde evet olmadı.
Kemikleşmiş okuyuculardan var mı görüştüğünüz konuştuğunuz?
İsmet Özel: Şöyle diyelim bunu, olayların durumuna bağlı çünkü bu
insanlar bana bir yük yüklemek istemiyorlar.
Şuraya gelmek istiyorum, bunu o yüzden soruyorum. Türkiye'de
entelektüel deyince akla gelen isimler var ya. Onlarla irtibatınız var
mı diye?
İsmet Özel: Yok…
Mesela Ataol Behramoğlu'yla görüşüyor musunuz?
İsmet Özel: Bir senedir görmüyoruz herhalde birbirimizi. Şimdi şöyle
düşünün diyelim, herkesin bir dünyası var ve bu dünya da sınırları
delinebilir şeyler değil. Yani şimdi mesela Mustafa Kemal konusunda
aynı tarifleri benimsemediğim bir arkadaşımla ortak bir iş
yapamıyorsun çünkü yapılan iş birinci derecede Mustafa Kemal ile
ilgili tariflere dayalı. Mesela diyelim ki Kıbrıs meselesi ile ilgili
nasıl düşündüğü yapılan işle doğrudan doğruya ilgili.
Hiç kimseyle aynı düşünmediğiniz için bir araya gelip bir şeyler
üretmenize imkân olmuyor yani.
İsmet Özel: Olmuyor…
Bir araya gelemeseniz de sizce kayda değer entelektüeller kimler Türkiye'de?
İsmet Özel: Türkiye'de bir kere entelektüel hayat yok. Yani siz bana
Türkiye'de düşünce ağırlığı ile dikkat çeken bir dergi, söyleyin var
mı? Yani şu anda bir tane bile yok… O zaman hem entelektüel etkinlik
yok ama entelektüel var ortada… Bu olamaz… Değil mi?
O zaman entelektüel mi yok diyorsunuz şimdi Türkiye'de?
İsmet Özel: Tabi yani bakınız, entelektüel zümrenin en etkin olduğu
ülke çarlık Rusyasıdır. Sebebi de çok açık, çarlık Rusya'sı başka
toplumlarla yarışmasını başarıya götürebilmek, o yarıştan birinci
çıkabilmek için entelektüellerin desteğine muhtaçtı. Bunu özel olarak,
kasıtlı olarak destekledi ve büyüttü. Dolayısıyla entelijansiya
dediğimiz şey öyle sebepsiz işlevsiz zümre olarak anlaşılamaz.
Entelijansiyanın mutlaka toplum hayatında doldurmak zorunda olduğu bir
yer olmalıdır. Şimdi Türkiye buna ihtiyaç duyuyor mu? Yani Türkiye
varlığını devam ettirmek için entelektüel çabanın vazgeçilmez olduğunu
düşünen bir yer mi? Yani mesela çok kolay adapte olduğumuz anlar 90'lı
yıllarda, dünyanın büyük sermayesi Türkiye'de para çevriminin büyük
ölçüde spor ve eğlence hayatı çerçevesinde hızlanmasına karar verdi ve
dikkat ettiyseniz 90'dan sonra da bu klas oldu. Yani eğlence hayatı ve
spor, medyayı çok meşgul eden şeyler ve gerçekten de büyük paralar
dönüyor değil mi? Buna mesela alternatif olabilecek bir entelektüel
etkinlik Türkiye'de görmedik. Yani burada insanlar diyebilirdi ki
entelektüel olsaydı Türkiye'de, diyeceklerdi ki: "biz bütün ideolojik
farklılıklarını bir kenara bırakıyoruz, biz düzey farklılıklarını
ciddiye alıyoruz ve biz farklı entelektüel, farklı ideolojik
yönsemeler içinde olsak bile belli bir düzeyi korumak adına şu şu
isimler belli yayınları sürdürüyoruz" derlerdi. Yani böyle bir şey
olmadı Türkiye'de dolayısıyla çok gariban bir zihni etkinlik var.
Peki mesela bir sürü isim var işte Orhan Pamuk, Elif Şafak'tır… Onları
nasıl buluyorsunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz?
İsmet Özel: Bunlar belli bir programın parçasıdırlar ve dikkat
ederseniz sonuçta da siyasi gerilimlere sebep olan işler yapıyorlar.
Ben biraz önce entelijansiyanın işlevsiz olamayacağını söyledim ama
bunlarınki bir toplumsal ihtiyaçtan değil bir politik manevradan…
Nedir o manevra?
İsmet Özel: Türkiye'nin kaderi. Yani Türkiye'nin kaderiyle ilgili bir
büyük dolap dönüyor.
Peki onlar için dolabın dişlileri mi diyorsunuz?
İsmet Özel: Şöyle söyleyeyim, kimseyi suçlama durumuna düşmeden şunu
söyleyebilirim. Türkiye 1918'deki karar dönemine bir şekilde geri
döndü. Neden? Çünkü 1923'de ilan edilen Cumhuriyet 80 yılı aşkın bir
süre için burada bir milli blok ortaya çıkaramadı. Dolayısıyla bugün
"Türkiye ne olacak" sorusu taze taze sorulabiliyor.
Sıfır noktasında mıyız yani?
İsmet Özel: Sanıyorum ki sıfır noktasında olmadığımızı düşünmemiz için
başka tedbirler alınıyor. Çünkü sıfır noktasında olduğumuzu
söyleyebilsek o zaman bir tedbir alacağız değil mi?
Peki biz şimdi bu noktada olduğumuz için mi bu aydınlar devreye giriyor?
İsmet Özel: Şimdi bu aydın dediğimiz insanlar, ya da kendilerine aydın
denilse fena olamayacak diye düşünen insanlar nasıl bir hedef
belirlemişler kendilerine? Bir, ya bunlar dünyadaki büyük entelektüel
çevreler tarafından onaylanmayı bekliyor olabilirler. Veya dünyada
siyasi hâkimiyet peşinde koşan unsurlar tarafından onaylanmayı
bekliyor olabilirler. Bu iki durumda da onların Türkiye hakkındaki
endişeleri kendilerini beğendirmek zorunda kaldıkları insanların
gönlünü okşayacak şeyler.
Samimi bulmuyorsunuz yani?
İsmet Özel: Samimiyeti bir kenara bırakın, doğruyu hakikati savunacak
bir dirayet sahibi olduklarını sanmıyorum.
