buvatan-1974
unread,Dec 13, 2008, 7:14:32 PM12/13/08Sign in to reply to author
Sign in to forward
You do not have permission to delete messages in this group
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to kibris1974
Kumsal Baskını
Kumsal, Lefkoşa Türklerin yaşadığı güzel bir semtimizdir. Kumsal, 1963
Kanlı Noeli'nde harekete geçen Rum-Yunan ikilisinin canavarlaşarak,
Türk Alayı'ndan Binbaşı Dr. Nihat İlhan'ın banyo odasına saklanan üç
yavrusunu ve hanımını hunharca, vahşice ve barbarca katlettikleri bir
semtimizdir.
Kıbrıs Türkü için bir Türk Binbaşısının ailesi ve çocuklarının
barbarca katledilmesinin acısı ve ızdırabı hep ayrı olmuştur. Çünkü
Kıbrıs Türkü için 1960 anlaşmalarına dayanarak gelen Kıbrıs Türk
Kuvvetleri Alayı bir gün bizi kurtarmaya gelecek kahraman Türk
Ordusu'nun öncü birliğiydi.
Rum-Yunan vandalları, Kıbrıs Türkü'nün bu duygu ve düşünceler içinde
olduğunu biliyorlardı.
"Biz Türk Alayı'na mensup bir binbaşının hanımını ve çocuklarını bile
Öldürebiliriz,.. Bize ne Türkiye, ne de Türk Ordusu hiçbir şey
yapamaz..."
İşte Kıbrıs Türkü'ne, bu mesaj verilerek, çökertilmek ve teslim
alınmak isteniyordu.
Araştırmacı-Yazar Ahmet Tolgay Kumsal baskınını şöyle anlatıyor:
"(...) 24 Aralık gecesi Lefkoşa'nın batı mahallesi Kumsal' a yapılan
baskın, Yunan Alayı'na mensup subayların ve askerlerin de katliama
bilfiil katıldıklarını belgeleyen kanıtlar bıraktı. Saldırganların
geri çekilirken terk ettikleri malzeme arasında Yunan subay şapkaları,
Yunan ordusuna ait çelik başlıklar ve NATO'ya ait bazuka mermileri
vardı.
1963 Kanlı Noeli'nde Lefkoşa'nın Kumsal semtinde Türk Alayı Doktoru
Binbaşı Nihat İlhan'ın evine baskın yapan Rum-Yunan askerleri, banyo
odasına sığınan eşi Mürüvvet (37) ve çocukları Murat (6), Kudsi (4),
henüz 6 aylık olan Hakan makineli tüfeklerle delik deşik ederek
öldürülmüşlerdir. İşte Anadolu; İşte Kıbrıs... Aralarında hiçbir fark
yoktur. Yarımcalı Nuri de, Kıbrıs'taki Murat, Kudsi ve Hakan yalnız ve
yalnız Türk oldukları için öldürülüyorlardı!..
Kumsal baskınını "Terczepilos" kod adlı bir Yunan subayı yönetti.
Bölgede ikamet eden Ermenilerin çağrısı ve yardımıyla gerçekleşen bu
baskında, Kanlıdere yatağından Türk bölgesine sızan 150-160 çeteci;
çevreyi kurşun yağmuruna tutup Türk Mücahitlerin yaklaşmasını
engelleyen Severis Un Fabrikası'ndaki makineli yuvalarının koruması
altında katliam planını gerçekleştirdi. Kumsal bölgesinde yıllarca
Türklere kapı komşuluğu yapan Ermenilerin bölgenin savunmadan yoksun
olduğunu telsizle Rumlara Dindirdikleri, daha sonra TMT tarafından
belirlenecekti. Genellikle Kumsal, Köşklüçiftlik ve Arabahmet
bölgelerinde oturan Ermeniler, bu hainliklerinin ortaya çıkmasından
sonra Rum bölgesine kaçmak zorunda kalacaklardı. Rum çeteciler, Kumsal
bölgesinden çekilirken, kadın, erkek, yaşlı ve çocuk ayırımı
yapmaksızın yüzlerce Türkü de dipçik darbeleriyle önlerine katıp
götürmüşlerdi. Kaçırılan Türklerin bir bölümü kurşuna dizildi." (1)
Katliamın Yapıldığı Ev Barbarlık Müzesi Oldu
Kumsal'da Binbaşı Dr. Nihat İlhan'ın ailesinin katledildiği konut
müzeye çevrilmiştir. Barbarlık Müzesi'ni ziyaret edenlere verilen
broşürde katliam şöyle anlatılıyor:
"Gün, 24 Aralık 1963. Türklere karşı Rumlar tarafından başlatılan
saldırılar üç gündür artan bir hızla Kıbrıs'ın her tarafında devam
ediyor. Savunmasız kadınlar, yaşlı erkekler ve çocuklar vahşice
öldürülüyorlardı. Kanlı saldırıların kötüsüne Lefkoşa'nın Kumsal semti
şahit olmuştu.
