ders BELGELİĞİ
unread,Mar 7, 2008, 7:37:11 AM3/7/08Sign in to reply to author
Sign in to forward
You do not have permission to delete messages in this group
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to ders BELGELİĞİ kapsama alanı
"Dil ve Zihin" Üzerine
Noam Chomsky' nin konuşmaları bir arada
Betül Çotuksöken
Noam Chomsky (1928), 1968'de yayımlanan ve çeşitli vesilelerle
gerçekleştirdiği konuşmalarının metinlerinden oluşan bu kitabının ilk
üç bölümünde dilbilimin zihin incelemelerine olan katkısına "geçmiş
dönem", "günümüz" ve "gelecek" bağlamında yanıt aramaya
çabalamaktadır.
Zihin bir soru olarak, "zihin-beden" sorunu bağlamında özellikle
Descartes'tan beri felsefenin gündemindedir. Ancak daha genel bir
deyişle, düşünme ve dil arasındaki ilişkiler sorunu, felsefe tarihinin
başlangıçlarına kadar götürür bizi. Her iki varolan alanını (düşünme-
dil) kendi iç ilişkileri çerçevesinde ele almak bilimsel bakış
açısının bir gereği olarak ortaya çıkmakla birlikte, bilimsel bakış
açılarının bir bakıma temelinde bulunan, hatta bulunması gereken
felsefi, kuramsal ya da metafizik yaklaşım, her varolan alanını hem ne
ise o olarak hem de diğer alanlarla ilişkileri çerçevesinde ele almayı
gerekli kılar. Öyleyse ruhbilim (psikoloji) ve dilbilimden sonraki
felsefi tutumlar, belirlemeler düşüneni, ister istemez, daha önceki
zaman dilimlerinde bu bağlamda nelerin söz konusu yapıldığı, nelerin
öncelendiği noktasına götürür.
Zihin araştırmaları
Günümüzde ruhbilim ve dilbilim bağımsız bir etkenlik alanı olarak
varolduğuna göre, daha önceki -felsefi- incelemelerle, söz konusu
bilimsel bakış açıları arasındaki ilişki nedir sorusu büyük önem
taşımaktadır. Acaba geçmiş zaman dilimlerinde zihinle dil; düşünme
edimleriyle konuşma/yazma edimleri arasındaki ilişki sorunu nasıl
görülmüştür? Filozoflar konuyu nasıl ele almışlardır? Filozofun bu
bağlamdaki kaygısı nasıl dışsallaşmıştır? Bu soruların olası
yanıtlarından birini Dil ve Zihin' de(**) bulmaktayız. Noam Chomsky
(1928), 1968'de yayınlanan ve çeşitli vesilelerle gerçekleştirdiği
konuşmalarının metinlerinden oluşan bu kitabının ilk üç bölümünde,
dilbilimin zihin incelemelerine olan katkına "geçmiş dönem", "günümüz"
ve "gelecek" bağlamında yanıt aramaya çabalamaktadır.
Chomsky'nin de üzerinde sık sık durduğu gibi, 17. yüzyıl, felsefe
tarihinin zihin araştırmaları bakımından en yoğun dönemidir. Bu
bağlamda adları akla ilk gelen filozoflar da Bacon ve Descartes'tır.
Söz konusu dönem, tüm insanlarda ortak olan yapıları özellikle zihin
çerçevesinde ortaya koyma çabalarına tanıklık eder. "Zihnin doğasıyla,
daha doğrusu, insan dilinin doğasıyla ilgili inceleme ve kurgulama
tarihine dönersek, dikkatimiz doğal olarak 17. yüzyılda, sağdaş
bilimin temellerinin sağlam olarak atıldığı ve bugün de bizi şaşırtan
sorunların gözle görülür bir açıklık ve beceri ile dillendirildiği
"deha yüzyılı" üzerinde toplanır." (s. 21) Görüldüğü gibi, genel bir
eğilim gereği; zihin söz konusu olduğunda, ona adeta yapışık olduğu
düşünülen dil alanına yönelme kendini gösteriverir.