Ben bir şey daha merak ediyorum. Şimdi vakti zamanında AKP ile ilgili
bir sürü eleştiri getirmiştiniz. Şimdi bu son günlerde bir sürü haber
çıkıyor, takip ediyorsunuz belki, özellikle AKP'li bakanların özel
hayatlarına ilişkin… İki eşli hatta üç eşli veya eşlerini aldatan
AKP'lilerle ilgili, yani birdenbire böyle bir gündem çıktı ortaya
farkında mısınız bilmiyorum…
İsmet Özel: Benim AKP ile ilgili eleştirilerimin hiçbiri biraz önce
söylediğiniz konulara ilişkin değildi. Yani ben doğrudan doğruya bir
doğrultudan ve aynı zamanda İslami yönsemelerden hareketle AKP'ye bir
eleştiride bulundum. Özel hayatlarıyla ilgili değildi…
Siz nasıl değerlendiriyorsunuz peki bu gelişmeleri?
İsmet Özel: Şimdi bu konular tartışılıyor çünkü öbürlerini konuşmak
kimsenin işine gelmiyor. Çünkü diğer konularla ilgili muhalefet de AKP
ile aynı fikirde… Türkiye'de şu anda siyasi manada muhalefet yok çünkü
muhalefet de aslında diğer tüm konularda onların yaptığını yapmak
istiyor… Yani muhalefet gibi görünen unsurlar onların yaptıklarına
karşı çıkmıyorlar. Onların ya zamansız ya biçimsiz yapıldığını
düşünüyorlar. Yoksa AKP'nin aldığı kararlar muhalefeti rahatsız
etmiyor.
Yani siz o zaman bu çıkan haberleri ciddiye almıyor musunuz?
İsmet Özel: Evet çünkü bu tartışmalar bütün gerçek meseleleri örten ve
Türkiye'de yapılacak işleri neredeyse imkânsız hale getiren şeylerdir.
Ben öyle düşünmüyorum. Tüm bu meselelerin de tartışılması gereken
önemli meseleler olduğuna inanıyorum. Yani siz iki eşli olmayı ya da
aile içi şiddeti ya da aldatmayı doğal mı karşılıyorsunuz?
İsmet Özel: Bu meseleleri Türkiye'nin nereden nereye gittiğini göz
ardı edip konuşamayız. Yani şimdi ölçülerimizi saptamalıyız, yani
ölçülerimizi sabitleştirmemiz gerekiyor. Yani şimdi biz insanların
diyelim ki özel hayatlarındaki tavırlarını Amerikan standartlarına mı
vuruyoruz?
Hayır insani standartlara vuruyoruz.
İsmet Özel: İnsani standart diye bir şey var mı ki?
Var kuşkusuz… İkinci eşinden sonra ilk eşine şiddet uygulamak sizce
insani bir durum mu?
İsmet Özel: Güzel de bunlar insani standart değil, bunlar Avrupai
standart, Çin'de mesela aynı şey geçerli değil…
İnsani standart ya da Avrupai standart ortada şiddet ve ihanet var
sonuçta… Yani insanları kıran, üzen durumlar bunlar…
İsmet Özel: Ama bu biraz magazin değil mi?
Ben böyle görmüyorum. Bence önemli bir konu. Diğer meseleleri de
konuşalım elbette ama bunları da görmezlikten gelmeyelim.
İsmet Özel: Mesela Adnan Menderes söz konusu olduğu zaman, Adnan
Menderes'in aşklarını konuşmadan geçmeyelim diyorsunuz…
Evet, elbette Adnan Menderes'in Ayhan Aydan'la ilişkisi de Bill
Clinton'ın evlilik dışı ilişkisi gibi konuşulabilmeli, konuşuldu da
zaten. Neden konuşulmasın ki?
İsmet Özel: Ben de şunu diyorum... Gerçekten konuşulması gereken
şeylerin önemini azaltmaz mı bu?
Azaltmaz… Ayrıca burada konuşulan sadece evlilik dışı ilişkiler değil,
aynı zamanda aile içi şiddet…
İsmet Özel: Şimdi eğer aile içi şiddet sorununu, yani bu toplumsal
sorunu gündemin ön sıralarına çıkardığınız zaman onun bir parçası
olarak bunlar konuşulabilir ama öyle olmuyor. Şimdi aile içi şiddet
diye bir meselemiz var bunu konuşuz. Bu konuşma içinde siyasilerin
durumu da yer alabilir. Ama siyasilerin durumunun aile içi şiddetle
açıklanır olması yanlış. Ve ben tüm bu olayları değerlendirme dışı
tutuyorum. (gülüyor…)
Sizinle ilgili konuşulduğu zaman, İsmet Özel çok iyi şair, ama neden
sadece şiir yazmıyor, sadece şiirleri ile ilgilense daha iyi, gibi
laflar çıkıyor…
İsmet Özel: Şimdi şiirin ne olduğunu insanların göz önüne almaları
gerekiyor. Şimdi şiir hayatımızı renklendiren, hayatımızı
çeşitlendiren, tatlandıran bir şey midir yoksa şahsiyetimizi olduğu
kadar düşünce dünyamızı etkileyen bir şey midir? Yani şairler bir
çeşit hokkabaz mıdır yoksa kendilerine açılacağımız kişiler midir?
Yani benim yazdıklarım birilerine leblebi çekirdek olarak geliyorsa
şiir olarak onlar benim en çok şiir yazmamı diğer meselelerle
ilgilenmemi isterler. Yani çünkü adam öyle oturup öyle çerez yiyor.
Ama şiirlerim onun için bir dünya demek ise, onlar pekâlâ bir taraftan
düz yazılarımı dikkatle titizlikle takip ediyorlar. Ben bugün bir
tanesine sordum, dedim sen dini pratiğin yok hatta Allah'a inanıp
inanmadığı da şüpheli. Dedim işte politikayla da ilgilenmiyorsun bu
manada ama benim yazılarımı dikkatle okuyorsun neden böyle bir şey
yapıyorsun dedim. Şöyle dedi, siz dedi adını doğru koyuyorsunuz..
Benim şiirlerimi oku ama düz yazılarımdan uzak dur diyen insanların
benim düz yazılarımda ne yaptığımı fark etmemeleri de bence onlar için
bir kayıp.
