Ayağını denk al, yoksa...

0 views
Skip to first unread message

GOFAL

unread,
Jul 24, 2008, 3:14:14 PM7/24/08
to
Ayağını denk al, yoksa...

Ayaklarımız 26 kemik, 114 bağ ve 20 kastan oluşuyor.
Onlarla dünyayı, yaşamımız boyunca yaklaşık olarak 2,5 defa turluyoruz.
Ayaklarımızın yapısını ve nelere katlanmak zorunda olduklarını biliyor muydunuz?



Ayak, bir sana eseridir

Ayakları kimse takdir etme*se de, istatistikler ediyor. Beşikten mezara kadar,
günde yaklaşık 150 milyon adım atıyoruz. Yaşam boyunca,
ortalama 100.000 kilometre yürüyo*ruz, bu da yaklaşık olarak
dünya et*rafında 2,5 tur anlamına geliyor. Günde yaklaşık 3 kilometre
yol yürü*yen ortalama bir insan için oldukça etkileyici bir performans...
Ancak, garsonlar, postacılar, gezginler ya da uzun mesafe,
yürüyüş yapanların al*dığı günlük mesafe rahatlıkla bunun
iki veya üç katına çıkabiliyor.

Kadavralar üzerinde araştırmalar yaptığı için konu hakkında bilgisi
olan doğa araştırmacısı Leonardo da Vinci, "Ayak, 26 kemik, 114 bağ
ve 20 kastan oluşan bir sanat eseridir" demişti. Anatomik olarak
bakıl*dığında bu sanat eserinin temel yapı*sını, 7 bilek kemiği, 5 tarak
kemiği ve 14 parmak kemiği oluşturuyor. Bu kemikler iç içe geçmiş
iki kemer şek*linde: biri ayağın uzunluğu yönünde, ikincisi de ayağın
ön bölümünde eni*ne doğru... Çok sayıda bağ ve kas ki*rişi, tüm bu
parçaların birbirine bağ*lanmasını ve birlikte çalışmasını sağ*lıyor.
Bir eldiven gibi hareketli ve es*nek, ama aynı zamanda sağlam ve
dengeli olmak gibi birbirine tama*men zıt iki temel işlevi ancak bu şekilde
gerçekleştirebiliyor. Ayrıca, dengede durma eylemi için birçok canlı
dört desteğe ihtiyaç duyarken, insan iki ayaküstünde durabiliyor.

Hareket halindeyken inanılmaz şeyler yapabiliyor. 100 kiloya varan ağırlığı,
topuklardan eklem kemikle*rine aktararak yay görevi görüyor.
Topuk, derialtı yağ dokusuna bağlı bulunan odacıklarla dolu bir bağ ve
yağ dokusundan oluşuyor. Bu yapı*sıyla, yürüme sırasında serbest
kalan hareket enerjisini frenleyen yüksek nitelikli tampon görevi görüyor.
Doktorlar, dünyada ayak kadar
hassas ve güvenilir bir şekilde fren
yapabilen başka bir sistemin (ABS de dahil) daha

bulunmadığını belirtiyorlar.




Ayaklarımızın taşıdığı yük

Yürüme sırasında sadece beden ağırlığını taşırken, koşma sırasında
yaylanarak beden ağırlığının iki ya da üç katına fırlatması gerekiyor.
Bu hareketi, maraton koşusunda ayak başına 12.000 defa yapabiliyor.
Meksika'da yaşayan Tarahumara Kızılderilileri'nin koştuğu süper ma*ratonda,
ayaklar 36 saat boyunca hiç durmuyor. Ve onlar daha birçok şe*ye
dayanıyorlar. Kaleciler, kale önünde topa vurup, hızım saniyeden bile
daha kısa bir sürede 120 km/s'ye çıkararak 90 metre uzaklığa
fırlattıklarında acı bile hissetmiyor. Paten kayan bir kişi 60 km/s hızla
virajı dönerken, ayağa, daha doğrusu 1,3 santimetre enindeki kızakların
üstüne 650 kilogram basınç uygulu*yor. Ayak, yüksek atlama yapan at*lete,
çıtanın üstünden heyecan verici atlayışlar, balerine de parmaklarının
üstünde nefes kesen dönüşler yaptırtıyor. Tenis oyuncusunun zıplama
hareketi, kikbokser'ın hızlı tekmeleri, jimnastikçinin artistik denge
hare*ketleri onlar olmadan gerçekleşemezdi.

