Abdulkadir Duru 29.02.1920 Pazar günü, Kemaliye'nin Apçağa köyünde doğdu.
3 sınıflı köy ilkokulunu bitirdikten sonra seçtiği kunduracılık mesleğinde zirveye çıktı. İmal ettiği Fil marka kunduralarının Türkiye'de ilk defa patentini aldı. Kendi deyimi ile kunduracılık mesleğinden birikimlerini bir noktaya getirdikten sonra kendini emekliye ayırdı.
Amacı emekli olmak değil, onu yıllarca meşgul eden cehaleti aydınlığa çekmek gayreti ve insanlan kendi öz yapısına uygun yaşatma bilimine vukufiyetinden gelen yetki ve aşkla aydınlatma çabasına önce kahvehanelerde, lokallerde fikir çalışmalanna başladı. Sonra Kültür ve Fikirde Aydınlatma Derneğini ve Yenikapı'da deniz üzerinde sal kurdurdu. Çok önemli sohbetler yaparak arkadaşlarını, çevresindekileri ve halkı aydınlatıyordu. Tiyatro sahne çalışmalan yaptınyor, ana fikrini verdiği bir konu üzerinde senaryosuz, doğal olarak oynayanlar, içlerinden geldiği gibi oyunu sahneliyorlardı. Bu oyunlar Ankara ve İstanbul gibi şehirlerde tiyatro sahnelerinde halka sunuluyordu. Oyunlarının bazılarının adları Şahane Selo, Karlı Ovaya Güneş Doğuyor, Uyanık Alidir.
Çevresindekileri her konuda aydınlatmak ve yetiştirmek için yabancı dil, müzik, doğru düşünme ve etkili konuşma kursları açtırıyor, şiirlerini beste yaptınyor, plak doldurtuyordu. 11 plağı piyasaya çıkmıştır.
"Kemaliye'de Bir Gönül Macerası" adlı romanının senaryosunu "Erginler Diyarında Bir Gönül Macerası" adı aıtında yazdırarak film çekimi aşamasıına getirmiştir.
Amacını daha iyi anlatmak için 04.12.1970 tarihinde Özden gazetesini, basın-yayın hayatına sokmuştur. Özden gazetesi halen yayın hayatına devam etmektedir. Hatta gazete çıkarmayı 1960 yıllarında düşünmüş, o vakit el yazısı ile "Gönülden" adlı bir gazete de yapmıştır.
Bu arada özellikle onu meşgul eden konularda 48 adet eser yayınlamıştır. Yayınlarının konusu devlet düzeni, ekonomi, hukuk, aile, kadın, evlenme, nereden oyuna geliyoruz, velhasıl insan için olan her konuda fikirleriini neşretmiştir. Çünkü Sayın Duru; tek değerin insan olduğunu, bütün diğer değerlerin de insanın hizmetine sunulmuş olduğunu, bunun için önce insanın bilinmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Bununla da yetinmeyen Abdulkadir Duru, 1975 yılında Anadolu'dan; iş hayatı içinde derdini anlatmaya başladı. Oluşumlarını bir yere kadar getirdi. Eserler görünmeye başladı. Kemaliye'nin Apçağa köyünün mezrası olan yerde Şifabağı adındaki tesislerinde kısa zamanda çok sayıda iş kolunu faaliyete soktu. İlk defa Doğu'ya ofset matbaa .tesislerini kurdu. Bölgeye hitap edecek büyüklükte sanayi atölyesini kurdu. Bunun yanında tesislerde şu işletmeler kurulmuştu. Çelik eşya, krom ve nikelaj kaplama, döküm ocakları, fırın, market, otel, lokanta, dağbaşı giyim sanayi, kalıp atölyesi, boya imalat atölyesi, film imalatı, plastik ve elektrik malzemeleri imalatı, benzinlik, hidro elektrik santralleri, soğuk hava deposu, marangozhane, kağıt imalatı gibi daha proje safhasında birçok işler düşünmekte, zaman içinde bunları hayata geçirecekti. İlk defa rotafif baskı makinası imalatını başlatmıştı. Daima buluşlar ve yeni icatlar yapmayı planlıyordu. Özel bir anlaşma ile ilk defa Türkiye'de silikonlu saç imalatını gerçekleştirdi. Diğer bilgiler için aşağıdaki linki "TIKLAYIN"
http://www.ozdengazetesi.com.tr/
Şifabağı'nda tesisleri ürün vermeyen topraklar üzerine kurdu. Ürün verecek toprak, bir karış dahi olsa, onu üretim alanı olarak ayırdı. Çünkü Abdulkadir Duru; Türkiye'de bir arazi katliamının olduğunu, yerleşim alanlarının ve fabrikalann üretim alanlanna kurulmasıyla betonlaştığını, zamanla insanların bu alanları tekrar kendi elleriyle açmak zorunda kalacağını söylüyordu.
Şifabağı'nda bu hareketiyle yerleşimin ve sanayinin ürün vermeyen topraklar, kayalar, bayırlar üzerinde kurmasıyla örneğini gösterdi.
