B E N
Orhan Hançerlioğlu, DÜŞÜNCE TARİHİ,
XVIII. yüzyıldan beri birçok öğretiler Kant temeli üstüne
kurulmuştur. Nitekim Alman idealizminin kaynağı da Kant öğretisidir.
Kant öğretisi çeşitli biçimlerde izlenmiştir: Kimileri Kant'ı gereği
gibi anlamaya ve anlatmaya çalışmışlardır. Vaihinger, Schmid, Beck,
Reinhold, Maimon, Schulze gibi düşünürler bu yoldadırlar. Örneğin Karl
Leonhard Reinhold (1758-1823) Kant'ı yaymaya çalışırken Kant
öğretisinin kandırıcı olmayan yanlarını gidermeye uğraşmıştır.
Kimileri Kant'ı eleştirerek yola çıkmakla beraber Kant'ın izinde
yürüyerek yeni sistemlere varmışlardır. Fichte, Schelling, Hegel bu
yoldadırlar. Kimileri de Kant'ı yeni biçimlerde yorumlayarak çağdaş
düşünceyle bağdaştırmaya çalışmışlardır (Yeni Kantçılık). O. Liebmann,
H. Cohen, P. Natorp, E. Cassirer, H. Rickert bu yoldadırlar.
XIX. yüzyıl düşüncesi, Kant'ın açtığı kapıdan akmaktadır. Onu
eleştiren, ona direnen, onu aşmaya çalışan, ona eklenen; tek sözle,
onu büsbütün gerçekleştiren bir düşünce akımıdır bu.
İlk direniş, büyük Alman düşünürü Johann Gottlieb Fichte'den
(1762-1814) geliyor. Fichte'ye göre Kant'ın üç buyruğu, şu tek
buyrukta toplanabilir: Vicdanına göre davran... Çünkü vicdan, hem
genel bir yasayı belirtir, hem insanlığı bir erek sayar, hem de kendi
yasasını kendi koyar. İnsan özgürdür, vicdan da bu özgürlüğün
bilincidir. İnsan özgür olmasaydı elbette sızlayan bir vicdanı da
bulunmazdı. İyilerle kötüleri birbirinden ayıran bu vicdan, her
insanda, insanlığın ortak bir yanı olarak vardır. Bir başka deyişle
vicdan, insan ölçüsünde değil, insanlık ölçüsündedir. Erdem
davranmakta, erdemsizlikse davranmamaktadır (işsizlik, tembellik).
Çünkü davranmak, başlı başına bir iyiliktir. Davranmak, özgürlüğümüzün
gerçekleşmesidir. Fichte, görüldüğü gibi, burada da Kant' tan
ayrılmaktadır. Kant'a göre her davranış iyi değildi, Fichte'ye göre
her davranış iyidir, çünkü özgürlüğün gerçekleşmesi olan davranmak
başlı başına bir iyiliktir. Fichte, özgürlüğe yepyeni bir anlam
kazandırmaktadır: Özgürlük, kendi kendini sınırlandırır. Çünkü
özgürlük, insanın en büyük ereğidir. Bu ereğe varabilme yolunda insan,
başka insanların özgürlükleri karşısında kendi özgürlüğünü
sınırlandırır. Sınırlandırmazsa özgürlük ereğine ulaşamaz çünkü... İlk
bakışta karışık gibi görünen bu tanımlama, gerçek bir anlam
taşımaktadır. Sorunu biraz deşersek görürüz ki özgürlük, önce istek
içgüdüsüyle kımıldar. İstek içgüdüsü, sonra, yerini, kendinin etme
içgüdüsüne [sayfa 255] bırakır. Kendinin etme içgüdüsü de, gelişerek,
yerini, kendindeki ve başkalarındaki insanlığı sayma içgüdüsüne
bırakır. Kaba içgüdülerden, incelmiş bir içgüdüye geçen özgürlük de
böylece sınırlandırır kendini.
Fichte'ye göre Kant'ın düşünenle düşünülen ikiliği de bir
kuruntudur. Her ikisi de tek düşüncenin, aklın işidir çünkü. Aklın
sınırları olduğu doğrudur ama, bu sınırlar kendiliğinden var olup da
boyun eğilen sınırlar değildir. Akıl, kendi kendini
sınırlandırmaktadır. Ben olmasaydı, ben dışı da olamazdı. Ben'i
kaldırınız, evren de yok olur. Ben'siz (akılsız) hiçbir şey var
olamaz. Ben dışını yaratarak beni sınırlayan da gene ben'den başkası
değildir. Bir başka deyişle, bütün bunlar, objeler, özdekler, sınırlar
hep aklın yaratılarıdır. Tek yaratıcı akıl'dır, ben'dir. Akıl; bütün
bu gerçek sanılanları kendisi yaratıyor. Fichte'ye göre gerçek olan
tek şey, yapmak'tır. Kendimizi bilmek için değil, bir şeyler yapmak
için yaşamaktayız. Kendisinden geldiğimizi sandığımız, kendisine doğru
yöneldiğimiz ilke de varlık değil, ödev'dir. Bizler bir ödevden
geldik, bir ödeve doğru gitmekteyiz. İnsan, kendi özgürlüğünü bu
ödevinden ötürü gerçekleştirmek zorundadır. Yapmaklığımız gereken en
önemli işimiz de budur.