Canlıya destek veren bu organlar sadece yürürken, hoplarken, dans
ederken ya da koşarken de ağır çalış*mak zorunda. Normal ayakta
durur*ken bile sürekli hareket ediyor, öne, arkaya yana eğiliyor ve bu
sırada be*denimizin ağırlık noktasını sürekli değiştiriyoruz. Bir de, genellikle
pürüzlü zeminde hareket ettiğimiz ya da engeller üzerinden geçmek
zorunda olduğumuz düşünülürse... O anda burnumuzun üstüne
düşmememiz için, ayağımız yıldırım hızıyla tepki vermeli
ve yeri güvenli kavramalı.

Ayak tabanında bu işleri yapmak*la görevli yüzlerce sinir re*septörü var.
Beynimi*ze, ayakların bulunduğu yer ve zeminin nitelikle*riyle ilgili sayısız
bilgi gönderiyor. Kafatasının içindeki bilgisayar da, ayaktaki ve bacaktaki
kasları hareke*te geçirerek, doğru pozisyonu alma*mızı sağlayan
belirsiz sinir sinyalleri gönderiyor.



Seni gıdıgıdı cezası

Ortaçağ'da, ayakların duyarlı ol*masından yararlanılarak insanlara
cezalar veriliyordu. Cezalandırılacak kişinin ayaklarını, ortasında iki tane
delik bulunan tahta levhanın arasına kilitliyorlar, sonra da saman
çöpleriyle gıdıklıyorlardı. Çok kötü bir iş*kence olmalıydı.



Ateş üstünde yürüyebilir miyiz?

Son birkaç yıldır, çeşitli korkular*dan kurtulmak, motivasyonu artırmak
ve "içerdeki ben"i bulabilmek için özel seminerler ve yöneticilik kursla*rında,
yanan kömürlerin üstünde yü*rüyebilme hünerini geliştirmek çok moda.
Bu, ruhun maddeye karşı bir zaferi mi yoksa bir mucize mi? Max-Planck
Enstitüsü'nden bilim adamları bu ilginç olayın sırrını uzun süre önce çözmüşler.
900 santigrat derece yerine 440 santigrat dereceye getirilen kor sıcaklığı,
ayakların altında 100 santigrat derece olarak hissediliyor. Bu sıcaklık da,
önceden antrenman yapmasa da herkesin kısa bir
süre için dayanabileceği bir sıcaklık.



Aşırı yük

Aydınlanmanın dinlenmek bilme*yen filozofu Jean-Jacques Rousseau
"Ruhumun hareket etmesi gerekti*ğinde, bedenim de hareket halinde olmalı"
demişti. Peki biz durmak bil*meyen ayaklarımıza nasıl teşekkür ediyoruz?
Günün üçte ikisinde sağ*lıklı olmayan, koyu renkli, iyi havalandırılmamış deri,
kumaş ya da sentetik malzemelerden yapılan ayakkabılar giyerek...
Ya da onları spor ya*parken bileğimizi incitip, kas liflerini yırtıncaya,
sinir uçları iltihaplanıp kemiklerin ağrısından ağlayıncaya kadar yorarak.
Aslında çok dayanıklı olan yürüme aracımızın gücü bir gün, bir yerde
tükenebiliyor. Doktor*lar, "Halux valgus"tan şikâyetçi olan insan sayısının
hızla yükseldiğine işaret ediyorlar. Bu rahatsızlık, özellikle kadınların
ayaklarını sivri uçlu ve dar ayakkabılara sıkıştırmaya çalışmaları sonucu
ortaya çıkıyor. Ayaklar, kadınların, özellikle de yeni modayı takip eden
gençlerin hoşlan*dığı şeylerden; yani yapısını bozdu*ğu, eklemlere, tabana
ve parmaklara zarar verdiği için doktorların ısrarla uyardıkları apartman
ya da yüksek topuklardan nefret ediyorlar. Uçları büyüyen parmaklar,
çekiç parmaklar, nasniar, tabanı çökmüş, çarpık ya da düztaban ayaklar
sık görülen şikâyetler... Bunlar, uygun olmayan ayakkabıların giyildiği
çocukluk döneminden kaynaklananlar. Bir de, ilerleyen yıllarda yaşlılık
nedeniyle ortaya çıkan şekil bozuklukları görülüyor.