17 .yüzyılın zihin ve zihin bağlamında dile yönelmenin yoğun olduğu
bir dönem olarak görülürse de, dile ilişkin yönelimlerin ardında -
Chomsky her ne kadar bir anıştırma dışında (s. 145) hemen hiç üze
rinde durmuyorsa da- Ortaçağ düşünme, araştırma modellerinin büyük
payı vardır. Modi essendi (varolma kipleri), modi cognoscendi (bilme
kipleri), modi significandi (anlamlama kipleri) üzerinde Ortaçağ da
son derece bilinçli bir biçiimde durulmuştur. Ayrıca yine bu bağlamda
grammatica speculativa (kurgusal dilbilgisi, evrensel dilbilgisi), tüm
Ortaçağ boyunca önemli bir araştırma ekseni olarak kendini
göstermiştir. (Bu konuda çok geniş bir literatür olmakla birlikte,
ayrıntılı bilgi için bkz. A History of Twelfth-Century Western
Philosophy, Edited by Peter Dronke, Cambridge University Press, 1998,
1992)
Konuya daha geniş bir görüngeden (perspektiften) bakılacak olursa,
fılozoflar, büyük ölçüde dolaylı olarak yöneldikleri dil incelemeleri
aracılığıyla aslında, insan doğasını anlamlandırma çabalarına katkıda
bulunmuşlardır. Chomsky de sorduğu "Dil incelemelerinin insan doğasını
anlamamıza katkısı ne olabilir?" (s. 16) sorusuyla, konuya ne denli
bilinçli yaklaştığını bize açıksa göstermektedir.
17 .yüzyılda bilme edimlerini anlamak amacıyla öne çıkarılan zihin
sorunsalı bağlamında yer alan dil sorunları, 19. yüzyılda ve özellikle
20. yüzyılda bağımsız olarak ele alınmaya başlanmışlardır. Ancak
araştırma biçimlerinin farklılığı, düşünenleri farklı geleneklere
bağladığı gibi, farklı bilimsel etkinliklere de birtakım ortaklıkların
kurulması söz konusu olmuştur; dilbilim-ruhbilim ilişkisinde olduğu
gibi ve Chomsky'nin yeniden canlandırdığı Descartesçı düşünme
geleneğinin sergilendiği yaklaşımda olduğu gibi.
Chomsky'nin düşüncesinde temel bir kategori olarak yer alan
evrensellik, onu hem modem düşüncenin kurucularının akrabası kılar;
hem de felsefenin doğasına özgü olanı, düşünme ve dil ilişkileri
bağlamında söz konusu edinilenleri yakalamasına yardımcı olur.
Ortak sorunsal
Bir dile ilişkin bilgi ya da dil edinimi süreci, dilbilim ile
ruhbilimin ortak sorunsalı olarak belirlenir. İşte bu sorunsala
ilişkin çerçeve de Chomsky'ye göre ancak evrensel dilbilgisinde
kendisine bir açıklama alanı bulabilir. Chomsky 20. yüzyılın dilbilim
çerçevesinde oluşturduğu kavramlarla geçmişe yönelir ve birbirine
eklemlenen düşünceleri bizi uyaracak biçimde yeniden anlamlandırır. Bu
anlamlandırma sürecine, geçmiş zaman diliminde yer alan doğrultularla,
çağdaş tutumlar eşlik eder: "(...) dil ile zihin sorunlarını incelemek
için en uygun genel çerçeve 17. ve 18.yüzyıllarda usçu ruhbiliminin
bir bölümü olarak geliştirilen, coşumcular (romantikler B.Ç,)
tarafından önemli noktalarda ayrıntılarına inilen, sonra da dikkatler
başka konulara yöneldiği için büyük ölçüde unutulan düşünceler
dizgesidir." (s. 49) Bu tutum da çağdaş bilim anlayışında somutluk
kazanır. Yapılacak iş şudur: bir yandan ayrıntılı olgulara yoğun bir
biçimde ilgi duymak, ama öte yandan da soyut genellemeleri hesaba
katarak ortak paydaları belirgin bir biçimde ortaya koymak. Öyleyse
Chomsky'ye göre "Kabaca çağdaş dilbilimi ayrıntılı olgulara yoğun ilgi
olarak, felsefi dilbilgisini de soyut genellemelere aynı ölçüde
bağlılık olarak tanımlamak doğru sayılabilir." (ss. 42-43) Dikkatli
düşünen herkes, yaşananın nesne kılınmasının ne denli zor olduğunu
kolaylıkla fark eder. Çünkü yaşananla olan ilişki bir doğrudanlık
içerir; o doğrudan bilinir; daha doğrusu yaşanır. Gerçekten de
Chomsky'nin dediği gibi, "görüngeler öylesine bildik olurlar ki
onların gerçekten hiç ayırdında olmayabiliriz" (s, 44) ya da "(...)
görüngeler çok bildik ve "apaçık" olduklarında açıklama gereksinimini
gözden" (s. 45) kaçırırız. Bu durumda Chomsky'ye göre "(...) hem usçu
hem de deneyci klasik zihin felsefesinin en büyük kusuru, zihnin
özellikleri ile içeriğinin içe bakışla anlaşılabileceğini sorgulamadan
varsaymasıdır (...)" (s. 45). Böylece, insanın bilme edimindeki en
büyük sorununun "nesneleştirme" olduğu ortaya çıkmaktadır. Burada
Chomsky haklı olarak, zihinsel süreçlerin nesne kılınmasındaki zorluğa
işaret etmektedir.