Bu evde, Kıbrıs Türk Alayı Doktoru Binbaşı Dr. Nihat İlhan'ın eşi ve
üç çocuğu, binbaşının Alay'daki görevinde olduğu bir sırada, korunmak
için sığındıkları banyo odasında cani Rumlar tarafından kahpece ve
acımaksızın şehit edilmişlerdir. İşte Rum barbarlığına güzel bir örnek
sayılan bu olaya sahne olmuş binada bulunuyorsunuz.
Şimdi olay esnasında bu evde yaralananlardan Hasan Yusuf Gudum'un
anlattıklarım dinleyelim.
"24 Aralık, 1963 gecesi, eşim Feride ile komşumuz Binbaşı Nihat
İlhan'ın evindeydik. Yine komşularımızdan Mora (Meriç)li Ayşe Hanım,
kızı Işın ve Ayşe Hanımın kız kardeşi Növber de bizimle beraberdi
Akşam yemeği yiyorduk. Ansızın Kanlı Dere tarafından eve kurşun
yağmaya başladı. Kurşunlar yağmur gibi yağıyordu. Bulunduğumuz yemek
odası tehlikeliydi Çabucak banyo dairesine koştuk. Burasının daha
salim olduğunu düşünmüştük. Dokuz kişiydik Eşimden başka herkes
banyoya sığınmış, eşim tuvalete saklanmıştı. Korku ve dehşet içinde
bekledik. Dr. Binbaşı 'mn eşi bayan İlhan üç çocuğu ile küvetin içine
girmiş, Kutsi, Murat ve Hakan'ı kucağına almıştı. Ansızın sokak
kapısının büyük bir gürültü ile kırıldığını işittik Makineli
tüfeklerle eve giren Rumlar her tarafı taramaya başlamışlardı. Bir ara
Rumca bir sesin "Taksim istersiniz ha! diye bağırdığını işittim.
Tekrar kurşun yağmuru başlamıştı. Bayan İlhan üç Çocuğu ile birdenbire
küvetin içine yığılmıştı. Vurulmuşlardı Bu esnada banyo dairesine
giren Rumlar silahlarındaki kurşunları tekrar üzerimize boşalttı.
Binbaşının çocuklarından birinin inlemesini işittim ve kendimden
geçtim, bayılmışım.
İki üç saat sonra ayıldığım zaman Bayan ilhan'ın ve çocuklarının
küvette ölü yattıklarını gördüm. Ben ve diğer komşular ağır
yaralıydık. Eşime ne olmuştu acaba? Derhal tuvalete koştum. Yerde
yatıyordu. En vahşi bir şekilde öldürülmüştü.
Sokaktan silah sesleriyle karışık imdat! Yetişin! Bizi kurtaracak yok
mu? Feryatları geliyordu. Çok korkmuştum. Rumların geri dönüp beni sağ
bırakmayacaklarından korkuyordum. Yatak odasına geçtim ve karyolanın
altına saklandım. Bir saat daha geçmişti. Uzaktan silah sesleri
gelmeye devam ediyordu. Ağzım kupkuruydu. Karyolanın altından çıkıp
biraz su içerek tekrar banyo dairesine geçtim. Bir saat önceki gibi,
herkes olduğu yerde duruyordu. Yaralı olan Ayşe Hanım'a ve Növber
Hanıma da su verdim.