Sahilde çıplak ayakla... Ayaklar kendilerini, rahatsız ayakkabılardan kurtularak
kaldırımlardan uzaktaki kıyılarda, kumların üzerindeyken çok özgür ve rahat
hissediyorlar. Doktorlar, ayak sağlığı için bu dinlenme
programını daha sık öneriyorlar.

Aşırı yüklenildiği için, ayak rahatsız olmaya başlayınca, bundan bütün
beden etkileniyor. Dizlerde ağrı baş*lıyor, sinirler iltihaplanıyor,
sırt ağrıları başlıyor. Bu şikâyetleri sporcular yaşadıkları zaman,
doğrudan performansları ve bununla birlikte ruh sağlıkları etkileniyor.
Kondisyon sporlarıyla uğraşanların neredeyse yarısının ayaklarında
şekil bozukluğu görülü*yor. Ve sporcular, ayak sağlığını ko*rumak bir yana,
kötüleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Onlara işkence yapmak
yerine daha çok ilgilenilmeli. Ne de olsa insanları, canlı*ların hakimi
yapan ayaklan... Laetoli'de ( Tanzanya-Afrika) bulunan fo*sil izleri,
3,5 milyon yıl önce yaşayan ve iki ayaküstüne kalkarak dünyaya
hükmetmeye başlayan insanların gü*cüne sessizce tanıklık ediyor.
Yürü*mek için kullandığı araçları, balık yüzgeçlerinin evrimleşmiş şekliydi.
Bu yüzgeçler 400 milyon yıl önce canlılar ilk olarak karaya çıktıklarında,
ikiyaşayışlılar, sürüngenler ve memelilerde
farklı farklı yürüme araçlarına dönüşmüştü.



Evrile çevrile ne hale geldik

Anatomik yapısı itibariyle insana en yakın canlı olan maymunlar için,
ağaç tepelerinde ve dev ormanlarda en iyi hareket etmesini sağlayan
araç ayakları değil, uzun parmaklan ve geniş taraklarıyla iyi kavramasını
sağlayan elleriydi. Yerde yürüyen in*sanda ise ayaklar, ayakta durmayı,
yürümeyi sağlayan ve destek niteli*ğindeki yürüme araçlarına dönüştü.

Zamanla, büyük parmaklar küçüldü ve tüm parmaklar biraz daha birbiri*ne
yaklaştı. Bu nedenle insanlar, maymunlara büyük kolaylık sağlayan
kavrama yeteneklerini kaybetti*ler. Kaza ile ellerini kaybeden insan*lar,
yoğun egzersizlerle bu yeteneği kısmen tekrar kazanarak ayağıyla
yemek yiyebiliyor, resim yapabiliyor ve yazabiliyor.


En çok yüklenildiği an...Balerin, ayakları üzerinde dans etmeye başlayınca,
bedenin tüm ağırlığı 5 tane parmak üzerinde toplanıyor. Uzun yıllar
çalışılarak kazanılabilecek bir yetenek,.. Ancak, bu başarı, çoğu zaman
ağır ayak hastalıklarını da beraberinde getiriyor.

Hayran olduğumuz yetenekli ayaklar, şirin-küçük ayaklar,
ayak fetişisti miyiz?