Ürün vermeyen bir yerde kurulan iş yerlerinde bu kadar işi başlatması, asıl insanlığı aydınlığa çekmek içindi. Maalesef amacı hiç anlaşılmadığı gibi, birtakım asılsız dedikodular yüzünden fikir ve aksiyon insanı olan Abbdulkadir Duru'nun adı; Hacı, Hoca, Şeyh .sözlerinden karanlığa çekildi.
12 Eylül 1980 harekatı sonrası bu dedikodular ve askeri dönemin özellikleri nedeniyle birkaç arkadaşı ile birlikte Erzincan'da ifadesi alındı. 60 gün süren gözaltından sonra hiçbir yargılama yapılmadan serbest bırakıldı. Bu olaylarda vebali olanlar ise Kemaliye'mize yaptıkları kötülüklerin
hesabını zaman içinde varsa vicdanlarıyla hesaplaşarak vereceklerdir.Kemaliye çok şey yitirdi.
Abdulkadir Duru bu durumu; "Olağanüstü haldir" diyerek olanları normal karşılayıp, çalışmalarına devam etti.Bu olaylar üzerine 1984 yılında Ankara'ya yerleşti. Bu arada ileri gelen bazı Kemaliyeliler ile devrin mülki amirIeri merhum Abdulkadir Duru'nun tekrar Kemaliye'ye dönmesi için heyetler halinde defalarca kendisine ricaaya gelmelerine rağmen Abdulkadir Duru, Kemaliye'ye geri dönmedi. 1984 yılından sonra çalışmalarını İstanbuL, Ankara ve İzmir'de bazı şirketler kurarak iş hayatına burada devam etti. 25 Temmuz 1989 tarihinde İstanbul'da vefat etti.
Merhum Abdulkadir Duru, fikir ve görüşlerine bir isim koyarak "ÖRGÜÜNÖZ" adı verilen fikir disiplinini ortaya koymuştur. Örgünöz; bütün bir insan hayatını içine alan, pratik ve disiplin yöntemleriyle, yaptırımlarıyla bir bütünlük taşıyan kurallardır.
Bu kurallara davet şekli: "inanmadan önce tespit ile bir dene, kendin tecrübe etmeden bu tamam deme." Yani Abdulkadir Duru, ileriye sürdüğü doğal kanunları, nitelikli kesin doğruları, deneyerek, inanmaya davet eder.
Ancak bu davet şekli ne Bacon'in ne de Leonardo De Vinci'nin ileri sürdükleri deneme metodlarına benzemez. Çünkü fikirler, bir hayat yaşantısı olarak şartlara uyulduğu takdirde tespiti kolay olan doğruları içerir. insanı özünden doğru yaşamaya yöneltir. Güven vermeyen medeni değerleri yeniden gözden geçirerek güven verici duruma getirilmesini zorunlu kılar.
Bilginin, hayatın bütün evreleri ve çeşitliliği içinde denenmesini zorunlu görmüş ki, özel bir deneme metodu ile empristlerden ayrılır.
Bilgileri, akılcılar (Rastlonalist) gibi akıl ile değil, öze uygunlukla açıklar., Aklın ve deneyin bir fikrin. doğrultusunda payını, öze uygunluk geçerli görür ki ÖRGÜNÖZ'e metafizik bakımından bir görüş addetmek mümkün değildir. Örgünöz fikri kesinlikle metafizik değerlendirmeye tabi tutulamaz. Zihhnin harekete varmasının ve olayları tefrik etmesinin temel şartları, insanın amacını tayin ve tanzim eden öze bağlılıkla izah eder.
Herşeyi maddeye indirgemez, maddeye maksat demek suretiyle bir maddenin atomunun fikir analizini yapar ki, bu görüşü ile materyalizmden ayrılır.idealizm gibi dış dünyanın nesnelliğini yok saymaz, aksine doğayı insana yönelik ve insanın özüyle belirli amaç doğrultusunda, ahenkli bir bilgi düzeni ile oluşan ve beşli bir hareket evresi takip ederek, insana varan maksatlar sayar.
"Bir şeyin herşey, herşeyin birşey" olarak doğada bir harman benzeri akışı "süreç" kavramına yeni bir anlam kazandırmaktadır.
"Maddesiz hayat vardır. Hayatsız madde yoktur." ilkesiyle sonsuz hayatın yoğunlaşarak mekanlaşmasını ve onun maksat olarak sonsuz hayatın amacı doğrultusunda insanın fizik yapısında toplanmasını ve amaca hizmet etmesini işaretler.
Hareketi beşli evreler itibariyle açıklayan Duru, materyalist ve idealist fiikir bloklarına kesin bir aralık vermiştir.Örgünöz, tasavvuf görüşünden de ayrıdır. İlkeleri,pratikleri ve hayatı değerlendirmesi ile ölçülemeyecek ayrılıklar gösterir.
