DiSHARMONiK BiR VARLIK OLARAK iNSAN

90 views
Skip to first unread message

H. Avni

unread,
Sep 20, 2009, 12:16:00 PM9/20/09
to kapsam...@googlegroups.com
 

DiSHARMONiK BiR VARLIK OLARAK iNSAN

Tomris Mengüşoğlu

 

Takiyettin Mengusoglu'nun felsefe calismalarinin ana problem alani, bilindigi gibi felsefiantropolojidir, insan felsefesidir. O, calismalarini, "insanin varlik yapisi ve nitelikleriniele alan ontolojik bir felsefe" olarak nitelendirir. Bunun anlami, insan olaylarininfenomenlerini ele alirken, aciklamalar icin, onceden kabul edilmis bir kavramdan, ya dakavramlardan, onyargilardan degil, (akil, geist, kultur, toplumsallik, teknik yaraticilikgibi), insanin butunlugu ile ortaya ciktigi fenomenlerden, bu fenomenlerin fenomenolojikbetimleme ve cozumlemelerinden hareket edilmesidir.

"Insan felsefesi" adli kitabinda bu tur on yedi fenomen alani ele alinmistir. Bunlar bolumbasliklari ile sunlardir: bilen bir varlik olarak insan, Yapip eden bir varlik olarak insan,degerleri duyan bir varlik olarak insan, tavir takinan, onceden goren, ve belirleyen,isteyen, ozgur olan, tarihsel olan, idelestiren, kendisini bir seye veren, calisan, egiten-egitilen bir varlik olarak insan, devlet kuran, inanan, sanatin yaraticisi olan, konusan veson olarak da biopsisik bir varlik olarak insan. Daha da cogaltilabilecek olan bufenomenler, yeryuzunde insan varligi ile birlikte ortaya cikan fenomenlerdir; veozellikleri, insanin parcalanmasina, ruh, beden, tin, bilinc gibi parcalara ayrilmasina gerekgostermemeleridir.

Insanin butunlugu ile, ruhu, bedeni, bilinci ve tinsel ozellikleri ile ortaya ciktigi bufenomenler , bilgi, sanat, teknik, devlet kurma ve butun oteki basarilari bir butunlukgosterirler ve uygarlik duzeyleri ve caglari ne olursa olsun, butun insan topluluklarindaortaya cikarlar. Bu yuzden de bunlar, bu tanidigimiz insanin, bu tanidigimiz dunyadayasayabilmesi, hayatini surdurebilmesi icin gerekli olan "varlik kosullaridir"dir. Aynizamanda onun kendi basarilaridir.

Bu basarilarin ozu, birinci olarak, insanin yasama kosulu olmalari; ikinci olarak tarihselolmalari, yani olusup gelismeleri; ucuncu olarak da arti bir deger olarak dogal varligakatilmalari fakat dogadisi olmalaridir. Bu yuzdendir ki, doganin herhangi bir noktasinda,yeryuzunun herhangi bir katmaninda rastladigimiz yontulmus bir tas parcasi, ustustekonmus taslar, dikilmis bir sutun, yakilmis bir ocagin izleri, bizi insan denen varligingecmisteki ayak izlerine goturur. Bu izler doga icindedir, fakat dogal olmayan tarihinizleridir.

Mengusoglu, insan felsefesinde, yukarda sayilan fenomenler arasinda, insanindisharmonik bir varlik olmasini, ayri bir bolum halinde ele almistir. Cunku o,disharmonik, uyumsuz bir varlik olmasini, onun butun basarilarinin temeli olarak,fenomen betimleme ve cozumlemelerinde saptar.

Disharmoni, antagonizm, uyumsuzluk, insanin bir basarisi degil, onun biopsisik yapisi,konusma yetenegi, dili gibi insanla birlikte ortaya cikan, insanin bir varlik ozelligi,varlikyapisinin bir niteligidir.