Bir röportajınızda görmüştüm birkaç yıl önce herhalde, bazı
şiirlerinize İngilizce başlık atmanızı 'şok' kelimesiyle
açıklıyorsunuz. Bazen bazı şeyleri daha göze batar hale getirmek için
şok etkisi yapmak gerekir diyorsunuz. Yaptığınız açıklamalardaki
çıkışlarınız da bununla mı ilgili yani dikkat çekmek için mi sadece?
İsmet Özel: Paradokslar öğreticidir. Öğrenmenin en etkin yolu
paradokslarla öğrenmedir. Yani bazı şeylerin uymazlığı ortaya çıkmışsa
dikkat çeker… İnsan zihni kendi çabasının şiddetini yükselterek belli
yerlere gelebiliyor. O yüzen bazen "bu da söylenir mi?" denilen
şeyleri söylemenin, şaşırtmanın faydası var.
İsmet Bey, artık adında Türk kelimesi geçen kitaplar çok satıyor
biliyorsunuz. "Çılgın Türkler" böyle bir olay yarattı. Siz de son
kitabınızın adını bu yüzden mi "Kalın Türk" koydunuz?
İsmet Özel: İman da, Türklük de azalır veya çoğalır yani ben Türklüğü,
ırki bir temele oturtmadığım için, bana göre Türklük tarihi bir
roldür. İnsanlar Türklerin tarih sahnesine çıkması dolayısıyla Türk
olurlar veya olmazlar. O manada etnik kökeni ne olursa olsun insanlar
kendilerini Türk olarak adlandırabilirler. İşte kalın Türk incelmeyi
reddetmiş olan Türk'tür.
Bu tarihi rolü benimsemiş olanlar mı Türk yani?
İsmet Özel: Evet bu rolü gerçekten kendi rolü olarak yansıtmış
olanlar… Yani ben Türkün tarifini kâfirle çatışmayı göze alan Müslüman
olarak veriyorum. Çatışmayı göze almayana sadece Müslüman diyorum, ona
Türk demiyorum.
Yani mesela kendisini Müslüman olarak görmeyen ateistler falan
Türkiye'deki Türk olmuyor mu o zaman?
İsmet Özel: O zaman Türklüğü bir ırk olarak anlamamız gerekiyor. Eğer
Müslüman değilse ve Türküm diyorsa demek ki kemik yapısından
kafatasından falan Türk anlaşılan.
Yani mesela Hıristiyan Türk olamaz mı?
İsmet Özel: Hıristiyan Türk olamaz. Türk dediğimiz tarih sahnesine
diniyle beraber çıkmıştır. Dünyada dini ve milliyeti aynı olan bir tek
millet var o da Türkler. Araplar öyle değil mesela, Hıristiyan Araplar
oluyor. Ama Hıristiyan Türk biraz alay eder gibi bir şey. Çünkü
Türklere, Türk Avrupalıları Avrupa'ya hapsedebilmesi sebebiyle
denilmiş. Yani bunlar Türkler bunlar bizi bu hale getirdi demişler.
Yani onlar şey manada Türk değil aslında hele yeniçerileri
düşünürseniz hiç değil yani tarih sahnesine Türk 8.-9. yy.dan itibaren
Müslüman olarak çıkmış. Yani Türk'ü insanlar Müslüman olarak
tanımışlar.
Peki bu durumda şimdi kalın Türklerin yeni görevi ne?
İsmet Özel: Vallahi kaçamayacakları görevi vatan müdafaası, yani
sebebi de şu; biz iki kere bu vatanı topraklarımız haline getirdik…
İstiklal Harbi ikincisidir… İki kez bu memleket vatan haline geldi. Ve
ben iddia ediyorum ki Türklerin bir vatan sahibi olmak için üçüncü
şansı olmayacak. Dolayısıyla kalın Türk'ün birinci işi vatan
müdafaasıdır.
Peki, milliyetçi çizgide duran son duruşunuzdan sonra Müslüman
kesimden tepki aldınız mı, yani eleştirildiniz mi dışlandınız mı?
İsmet Özel: Yani tabii ki en azından ismetozel.org sitesi iki kere
hacklendi. Şüphesiz böyle bir durum var fakat onların doğrudan bana
cephe almaları çok zor. Çünkü ben kâfirle çatışmayı göze alan
Müslüman'a Türk diyorum. Şimdi onlar bu kelimeleri ne yapacaklarını
bilemiyorlar. Aslında bugün Müslüman olarak ortaya çıkıp da kâfirle
önce uzlaşmak sonra da onun hizmetine girmek isteyen aramadığın kadar
insan var. Onların hepsi tabi bana diş biliyorlar.
Peki size son zamanlarda çok gündemde olan ulusalcılardan ya da
onların oluşturduğu yeni derneklerden veya internet sitelerinden sıcak
mesajlar geliyor mu?
İsmet Özel: Gelemiyor. Neden gelemiyor çünkü onlar dil ucuyla ırkçı
olmadıklarını söyleseler bile ya ırkçıdırlar veyahut dünya sisteminin
iyi bir yerinde olmak için çaba gösteren insanlardır. Yani böyle
milletçi söylem içinde olan aramadığınız kadar ajan var. Yani dünyada
yürürlükte olan sistemin güçlendirmek üzere harekete geçen insanların
memurları.
Ajan mı diyorsunuz onlara?
İsmet Özel: İçlerinde ajanlar da var elbette ve onlardan bunu biliyorlar…
Siz Müslüman olmanız ile ilgili "Ben hangi sebeplerle sosyalist
oldumsa, aynı sebeplerle Müslüman oldum " diyorsunuz. Sebepler aynı
ise ha sosyalist olarak kalmışsınız ha Müslüman olmuşsunuz… Yani arada
bir fark olması lazım değil mi bu değişim için, neydi o?
İsmet Özel: Jules Romains diye Fransız bir yazar var. Bunun Türkçe'ye
çevrilmiş "Dirilen Şehir"diye bir kitabı var. İncecik bir kitaptır o.