Chomsky'nin -yapıtta yer alan metinlerin ortak paydası olarak-üzerinde
durduğu, evrensel dilbilgisinin bir çerçeve olarak açığa
çıkarılmasının hem dilsel, hem de zihinsel boyutta çok çeşitli
sorunların anlaşılmasına sağlayacağı katkıdır. Dilin ve zihnin ortak
çerçevesini ortaya çıkarmak da evrensel dilbilgisinin temel görevidir.
Çünkü dilin derin yapısı düşüneni ister istemez zihinsel süreçler
boyutuna taşır. "Evrensel dilbilgisi" Chomsky'ye göre hem dilbilim hem
de ruhbilim için anahtar konumundadır. Ancak dilbilmci açısından
uygulamada durum nedir? Belli bir doğal dile özgü "özel dilbilgisi"
aracılığıyla evrensel dilbilgisine yönelmek, dilbilimcinin olmazsa
olmaz etkinliğidir. O halde dilbilimci aslında ne yapar? "Özel
dilbilgisi düzeyinde, bir dilin, olağan konuşucu-dinleyici tarafından -
elbette, bilinçsiz bir biçimde- geliştirilmiş olan belli bir bilişsel
dizgenin bilgisini belirtmeye çaba gösterir. Evrensel dilbilgisi
düzeyinde, insan zekasının kimi genel özelliklerini saptamaya çalışır.
Böyle betimlendiğinde, dilbilim, zihnin bu yanlarını ele alan
ruhbilimin bir artalanından başka bir şey değildir." (s. 49)
Dilbilgisinin içselleştirilmesi (aynı zamanda da evrensel oluşu) derin
yapı bağlamında söz konusu olduğuna göre, bilinen dille bağlantılı
çoklu olgular kümesini kendisine bağlayabileceği genel çerçeveler
bulmak çok güçtür Chomsky'ye göre. Çünkü "(...)yüzey yapının çoğu
zaman yanıltıcı ve bilgilendirici olmaktan uzak olduğu, dile ilişkin
bilgimizin yüzey yapıda belirtilmeyen çok daha soyut nitelikte özler
içerdiği açıktır." (s.62)
Yaptığı çözümlemelerde usçu tutumdan yana olduğunu açıkça
gözlemlediğimiz Chomsky'ye göre deneyci varsayımlar -çevirideki
biçimiyle sayımlar- "(...) dil edinci gibi, insan zekasının en özel ve
en sıradan yapılanmalarını betimlemek ya da açıklamak için hiçbir yol
getirememektedir. Buna karşılık, özel ve evrensel dilbilgisiyle ilgili
oldukça özgül görüngülere bir açıklama getirme konusunda kimi umutlar
vermektedir." (s. 100)
Dili edinme ve kullanma
Dili edinme ve kullanmanın yapısıyla, koşullarını saptamaya ilişkin
çalışmalar dilbilimi olduğu kadar ruhbilimi de ilgilendirmektedir.
Hatta Chomsky bu konuda "(...) dilsel yapı incelemesini insan
ruhbiliminin bir bölümü olarak geliştirmeye (...)" (s.107)
çalışmaktadır.
Chomsky'nin dile yönelen bilim adamlarıyla ve filozoflarla ortak olan
yönü şöyle belirtilebilir: dille ilgilenmek, insan doğasının
incelenmesinde esas olana işaret eder. Ona göre "İnsan dilini ve
dayandığı ruhbilimsel yetenekleri anlamayı istiyorsak, nasıl ve ne
amaçla kullanıldığını değil, ne olduğunu sormamız gerekir
önce." (s.lll)
Chomsky ayrıca, insan diliyle hayvan iletişimi konusunun ne denli
güncel olduğuna değinir ve bunların birbirinden tümüyle farklı
olduğunu da ileri sürer. Ona göre, bu iki yapının -insan dili, hayvan
iletişimi- benzerliklerini öne çıkarma çabalan boşunadır.