Benler, senler karşısındadır. Öyleyse özgürlük de bireysel
değil, toplumsal bir gerçektir. Yukarda da söylediğimiz gibi, benler,
senler karşısındaki özgürlüklerini gene benlerinden ötürü, benleri
için sınırlandırırlar. Öyleyse devletin de zorunluğu gene benlerin
senler karşısındaki isteklerinden doğmaktadır. Gerçek devlet, benlerin
isteklerine uygun olan devlettir.
Descartes'in düşünce'si, yerini eylem'e kaptırma yolundadır.
Felsefe, zamanı gelince küçücük bir tersine çevirmeyle meydana çıkacak
olan gerçeğe doğru ilerlemektedir. Henüz ruhçu olmak zorunda bulunan
sistemler bile düşüncenin öyle sanıldığı kadar güçlü olmadığını
sezmeye başlamışlardır. Düşünce nedir, nasıl oluşur, insanın kafasına
gökten zembille mi indirilmiştir?.. Bu soruların karşılıkları her ne
kadar kesinlikle verilmemişse de, varolmak için düşünmek'ten çok
yapmak gerektiği beliriyor yavaş yavaş. Başlangıç eylemdi, diyor
Goethe. Nitekim Fichte de bunu açıkça ortaya atmaktadır: Bir şeyler
düşünmek için değil, bir şeyler yapmak için yaşıyoruz.
Özgürlükle zorunluk (hürriyetle zaruret) henüz
birleştirilmemiş'tir. Ama gene de, karşı karşıya getirilip
birbirleriyle tutuşturulmaktan kurtulmuşlardır. Kant, özgürlüğün de
bir zorunluk olduğunu, özgürlüğü bir başıboşluk sayarak zorunluğun
karşısına çıkarmanın doğru bulunmadığını ortaya atmıştı. Fichte de,
özgürlüğü, doğa yasalarından başka, onlara üstün bir zorunluk sayıyor.
Fichte'ye göre özgürlük, gerçekleştirilmesi gerekli bir ödevdir. Her
eylem bir özgürlüğü gerçekleştirme çabasıdır. İnsanın bir şeyler
yapması, özgürlüğünü gerçekleştirmesi demektir. Çünkü yapmak, başlı
başına bir özgürlük işidir. Yapmak demek; özgürlüğü kullanmak
demektir, özgürlüğün gereğini yerine getirmek demektir. Ne türlü
olursa olsun, bir şey yapabiliyor muyum? Öyleyse özgürüm. Özgür
olmasaydım hiçbir şey yapamazdım. Özgürlüğüm, bana dışarıdan verilmiş
değildir. Özgürlüğümün yasasını ben kendi varlığımda taşıyorum. O,
ancak benimle vardır. Ama öylesine vardır ki, ancak eylemimle
gerçekleşir. Yoksa özgürlük, kendi başına, durduğu yerde, eylemsiz,
[sayfa 256] hiçbir şey değildir. O, ancak eylemimle varlaşır.
Özgürlüğüm zorunludur, çünkü gerçekleştirilmesi gerekir,
gerçekleştirilmekle varlaşacaktır. Onu gerçekleştirmek zorundayım,
çünkü gerçekleştirmezsem ben de yok'um demektir. Var olmam için yapmam
(eylemde bulunmam) gerekir. Bu, benim için kesin bir zorunluktur.
Yapabilmem için de herhangi bir şey, ne olursa olsun özgür olmam
gerekir. Öyleyse, özgürlüğüm de benim için kesin bir zorunluktur. Ben;
gerçekleştirmek zorunda bulunduğum ödevimi (özgürlüğümü)
gerçekleştiriyorum. Çünkü ben, ancak bununla mümkünüm.
Fichte'nin çıkış noktası ben'dir (süje). Ben olmayan'dan (obje)
yola çıkarsam, diyor Fichte, zorunlu olarak ben olmayanın içinde nasıl
olup da bir ben bulunduğum (açık bir deyişle, bilincin maddeden nasıl
çıktığını, objenin içinde ya da yanında bir de süjenin nasıl
bulunduğunu) açıklamam gerekir. Oysa, bunu hiçbir zaman açıklayamam.
Çünkü bu, bilinemez. Bu yol beni, kör bir doğal zorunluğa götürür,
özgürlüğümü elimden alır. Ben'den yola çıkarsam, bütün ben olmayanları
açıklayabilirim, özgürlüğüm gerçekleşir. Ben olmayanın beni nasıl
gördüğü (ya da düşündüğü) bilinemez ama, benim ben olmayanları nasıl
gördüğüm pek açıktır.
Bilinç (ben, süje) nedir?.. Eylemsiz olarak düşünülebilirse,
hiçbir şey. Bilinç, ancak eylemle bilinç olur. Bilinci bilinç eden
eylemdir (action). Bilincin işi (ya da bilinçliği) bilmek değil mi?