Ekonomide insanı yetkili sahip olarak, doğa hareket mekanizmasında asil özne olarak gören Duru, sermaye ve değer addetmez. Üründe zeka ve emek karışımının bir süreç üzre değerlendirilmesini ön görür. Sermaye üründe sıfırdır. Serbest malın değerini de bu yönde gördüğünden "Nedrettnazariyesini kabul etmez. Duru; hukuk bakımından da insan özüne uygun yaşamak zorundadır. "Özünden dışa doğru yaşamıyorsa suçludur." Hukuk deyince, toplumlarda insanların insanca yaşamalarını sınırlayıp dengeleyen düzen akla gelir.
Hukuk gücüne hakimiyet, tatbikine adalet denir. Demektedir. Duru; ekonomik ve siyasal sistemlerin özellikle karıştırılan kavramların anlamlarını ve kapsamlarını anlaşılır biçimde ortaya koymak olaylara. doğru yön verecek yeteneklerin belirginleşmesine ve faydalı duruma gelmesine yardımcı olmak, aile, ekonomi, eğitim kurumlarında ve devlet bütünlüğünde güven tesis etmenin yollarını araştırmak.
Bunalar insanlığın mutlu yaşamasının yolları ve kişiliğinin temel ilkeleerini tanıtmak, siyasal akımlar etkisinde erimemiş Türk kültürünü ve medeniyetini tanım ve tanımını yapmak. Milletin nasıl, niçin geri ve küçük gösterildiğinin veya gösterilmeye çalışıldığının nedenlerini tespit etmek. hareket noktalarını, uygulama biçimlerini ve yöntemlerini ortaya koymaktır.
ABDULKADİR DURU'NUN ÖZLÜ SÖZLERİNDEN BAZıLARı
- İnsanda cehalet, öğrenmek ihtiyacı durunca başlar.
- Bir yalan kırk yalan söyletir. Kırk yalan kırk mahcubiyet getirir.
- Sağlam dost seçemeyen insan, . rotasız bir gemidir.
- Başka milletlere özenen, özendiğinin köleliğinden kurtulamaz.
- Gerçek ekonomi doğayı insana yararlama işleminin düzenidir.
- Bir millet, bir ailedir.
- Adaleti: Paradan para kazanmak bozmaktadır.
- Yapan· satmazsa satanın kölesidir.
- Sermaye iş aracıdır, kazanç aracı. olamaz.
- Barış iktidarın, dargınlık acizliğin ifadesidir.
- İnsan haklarını bilmeyenin hakkı, bir tutam ottur.
- Milleti inanç, soyu zihniyet yapar.
- Başarılara ilgi göstermernek, başarana hakarettir.
- En büyük hediye, alakadır..
YÜREKTEN SESLENİŞİ
Ey Türk! Amacın güven kazanmaksa; namerdin karşısında mertliğini kale gibi, sahtekarın karşısında dürüstlüğünü pırlanta gibi, riyakarın karşısında gururunu dimdik tutmasını biliyorsan yiğitsin!
Atalanndan kalan yüce değerlere tırpan vurmaya kalkanların bileklerine kelepçe isen, zalim in yüreğine burgu gibi, mazlumun yüreğine "Bir gül bahçesine girercesine" girmeyi biliyorsan, dost gönüllere taht kurmuş isen yiğitsin!
Maddenin şatafatına insanlığının katresini, kürkün saltanatına tevazuuun zerresini, koltuğun debdebesine nefse güvenmenin inancını değişmez isen ... küçükten şefkati, büyükten hürmeti esirgemiyor, ayıya dayı demeden geçiyorsan köprüleri yiğitsin!
Bakma bulanık suda balık avlamaya kalkanlara! Bakma kuru ile birlikte yaşı yakanlara! Bakma karanlığa kurşun sıkanlara! Bakma yükselmek "için omuzlara·çıkanlara!.. Herkes adımını yanlış atsa da, sen doğrulara yönelip vakur adımlarla yürümesini biliyorsan yiğitsin!
Ekonomik oyunlara gelmiyorsan, araştırıcı, geliştirici güdümlerini aktifleştirip sıfırdan imkanlanmayı başarıyorsan yiğitsin!
Dilin susup elin konuşuyorsa, yalnızlara arkadaşlığı, bezgine gayreti, ezilrnişe diriliği, küsküne banşmayı öğütlüyorsan yiğitsin!
Ellerinde gayretin izleri, yüreğinde milletinin sevgisi dolu ise yiğitsin!
Amaçlanmışsan milletini dünyaya örnek ve öncü etmeye; milli şahsiyet "iddiası güdüp milletinin üstünlüğünü dünyaya kabul ettirmeye, yiğitsin!
Bu yücelik sana senden gelmiştir. Ataların,. dedelerin yiğitlik pınarından kana kana içmiştir. Sanma ki, iş bitmiş vakit geçmiştir. İşte o geçen zamaanı geri döndürebilecek iddiada isen yiğitsin! ..
Abdulkadir Duru