O kitapta helâ duvarına yazılmış bir yazı zikredilir. "Midesine
indirdiği her lokmanın karşılığını o topluma da geri iade etmeyen,
vermeyen kişi o toplumda asalaktır." Bu beni çok etkiledi. Seni başka
insanlar bir yere getirmiş bu belli bir şey. Bu başka insanlar annen
baban olabilir, akrabaların olabilir, devlet olabilir. Onların
sağladığı imkânlar olmadan kendin olamazsın, yani ben çalıştım,
kazandım diyorsun da nerde çalıştın ve neyi kazandın. Bütün bunlar
sana başka insanların verdiği şeyler. Onların sana verdiğini sen de
onlara geri vermek zorundasın. Bunu yapmıyorsan asalaksın. Asalak
olmak da benim hoşuma giden bir şey değil. Şimdi ben sosyalist iken
Arapça harflerini öğrenmeye başladım. Çünkü eğer ben bu toplumun iyiye
gitmesini istiyorsam, bu iyiye gidiş ancak bir yerden bir yere gidiş
olabilir. Hoppadanak iyiye gidilmez değil mi? Dolayısıyla geçmişi
olmayan bir toplumun geleceği olmasının imkânı yoktur. Bunun geçmişi
nedir? Benim derdim oydu. Dolayısıyla da Arap harflerini öğrenmeye
başladım. Ondan sonra hemen olmuş bir şey değil. O çok erken bir
şeydir benim Arap harflerini öğrenmeye başlamam ama bu ihtida meselesi
gerçekten öyle çok da genel açıklanabilen bir şey değil. Şu manada
çünkü eğer kişiliğinize ait bir şey değilse çok kısa bir süre sonra
rengi atar ya da kokusu çıkar. Onun gerçekleşmesinde doğrudan doğruya
sizin özünüze giden bir şey olması lazım.
İsmet Özel'in "kaçak yayın"daki röportajı
"Şairlerin filozoflardan çok daha kıdemli ve rütbeli olduklarını
unutmamak lazım."
Aslan Özdemir / kaçak yayın / Temmuz 2006
Ben önce bir şey sormak istiyorum, cevap vermeyebilirsiniz?
İsmet Özel: Bütün sorular için geçerli mi?
Evet, elbette cevap vermek istemediğiniz sorular olabilir. Özellikle
şunu merak ediyorum, neden bu üç dikkat çekici yüzüğü takıyorsunuz?
İsmet Özel: Konuşacak bir şey olsun diye. Yani niçin üç yüzük
takıyorsunuz diye sorsunlar bana diye...
Sırf o yüzden mi takıyorsunuz?
İsmet Özel: Tabii ki, insanlar bunu merak etsin, acaba bir manası var
mı falan filan...
İsmet Özel'in "kaçak yayın"daki röportajı
"Şairlerin filozoflardan çok daha kıdemli ve rütbeli olduklarını
unutmamak lazım."
Aslan Özdemir / kaçak yayın / Temmuz 2006
Var mı bir manası?
İsmet Özel: Hiç yok... Yani bu tamamen insanların tepkisini görebilmek
için... Şöyle bir şey, insanların bazıları diyorlar ki, ne güzel
yüzükleriniz var. İyi ki üç yüzük takmışsınız. Bazıları ise tam tersi.
İşte böylece insanları bana olan tavırları bakımından bir yere koymam
mümkün oluyor.
Neden 93 yılındaki bir söyleşiyi bu yıl yayımlamaya karar verdiniz?
İsmet Özel: Şey için... Böbürlenmek için... Bakınız arkadaşlar, ben on
üç sene önce bu konuda ne demişim, dünya nereden nereye geldi? Nasıl
bir hat takip ediyor? Bu konuda benim ilk tavrım bu değil. Ben
Sovyetler Birliği çöker çökmez bir vakıf bünyesinde bir konuşma
yaptım. O konuşmanın başlığı "Başınıza Saksı Düşmeden" idi. Yani
Sovyetler Birliği'nin çöküşünün bir anlamı varsa, bunu mutlaka
kavramalıyız şeklinde bir uyarı konuşması yaptım. Yani ben bu tür
şeylerden hiç geri durmadım bütün yazı hayatım boyunca. Yaşadığınız
şeyler günü birlik, ne bileyim rastlantılara kalmış şeyler değildir.
Dünya tarihinin bir yönü vardır, bu yönde çarpışan kuvvetler vardır
vs. Bunları insanlara bir şekilde anlatmak gerekiyor. Yani bakın şöyle
bir şey oluyor, genellikle böyle bilgilerden uzak kaldıkları için
sanıyorlar ki yağmur yağdı böyle oldu. Yani yeni şartların böyle
kaçınılmaz, bir de bizim reddetmemizin imkânsız olduğu ve ancak yeni
durumda hangi söz geçiren unsur varsa onun sözünü kaale alarak
yürütebileceğimiz bir şey olduğunu sanıyorlar hayatımızın. Hayatımız
öyle bir şey değil. Hayatımız bizim seçmelerimize çok bağlı bir şey.
Yani o anlamda...
Peki, "Bu kitabı çıkarmamın amacı böbürlenmek" diyorsunuz. Bu üst
perdeden konuşmalarınızın antipati yaratmasından endişe etmiyor
musunuz?
İsmet Özel: Hayır, antipati yaratmasından memnuniyet duyuyorum, çünkü
bunları antipatik bulanlar, kendileri buna benzer bir pozisyona
talipler demektir... Yani La Rochefoucauld'nun bir sözü vardır, "Eğer
kibirli olmasaydık başkalarının kibrinden hiç rahatsızlık
duymayacaktık." Ve ben şunu söylüyorum sürekli olarak, eğer bu
söylediklerim temelsizse zaten ben her türlü kınamayı hak etmiş bir
insanım ama söylediklerim bir şeye dokunuyorsa ya da bir ihtiyaca
cevap veriyorsa, o zaman benim bu üst perdeden konuşmamdan rahatsız
olunmasına dikkat etmek lazım, anlatabiliyor muyum?
Söylediklerim doğru, o yüzden rahatsız olmuyorum diye düşünüyorsunuz.
İsmet Özel: Şüphesiz.
Peki bu "Toparlanın Gitmiyoruz" nerden çıktı?
İsmet Özel: Önce "Toparlanın Gidiyoruz" şeklindeydi.
Ama "gitmiyoruz" daha etkileyici oldu.