Sabah saat beşe kadar banyoda bekledik, hiç sabah olmayacak sanmıştım.
Hepimiz yaralıydık, hastaneye gitmemiz gerekiyordu. Növber'le ben
yürüyebiliyorduk. Yardım buluruz ümidiyle sokağa çıkmaya karar verdik,
Köşklüçiftlik'e kadar yürüdük. Bizi alıp hastaneye götürdüler. Yolda
giderken evde daha yaralılar bulunduğunu söyledim.
Hastanede üç gün kaldıktan sonra uçakla Ankara'ya tedaviye
gönderildim. Ankara'da dört ay tedavi gördüm. Fakat bir kolumu hala
kullanamam. Kıbrıs 'a dönüşümde uçak alanında Rumlar tarafından tevkif
edildim. Bu anlattıklarımı, tutukluluğum esnasında Rumlara da
anlattım. Sonra serbest bırakıldım."
Banyoda Üç Çocuk Cesedi
Daily Herald Muhabiri görgü tanığı:
"Bir evde boğularak öldürülen ve bir banyoya atılan 3 çocuğun
cesetlerini gördüm. Çocukların anneleri başka bir odada vurularak
öldürülmüştü. Bir Türk bana acı bir ifadeyle 'Bunu Rumlar yaptı'
dedi." (2)
Banyo Odası Sanki Mezbahaymış Gibiydi
Daily Mail Muhabiri John Star görgü tanığı:
"... Kuşatılmış Türk tarafını dolaşmama izin verilmişti. Kumsal
bölgesine götürüldüm ve kırık cam parçalan üzerinden yürüyerek
bahçesinde portakal ağaçlan olan ve etrafta sahipsiz siyah beyaz bir
kedi dolaşan, yeşil beyaz bir eve girdim. Bu evin banyo odası, sanki
mezbahaymış gibi, her taraf kan içindeydi ve banyoda birbirine
sarılmış kan içinde üç çocuğu ölü bir kadın vardı. Rehberim, bu ikinci
kadının ve çocukların seçkin bir Türk'ün ailesi olduğunu ve Kıbrıslı
Rumlar tarafından öldürüldüğünü söyledi. Türk tarafında nereye
baktıysam, her yerde savaştan çıkmış kasaba olduğunu yansıtan trajik
işaretler vardı. Kum torbaları, nöbetçi pozisyonları ellerinde
silahlar, yüzlerinde yorgunluk ifadesi olan kederli insanlar.
Yoksullara yardım merkezinde yaralarıyla arkalan üzerine yaslanan
kadınlar, erkekler, tanıyamadıkları bir dünyaya boş boş dikkatle
bakarken anlatıyorlar 'Onlar dumdum kurşunlan kullandılar... Bizim
askerlerimiz Ankara'dan gelen hareket etmeme emrine itaat ettiler.
Yunanlılar sivil giyindiler ve saldırdılar..." (3)
Gördüğümüz Manzara Korkunçtu
Daily Herald Muhabiri görgü tanığı:
"Bugün son beş gündür 2000-3000 kişinin muhasara altında tutulduğu
Lefkoşa'nın Türk kesimine gittik. Oraya giden ilk batılı
gazetecilerdik ve gördüğümüz manzara tanımlanamayacak kadar korkunçtu.
Halkın içinde bulunduğu dehşet, histen derecesinde idi ki bu da
ağlamanın çok üstünde korkunç bir şeydi Söyleyebileceğimiz şunlardır:
Kumsal'da İrfan Bey Sokak, 2 no'lu eve girdik. Evin içi kırk cam
parçaları ile doluydu... Ve bir çocuk bisikleti köşeye atılmıştı.
Banyo odasında, bir grup balmumu heykele benzeyen, üstlerinde
katledilmiş anneleri bulunan üç ölü çocuk vardı. Onun yanındaki odada
ise başından vurulmuş bir kadının cesedini gördük.