Deneyci ve usçu bağlamda birçok uslanmanın tartışıldığı üçüncü bölümde
Chomsky'nin ısrarla üzerinde durduğu, dil boyutunu önemsemenin, dile
ilişkin çözümlemelerin "genel ruhbilim içerisinde merkezi bir yerinin
(s.145) olması durumudur. Geleceğe yönelik sorun bağlamlarına da
işaret eden Chomsky, ruhbilim, bilgi kuramı ve dilbilimin ortak
sorunlarına bir kez daha dikkat çeker: "Sözgelimi, dil kullanımının
yaratıcı yanına ilişkin temel sorunlar, eskiden olduğu gibi günümüzde
de erişemediğimiz sorunlar olarak duruyor. Dilsel yapının tam olarak
incelenebilmesi için çok önemli olduğu kuşku götürmeyen evrensel
anlambilim incelemeleri Ortaçağdan bu yana hemen hiç gelişmemiştir. (s.
145) Gerçekten de Ortaçağın bu açıdan ne denli verimli olduğu,
sorunların düşünme-dil ilişkisi dolayımında ayrıntılı bir biçimde ele
alındığı gözardı edilmemesi gereken bir saptamadır.
Kurumsal temel
Dilbilgisini kuramsal temelleriyle ele alan Chomsky, "Bir kimsenin,
kendi diline ilişkin bilgisinin, onun dilden olağan ve yaratıcı bir
biçimde yararlanmasını olanaklı kılan bilginin doğası nedir?" (s.155)
sorusunu sorar. Bir dilbilimci olarak tüm doğal dillerin ortak
paydalarıyla ilgilenmek, evrensel sesbilgisi, evrensel anlambilim ile
bunları kuşatan evrensel bir dilbilgisini zorunlu kılar. "(...)
evrensel dilbilgisi kuramı (...), doğal dillerde bir tümcenin biçimi
ile anlam içeriğini belirleyen düzenekleri ele alır." (s.180) Evrensel
dilbilgisi yine Chomsky'nin deyişiyle "(...) bütün insan dillerinin
dilbilgilerinin yerine getirmesi gereken koşulları konu edinen bir
inceleme alanı olarak tanımlanabilir." (s.187)
Dil ve Zihin'in son bölümünün başlığı "Dilbilim ve Felsefe"; bu
bölümün başlangıç cümlesi, zaman zaman birbirlerini karşılıklı olarak
yok sayan dilbilimciler ve filozoflar için son derece uyancı
görünüyor. Özellikle, felsefe alanlar arası (dış dünya-düşünme-dil)
ilişkileri irdeleyen bir etkinlikse, dilbilimle felsefenin karşılıklı
bağımlılığı göz ardı edilemez bir durumdur. Bu konuda Chomsky şöyle
diyor: "Dilbilimciler ile felsefecilerin kullandıkları yöntemler ile
ilgilendikleri konular birbirine o kadar çok benziyor ki, bu iki alanı
kesin çizgilerle birbirinden ayırmakta direnmek, ya da bunlardan
birinin diğerinin elde ettiği başarıları dar bir bakışla görmezlikten
gelmek delilik olurdu sanırım." (s.237)
Dil felsefesiyle uğraşan filozoflar, dilbiliminin verilerinden
yararlanmak zorundadır. Gerçekten de felsefe, ruhbilim ve dilbilim
birbirine birçok yönden bağlı araştırma alanları olarak belirmektedir.
Chomsky'nin yapıt boyunca göstermeye çalıştığı temel noktalardan biri
budur ve onun bu bağlamda asıl üzerinde durduğu, ruhbilimin sadece bir
davranış bilimi olarak kabul edilmesine neden olacağı sınırlılıktır.
Ruhbilimi işte bu sınırlı konumlanıştan kurtaracak olan da dilbilimle,
felsefeyle kuracağı/kurması gereken bağlantılardır.
Günümüzde dilbilimle felsefe arasındaki işbirliği zorunlu olduğu
açıkça görülmektedir. Dilbilimci Prof. Dr. Ahmet Kocaman'ın, teknik
terimleri yetkin bir biçimde kullanarak ve tümüyle Türkçe'nin gücüne
güvenerek dilimize kazandırdığı Dil ve Zihin başta dilbilim, ruhbilim
(psikoloji) ve felsefe alanında çalışanların ve bu alanlarda öğrenim
görenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap olarak yayın dünyamızda
yerini alıyor; ayrıca Noam Chomsky, yaratıcı (gerçek imlamda) bilim
adamının felsefeyle kuracağı/kur ması gereken ilişkinin vazgeçilmez
olduğu konusundaki düşünceleriyle önemli bir örnek oluşturuyor. ...
(*) Betül Çotuksöken, Maltepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi
(**) Noam Chomsky, Dil ve Zihin, çev: Ahmet Kocaman, Ayraç Yayınevi,
Ankara, 2001, 296s.
Prof. Dr. Betül Çotuksöken
Cumhuriyet Kitap,
6 Eylül 2001