İsmet Özel: Tabi çünkü "Toparlanın Gidiyoruz"dan kaçıyoruz manası
çıkabiliyordu... Halbuki ben "toparlanın cenge gidiyoruz " demek
istiyordum. Demek ki "toparlanın gitmiyoruz" deyince, "direniyoruz"
anlamı çıkıyor. Yani benim üst perdeden havalı havalı konuşuyor
olmamın aslında kaçınılmazlık olduğunu kabul etmemiz lazım. Şimdi biz
şöyle diyebilir miyiz? "Yahu arkadaşlar ülkemizi savunmak fena olmaz
değil mi?" böyle bir şey söylenebilir mi? Yani ülke savunmasından
bahsediyorsunuz ve rica ederim falan...
Dört gün süren bir Nuriye Akman söyleşiniz var... Bu söyleşide
kadın-erkek ilişkilerine dair söylediğiz cümleler var ki son derece
rahatsız edici cümleler bunlar... Bu cümleleri kurarken hiç birini
kırmaktan üzmekten endişe duymuyor musunuz? Ben mesela böyle bir konu
hakkında bir şey söylerken hayatımdaki özel kişinin rahatsız
olmasından çekince duyarak konuşurum, siz de evlisiniz sonuçta?
İsmet Özel: Şimdi ben çok yıllar öncesinden beri şiirle meşgul
oluyorum. Şöyle bir mısra vardır. "A cause de délicatesse je perds de
ma vie"(?)...Yani "nezaket yüzünden hayatımı kaybettim". (gülüyor) Yani
tabirle Türkiye Devleti bir ulus devlet ise -ki bana göre değildir o
ayrı konuşulacak şey- ama o kavram çerçevesini kabul ettiğimizi
düşünelim ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bir ulus devlet olduğunu
varsayalım, şimdi ulus devletin ilk etkinliği İngilizce'de "nation
building" dediğimiz millet inşa etme safhasıdır. Türkiye'de bir kere
kültürel manada bir şey yapılmadı demiyorum, yapıldı tabii, ama bu bir
millet inşa etme gayesiyle gerçekleştirilen bir etkinlik değildi.
Dolayısıyla benim milletle laf anlatacak dili kurmak işinden önce,
millet olayının belirgin hale gelmesine katkıda bulunmak gibi bir...
Misyonunuz?
İsmet Özel: Tabii olmalı.
Siz de bunu mu yapmaya çalışıyorsunuz?
İsmet Özel: Tabii ki, yani biz burada bir millet olma özelliğini
göstermemiz, taşımamız lazım, yani siz tersini düşünebiliyor musunuz?
Bir ülke var, devleti var fakat milleti yok. Böyle bir şey olabilir
mi? Yani bir ülke var, sınırları var, kurumları var, fakat o kurumları
işleten kan yok, damarlar boş. Böyle şey olur mu? Biz kansızlıktan
çekiyoruz. Dikkat ediyor musunuz? Bayılıveriyoruz. (Gülüşmeler)
Aslan Özdemir: Söyleşiye başlamadan önce söylemiştiniz ya Cumhuriyet
benim ağabeyim sayılır diye... Onu biraz açar mısınız?
İsmet Özel: Cumhuriyet 1923 yılında doğdu, ben 1944 yılında doğdum,
dolayısıyla Cumhuriyet benim ağabeyim sayılır. Aramızda 21 yaş fark
var...
Peki siz diyorsunuz ki Habermas'ın da dediği gibi, Türk milleti beni
anlayacak durumda değil, siz de öyle düşünüyorsunuz galiba...
İsmet Özel: Şimdi ben tabii Habermas kadar havalı konuşamam.
Estağfurullah... En az onun kadar havalı konuşuyorsunuz zaten.
İsmet Özel: Rica ederim... (Gülüşmeler)
Gördüğüm en havalı konuşan insansınız.
İsmet Özel: Habermas'ın havalı olmak için sahip olduğu hazne,
benimkinden çok büyük... O dünyada iki kere savaş kaybetmiş ve iki kere
savaş kaybetmesine rağmen dünyada dikkate değer bir yere sahip bir
millete mensup. Yani 1918'de Almanya savaşı kaybettiği zaman,
imparatorluğunu da kaybetti. 1945'te savaşı kaybettiği zaman, onların
Almanca "Jahre 0" diyor, yani "Sıfır yılı", sıfırlandılar. Bu iki
belaya rağmen bugün Almanya dediğiniz zaman hadi canım sen de
diyemeyeceğin bir toplum var. Yani Habermas bu toplumun filozofu.
Siz kendinizi filozof olarak mı görüyorsunuz?
İsmet Özel: Hiç öyle bir iddiam olmadı, ben şairim. Şairlerin
filozoflardan çok daha kıdemli ve rütbeli olduklarını, daha yüksek bir
rütbede olduklarını unutmamak lazım.
Anlaşılmamak üzüyor mu peki sizi? Bazı kesimlerce bilinçli veya bir
şekilde anlaşılmadığınızı düşünüyor musunuz? Var mı böyle
kaygılarınız?
İsmet Özel: Anlaşılmamak kelimesiyle ifade edilmemeli, dert ortaklığı
ile ifade edilmeli, ben çünkü benimle aynı derdi paylaşan insanların,
beni şakır şakır anladıklarını biliyorum. Ama insanlar benim endişe
duyduğum şeylerden hiç endişe duymadıkları zaman "ne diyor bu"
diyorlar...
Kimdir sizin dert ortağınız? Var mı entelektüel camiadan?
İsmet Özel: Yani tabi adı duyulmuş insanlar değil bunlar... Bunlar bir
şekilde çilekeş insanlar... Türkiye'de sayıları da küçümsenemez yani şu
manada, benim Türkiye'de her yazdığımı mutlaka takip etmek isteyen
çeşitli insanlar var. Bunlar benim dert ortaklarım.
Nerden biliyorsunuz bu rakamı?
İsmet Özel: Nerden biliyorum? Kitap satışlarından biliyorum. Benim bir
kitabım çıktığı zaman bir ay içinde beş bin tane satar.
Peki ben çok merak ediyorum. Sizin entelektüel camiadan eşiniz,
dostunuz, akrabanız var mıdır? Ya da görüştüğünüz, ya da kendinize
dost edindiğiniz?
İsmet Özel: Yani yetişme yıllarında böyle gruplarla yan yana oldum.