Bize, bu evin bir Türk Binbaşı'sına ait olduğu ve ailesinin ilk
olaylar sırasında saldırganlar tarafından öldürüldüğü söylendi. Olay
üzerinden beş gün geçmesine rağmen hala orada yatıyorlardı.
Yaralıların toplandığı bir merkeze götürüldük. Orada bazı savaş
kurbanları ile konuştuk. Bir yatakta ciğerlerinden vurulmuş 26
yaşındaki Salahi Salih yatıyordu.14 yaşındaki Çetin isimli bir çocuk,
Rum saldırıları sırasında midesinden vurulmuştu.
1963 Kanlı Noeli'nde Lefkoşa'nın Kumsal semtinde korunmak için
sığındıkları banyo odasının kapısının elini sımsıkı tutarken, Yunan
Alayı'na mensup askerlerin açtığı ateş sonucu bir eli kesilen Türk
annesi Növber Hanım'ın, Fatıma Hanım'dan ne farkı vardır. Rumeli'de,
Girit'te, Anadolu'da ve Kıbrıs'ta düşman hep ayni düşmandır. Rum-Yunan
ikilisinin Kıbrıs'ta gösterdikleri barbarlık, Rumeli, Girit ve
Anadolu'nun devamıdır.
Evinde vurulan ve bir eli kesilmiş bir kadın vardı. Bir erkek yerde
bir plastik oyuncağı sıkıştırıyordu. Yanında ise baygın annesi
yatıyordu. Biz yüzlerinde beş günlük sakal olan doktorlarla konuşurken
kan içindeki bir sedye ile yeni bir yaralı getirildi. Adam
bağırıyordu.
Normalde Rum kesimindeki Lefkoşa Genel Hastanesi'nde çalışan ve
etkileyici bir görünümü olan başhemşire bayan Türkan Aziz bize
kendisinin orada bir evi ve diğer Türk hemşirelerin de kalacak katı
olduğunu söyledi. Ameliyat için bekleyen bir erkek hasta da orada idi.
Salı gecesi hastanedeki işinden döndüğünde erkek hasta ile bir
hemşireyi oturma odasında öldürülmüş olarak bulduğunu anlattı." (4)
Suçları Babaların Türk Subayı Olmasıydı
Daily Telegraph ve Morning Post Muhabirleri görgü tanıkları: "... Bir
banyo küvetinde bir anne ve üç küçük çocuğunun cesetlerini gördüm. Tek
suçlan babalarının bir Türk subayı olmasıydı." (5)
Cesetleri Banyo Küvetinde Bıraktılar
"Vahşi cinayetlerin belki de en vahşisi Kıbrıs Türk alayı'na mensup
Türk askeri doktoru Binbaşı Nihat İlhan'ın yaşlı bir aile ile birlikte
oturan karısı ile üç çocuğunun katledilmesidir. Silah atışlarından
korunmak için banyoya sığınmışlar fakat saldırgan Rum vahşileri kapıyı
kırıp açarak kendilerini yamyamca ve barbarca öldürerek cesetlerini
banyo küvetinde yığın halde bırakmışlardır. Aynı evde oturan yaşlı bir
kadın da aynı şekilde katledilmiştir. Bu masum ailenin katledilen
cesetlerinin bir resmi kitabın sonunda görülebilir. Bu resim olay
yerini ziyaret eden yabancı muhabirler tarafından çekilmiş ve
gazetesinde geniş çapta neşredilmiştir." (6)
"1963 senesinin 23 Aralık'ı 24 Aralık'a bağlayan gecesinde,
Lefkoşa'nın Kumsal bölgesinde saldırıya geçen Rum çeteciler evlere
baskın yaptılar. Birçok Kıbrıslı Türk'ün can verdiği, yaralandığı ve
esir alındığı o geceye ait anılan Növber İbrahimoğlu'ndan dinliyoruz.
Askeri Doktor Nihat İlhan'ın eşi ye çocukları ile katledildikleri
evde, aynı gece aynı banyo odasında olayların hepsinin görgü tanığı
Növber İbrahimoğlu!