Ayaklar, ortama göre farklı nitelik*lerde olabiliyor. Bu, küçücük ayakları olan
Eskimo örneğinde rahatlıkla görülebiliyor. Uzun ayaklar soğukta daha
çabuk donacaktır. Almanya'nın kuzeyi ve İskandinav ülkelerinde
ya*şayanlar, Güney Avrupa'da yaşayan insanlara oranla daha büyük
ayaklara sahipler. Amerika'nın Florida eyale*tinde yaşayan Matthey Mc-Grory
dünyanın en büyük ayağına sahip. Özel yapılan 96 numara,
5 çift ayak*kabısının değeri 15.000 dolar değerinde. Spor dünyasının
dev ayakları, genellikle en küçük ayaklı insanlardan oluşuyor.
Ayakkabı numarası 42 ve daha altında olan
futbolcular en kuvvetli ayaklara sahip.

Küçük ve zarif bir kadın ayağı, hoş bir ayakkabı içine girdiği zaman,
bazı insanlar ayak fetişisti bile olabiliyorlar. Goethe bunlardan biriydi.
Şair bir yazısında "Güzel ayakları olan yaşlı bir kadına bakıldığında bi*le
insanın içinden ayakkabısını öp*mek geliyor" diyordu. İsveçli yazar
August Strindberg, kadın ayaklarını o kadar çok seviyordu ki, ayaklar
on*da psikolojik bağımlılık haline gelmişti. "Bir Çılgının Savunması"
adlı eserinde bu sorununu edebi olarak çözmeye çalışmıştı.
"Bir deli, burnu yerde 'bir av köpeği' gibi kadın izini takip ediyor" diyordu.



Ohhhh... ayak kokuyor

Bu olay, 19.yüzyılda yaşayan ve sevgililerinin ayakkabısından şam*panya
içen aşıkların öykülerini hatır*latıyor. Her halde kimyagerlerin daha
birkaç yıl önce buldukları bir gerçeği onlar bilmiyor, ama hissediyorlardı:
Ayak teri, bileşim olarak genital or*ganlarda üretilen koku maddelerine
benziyor ve dolayısıyla cinsel uyarıcı etki yaratıyordu.



Prens Külkedisi'nin nesini beğendi?Yoksa prens ayak şeyi miydi?

Ayakların erotizmine, Grimm'in yazdığı "Külkedisi" adlı masalda da değiniliyordu.
Çirkin, aptal ve kocaman ayaklara sahip iki kız kardeş, prensin kalbini böyle
kazanabilecek*lerine inandıkları için ayak parmaklarını kesmişlerdi.
Ama masal onların lehine gelişmiyor. Geleneklere uyarak mutlu sonla bitmesi
gerektiği için, genç prens seçimini, açgözlü, kötü kalpli üvey annesi
tarafından pis işleri yapması için mutfağa kapatılan ve zarif, küçücük
ayaklara sahip en küçük kız kardeş yönünde kullanıyor.



Çinliler kadınlarının bu işkenceye katlanmasını neden istediler?

Ama asıl daha önce Gharles Perrault tarafından yazılan
"Külkedisi"nde konu çok daha dikkat çekici ele alın*mış:
Prens, Külkedisi Sindirella'nın küçücük altın terliklerinden, daha doğrusu
onu süsleyecek zarif ayaklarından çok etkileniyor. Böylelikle çok eski bir
güzellik idealini, yani küçük kadın ayaklarının daha çekici olduğu düşüncesini
bir daha günde*me getirmiş oluyordu. Masalın böyle bitmesi, kuşkusuz bir
rastlantı değil*di. Bu masalın kaynağı Çin'den geli*yordu. Ve orada, küçük
kadın ayaklarına duyulan tutku, iç karartan bir gelenekle en üst seviyeye
tırmandırıl*mıştı. Küçük ayaklara sahip olması için, üst tabakaya ait kadınların
ayak*lan daha altı yaşından itibaren aşağı*ya doğru kıvrılıp bağlanıyordu.
Daha sonra, her iki haftada bir iki santim daha kısa yem ayakkabılar
giydirili*yordu. 7,5 santimetre uzunluğa sahip ünlü lotus ayaklan böyle
yaratılıyor*du. Kadınların küçük ayaklı olması*nın Çinli erkekler için birçok
avantajı vardı: Bu ayaklarla kaçamadıkları ve çalışamadıkları için, onlar
üzerinde rahatlıkla hakimiyet kurabiliyorlardı. Minik adımlarla yürüyebildiklerinden,
vajina kasları çok geç yaşlara kadar çalışmış oluyor,
erkekler de buna çok değer veriyordu.