Disharmoni ve harmoni problemi, insan felsefesinin ikinci cildi olan "Insan ve Hayvan,

Dunya ve Cevre" adli kitabinda insanin ve hayvanin varlik yapisinda ortaya cikan karsitfenomenlerin incelendigi yazisinda ele alinir. Insanla hayvan arasindaki apayrilik,temelini hayvanin harmonik, insanin disharmonik bir varlik olmasinda bulur.

Insandaki disharmoninin temeli, onun biopsisik varlik yapisindadir; nasil ki, hayvaninharmonik bir varlik olmasi da onun yapisal bir ozelligidir.

Yuzyilimizda, hayvanlar hakkindaki klasiklesmis gorusleri kokunden degistiren,butunlukcu hayvan arastirmalarina gore (Mengusoglu'nu cok etkileyen Uexkull veKonrad Lorenz'in adlarini ozellikle vurgulamaliyiz), hayvanin algi dunyasi ile etkidunyasi, tam uyumlu bir butunluk gosterirler. Bunun sonucu olarak hayvan dunyadadegil, kendi cevresi icinde yasar. Birbirini tam karsilayan algi ve etki cemberi icinde,yasamasi icin gerekli olan seylerin, besini, dusmani ve cogalmasi disindaki hicbir seyifark etmeden, harmonik bir hayat surer.Doganin kendisine verdigi, onceden belirledigicevre icinde yasar, kendi turunun bir gecit noktasi olarak beslenir, cogalir ve olur. Insanlahayvan arasinda benzerlikler karsilastirmak yapmak, bilimsellikten uzak olan hayvandostlarinin duygusal bir tutumundan baska bir sey degildir.

Mengusoglu'nun kendi ontolojik temelli insan felsefesinin baslangiclarini gordugu Kant'agore de, doga hayvana hayatini kolayca surdurmesi icin cok comert davranmis, insana iseuvey evlat gozuyle bakmistir. Onu ciplak, korumasiz olarak dunyaya salivermis, ondansanki yasamasi icin gerekli olan her seyi kendisinin yapmasini istemistir. Bu bakimdaninsan, bir yandan yoksunluklar, ote yandan, olanak olarak bir fazlaliklar varligidir.

Bu olanaklarin, fazlaliklarin temeli, ondaki antagonist nuvelerdir: Yapici olma, bununtersi yikici olma; bunun tersi kotu olma, korkunc olma; baris ve savas gibi karsitliklar,onun varlik yapisinin ona has olan nitelikleridir. Antagonizm, onun"basarilarinin" (basarilara olumlu ve olumsuz olan her sey girer) yonetici ilkesidir.

Bu basarilar, degerlere ve anlam verme ve gerceklestirmeye dayanan "kultur ve uygarlik"dedigimiz tarihsel alani olusturur.

Dogadaki olusun yonetici ilkeleri, doga bilimlerinin arastirip saptadigi doga yasalaridir.Bu yasalar, anlam ve degerlere karsi kor determinasyonlardir. Ilk kez insanda, kor dogayasalarina bir arti deger olarak katilan anlamverme ve gerceklestirme, degerler ortayacikar ve bir tarihsellikten soz edilebilir. Tarihsel olusun yonetici ilkeleri, (mekan, zaman,gelenek, dil yaninda) degerler, vital ve yuksek degerlerle bezenmis ideler, gorustarzlaridir. Tarihsel olusun yonetici ilkeleri, (mekan, zaman, gelenek, dil yaninda)degerler, vital ve yuksek degerlerle bezenmis ideler, gorus tarzlaridir. Tarihsel alan,kendisini bize gosterdigi gibi, arkasinda insan aktivitesi bulunan karsit degerlerin, idelerinbir carpisma alanidir. Eger insan antagonist nuveleri besleyen disharmonik bir yapidaolmasaydi, O, cayirda otlayan koyunlardan farksiz olacakti (Kant).

Insana insan olma onurunu kazandiran yuksek degerler, onun, bu degerlerin tersini deyapabilme olanagini tasimasindandir. Ozgurluk ve sorumluluk, bu noktada bir postulatolmaktan cikar, bir gerekliliktir.

