|
Yakın
zaman Türk siyaseti duygusallık üzerine kuruludur. Psikolojiktir.
Bu, son zamanlarda iyice belirginleşmiştir. Önceki yazılarımın
birinde vurguladığım gibi stratejistler koşulları ve ortamı
hazırlar, Türk siyasetinde yer alması gerekenler istenilen yerlere
taşınırlar. Bunun nasıl olduğunun bile farkına varılamaz.
Belleğimizi
biraz zorlarsak, çok yakın zaman seçimlerinde Abdullah Öcalan’ın
derdest edilip getirilmesinden sonra umulmadık sonuçlar elde
edilmişti. Aslında bunlar umulduk sonuçlardı. Planlandığı gibi
sonuçlanmıştı. Bu operasyonda hem MHP, hem DSP kârlı çıkmıştı. MHP
‘büyük katil’ ele geçirildiği için hemen idam edecekti. Oysa
ki bu, hiçbir zaman gerçekleşemeyecekti. Bu psikoloji ile Türk
milliyetçilik damarı kabarmış, seçmen MHP’ye akın etmişti. DSP ise –
Buna Bülent Ecevit faktörü desek- bütün siyasal geçmişiyle manipüle
edilerek bir yerlere taşınmıştı. 1970’li yıllarda ‘Karaoğlan’
sıfatıyla yer gök, dağ taş onun adıyla anılır olmuştu. Hemen her
gelişinde bir olay ve bir durum belirleyici olmuştu. Öcalan’ın
yakalanması Bülent Ecevit’in siyasal bir başarısı olarak
sergilenmişti. Aslında Bülent Ecevit bir konuşmasında “Abdullah
Öcalan’ın derdest edilip kendilerine teslimini” bir türlü
anlayamamıştı. Niçin teslim edilmişti?
O
seçimlerde hem MHP, hem de DSP kendilerinin de beklemediği bir
başarıyı yakalamışlardı.
Her
seçim öncesinde bir oyun oynanır.
AKP
olayına bakarsak gelişi ve varlığı Ecevit’in gelişlerinden ve
durumundan hiç de farklı değildir. “Karaoğlan” ile
“Kasımpaşalı” sıfatları nasıl da birbirini çağrıştırıyor. Bu
geçen zamanda milletin 367 gibi çok büyük bir sayıyı kendilerine
bağışlamış olmasına karşın, millet adına yapılması gerekenlerin
hiçbiri yapılamamıştır. Sayın başbakan bu zaman zarfında seçmenini
iki yönde oyalamıştır. Bunlardan biri “Ortak konsensüs”tür.
Yani, sivil toplum örgütleri, bürokrasi ve muhalefet ile işbirliği
yapılarak ve ortak bir sonuca ulaşmaktı. Oysa bu, hiçbir zaman
olmayacak bir şeydi. Tabiî şunu da göz ardı etmemek gerekir. Sayın
Başbakan’ın siyasal hak kazanımı Deniz Baykal eliyle olmuştur.
Burada ortak bir konsensüs sağlanmıştır. Kaldı ki, AKP’den ayrılan
Erkan Mumcu, sürekli olarak bu konsensüste var olduğunu söylemesine
rağmen Sayın Başbakan buna hiç yanaşmamıştır. Zaten sayın başbakanın
tavrını Birlik Vakfı’nda yaptığı konuşma ortaya koymuştu. Millet
adına bir bedel ödemeyeceğini o zaman ifade etmişti. Niyeti
de olmadığı için, millet boşuna onu bekledi durdu. Ve tabii onların
işlerini kolaylaştıran en önemli unsur da Cumhurbaşkanlığı ile
bürokrasi öcüsü olmuştur. Buna radikal İslâmcı kimi unsurlar da
yardımcı olmuşlardır. Yani öcüyü abartma olayı başarıyla
gerçekleştirilmiştir. Bunun sonucu olarak da bütün umutlar
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bağlanmıştır.
Tabii
gelinen süreç oldukça ilginç seyretmektedir. Büyük bir operasyon
başlatılmıştır. Tıpkı Öcalan’ın yaka paça, gözü bağlı getirilip
teslimi gibi, Türkiye’nin mazlum, kenarda bırakılmış, hiçbir şeye
ortak edilmemiş halkı derdest edilip AKP’nin kucağına oturtulmuştur.
Halk duygusal bir biçimde buna razı olmuştur.
28
Şubat ertesinde mağdur olan Milli Görüş iken, Milli
Görüş’ten fersah fersah kaçanlar iktidara
gelmişlerdir.
Bugün
AKP başörtüsü mağduru olarak seçimlere girmektedir. Oysa ki AKP
geçen 4.5 yıllık ezici çoğunluklu iktidarında bu konuyla ilgili tek
bir adım atmış değildir. Böyle bir niyeti de olmamıştır. Sayın Gül
eşinin Avrupa İnsan Hakları mahkemesindeki davasını geri çekmiştir.
Leyla Şahin davasında da başörtüsü aleyhine verilen rapor sonucu
dava kaybedilmiştir. Mehmet Ali Şahin ise bir kamuoyu yoklaması
sonucunu değerlendirirken “Başörtüsü sorunu %1.5 insanı
ilgilendirir” demiştir.
Şimdi
AKP başörtüsü mağduru konumunda seçimlere
gitmektedir. Bu
nasıl bir paradokstur ki böyle bir durum ortaya çıkmıştır. Bu
konuları ayrıntılı olarak değerlendirip yorumlamayı
sürdüreceğiz. |