Ama yıllar geçtikçe herkes kendine kabul edilebilirlik alanları tayin
etti. Bu da benim hiç kimseyle görüşemez olmama sebep oldu. Sebebi şu,
ben bir çeteye dahil değilim. Çünkü insanlar paslaşmadan
yaşayamayacaklarını bilerek yürütüyorlar işlerini. Ben mesela
gazetelerde yazmayı bıraktığım zaman hiçbir yayın organı "aman etme
eyleme yazmaktan vazgeçme, senin yazmaktan vazgeçmeni engellemek için
ne yapabiliriz" kimse böyle bir şey söylemedi. Bu bir çeteye dahil
olmamakla da alakalı. Çünkü birbirinin adamı olarak bir şey
yapmıyorsunuz. Kendi başına...
O yüzden eşiniz dostunuz kalmadı yani...
İsmet Özel: Evet, bu şekilde evet olmadı.
Kemikleşmiş okuyuculardan var mı görüştüğünüz konuştuğunuz?
İsmet Özel: Şöyle diyelim bunu, olayların durumuna bağlı çünkü bu
insanlar bana bir yük yüklemek istemiyorlar.
Şuraya gelmek istiyorum, bunu o yüzden soruyorum. Türkiye'de
entelektüel deyince akla gelen isimler var ya. Onlarla irtibatınız var
mı diye?
İsmet Özel: Yok...
Mesela Ataol Behramoğlu'yla görüşüyor musunuz?
İsmet Özel: Bir senedir görmüyoruz herhalde birbirimizi. Şimdi şöyle
düşünün diyelim, herkesin bir dünyası var ve bu dünya da sınırları
delinebilir şeyler değil. Yani şimdi mesela Mustafa Kemal konusunda
aynı tarifleri benimsemediğim bir arkadaşımla ortak bir iş
yapamıyorsun çünkü yapılan iş birinci derecede Mustafa Kemal ile
ilgili tariflere dayalı. Mesela diyelim ki Kıbrıs meselesi ile ilgili
nasıl düşündüğü yapılan işle doğrudan doğruya ilgili.
Hiç kimseyle aynı düşünmediğiniz için bir araya gelip bir şeyler
üretmenize imkân olmuyor yani.
İsmet Özel: Olmuyor...
Bir araya gelemeseniz de sizce kayda değer entelektüeller kimler Türkiye'de?
İsmet Özel: Türkiye'de bir kere entelektüel hayat yok. Yani siz bana
Türkiye'de düşünce ağırlığı ile dikkat çeken bir dergi, söyleyin var
mı? Yani şu anda bir tane bile yok... O zaman hem entelektüel etkinlik
yok ama entelektüel var ortada... Bu olamaz... Değil mi?
O zaman entelektüel mi yok diyorsunuz şimdi Türkiye'de?
İsmet Özel: Tabi yani bakınız, entelektüel zümrenin en etkin olduğu
ülke çarlık Rusyasıdır. Sebebi de çok açık, çarlık Rusya'sı başka
toplumlarla yarışmasını başarıya götürebilmek, o yarıştan birinci
çıkabilmek için entelektüellerin desteğine muhtaçtı. Bunu özel olarak,
kasıtlı olarak destekledi ve büyüttü. Dolayısıyla entelijansiya
dediğimiz şey öyle sebepsiz işlevsiz zümre olarak anlaşılamaz.
Entelijansiyanın mutlaka toplum hayatında doldurmak zorunda olduğu bir
yer olmalıdır. Şimdi Türkiye buna ihtiyaç duyuyor mu? Yani Türkiye
varlığını devam ettirmek için entelektüel çabanın vazgeçilmez olduğunu
düşünen bir yer mi? Yani mesela çok kolay adapte olduğumuz anlar 90'lı
yıllarda, dünyanın büyük sermayesi Türkiye'de para çevriminin büyük
ölçüde spor ve eğlence hayatı çerçevesinde hızlanmasına karar verdi ve
dikkat ettiyseniz 90'dan sonra da bu klas oldu. Yani eğlence hayatı ve
spor, medyayı çok meşgul eden şeyler ve gerçekten de büyük paralar
dönüyor değil mi? Buna mesela alternatif olabilecek bir entelektüel
etkinlik Türkiye'de görmedik. Yani burada insanlar diyebilirdi ki
entelektüel olsaydı Türkiye'de, diyeceklerdi ki: "biz bütün ideolojik
farklılıklarını bir kenara bırakıyoruz, biz düzey farklılıklarını
ciddiye alıyoruz ve biz farklı entelektüel, farklı ideolojik
yönsemeler içinde olsak bile belli bir düzeyi korumak adına şu şu
isimler belli yayınları sürdürüyoruz" derlerdi. Yani böyle bir şey
olmadı Türkiye'de dolayısıyla çok gariban bir zihni etkinlik var.
Peki mesela bir sürü isim var işte Orhan Pamuk, Elif Şafak'tır... Onları
nasıl buluyorsunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz?
İsmet Özel: Bunlar belli bir programın parçasıdırlar ve dikkat
ederseniz sonuçta da siyasi gerilimlere sebep olan işler yapıyorlar.
Ben biraz önce entelijansiyanın işlevsiz olamayacağını söyledim ama
bunlarınki bir toplumsal ihtiyaçtan değil bir politik manevradan...
hayatlarına ilişkin... İki eşli hatta üç eşli veya eşlerini aldatan
AKP'lilerle ilgili, yani birdenbire böyle bir gündem çıktı ortaya
farkında mısınız bilmiyorum...
İsmet Özel: Benim AKP ile ilgili eleştirilerimin hiçbiri biraz önce
söylediğiniz konulara ilişkin değildi. Yani ben doğrudan doğruya bir
doğrultudan ve aynı zamanda İslami yönsemelerden hareketle AKP'ye bir
eleştiride bulundum. Özel hayatlarıyla ilgili değildi...
Siz nasıl değerlendiriyorsunuz peki bu gelişmeleri?
İsmet Özel: Şimdi bu konular tartışılıyor çünkü öbürlerini konuşmak
kimsenin işine gelmiyor. Çünkü diğer konularla ilgili muhalefet de AKP
ile aynı fikirde... Türkiye'de şu anda siyasi manada muhalefet yok çünkü
muhalefet de aslında diğer tüm konularda onların yaptığını yapmak
istiyor... Yani muhalefet gibi görünen unsurlar onların yaptıklarına
karşı çıkmıyorlar. Onların ya zamansız ya biçimsiz yapıldığını
düşünüyorlar. Yoksa AKP'nin aldığı kararlar muhalefeti rahatsız
etmiyor.