Insan, tarihi boyunca, kotu yanini silerek iyi yanini ve sadece iyi yanini gelistirmeolanaklari aramistir. Kendisini oradan oraya surukleyen, mutsuz eden disharmonidenkurtulmanin yollarini, mutlulugu aramistir. Kendisine sinir koymak icin tanrilar icatetmýs, yonetici gucler, yasalar aramis, devletler kurmustur. Cennetten kovulma mitosu,cennete, bu dunyada geri donme umudu, onun insan olma cabalari bakimindan birparadokstur.

Kutsal kitaplarin dile getirdigi bu mitos, insanin bilme itkisinden dolayi cennettenkovulmasi, yani harmoniden, mutluluktan yoksun birakilmasi, buna karsilik yabanci birdunyanin, onun alinteri karsiligi ona verilmis olma paradoksu, insanin en temel ozununmitoslastirilmasidir. Ozundeki antonizm ve disharmoninin, olumsuzlanmasi,yadsinmasidir.

Denebilir ki, insan sanki bildigimiz tarihi boyunca, insan olmanin yukunden kurtulmakýcýn, dinler icat etmis, aslinda kendisine bier ayricalik olarak verilen ozgurlugu vesorumlulugu, ozlemlerinin bir idesi olarak, olumsuz, mutlak ve sonsuzca adil bir varliga,tanriya yuklemek istemistir. Bu durum insanin tarihi boyunca yasadigi bir paradokstur.

Insan olmayi antagonizm ve disharmoniye sahip olma ayricaligi olarak gorenMengusoglu, arastirmalarinin sonunda soyle bir soru sorar: Insani harmonik bir varlikyapmak isteyen dinler, onu hayvana mi yaklastirmak istiyor? Bu soruyu Kant'in yukardasozu edilen bir dusuncesi ile yanitliyor: Disharmoninin ortadan kalkmasiyla, insanlacayirda otlayan koyunlar arasindaki fark ortadan kalkardi. Ve su dusunceyi ekliyor: Fakatne insan hayvan ne de hayvan insan olabilir. Cunku insanla hayvan arasinda derece farkidegil, ozsel bir fark vardir.

Mengusoglu'na gore, antagonizm ve disharmoni insanin insan olmasinin yani degerininkaynagi, yaratmalarinin olanak temeli, dunyaya acilmasinin olanagidir.

           *   *   *

Tanri postulatina siginan insan, ozgurluk ve sorumlulugunu tanriya yukleyerek, varlikyapisindeki disharmoniden kurtulma yolu aradi. Fakat dinler, insanin bu ozlemini, onunvarlik yapisini degistiremedikleri icin, yerine getiremediler.

Insan aklinin kesfi ve buna bagli olarak insanin kendisinin ozgurluk ve sorumluluguyuklenmeye hazir olmasi ile bilim ve teknik cagi basladi. Bilim, insana, bir obur dunyayerine, bu dunyada rahatlik vaat etti. Aydinlanmanin sinirsiz iyimserligi bilimle butunproblemlerin cozulecegine inaniyordu. Gercekten bilim, gelistigi ulkelerde, hayatkosullarinin iyilesmesini, gecen yuzyillarin hayal bile edemeyecekleri, ya da ancak hayaledebilecekleri bir duzeye cikardi. Ancak onceden gorulmeyen sey, basarilarinin da ,insanin kendisi gibi kendisi gibi cift degerli olmasiydi. Bilim ilerledikce, doga guclerineegemen oldugu, onlari kullandigi, tukettigi olcude, dunyanin ve insanin da hayatdamarlarini tuketiyordu. Ama ne insandaki, ne de insanin bir parcasi oldugu varliktakiceliskiyi tuketebiliyordu: yaptikca yikiyordu. Paradoks gittkce katmerleniyordu. Simdibilim, sihirbazin ciragi gibi, baslattigi temizligin her seyi silip supurmesine dur diyeceksihirli sozcugu ariyor, ama onu artik unutmusa benziyor.

