 |
Bu
yeni süreçte gelinen noktada Türkiye iki eksene çekilerek götürülmek
isteniyor. Bunlar batı düşüncesinin ve demokrasisinin gereği ve
koşulu olarak Cumhuriyetçilerle Demokratlar olarak Türk siyasetini
sürdürmek. Onun dışındaki bütün unsurlar devre dışı bırakılmak
istenmektedir. Kürtler ise Avrupa’da olduğu gibi Eta, ya da İra gibi
örgütler tipi çatışmacı, savaşçı hale sürükleniyorlar. Böyle
yapılarak onlar zaman içinde kendi davalarında bezdirilip
sindirileceklerdir. Kim bilir Abede’nin 90’lı yıllardaki plânı
gereği küçük bir bölge onlara verilerek de susturulabilirler.
Bir
yanıyla Türkiye’de Amerikan tipi bir demokratlar ile Fransız tipi
Jakoben Cumhuriyetçilerden oluşan iki eksene oturtulmak
istenmektedir. Amerikan tipi Demokratları bugün AKP temsil
etmektedir. Fransız tipi laik Jakoben Cumhuriyetçileri ise CHP
temsil etmektedir.
Bugün
artık sağ ve sol kalmamıştır. Sağ ve sol kavramlarını tartışmak
yersiz ve yanlıştır. Bugün, Ertuğrul Günyalı, Reha Çamuroğullu,
Nazlı Ilıcaklı, Rıfat Hisarcıklıoğlulu, Merill Lynich’in stratejisti
Mehmet Şimşekli ve henüz isimleri açıklanmayan asıl sürprizlerin
geride olduğu bir Akepe. Evet böyle bir Akepe Milli Görüş ve
başörtüsü mağduru olarak siyaset sahnesinde. Nasıl bir paradoks ama.
Benim garibim saf Müslümanlar da kimileri milletvekilliği adaylığı
için bir şeyleri değiştirme ve asla Milli Görüş Gömleğinden ve
ruhundan vazgeçmeyecek olan safdiller, kimilerinin de hiçbir şey
umurlarında değil. Milletvekili olalım da ne olursa olsuncular.
Bunlar Türkiye’nin Müslüman, dindar ve sahihlerini temsil edecekler.
Akepe içindeki koalisyonlara dikkatle göz atalım, kimler var kimler
yok.
Sol
denilen Jakoben CHP çatısı altında kimler yok ki, o çatı altında yer
almak için çırpınanlara bakın bir. İlhan Kesici, Süleyman Demirel,
Sultanahmet Camii imamı ve Jakoben Cumhuriyetçiler el
eledirler.
Cumhuriyet
mitingleriyle başlayan jakoben laik cumhuriyetçilerle, Abede,
dolayısıyla Siyonizm ve batı güdümlü yerli demokratların tutumunu,
tavrını ve rengini ileride daha açık bir şekilde göreceğiz.
Milletvekili adayları ve parti vitrinleri iyice netleşsin asıl
söyleyeceklerimizi o zaman söyleyeceğiz. Bu bir temkin değildir, bu
bir öngörüdür, ama sonuçlarını görmeden bazı şeyleri söylemek kimi
insanların karışık zihinlerini bulandırmaya neden olabilir. Kaldı ki
insanlar bugün odaklandığı nokta oligarşik bürokrasi destekli
jakoben cumhuriyetçilerin hırçın tutumu karşısında eşi başörtülü
birinin cumhurbaşkanı seçtirilmeyişinin hesaplaşması yaşanıyor. Bu
hesaplaşmada bütün suç karşı tarafa yüklenerek bir taraf mazlum
gösteriliyor. Hiç kimse 370 rakamını bulmuş bir iktidarın
beceriksizliğini, öngörüsüzlüğünü, basiretsizliğini tartışıp
konuşmuyor. Bütün suç karşı tarafta. Bir gece yarısı bildirisi
oluyor, bu bildiri mevcut iktidara karşı gibi görünüyor, tam tersine
mevcut iktidarı güçlendiriyor. Milli Görüş düşüncesi ve siyaseti
hedef alınarak bombardımana tâbi tutuluyor. Diyelim ki mevcut
iktidar, hem Milli Görüşçülükle hem de başörtüsü mağduriyetiyle
suçlanıyor ve baskı altına alınıyor, dayanak noktası bu olması
gerekirken, birden bir ayak değiştirmeyle farklı bir alana hızla
kayılıyor. Akepe öteden beri Milli Görüşçü olmadığını ısrarla ve
inatla ve inanarak söylediği, 4.5 yıl boyunca da bunu kanıtladığı
halde kitleler onların peşinde Milli Görüşçüdür diye savruluyorlar.
Bu bir paradoks. Aslında öyle de, asıl sorun dinamik ve etkili olan
Milli Görüş tabanını, yani sahih Müslüman ve hakiki dindar olan
insanlar abede tipi demokratların potasında etkisizleştirilerek ve
sıradanlaştırılarak eritiliyor. Asıl amaç da budur.
Temel
sorun Türkiye insanının Müslüman oluşu ve bunu zaman içinde
siyaseten Milli Görüş kimliğiyle ve tanımlamasıyla ortaya
çıkarmasıdır. Bugün yapılan çekişmede Milli Görüş geleneğini ve
tabanını demokratların içine çekerek etkisiz ve işlevsiz
bırakmaktır. Bunun için de Milli Görüş geleneğinden gelen
AKP’lilerin şahsında dinamik ve etkili olan Anadolu insanını
etkisizleştirme ve Jakoben cumhuriyetçilerin yedeği yapma
düşüncesidir. Ne
olursa olsun bütün kavga bu milletle yapılmaktadır. Bu milletin
kendi değerlerinin içinde olmadığı bir kavga. Ama millet bir
savruluş içindedir. |