Yani siz o zaman bu çıkan haberleri ciddiye almıyor musunuz?
İsmet Özel: Evet çünkü bu tartışmalar bütün gerçek meseleleri örten ve
Türkiye'de yapılacak işleri neredeyse imkânsız hale getiren şeylerdir.
Ben öyle düşünmüyorum. Tüm bu meselelerin de tartışılması gereken
önemli meseleler olduğuna inanıyorum. Yani siz iki eşli olmayı ya da
aile içi şiddeti ya da aldatmayı doğal mı karşılıyorsunuz?
İsmet Özel: Bu meseleleri Türkiye'nin nereden nereye gittiğini göz
ardı edip konuşamayız. Yani şimdi ölçülerimizi saptamalıyız, yani
ölçülerimizi sabitleştirmemiz gerekiyor. Yani şimdi biz insanların
diyelim ki özel hayatlarındaki tavırlarını Amerikan standartlarına mı
vuruyoruz?
Hayır insani standartlara vuruyoruz.
İsmet Özel: İnsani standart diye bir şey var mı ki?
Var kuşkusuz... İkinci eşinden sonra ilk eşine şiddet uygulamak sizce
insani bir durum mu?
İsmet Özel: Güzel de bunlar insani standart değil, bunlar Avrupai
standart, Çin'de mesela aynı şey geçerli değil...
İnsani standart ya da Avrupai standart ortada şiddet ve ihanet var
sonuçta... Yani insanları kıran, üzen durumlar bunlar...
İsmet Özel: Ama bu biraz magazin değil mi?
Ben böyle görmüyorum. Bence önemli bir konu. Diğer meseleleri de
konuşalım elbette ama bunları da görmezlikten gelmeyelim.
İsmet Özel: Mesela Adnan Menderes söz konusu olduğu zaman, Adnan
Menderes'in aşklarını konuşmadan geçmeyelim diyorsunuz...
Evet, elbette Adnan Menderes'in Ayhan Aydan'la ilişkisi de Bill
Clinton'ın evlilik dışı ilişkisi gibi konuşulabilmeli, konuşuldu da
zaten. Neden konuşulmasın ki?
İsmet Özel: Ben de şunu diyorum... Gerçekten konuşulması gereken
şeylerin önemini azaltmaz mı bu?
Azaltmaz... Ayrıca burada konuşulan sadece evlilik dışı ilişkiler değil,
aynı zamanda aile içi şiddet...
İsmet Özel: Şimdi eğer aile içi şiddet sorununu, yani bu toplumsal
sorunu gündemin ön sıralarına çıkardığınız zaman onun bir parçası
olarak bunlar konuşulabilir ama öyle olmuyor. Şimdi aile içi şiddet
diye bir meselemiz var bunu konuşuz. Bu konuşma içinde siyasilerin
durumu da yer alabilir. Ama siyasilerin durumunun aile içi şiddetle
açıklanır olması yanlış. Ve ben tüm bu olayları değerlendirme dışı
tutuyorum. (gülüyor...)
Sizinle ilgili konuşulduğu zaman, İsmet Özel çok iyi şair, ama neden
sadece şiir yazmıyor, sadece şiirleri ile ilgilense daha iyi, gibi
laflar çıkıyor...
İsmet Özel: Şimdi şiirin ne olduğunu insanların göz önüne almaları
gerekiyor. Şimdi şiir hayatımızı renklendiren, hayatımızı
çeşitlendiren, tatlandıran bir şey midir yoksa şahsiyetimizi olduğu
kadar düşünce dünyamızı etkileyen bir şey midir? Yani şairler bir
çeşit hokkabaz mıdır yoksa kendilerine açılacağımız kişiler midir?
Yani benim yazdıklarım birilerine leblebi çekirdek olarak geliyorsa
şiir olarak onlar benim en çok şiir yazmamı diğer meselelerle
ilgilenmemi isterler. Yani çünkü adam öyle oturup öyle çerez yiyor.
Ama şiirlerim onun için bir dünya demek ise, onlar pekâlâ bir taraftan
düz yazılarımı dikkatle titizlikle takip ediyorlar. Ben bugün bir
tanesine sordum, dedim sen dini pratiğin yok hatta Allah'a inanıp
inanmadığı da şüpheli. Dedim işte politikayla da ilgilenmiyorsun bu
manada ama benim yazılarımı dikkatle okuyorsun neden böyle bir şey
yapıyorsun dedim. Şöyle dedi, siz dedi adını doğru koyuyorsunuz..
Benim şiirlerimi oku ama düz yazılarımdan uzak dur diyen insanların
benim düz yazılarımda ne yaptığımı fark etmemeleri de bence onlar için
bir kayıp.
Bir röportajınızda görmüştüm birkaç yıl önce herhalde, bazı
şiirlerinize İngilizce başlık atmanızı 'şok' kelimesiyle
açıklıyorsunuz. Bazen bazı şeyleri daha göze batar hale getirmek için
şok etkisi yapmak gerekir diyorsunuz. Yaptığınız açıklamalardaki
çıkışlarınız da bununla mı ilgili yani dikkat çekmek için mi sadece?
İsmet Özel: Paradokslar öğreticidir. Öğrenmenin en etkin yolu
paradokslarla öğrenmedir. Yani bazı şeylerin uymazlığı ortaya çıkmışsa
dikkat çeker... İnsan zihni kendi çabasının şiddetini yükselterek belli
yerlere gelebiliyor. O yüzen bazen "bu da söylenir mi?" denilen
şeyleri söylemenin, şaşırtmanın faydası var.
İsmet Bey, artık adında Türk kelimesi geçen kitaplar çok satıyor
biliyorsunuz. "Çılgın Türkler" böyle bir olay yarattı. Siz de son
kitabınızın adını bu yüzden mi "Kalın Türk" koydunuz?
İsmet Özel: İman da, Türklük de azalır veya çoğalır yani ben Türklüğü,
ırki bir temele oturtmadığım için, bana göre Türklük tarihi bir
roldür. İnsanlar Türklerin tarih sahnesine çıkması dolayısıyla Türk
olurlar veya olmazlar. O manada etnik kökeni ne olursa olsun insanlar
kendilerini Türk olarak adlandırabilirler. İşte kalın Türk incelmeyi
reddetmiş olan Türk'tür.