Her bilme, bir eylemle başlar. Ben, ben olmayanı kavrayabilmek için
bir eylemde bulunacak, önce kendini ortaya koyacaktır. Benin kendi
kendisini düşünmesi bile bir eylemde bulunmasıdır. Hiçbir eylemde
bulunmayan ben, ben olamam. Öyleyse ben, ben olabilmek için bir ödev'i
yerine getirmeliyim. Bu ödev, her şeyden önce, benliğimi ortaya koyma
(özgürlük) ödevimdir.
Benliğimde, aynı zamanda, özgürlüğümün en yüce kanıtını da
taşıyorum. Bu kanıt, vicdan'ımdır. O, bütün eylemlerimi şaşmaz bir
ölçüyle değerlendirir. Özgür olmasaydım vicdanım olamazdı. Çünkü,
böylesine bir değer ölçüsüne göre değil, beni nasıl güdüyorlarsa öyle
davranmak zorunda bulunacaktım. Fırtınanın önüne katılan yaprağın
vicdanı sızlamaz, götürülür, gitmek zorundadır, gideceği yolu özgür
eylemiyle seçmemiştir. Bir ödevi yerine getirmekte değil, sadece
güdülmekte, götürülmektedir. Benimse şöyle ya da böyle davranışım, her
an, vicdanımca ölçülmektedir. Vicdanım, beni överek ya da yererek,
davranışlarımdaki (eylemimdeki) özgürlüğü belirtir. Vicdanım,
özgürlüğümün bilincidir.
Törem (ahlak) de özgürlüğümün sonucudur. Özgür olmasaydım, ne
türlü olursa olsun, herhangi bir törem olamazdı. Özgürlüksüz
davranışlar, töre dışı davranışlardır. Töremi özgürlüğüm
biçimlendirir. Törem, ödevimin ürünüdür. Ödevim olmasaydı, törem de
olamazdı. Özgürlüğüm, vicdanımda olduğu gibi, töremde de görünür. En
güçlü törem, özgürlüğümü özgürlüğüm için istememdir. Çünkü ancak
böylelikle ödevimi yerine getirebilirim.
Fichte'ye göre, özgürlüğün gerçekleşmesi olduğundan, her eylem
iyidir. Hiçbir eylem kötü olamaz. Kötü olan, eylem değil,
eylemsizliktir. Eylemsizlik de, pek açık olarak, işsizlik ve
tembelliktir. İşsizlik ve tembellikte özgürlük gerçekleşmez, bu yüzden
de ödev yerine getirilmemiş olur. Öyleyse gerçek devlet, işsizliğe ve
tembelliğe [sayfa 257] yer vermeyen bir devlet olmalıdır. Her yurttaş,
çalışabilecek, kendi çalışmasıyla rahatça geçinebilecektir. Bunu
sağlayamayan devlet, gerçek devlet değildir. Bunu sağlayabilmek için
de, ekonomik alanın tümüyle devletleştirilmesi, devlet eliyle
düzenlenmesi gerekir. Ama devletin iç ekonomik dengeyi sağlaması
yetmez. Dış ekonomi, bunu her an bozabilir çünkü. Öyleyse dış ticaret
de devletleştirilmeli, devlet bir "kapalı ticaret devleti" olmalıdır.
Fichte, böylelikle, derinlemesine girememekle beraber,
özgürlüğün ekonomik ortamla ilgisini sezmiş bulunmaktadır. Kapalı
Ticaret Devleti adlı yapıtında, bu sezi, elle tutulurcasına görülür.
Nitekim, diyalektik yöntemi olumlu ve bilimsel bir yolda
kullanan ilk düşünür de Fichte'dir. Herakleitos'tan (İ.Ö. 576-480)
beri zaman zaman ele alınarak hiçbir yerde gereği gibi
yararlanılamamış olan diyalektik yöntemi, Kant bile çıkmaz bir yol
saymıştı. Fichte, bilgimizin, bir koyma, karşı koyma, birlikte kavrama
(thesis, antithesis, synthesis) işi olduğunu yetkiyle ileri sürdü.
Bilgi, Fichte'ye göre, böylesine bir karşılaşma, çatışma ve
bütünlemeyle oluşur: Ben, ben olmayan, benle ben olmayanın birliği.
düşünce tarihi>>>
http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/felsefekolu/dusuncetarihi/index.htm
______________________________________
d e r s B E L G E L i G i
dB kapsama alanı UYE SAYIMIZ: 2233
http://groups.google.com.tr/group/kapsamaalani <<< bu adres üzerinden
sanat-felsefe-eğitim toplum konularında makalelere, bilgi ve belgelere
ulaşabilirsiniz.
Grup odasının iletilerinden R A H A T S I Z oluyorsanız, grup
ayarlarından ya da iletişim adresimize göndereceğiniz "*üyelikten
ayrılma isteğini*" belirten mektupla son vermenizi rica ederiz.
i l e t i ş i m dB:
kapsam...@googlegroups.com
______________________________________