|
İttihatçı geleneği nasıl
diriltecekleri konusunda yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıkan
AkePe’ nin, bu büyük oluşumu tabanıyla birlikte ittihatçı çizgiye
doğru hızla kaydırdığı gerçeği dikkatle
izlenmelidir.
Sağının
ve solunun olmadığı, kalmadığı bir zaman sürecinde, sağı ve solunun
belli olmadığı karıştığı bir düzlem. Jakobenlik bütün unsurlarını
topluyor. Klâsik sağ ile sol aynı ruh kökünden geldiklerinden
buluşma ve ayrışmaları yadırgamamalı. Onlar birbirinin
açılımlarıdır.
Geçmiş
zamanda, partiler fikir bakımından birbirilerinden farklı gibi
görünüyorlar idiyse de aslında hemen hepsi batı düşünce ve
literatüründe aynı düşünce geleneğine sahiptirler. Sosyalizmi,
Liberalizmi, Kapitalizmi, Faşizmi, Milliyetçiliği hemen bütün
oluşlar aynı ruhtan doğmadılar. Buna demokratları; Cumhuriyetleri,
muhafazakârları da dahil etmek gerek. Bugün Süleyman Demirel ile CHP
buluşması, İlhan Kesici ile İsmail Amasyalı buluşmasının temelinde
yatan ruh budur. Aynı şeyi Ertuğrul Günay’lı, Reha Çamuroğul’lu ve
daha nicesini de bunlara katarsak Akepe’nın da aynı ruha yöneldiği
görülmektedir. Gerek Ertuğrul Günay gerekse Reha Çamuroğlu
gidecekleri yere “renklerini verme” düşünce ve
iddiasındadırlar. Türk siyasetinde “renksizlik” tartışmaları
belleğimizde sıcaklığını koruyor. Bu, şu anlama da geliyor. Jakoben
Cumhuriyetçilerin karşısında “renksizlik” duruşu. Bunun
vardığı nokta renksizliğin sembolü olan Süleyman Demirel’in asıl
renginin şimdi ortaya çıkmasıdır. CHP Demirel buluşması bir
rastlantı değildir.
Türkiye’de
siyasanın dengelerini bozan ve onu farklı bir düzleme çeken Millî
Görüştür. Temel sorun, Türkiye siyasetini yeniden dizayn ederek eski
düzlemine oturtmak. Millî Görüş’ün siyaset sahnesinden
uzaklaştırılması. Bunlar basit olgular değildir ve öyle de
görülmemelidir. Gerek Şerif Mardin, gerek Nilüfer Göle gibi
sosyologlar ve stratejistlerin temel yaklaşımı Akepe’yi merkeze
taşıyarak merkezdeki ittihatçı çizgiye olduğu gibi oturtmak. Onları
iddialarından vazgeçirmek. İddiası olmayan ve sadece iddialarını
“kitle partisi” düşüncesine hapsederek kendilerini ve
yılların emeğini feda etmek. Bu çok basit bir olgu.
Bunun
için 1980 darbesinden başlanarak hemen bütün hamleler, bu milletin
değerleriyle olan buluşmalarına karşı yapılmaktadır. Darbe
alışkanlığı gene Batı’nın normları kullanılarak yapılmaktadır. Veya
onların katkı ve destekleriyle olmaktadır.
Tuhaf
bir şekilde 22 Temmuz seçimleri arifesi Jakoben Cumhuriyetçilerin
renksizlerle olan mücadelesi. Ama tuhaf bir şekilde bu renksizlik de
belli bir renge boyanmaktadır.
1970’lerin
Türkiye’sinden 2000’lerin Türkiye’si arasında büyük bir değişimin
yaşandığı bilinen bir gerçek. İttihatçı gelenek yerle bir olmuş,
darmadağın olmuştu. Artık kronik bir halde karamsarlık baş
göstermiş, onları nasıl diriltecekleri konusunda yapılan çalışmalar
sonucu ortaya çıkan Akepe’nin, bu büyük oluşu tabanıyla birlikte
ittihatçı çizgiye doğru hızla kaydırdığı gerçeği dikkatle
izlenmelidir.
Öyle
bir düzlemeye gelindi ki, sanal bir bildiri, bir darbe kadar etkili
olabilmektedir. Bunun temel nedeni bir güvensizlik, yenilmişlik ve
teslimiyet duygusudur. Bu yenik askerler, artık umudu ve medeti
başkalarında, ötede aramaktadırlar. Asıl dayanakları olan halkı bir
kenara bırakıp onlarla birlikte, onlara benzeşerek ve zaman içinde
onlardan olarak iddiasız olmak. Gelinen süreç budur.
Kitleler psikolojik olarak
sürükleniyorlar.
Bilincin
değil psikolojilerin egemen olduğu bir süreç. Bunu 11 Eylül
olaylarından itibaren bir dönüm noktası olarak
düşünebiliriz.
Bile
bile dünyanın gözünün içine bakarak yalan ve sanalla yürütüle
gelmektedir. Bu Türkiye’nin içinde bulunduğu en büyük
açmaz. Renklerin
ve ilkelerin karıştığı bir zaman değil. Batı ruhlu düşünceni hayata
egemenleştirilmesi dönemidir. Yeniden eski çizgiye oturtma zamanı.
Bunun putlaştırılmış kavramları vardır ve bu kavramlar
dokunulmazdır. |