Bu tarihi rolü benimsemiş olanlar mı Türk yani?
İsmet Özel: Evet bu rolü gerçekten kendi rolü olarak yansıtmış
olanlar... Yani ben Türkün tarifini kâfirle çatışmayı göze alan Müslüman
olarak veriyorum. Çatışmayı göze almayana sadece Müslüman diyorum, ona
Türk demiyorum.
Yani mesela kendisini Müslüman olarak görmeyen ateistler falan
Türkiye'deki Türk olmuyor mu o zaman?
İsmet Özel: O zaman Türklüğü bir ırk olarak anlamamız gerekiyor. Eğer
Müslüman değilse ve Türküm diyorsa demek ki kemik yapısından
kafatasından falan Türk anlaşılan.
Yani mesela Hıristiyan Türk olamaz mı?
İsmet Özel: Hıristiyan Türk olamaz. Türk dediğimiz tarih sahnesine
diniyle beraber çıkmıştır. Dünyada dini ve milliyeti aynı olan bir tek
millet var o da Türkler. Araplar öyle değil mesela, Hıristiyan Araplar
oluyor. Ama Hıristiyan Türk biraz alay eder gibi bir şey. Çünkü
Türklere, Türk Avrupalıları Avrupa'ya hapsedebilmesi sebebiyle
denilmiş. Yani bunlar Türkler bunlar bizi bu hale getirdi demişler.
Yani onlar şey manada Türk değil aslında hele yeniçerileri
düşünürseniz hiç değil yani tarih sahnesine Türk 8.-9. yy.dan itibaren
Müslüman olarak çıkmış. Yani Türk'ü insanlar Müslüman olarak
tanımışlar.
Peki bu durumda şimdi kalın Türklerin yeni görevi ne?
İsmet Özel: Vallahi kaçamayacakları görevi vatan müdafaası, yani
sebebi de şu; biz iki kere bu vatanı topraklarımız haline getirdik...
İstiklal Harbi ikincisidir... İki kez bu memleket vatan haline geldi. Ve
ben iddia ediyorum ki Türklerin bir vatan sahibi olmak için üçüncü
şansı olmayacak. Dolayısıyla kalın Türk'ün birinci işi vatan
müdafaasıdır.
Peki, milliyetçi çizgide duran son duruşunuzdan sonra Müslüman
kesimden tepki aldınız mı, yani eleştirildiniz mi dışlandınız mı?
İsmet Özel: Yani tabii ki en azından ismetozel.org sitesi iki kere
hacklendi. Şüphesiz böyle bir durum var fakat onların doğrudan bana
cephe almaları çok zor. Çünkü ben kâfirle çatışmayı göze alan
Müslüman'a Türk diyorum. Şimdi onlar bu kelimeleri ne yapacaklarını
bilemiyorlar. Aslında bugün Müslüman olarak ortaya çıkıp da kâfirle
önce uzlaşmak sonra da onun hizmetine girmek isteyen aramadığın kadar
insan var. Onların hepsi tabi bana diş biliyorlar.
Peki size son zamanlarda çok gündemde olan ulusalcılardan ya da
onların oluşturduğu yeni derneklerden veya internet sitelerinden sıcak
mesajlar geliyor mu?
İsmet Özel: Gelemiyor. Neden gelemiyor çünkü onlar dil ucuyla ırkçı
olmadıklarını söyleseler bile ya ırkçıdırlar veyahut dünya sisteminin
iyi bir yerinde olmak için çaba gösteren insanlardır. Yani böyle
milletçi söylem içinde olan aramadığınız kadar ajan var. Yani dünyada
yürürlükte olan sistemin güçlendirmek üzere harekete geçen insanların
memurları.
Ajan mı diyorsunuz onlara?
İsmet Özel: İçlerinde ajanlar da var elbette ve onlardan bunu biliyorlar...
Siz Müslüman olmanız ile ilgili "Ben hangi sebeplerle sosyalist
oldumsa, aynı sebeplerle Müslüman oldum " diyorsunuz. Sebepler aynı
ise ha sosyalist olarak kalmışsınız ha Müslüman olmuşsunuz... Yani arada
bir fark olması lazım değil mi bu değişim için, neydi o?
İsmet Özel: Jules Romains diye Fransız bir yazar var. Bunun Türkçe'ye
çevrilmiş "Dirilen Şehir"diye bir kitabı var. İncecik bir kitaptır o.
O kitapta helâ duvarına yazılmış bir yazı zikredilir. "Midesine
indirdiği her lokmanın karşılığını o topluma da geri iade etmeyen,
vermeyen kişi o toplumda asalaktır." Bu beni çok etkiledi. Seni başka
insanlar bir yere getirmiş bu belli bir şey. Bu başka insanlar annen
baban olabilir, akrabaların olabilir, devlet olabilir. Onların
sağladığı imkânlar olmadan kendin olamazsın, yani ben çalıştım,
kazandım diyorsun da nerde çalıştın ve neyi kazandın. Bütün bunlar
sana başka insanların verdiği şeyler. Onların sana verdiğini sen de
onlara geri vermek zorundasın. Bunu yapmıyorsan asalaksın. Asalak
olmak da benim hoşuma giden bir şey değil. Şimdi ben sosyalist iken
Arapça harflerini öğrenmeye başladım. Çünkü eğer ben bu toplumun iyiye
gitmesini istiyorsam, bu iyiye gidiş ancak bir yerden bir yere gidiş
olabilir. Hoppadanak iyiye gidilmez değil mi? Dolayısıyla geçmişi
olmayan bir toplumun geleceği olmasının imkânı yoktur. Bunun geçmişi
nedir? Benim derdim oydu. Dolayısıyla da Arap harflerini öğrenmeye
başladım. Ondan sonra hemen olmuş bir şey değil. O çok erken bir
şeydir benim Arap harflerini öğrenmeye başlamam ama bu ihtida meselesi
gerçekten öyle çok da genel açıklanabilen bir şey değil. Şu manada
çünkü eğer kişiliğinize ait bir şey değilse çok kısa bir süre sonra
rengi atar ya da kokusu çıkar. Onun gerçekleşmesinde doğrudan doğruya
sizin özünüze giden bir şey olması lazım.