Bilimle din arasindaki ortak yanilgi, dunyanin ve insanin varlik yapisina ait olan karsitlik,celiski ve paradoksun yok edilebilecegi sanisiydi.

Din bunu gunah kavrami ile karsiliyor, tanriya inanma ve boyun egme ile ortadankaldirmaya calisiyordu. Bilim, karsitlik, celiski ve paradoksu yanilma, hata olarakgoruyor; insan aklinin kullanilmasinin ilerlemesi ile ortadan kalkacagina inaniyordu.Bunun bir sonucu olarak, bilim en yuksek ilkesinde, insanin dunyadaki cesitliligi bir veen yuksek bir ilke ile aciklama gereksinmesine yanit verecek olan ilkeler pesine kosuyor;coklugu, karsitligi, celiski ve paradoksu bilginin sinirlari disina atmaya calisiyordu.Bilgide karsilasilan karsitliklar ve celiskiler, hata olarak ya da anlamsizlik, antinomi veparadoks olarak, aklin ve bilginin sinirlari disina atiliyor. Cunku, celiski, karsitlik veparadoks, varliga ait bir yapi ozelligi olarak gorulmuyor; onlar, insanin bilme, gorme,algilama yeteneginin sinirli olmasindan, ya da yeteri kadar gelismemis, yetkinlesmemisolmasindan dolayi dustugu hata, yanilgi bir olmamasi gerekendir.

Paradoksu, karsitlik ve celiskileri hatali bir gorus, kotuyu insanin zayifligi ya da yanilgisiolarak goren, onlara varlikta bir korrelat, bir varlik tarzi tanimayan klasik goruse gore, enyuksek degerler, iyilik, guzellik, hakikat ve ozgurluk, ayni zamanda en buyuk gucesahiptirler. Iyilik, guzellik ve hakikatin en sonunda zafere ulasacak olan, her seyinustunde parlayan bir tanrisalliga, bir gucu vardir. Tarih, bu guclu degerlerin insanbilincine islemesi sayesinde, insanin ozgurlesmesinin, ya da soz konusu ise, tanrisaldevletin kurulmasinin bir tarihi olacaktir.

Antik Cag'dan beri, bu dusunce cizgisi disinda kalan pek cok dusunurun gelip gecmisdusunceleri, caga uygun olmayan dusunceler olarak, bir kenara atilmistir. Ana yoldegismemis, mantigin ozdeslik, celismezlik ve tertium non datur ilkesi sarsilmamistir.

Ancak yuzyilimizin baslarinda, Husserl'in felsefi dusunceyi cikmazdan, kurtaran"fenomenlere donelim" cagrisindan sonra, bu cagriya uyarak yol arayan filozoflar,bunlardan birisi olan Nicolai Hartmann'in intentio recta tutumu ile, cagimizin yeni yenifark etmeye basladigi yeni bir yol acildi: Karsitliklarin, cok degerliligin ve paradoksunyolu.

Bu yeni yolun en onemli basarisi, Hartmann'in yeni ontoloji ve icerikli degerler ethigidir.Ancak Hartmann'in tam anlami ile anlasilmasi icin, insanin, gercekligin tek boyutuolmadigi gorusunu, kaninda, caninda yasamasi gerekiyordu. Oyle gorunuyor ki, simdiyekadar ethik alaninda varilan bosunaligin dunya capinda tekrar yasanmasi yetmedi;bilginin ve teknigin ilerlemesinin, dunyanin fizik dengesini bozma derecesine ulasmasigerekti.

Matematigin ilkelerinin ve mantiginin somut dunya ile tam ortusmedigi bilgisine,gercekligin celiskisiz tek boyutlu bir dogru ve hakikat yonunde, tek katmanli olmadigi,anlayisinin da eklenmesi gerekiyordu. Aslina her cagda, sanat bunu gostermistir,gosteregelmektedir. Kavramlarin degil, yasamanin, somut olanin, sezginin dunyasi olansanatin, insani varolussal bir yakalama ile sarsmasi, onu dunyanin yapisal celiski veparadokslari icine cekmesi bundandir. Dunyayi derinden yasayan her insanin, sanatla olan

iliskisi olan herkesin boyle bir deneyimi vardir. Ancak bu, kisilerin yasantisi olarak, okisilerde kalir; belki sanatla dile getirilir; ama sanatin etkisi, genel olarak sinirli ve birbosalma ani olarak gelip gecicidir.