Onu görmeye Meriç köyüne gidiyorum. Tertemiz bir Türk köyü. Caminin
yanında tarif edilen evi hemen buluyorum. Növber Hanım beni
karşılıyor. Konuşuyoruz:
"1963 Aralık 23'te kız kardeşim, kızı ve ben, köylümüz olan Yusuf
Beylerin evine gittik Kiracısı Mürvet Hanım 'la da tanışıyorduk
Onların evinde oturuyorduk İlk akşamdı. Aniden derenin o tarafından
silah sesleri duyulmaya başlandı. Karanlık basmışa. Hemen elektrikleri
kapattık Dr. İlhan'ın eşi Mürvet Hanım banyoya saklanalım, dedi Ben,
kız kardeşimin 2 yaşındaki kızı, ev sahibi Dr. İlhan 'in karısı ve 3
çocuğu banyo odasına girdik Mürvet Hanım banyonun içine yattı. 3
çocuğunu da yanına yatırdı Bu şekilde yatmasını kocası söylemiş. "Eğer
ateş olursa duvardan duvara geçecek kurşunlara hedef olmazsınız, banyo
sizi korur" demiş. Ev sahibinin hanımı tuvalete saklanmıştı. Dışarıdan
bağrışmalar Rumca "Yaşasın Enosis" sesleri geliyordu. Sokak kapısını
silahla taradılar. Biz hiç sesimizi çıkaramıyorduk, evde kimse yok
sanılsın diye. Hepimiz ufacık banyo odasının içine sığınmıştık Kız
kardeşim ufak kızına sarılmış, duvarın dibine çökmüştü. Ansızın Mürvet
Hanım'ın çocuklarından biri ağlamaya başladı. Bu sesi duyunca banyo
kapısına ateş ettiler. O esnada benim elim de oradaydı, elim
parçalandı. Kapıyı tekmelediler, geliş güzel ateşe başladılar. Bu
arada ışığı da yakmışlardı. Sonra herhalde hepimizi öldü sandılar,
başka eve gittiler. Dr. İlhan'ın eşi ve çocukları sessizce can
verdiler.
Kız kardeşimin bacağından giren kurşun, öbür bacağından çıkmış ve
kucağındaki 2 yaşındaki kızının da dizini parçalamışa. Benim elim
kanlar içindeydi Ev sahibimiz yaralanmışa. Diğer taraftaki tuvaletteki
ev sahibinin eşi de acımasızca öldürülmüştü. Korkudan yerimizden
kıpırdanmıyorduk Duvardaki havluyu alıp elime sardım. Bileğimi sıktım,
kan akmasın diye. Bürünecek bir battaniye buldum. Kardeşim ve kızını
içine sardım. Ufak ışıl acıdan ağlıyordu. Ona, sus teyzem sesimizi
duyarlarsa hepimizi öldürürler, diyordum. Yavrucak biraz susuyor,
sonra dayanamayıp ağlıyordu. Gün ışıyıncaya kadar öyle kaldık Sonra ev
sahibi ile yürüyerek Köşklüçiftlik'e kadar gittik Bir araba bizi
hastaneye götürdü.
Hastanede hemen beni ameliyata aldılar. Son olarak "Elimi kesmeyin"
dediğimi hatırlıyorum. Sonra uyumuşum. Uyandığımda elim bileğimden
kesilmişti. Arkadan Türkiye'ye ve Londra'ya tedaviye gönderdiler. O
zamandır tek elle yaşıyorum."
Işıl Cankan ile konuşuyorum. Kumsal'da ki korkunç olayı anlatıyor. O
zaman 2 yaşındaymış. Annesinden ve teyzesinden duyduklarını anlatıyor:
"23 Aralık 1963'te annem ve teyzem beni alarak daha emniyetli diye
komşumuz Doktor Nihat İlhan'ın evine gitmişler. Hanımı ile
görüşüyorlarmış. Babam mevzideymiş. Mahallede silah sesleri duyulunca
ışıkları söndürüp evin içindeki kapıları da kilitleyip arkada banyo
odasına sığınmışız, doktorun karısı ve üç çocuğu, annem, kucağında
ben, teyzem ev sahibi ve hanımı Kapıları kırarak bizi bulmuşlar.