Avrupalıların ayaklara bakış açısı daha farklı... Avrupa kültürüne göre,
güzel bir kadın ayağının yüksek ke*merli olması gerekiyor.
Öyle ki, ayak tabanı ile parmak uçları arasından ince bir su akıntısı,
ayak derisine do*kunmadan rahatlıkla akabilmeli... Yüksek topuklu
ayakkabılar, ayak köprüsünü istenilen yüksekliğe çıkar*tarak arzulanan
çekiciliği yaratıyor*lar, özellikle de kaldırımda çıkardığı tak-tak sesiyle...

Aslında ayaklar tarih boyunca çok önemsenmişti. Eski tarihlerde savaş
yapıldıktan sonra kazananlar boş ye*re ayaklarını yenilenlerin sırtına
basmıyorlardı. Bu, büyük bir zafer gös*tergesiydi.
Peki yenilen ne yapıyor*du, o da zafer sahibinin ayaklarına kapanıyordu.
Günlük yaşamda da in*sanlar psikolojik savaşlar yaparken
"birbirinin ayağına basmak" deyi*mini sıkça kullanıyorlar.

İnançlar ve ayaklar

Engizisyon döneminde kilise, bü*yücülük yapmakla suçladıkları kadınların
sihirli güçlerini, ancak ayak*lan yere bastığında gerçekleştirebile*ceklerine
inanıyordu. Bunun için ca*dı, ölüm cezası uygulanarak yakılma*dan önce,
yere basmaması için ateşin bulunduğu alana kadar bir arabayla götürülüyordu.

Papazlar, fakir insanların Tanrı önünde
eşit olduklarını vurgulamak
için onların ayaklarını yıkıyor.


Birçok dinde tanrının evindeki kutsal zemine sadece çıplak ayakla basılabiliyor.
Tanrı, Musa'ya
"Ayakkabılarını çıkar, çünkü üzerine bastığın yer,
kutsal topraklardır"
diyor. Bu nedenle birçok insan yılın belirli zamanlarında
kutsal toprakları ziyaret ederek hac görevlerini yerine getiriyorlar.
Tanrıların izinden yürümek, ister bir inanç isterse de bir gelenek ol*sun,
günümüzde de sürüyor. Hollywood'un en göz alıcı dönemlerinde
sahnelerin kahramanı olan yıldızlar, arkalarında, Los Angeles'taki
Hollywood Bulvarı'nda betona dökülmüş ayak izlerini bıraktılar.
Hemen he*men her gün, gruplarca turist burayı ziyaret ederek,
ayak izlerinin büyüsüne kapılıyor. Kim, ha*yatında bir kere
Humphrey Bogart ya da Greta Garbo'unun
ayak izlerine basmak istemez ki?

Ayaklar masa altında gizli dokunuşlarla ifade ederken de bu hassas
yapısı çok işe ya*rıyor. Ayaklara masaj yaparken de öyle...
Esoterik uzmanlarına göre, çok sayıda sinir, iç organlarımızı
tabanımızdaki deriye bağlıyor. Mide ve böbreklerimiz, karaciğer
ve pankreasımız, eklemler; hatta tek tek dişlerimi*zin hepsinin
tabanı*mızda bir temsilcisi var. Masajla bu noktalar uyarılarak
hasta organa iyileştirici sinyaller gönderilip, neredeyse tüm
hastalıklar tedavi edilebiliyor. Hatta varis ve kısırlık bile...

Kaynak: Focus Temmuz 2000

Refleksoloji, ayaklara yapılan masajlarla, bedenin kendi
kendisini iyileşme gücünün harekete geçirilmesidir.


 

--
BAZI GRUPLARDA MAİL YOK AYARLI BİLGİNİZE
www.kempos.net
KEMPOSLU GOCA GOFAL
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages