ETİK NEDİR
Etik; insanın bütün hareket ve faaliyetlerinin temelini yani onun
konuşmalarında, birşeyi savunmasında veya reddetmesinde, beğenmesinde
veya beğenmemesinde, saygı duyup duymamasındaki temeli inceler.
(T.Mengüşoğlu)
Varlık prensiplerini bağımsız olarak ele alan ve bu alanı belirleyen,
varlık karakterini inceleyen bilme etkinliğine 'etik' denir.
Etik, eylemlerimizin temelinde ne var ise onu betimler. Etik, 'nasıl
davranmalıyım, hangi ilkelere göre hareket etmeliyim?' sorunuyla
ilgilenmez. Bu etiğin, metafiziğini (ahlak metafiziği) yapmaktır.
Antropolojik etik; olan bitene bakılarak yapılan etiktir.
Normatif / deontolojik etik; bütün insanlar için geçerli evrensel
kurallar koymak. Olmayan bir şeye bakılarak yapılan metafizik bir
etik. Kişinin kendi değer yargılarıyla herkes için geçerli evrensel
moraller koymaya çalışması. (Moralin değil, kuralların felsefesi
yapılır.)
Etik; ahlaksal olanın özü ve temelini inceleyen bilgi dalı.
Metafizik etik; iyiyi ya da ne yapmamız gerektiğini araştıran
disiplin.
Bedia Akarsu'ya göre Kant'a kadar olan etik, 'eudomonist' (mutlulukçu)
etiktir.
KYRENE OKULU - ARİSTİPPOS :
Sadece haz koşulsuz iyidir. İnsanın tüm ereği hazdır. Hazzı sağlayan
iyidir. Yaşanan andaki haz önemli. Yaşadığı andan haz alan kişi
bilgedir. İyi, olabildiğince şiddetli olan hazdır. Acıdan kaçmalı.
Bilge kişi hiçbir eğlenceyi kaçırmaz. Yaptıklarının da bilincindedir.
(Hayata karşı bir 'yaşama ilkesi' sunuyor)
KYNİKLER - ANTİSTENES :
Mutluluk nedir? Ya da yaşamın ereği olan mutluluğa nasıl erişilir?
Ahlaksal amaçlara hizmet etmeyen her bilgi boştur. Mutlu olmak için,
erdem dışında her şeyi hor görmeli. Hazzın kölesi olmamak için hazdan
kaçmalı.
Kimseden korkmayan, kaygılanmayan acı duymadan katlanabilen alın
yazısına karşı çıkıyor. Erdemden başka iyi, erdemsizlikten başka kötü
yoktur. Doğaya uygun yaşama, gereksinme duymadan ya da en basit
ihtiyaçlarla yaşamak. (Bu da hayata karşı 'yaşama ilkesi' sunuyor)
STOA OKULU :
Hazcılık ortadan kalkıyor. Haz, gerçek mutluluğu vermez. Gerçek
mutluluk, duygulara hakim olmaktır.
M.A.AERELİUS:
Evren tek bir varlığa, tek bir ruha ve öze sahiptir. O halde doğaya
uygun yaşamalı. Aklınla hareket edersen dış dünyaya uyarsın. Yaşama
olanağı olan yerde, iyi yaşama olanağı da vardır. Yaşamına her zaman
düzenli bir akış verebilirsin. Seni küçük düşürenleri, kötülük
edenleri bile sev. Öfkelenme her şey evrensel doğaya uygundur. Hiçbir
insanın başına insani olmayan birşey gelmez. Hasta olabilir ama
tehlikede olmayabilir, kuruntulara kapılma.
EPİKTETOS :
Tanrıya inanır, ona göre hayat bir şölendir. Buna göre hareket edersen
tanrıların sofrasına bile davet edilirsin. Arzularına kendini
kaptırma. Ona göre stoisyen hastayken, tehlikedeyken, ölüm anındayken
de mutludur. Tanrı böyle uygun görmüş, o halde böyle mutlu olmaya bak.
EPİKÜROS :
'Biz varken ölüm yok, ölüm varken de biz yokuz öyleyse ölümden niye
korkmalı'.
Haz, doğuştan bizimle gelen en büyük iyiliktir. Her haz iyidir ama
erişilmeye değmez. Bize düşen iyi ve kötüyü hakkıyla ayırmaktır. Haz
hayatın en üstün amacıdır.
'Bizim için haz, beden alanında hiçbir acı çekmemek, ruh alanında da
hiçbir huzursuzluk duymamaktır. Ciddi bir huzursuzluğa uğramazsan
mutlu olursun'.
DEMOKRİTOS :
Akılla duyguları yenmek, hakim olmak. Özgür olmak da budur. Elden
geldiğince acıdan uzak haz içinde yaşamak. İnsanı mutlu yapan akıldır.
Akıl sayesinde duygulara hakim olur. Böylece de haz ve acı aklın
kontrolü altına girer.
SOFİSTLER :
Eylemlerde de her şeyin ölçüsü olarak insanı alıyorlar. Buna göre iyi
öbürüne göre kötü olabilir. Değerler görelidir diyorlar. Amaçları,
yararlı yuttaş yetiştirmek.
HERAKLEİTOS :
Logosu tanıyıp bilen kişi, kendi eylemine de ölçü olarak alacaktır.
Bütünün düzenine bağlanmakla en üstün yaşama erişecektir. İnsanın
amacı; akıl yasasıyla en yüksek mutluluğa ulaşmaktır.
SOKRATES :
'Doğru yaşantı hangisidir?' diye soruyor. Ona göre erdem; bilgidir. Bu
bilgi, iyidir. Bu bilginin içeriğini bilen iyi, erdemli insandır.
Çünkü o, yapılması gerekeni yapılmaması gerekenden ayırt edebilir.
Doğru eylem, doğru bilginin sonucudur. Yanlış eylem ise bilgisizliğin.
İnsan kendisiyle uyum içinde olursa mutlu olur.
Bilgili olmak (bilge kişi) è Erdemli olmak è Mutlu olmak
PLATON:
Ona göre insan ruhunun üç yanı vardır :
1-Arzulayan yan,
2-İsteyen / irade yanı, erdemi; 'yiğtlik', sınıfı; 'koruyucular'.
3-Akıl / bilen yanı, erdemi; 'bilgelik', sınıfı; 'yöneticiler'.
Adalet; tüm erdemlerin düzenleyicisi. Ruhun her bölümünün kendine
uygun ödevi yerine getirmesi. Erdemlerin en yükseği, bütün erdemleri
içinde topluyor. Bu erdemi gerçekleştiren insan, en yetkin insan.
Bilgelik; aklın erdemi, doğruyu yanlıştan ayırt etme.
Yiğitlik; korkulacak ve korkulmayacak olandan, haz ve acıdan ortaya
çıkıyor.
Ölçülülük; kendine egemen olma.
Tek tek kişiler için de devlet için de bu erdemler sözkonusu. Devletin
amacı da mutluluğu sağlamak. Bunun için de adil olup, görevini yerine
getirmesi gerekiyor.
ARİSTOTELES :
Etiği üçe ayırıyor:
1-Teoretik; kendi kendisi için araştırıyorlar.
2-Pratik; davranışlarımıza kurallar koymak için uğraşıyorlar.
3-Poetik; yararlı ya da güzel, iyi şeyleri yaratmak için araştıran
bilim. En yüce pratik bilim. Toplumsal bir bilim. Etik, poetikanın
içinde, onun bir bölümü. Poetika, ne yapmamız gerekeni öğretiyor.
Etik, karakter incelemesi yapıyor; karakter bilimi.
Ona göre insan ruhu iki kısım:
1-Logossuz yan:
a)Bitkisel yan
b)Arzulayan yan (epithemition)
2-Logoslu yan ;(Dionetik düşünce erdemleri) hakikatle ilgili.
a)İsteme (pratik yan); başka türlü olabilecek olanları bilmemizi
sağlayan yan. Zorunlu olmayanların hakikati.
Pronesis (mezotesi sağlayan); belirli durumda ne yapılması gerekeni
buyuruyor.
Synesis (bunlar etik erdemler)
b)Teorik yan; başka türlü olamayacak olanları bilmemizi sağlayan.
Zorunlu olanların hakikati. Bunun da iki niteliği:
Sophia
Episteme
Aristoteles'e göre, mutlak iyi yok. Her eylemde başka bir iyi
olabilir. Bunun yanında varlık basamağının da en yüksek iyisi var. En
yüksek iyinin mutluluk da olduğunu söylüyor.
Mutluluk; ruhun tam erdeme göre etkinliği.
Erdem ise ruhun akla göre etkinliği.
Aristoteles, erdemleri; etik erdemler ve dionetik erdemler diye ikiye
ayırıyor.
Etik erdemler; adalet, cesaret, ölçülülük, şan-şeref sevgisi,
cömertlik, ağırbaşlılık...
Bu erdemler; arzulayan yanla, başka türlü olabilecekleri bilmemizi
sağlayan yanın ilişkisinde ortaya çıkıyor. Bunlar, orta olan/
mezotestir. Bizde orta olmayı sağlayan bir yeti var; prhonesis.
Etik erdemler, istemenin değil, arzulamanın özellikleridir. İsteme
amaçlarla ilgilidir ve bilgisel bir tarafı da vardır. Arzulayan yanın,
bilgisel bir tarafı yok, amaç da olmayabilir. Ona göre bu erdemler,
alışkanlıklar sonucu yapıla yapıla erdem oluyor. Pronesis yoksa,
ortayı da bulamıyoruz.
Dionetik (düşünce) erdemleri; logoslu yanın bütününün özellikleri.
Pronesis, sinesis, sophia, episteme birer dionetik düşünce
erdemleridir.
Mutluluğun olması için, erdemin olması lazım ama sadece erdem değil
başka şeylerin de olması lazım.
Aristoteles, kural koymuyor, olan bitene bakarak ontolojik açıklama
yapıyor.
DESCARTES :
İyiye yönelmiş akıllıca bir isteme ile duygulanımları yenmek. Çünkü,
duygularımızla değil irademizle hareket ettiğimizde mutlu oluruz.
İnsanı mutluluğa götüren, erdemdir.
Mutluluğa varmanın üç yolu:
1-Hakikati açık olarak bilme.
2-Hakikati iyice istemek.
3-Elimizde olmayan şeylerle ilgili bütün isteklerden vazgeçmek.
Bilgiyi eylemlerimize klavuz yaptığımız vakit, mutlu oluruz. Kötü
iradenin, duygulara körü körüne bağlanması insanı mutsuz yapar. İnsan,
iradesini açık seçik hakikatlere bağlarsa erdemli ve dolayısıyla mutlu
olur.
SPİNOZA :
Kendimizi koruma duygusu iyi, bunun dışındakiler kötüdür. İyi, insanın
elde etmek istediği neyse odur. Kötü, insanın kaçındığı, yaklaşmak
istemediği.
İyinin özelliği; haz vermek, kötünün ki ise, acı vermektir.
Erdemli olma, iyiden de üstün olma, güçlü, etkin olma. Erdemli olmayı
sağlayan, ruhun etkin olması. Ruh, tam açık seçik düşünebiliyorsa
etkindir. Hiçbir itilimlerin, arzuların etkisi altında kalmadığı için
ruh etkin.
Özgürlük de açık seçik düşünebilmeye bağlı.
Spinoza bu doktrini, hayatın yönetilmesine yardımcı olsun diye
koyuyor.
Etik kişi, doğru eylemde bulunan kişidir.
Buna göre Spinoza bizim:
1-Tanrının iradesiyle hareket ettiğimizi,
2-Mutluluğumuzun neden ibaret olduğunu,
3-Erdemle tanrıya bağlılık. Tanrıya bağlanan hakiki hazza erer,
4-Şu ya da bu tercihi aynı zihniyetle beklemeyi, katlanmayı,
5-Bu doktrin kimseden nefret etmemeyi, hor görmemeyi, alay etmemeyi,
hasetle bakmamayı öğrettiğinden sosyal hayata da yararlı oluyor. Aynı
zamanda o bize her şeyden memnun olmayı, komşumuza yardım etmeyi,
yanlış inançla davranmamayı öğretiyor.
Tutkular, sınırlı olduğu için kötü, düşünce ise tanrının bir uzantısı
olduğu (sınırsız) için iyidir. Bu nedenle düşünerek hareket etmeli.
'İyilik, bize faydalı olduğunu kesinlikle bildiğim bir şey. Kötülük
ise tam tersi'.
İyi bilgisi; sevinç duygulanışı, kötü ise; keder duygulanışı verir.
Gerçekten tanrının bilgisine götüren iyi, engel olan herşey ise kötü.
Erdemin ya da doğru hayat gidişinin ilk biricik ilkesi; bize faydalı
olanın aranmasıdır. Ruh; duyguları, tutkuları yenebilir. Çünkü o
sonsuz töz tanrının bir uzantısıdır.
LOCKE :
Değer yargılarına bakarak herkes için genel geçer değer yargıları
olamaz diyor. Ahlak, haz ve acıya dayanmaktadır. Biz bir eyleme iyi ya
da kötü dediğimizde daha önceki bilgilerimizden hareket ediyoruz.
(Locke, etik değil moral yapıyor.)
HUME :
Locke gibi değer yargılarıyla uğraşıyor. Eylemin değerini, yararlı ya
da zararlı olarak ölçüyor. Oysa biz birçok eyleme, eylem olanaklarına
bakarak, bir eylemin, diğer eylemler arasındaki yerini bulmaya
çalışıyoruz. Kısaca Hume da, etik değil, moral yapıyor.
KANT : 18. yy notlarına bak.
BENTHAM :
İnsan dahil bütün canlılar, hazza yönelir acıdan kaçar. Bentham da
insan eylemlerini değerlendirirken, haz ve acıyı ölçü olarak alıyor.
J.S.MİLL :
Ahlak sorunlarının, toplum içinde bulunduğunu söylüyor. Ona göre,
bütün insan eylemlerinin en son ereği; en üstün iyi. Hem nitelik hem
de nicelik açısından elden geldiğince sevinç duymak, acı duymamak.
İOANNA KUÇURADİ :
Eylem:
1-Değerlendirme (Değer felsefesine bak)
2-İlgili yaşantı (Değer felsefesine bak)
3-Yapma / yapmama (tutum)
Yapmanın Ögeleri (Kişi perspektifinden):
1-İsteme veya amaç:
a) Kişinin tatmin bekleyen ihtiyacı. İsteme, isteneni ne belirliyorsa,
o eylemin değeri ona göre olacaktır. Bunların yararlılığı ya da
yararsızlığı sözkonusu yoksa değerliliği ya da değersizliği değil.
b) Ana amaçlar :
I- İnsanın değerinin bilgisinde temelini bulan anlamların belirlemesi
olabilir. Bir kişinin etik kişi olmasını bunlar belirliyor. İstemeyi
bunlar belirlediği zaman değerler; etik değerler oluyor.
Etik değerler, insan haklarının korunmasını sağlıyor. Bu değerleri
koruyan da etik kişi. Benim istememi, insan haklarını kapsayan etik
değerler belirliyorsa o; etik kişi, eylem de değerli eylem. Burada
istemeyi belirleyen ilişki; zorunlu. İnsan hakları herkes için geçerli
yani evrensel, bu nedenle zorunlu.
II- Anlamlı kılınmış şeylerin, ideallerin belirlemesi, kişice ya da
kişi grubunca yapılıyor. Vatan sevgisi, soy sevgisi, Turancılık, nikah
altında ölme...anlamlı kılınan şeyler bunlar. Bunların eyleminin değerli
olması sözkonusu değil. Sadece yapanın kendisi için anlamlı
olduğundan, değer olmayana değer atfediliyor. Böylece de değerlerin
değiştiğini söylüyorlar. Bunlar anlamlı kılınan şeyleri, insan hakları
gibi ilkeler veya etik değerler olarak görüyorlar. Burada istemeyi
belirleyen; rastlantısal.
2- Karar verme veya hedef :
a) Önemli olan karar verme değil, neye karar verdiği ve gerçekte ne
yaptığıdır. İstenilen ile yapılan arasındaki ilişki rastlantısal.
Burada karar vermeme sözkonusu ise bu komik bir çatışma. Bu çatışma
kendi içinde birbirine denk, kişinin psikolojik doyumsuzlukları
oluyor. Örneğin, hem çok susamış hem de çok acıkmış. Komik çatışma bu,
önce hangisini yapacağına karar veremiyor.
Senin için değil kendim için istiyorum ve gerçekleştiriyorum, onun
için rastlantısal.
b) Burada istenen ile gerçekleştirilen arasındaki ilişki, zorunlu.
Buradaki çatışma ise; trajik çatışma.
Tamamen kozal şartların, rastlantısal düğümlenmesi neden oluyor.
Kişinin kendi dışındaki kozal şartlar çözümlenmedikçe çatışma ortadan
kalkmaz.
c) İstenen ile gerçekleştirilen arasındaki ilişki; rastlantısal.
Buradaki çatışma ise, etik çatışma. (Buradaki etik olumsuz) Kişinin
yetersiz değer bilgisinden dolayı değer olmayanı değer sanması, bu
nedenle etik çatışma.
Kişinin kararını hedef haline getirdiği an çatışmalar sözkonusu. Bir
değerlendirme yapmışsam ve ilgili yaşantımı bu değerlendirmem gerekli
kılıyorsa yani etik yaşantı ile istememi insan değerinin bilgisinde
temelini bulan anlamlar belirliyorsa buradaki ilişki zorunlu ve
eylemde değerli eylem. Bunun dışındaki rastlantısal ve değersiz eylem.
Kişi değerlendirme yapıp, ilgili yaşantısı da ona göre ise ama
istemesinin kişinin tatmin bekleyen bir ihtiyacı veya anlamlı kılınmış
şeyler, idealler belirliyorsa onun ne yapacağını bilemeyiz. İşte bu
rastlantısal, eylemi de değerli eylem değil.
3- Gerçekleştirme veya davranış :
a) Tek tek davranışları yapan için, yararlı veya zararlı
değerlendirilmesinden çıkıyor. İndüksiyon ürünü gereklilik düşünceleri
olarak bu davranış ilkeleri bir genellemedirler. Ama genel geçer
değildirler.
b) Bunlar insanlar arası ilişkilerde eylemleri belirleme talepleri
olarak karşımıza çıkıyor. Kaynağını insanın değerlendirilmesinde
buluyor. Temelinde insanın değerliliği ilkesi var.
Örneğin; 'insan öldürülmez', gerçi 'insan öldürülür' diye bir ilke
konulamaz ama bu ilkelerin, her tek durumda geçerli olması sözkonusu
değil.
Bunlar, insanın değerini korursan, insanın değeri de artar diyorlar.
Davranış ilkeleri; kayıtsız şartsız değildir.
İsteme ilkeleri; kayıtsız şarsızdır.
İlkeler, tarihte bir kez konduktan sonra kaldırılamazlar. Bu ilkeler,
kayıtsız şartsız değil, genel geçerdirler. Ör. 'İnsan öldürülemez'
ilkesi genel geçerdir. Yine ilke de olsa değerlendirme sözkonusu.
c) Kendileri de ilke ama başka davranış ilkelerinden değer
yargılarından çıkıyor.
Tanrıyı kabul ettiğimizde, iyi-kötü tanrıya göre anlam kazanıyor.
Tanrı yoksa, iyi-kötü de yok her şey mübah. Buradaki iyi-kötü birer
meta yargıdır.
İ. Kuçuradi etiğinin diğer etiklerden farkı:
1- İnsan ve kişi ayrımı yapması
2- İlişkide eyleme bakması.
Kant ve Aristoteles de eyleme bakıyor ama ilişkide eyleme değil.
Kuçuradi'ye göre doğru eylem:
1-Kişi ile ilgili olan doğru bir değerlendirmeye dayanması.
2-Yaşantıyı bir değerin ya da insanın değerine olan bir inancın
belirlemesi.
3- Diğer kişi için isteneni bir anlamın belirlemesi.
4-Konmuş hedefin isteneni o şartlarda gerçekleştiren bir hedef olması.
5-Bu hedefin en azından insanın değerini korumaya yönelik ilkelere
dayanarak gerçekleştirilmiş olması.
Bunlar varsa eyleme, 'doğru eylem' diyoruz. Böyle eylemde bulunana da
'etik kişi' diyoruz.
Kuçuradi'ye göre değerli eylemde bulumak için, her tek durumda
değerlendirme yapmak zorundayız. Eğer değerlendirmemiz doğru ise,
ilgili yaşantımız etik yaşantı ise ve eylemimiz de buna göreyse,
eylem; değerli eylemdir.
Kant - Kuçuradi ayrımı:
Kant, eyleme değil, istemeye bakıyor. Eğer kişinin istemesi doğruysa
eylemi de doğrudur. Kant sadece kişinin isteme ilkesinin değerli olup
olmadığına bakıyor.
Kuçuradi ise yapmaya / eyleme, eylemin sonucuna bakıyor. Aristoteles
de eyleme bakıyor, bu yüzden yaptığına 'etik' diyoruz.
http://www.narteks.net/index.php?option=com_content&view=article&id=4122:etk-nedr&catid=128:etik&Itemid=90
_______________________________ __________
d e r s B E L G E L i G i
dB kapsama alanı UYE SAYIMIZ: 2127
http://groups.google.com.tr/group/kapsamaalani <<< bu adres üzerinden
sanat-felsefe eğitim toplum konularında makalelere, bilgi ve belgelere
ulaşabilirsiniz.
Grup odasının iletilerinden R A H A T S I Z oluyorsanız, grup
ayarlarından ya da iletişim adresimize göndereceğiniz "*üyelikten
ayrılma isteğini*" belirten mektupla son vermenizi rica ederiz.
i l e t i ş i m dB:
kapsam...@googlegroups.com
_______________________________ __________