Teyzemin eline isabet eden bir kurşunla eli kesildi Ev sahibinin
hanımını öldürdüler. Ev sahibi yaralı, benim dizimi parçalayan kurşun
annemin dizine saplanmış. Mürvet Hanım, Doktorun karısı banyonun içine
yatırdığı 3 çocuğunun üstüne kapaklanmış. Onları da öldürmüşler. O
feci yerde sabaha kadar beklemişiz. Civardaki evlerde de ölüm olmuş.
Diğerlerini esir almışlar. Bacağım 3.5 yıl alçıda kaldı soğuk
havalarda ağrır."
Işıl, şimdi çok güzel ve sempatik bir kız olmuş. Bir süpermarket
çalıştırıyor. Ona bakarken banyonun içindeki o yavrular da yaşasaydı
şimdi böyle yetişkinler olacaklardı diyorum!!!
Nevin Erdoğan ile konuşuyoruz. Şehit eşi. Şimdi Şehit ve Malul Gaziler
Derneği'nde görevli, Şehit ailelerinin tüm ızdıraplarını iyi
bildiğinden, onlara yardımcı olmak için bu hizmete gönüllü aday olmuş.
Ona böyle bir çalışma yapmak istediğimi söylediğimde, bana çok
yardımcı oldu. Kendisine teşekkür borçluyum.
"Eşim Erdoğan Rıfat, 24 Aralık 1963 günü bizi kontrol etmek için eve
geldi. Kumsal baskını olduğu geceydi. 2-3 aile aynı evdeydik. Çok
yoğun ateş vardı. Bu yüzden eşim evden görevli olduğu yere
gidemiyordu. Işıkları söndürdük, biz bir odaya toplandık. Erdoğan da
av tüfeği ile diğer odada kaldı. Rumlar kapıyı taradılar. Karşılıklı
çığlıklar geliyordu. Ben o telaşla parmağımı kırmışım, hiç fark
etmedim. O gece hiç sesimizi çıkarmadan sabaha kadar bekledik. Ertesi
sabah bizi aramaya geldiler. Eşim Erdoğan bir Yunanlı askeri vurmuş,
ama kendisi de şehit olmuştu.
26 yaşındaydı, ben de 21. Oğlum Eser 4, kızım Beste 3 yaşındaydı. Eşim
müziği çok severdi. Keman, ud, cümbüş ve darbuka çalardı. Besteler
yapmıştı. Çocuklarımızın adını da ondan Eser, Beste koymuştu. Bir daha
olursa ona da Nağme adını koyarız diyordu. 'Ham meyveyi kopardılar
dalın sarkışım çok güzel söylerdi Abdulazim Aziz topluluğunda söylerdi
Bu arada Nevin Hanım bize, oğluna verilen bir madalyonu gösteriyor. O
dönemde Türk Cemaat Meclisi'nde alman bir madalyon verilmişti. Bir de
şiir var. Behçet Kemal Çağlar yazmış.
Severim ben ancak seni seveni.
Seni derde boğan yas benim yasım.
Yılda iki gün ağlatır beni,
24 Aralık bir de 10 Kasım
Bu ara Nevin Hanım şiirin aslında, son satırda 21 Aralık geçtiğini ama
oğlunun bu tarihi babasının ölüm günü olan 24 Aralık'a değiştirdiğim
söyledi." (7)
Dipnotlar:
1) Tolgay Ahmet, Kanlı Noel, s.82-83
2) Daily Herald, 31.12.1964
3) The Times, 4.1.1964
4) Daily Herald, 1.1.1964
5) Daily Telcgraph, Moming Post Gazeteleri
6) Dr. Küçük Fazıl, Kıbrıs'ta Türk Davası ve Kıbrıs'ta Rum Vahşeti, s.
34-35
7) Dr. Vehbi Vesile, Kapında Siyah Araba Durunca, s.5-10
NOT alıntıdır