Bilim ilkeleri degismedikce kendi yolunda yurumek zorundadir., ama felsefenin durumubaskadir. O, her zaman onculuk edendir. Hartmann'in ontolojisinin, tabakalar teorisinin,varlik determinasyonlarinin ozu, determinasyon orgusunun mantiksal yapisinin halis birtertium datur oldugudur. Baslangicta, varlikta bir kaos meydana getiriyor diye bir yergikonusu olarak gorulen bu ozellik, simdi varligi fenomenlere uygun aciklamanin yepyeniyolu olarak goruluyor.

Kopernik'in gunes merkezli evren horusu, gercek bir devrimdi. Kant, "insanin anlayisyetenegi, yildizlara devinim yollarini dikte eder" demekle, bilgi alaninda, Kopernikdevrimini yinelemisti. Simdi klasik gorusu tersine ceviren Hartmann'in gorusu, Bati'nindusunce tarihinde ucuncu Kopernik devrimidir.

Hartmann'in kategorial analizlerinde varlik tabakalarini yoneten ilkelerin, kategorilerinbir karsitliklar orgusu oldugunu gosterdigi gibi, varliktaki guc dengesini de tersineceviriyor. Yuksek degerler sferi en gucsuz olan sferdir. Ustelik harmonik degil,disharmoniktirler. Isa'nin unlu cumlesi, tersine cevrilmelidir. Isa olum korkusuicindeyken, kendisini bekleyen ogrencilerinin, Hiristiyan dininin unlu azizlerinin,kendilerini tutamayip uyumalari karsisinda, "Ruh istekli ama beden zayif" der. Halbukiguclu olan beden, zayif olan ruhtur.

Butun varlik tabakalari insanda birlesirler. Fakat butun tabakalarin insandabirlesmesinden dolayi, insan daha guclu degil, tersine direnclere daha acik, daha kirilgan,daha zayiftir. Cunku hicbir enerji merkezi, gucu olmayan, gerceklesip gerceklesmemeyekarsi ilgisiz olan degerler sferi de, oteki varlik tabakalari gibi celiski ve karsitliklar tasir.Bu bakimdan ozgurluk, sevgi vb. gibi yuksek degerlerin gerceklestirilmesi, insaniharmonik bir hayata, uyum ve mutluluga ulastirmaz, tersine uyumsuzluga, mutsuzlugagoturur. Trajik olanan kaynagi da bu.. Ama insan bundan vazgecemez ve insan olmaninguclugu ve degeri de buradadir. Denebilir ki, insan hicbir cagda, cagimizda oldugu kadar,kendi deger ve olanaklarinin olumlu yanlari yaninda, olumsuzluklarinin da bilincinevarmisti.

 

Felsefe Tartismalari, 19. Kitap, Nisan 1996

______________________________________
______________________________________
d e r s   B E L G E L i G i
UYE SAYIMIZ: 2253
 
http://groups.google.com.tr/group/kapsamaalani <<< bu adres üzerinden sanat-felsefe-eğitim toplum konularında makalelere, bilgi ve belgelere ulaşabilirsiniz.
Grup odasının iletilerinden  R A H A T S I Z   oluyorsanız, grup ayarlarından ya da iletişim adresimize göndereceğiniz "üyelikten ayrılma isteğini" belirten mektupla son vermenizi rica ederiz.
iletişim dB: kapsam...@googlegroups.com
______________________________________
______________________________________
http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/erkenuyari
e r k e n   U Y A R I



Yahoo! Türkiye açıldı!
Haber, Ekonomi, Videolar, Oyunlar hepsi Yahoo! Türkiye'de!
www.yahoo.com.tr
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages